Natalie Portman’lı Planetarium’un Fragmanı Yayınlandı
Daha çok senarist kimliğiyle bilinen Rebecca Zlotowski’nin üçüncü filmi Planetarium’un fragmanı yayınlandı. Filmde, rol aldığı filmlerdeki performansıyla Hollywood sinemasına adını yazdıran Natalie Portman, başrolü Lily- Rose Depp ile paylaşacak.
Son dönemde giderek yaygınlaşan ve beyazperdede yer alan kadın hikayelerine bir yenisi daha eklenecek; Planetarium. Daha fragmanıyla bile tüyleri diken diken eden filmin kadınsı bir estetiğe sahip olduğu planlardan fışkıran dilden bile belli oluyor. Yaratıcı, özenle bezenmiş kadrajlar, tatlı bir romantizmde anlatılan nostaljik hikaye ve ana çatışmayı bedenlerinde taşıyan iki savaşçı kadın ana karakter. Bunların hepsinin örülüş biçimi bize şahane bir görsel şölen yaşatacağa benziyor. Fragmanda kadın sunucunun fransızda dilinde söylediği cümle de, filmin bize yaşatacağı duygu yoğunluğunu anlatmaya yetiyor. ”Bu akşam izleceğiniz bir bir gösteri değil. Bu, yaşayacağınız bir deneyim.”

İşlenmiş Temalardan Beslenen Yine de ”Yeni”yi Üreten Bir Film
Sinemanın ilk yılları olan sessiz sinema dönemi, şu an devasa gibi gözüken ama aslında henüz çok genç bir sanat salı olan sinemanın, bebeklik dönemi, pek çok başarılı filmde yer verilen bir konu oldu. The Artist‘ten Hugo‘ya son dönemde popülerleşen pek çok film vizyona girdi. Bu filmler aynı zamanda Hollywood kısırlığından bizi kurtarmış olan yaratıcı filmler olarak son yıllarda çok fazla gündeme geldi. Bunu yanı sıra başta Hollywood olmak üzere dünya sinemasının tanıdık konusu Nazi işgali dönemi ikinci dünya savaşı. Artık sinema için ikinci dünya savaşı sadece cephede verilen bir savaş değil. Şehirlerde Nazilerin gelişinin ayak izleri de yeterince güçlü bir çatışma ögesi olabilmekte sinema için.
Şimdi bu iki klişeyi ve muhtemelen daha pek çoğunu harmanlıyoruz, önemli olan çalmak değil çaldığının hakını nasıl verdiğindir şiarıyla yola çıkıyoruz. Vardığımız yer işte bu film; Planetarium olacaktır.
Tarihe Karşı Savaşan, Ölümle Dans Eden İki Kardeşin Hikayesi
İki kardeşin arasındaki bağ sorunları yıkıp geçebilecek güçlere sahiptir. Fakat bu kırılmaz görünen bağlar çok zorlu sınanmalardan geçebilir. Bunlaran sinema için de en klasik olanı ünlenmek ve popülerleşmek. Filmin ana iki karakteri olan kardeşler; Laura (Natalie Portman) ve Kate (Lily- Rose Depp) Barlow kardeşler, dönemin en bohem ve en çekici şehri olan Paris’e gelirler. Sinemanın doğduğu bu yıllarda yeniliklere açık bir girişimciyle yolları kesişir. Bu yapımcı onları beyaz perdeye taşır. Kardeşlerin bir gizemli yanı daha vardır. Bu kardeşler ölümle konuşabildiklerine inanırlar. Tüm bunlar olup biterken Nazi’lerin ayak sesleri Avrupada duyulmaya başlanmıştır ve Hitler belası Paris kapılarına dayanmıştır. Yaşadıkları bu çalkantılı sürece bir de ırkçılık eklenince bu iki kardeş için yaşam baştan başa bir savaş halini alır.

Planetarium’un Fragmanı Yayınlandı!
Filmin yönetmenliğini yapan Rebecca Zlotowski, filmin senaryosunu Robin Campillo ile beraber hazırlamış. Bu ilgi çekici filmde birilerinin kokusun sezdiyseniz muhtemelen tahminleriniz doğru. Filmin yapımcılığını Dardenne Kardeşler üstleniyor. Eklemeden geçemeyeceğim fonda duyduğumuz güçlü müzik ise 2013 yılında Grand Central filminde Zlotowski ile beraber çalışmış olan Moritz Reich önderliğinde bize sunuluyor. Fransa- Belçika ortak yapımı olan filmin Fransa vizyon tarihi ise 16 Kasım olarak belirlendi. Ne yazık ki ülkemize dair henüz vizyon bilgileri bulunmamakta.
Bence lafı fazlasıyla uzattım. Tüylerimizin diken diken olma vakti geldi. Karşınızda Planetarium filminin fragmanı!
Kaynak : IndieWire
Damla Deniz Cengiz
44 yazı · Damla Deniz Cengiz İstanbul'da 92 yılında, annesiyle babasının tanıştığı yerde, Çapa'da dünyaya geldi. Ailesinin götürdüğü ilk sinemada huzuru bulup uykuya dalan küçük çocuk hayatını devamında artık uyuya kalmadan sinemanın büyüleyen dünyasının bağımlısı buldu kendini. Malum hayat gercegi artık kendine meslek seçmesi gereken zaman geldiğinde de sadakatini korudu. Sinemanın büyülü dünyasının sadece izleyicisi değil sihirbazı da olmayı tercih etti. Lisede tiyatro çabalarından sonra gözünü sahnenin arkasına dikti ve Galatasaray Üniversitesine gitti. Sinemayla etkileşimi boyunca (gerek eğitimi, gerekse üretimleri sırasında) hep daha fazlasının olabileceğini düşündü. Ferzan Özpetek'in dostluğu, Wes Anderson'ın renkleri, Haneke'nin analizi, Méliès'nin kurnazlığı ve daha nice ustaların zekaları, bakışları hep onu büyüledi. Gözlerini kapamadan önce her gece Sandman çapaklarını bırakmadan hemen önce, iyi ki sinema var diyen bu sinema aşığı damla oldugunun farkında olarak gözü denizden ayrılmadan, geleceğin daha ne sahneler sunacağını bilmeden, yuvarlanıp gitmeye devam ediyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →