Mutlaka İzlenmesi Gereken Yetişkinlere Özel 13 Kara Komedi
Dr. Strangelove’dan Barton Fink’e, Arabesk’ten Snatch’e mutlaka izlenmesi gereken yetişkinlere özel 13 kara komedi için sizleri şöyle alalım.
Komedi ve hicvin alt türü olarak gördüğümüz kara komedi, sinemanın ilk yıllarında pek rastladığımız bir tür olmasa da yıllar içinde beyazperdede önemli bir yer edinir. Türünün öncüsü olarak Stanley Kubrick‘in Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb’ını gösterebileceğimiz kara komedi, genellikle apokaliptik bir dünyaya konuk olarak ya da absürdizme başvurarak mizah aracılığıyla hicvin gücünü kullanılır. Son yıllarda özellikle Coen Kardeşler ve Guy Ritchie gibi yönetmenlerin filmlerinde bolca yer verdiği kara komedi, This is the End gibi modern örnekleriyle karşımıza çıkmaya devam ediyor.
Gelin mutlaka izlenmesi gereken yetişkinlere özel 13 kara komedi için sizleri şöyle alalım.
Mutlaka İzlenmesi Gereken Yetişkinlere Özel 13 Kara Komedi
Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb – Stanley Kubrick (1964)

Sinemanın dahi yönetmeni Stanley Kubrick’in kariyerindeki ilk ve tek komedisi olan 1964 yapımı Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb, Kubrick filmleri içerisinde muhtemelen en absürt ve karanlık olanıdır. Absürt tarzının yanı sıra bolca kelime oyunu, durum komedisi ve siyasi hiciv gördüğümüz film, Peter George’un Kırmızı Alarm isimli romanından beyazperdeye uyarlanmışsa da Kubrick’in orijinal tarzından pek çok iz taşır. Peter Sellers’ın aralarında Doctor Strangelove da olmak üzere üç farklı karaktere hayat verdiği film, Soğuk Savaş sırasında Amerikan haber alma ve genelkurmay noktalarında bulunan bir dizi önemli kişinin içine düştüğü yanlışlıklar zinciri sonucunda dünyanın bir nükleer savaşa nasıl sürüklendiğini anlatmasıyla ironi ve fanteziyi bir arada sunar.
A Boy and His Dog – L.Q. Jones (1975)

Genellikle oyuncu kimliğiyle karşımıza çıkan L.Q. Jones’u yönetmen koltuğunda gördüğümüz ikinci ve son uzun metraj film olan 1975 yapımı A Boy and His Dog, Harlan Ellison’un 1969 yılında kaleme aldığı kısa hikâyesinden beyazperdeye uyarlanmış bir post apokaliptik bilimkurgu. 2024 yılında, 4. Dünya Savaşı’nın sona ermesinin hemen ardından başlayan film; telepati yoluyla konuşabildiği, kendisinden çok daha zeki köpeği Blood’la birlikte yemek ve seks ihtiyacını karşılamak için yola çıkan küçük bir çocuğun yani Vic’in macerası anlatılıyor. Vic’le Blood arasındaki diyalogların komedi yönünü çektiği filmde kadının hiç değer görmediği, açlık ve ölümün kol gezdiği bir üst dünya ve medeni bir yaşam sürseler de otoriter yönetim anlayışının etkisiyle itaatkar bir toplumun yaşadığı bir yeraltı dünyası görürüz. Son sahnesiyle izleyicileri kendisine hayran bırakan film, muhteşem bir insan hicvi.
Network – Sidney Lumet (1976)

12 Angry Men filmiyle tanınan Sidney Lumet’nin 1976 yapımı Network’ü bir adamın çaresizlik ile beraber gelen hırsının televizyon ekranında beden bulmasını konu alıyor. UBS isimli kurgusal bir televizyon kanalında akşam haberlerini sunan Howard Beale, programın düşük reytingler almaya başlamasının ardından kovulacağını öğrenmesiyle canlı yayında intihar edeceğini söyler. Böylelikle kendisini tamamen televizyonla özdeşleştirmiş olan Beale’in ekran hırsıyla beraber yaşam, ölüm ve izlenme kavramları bir haftanın içine sığar. Medya ve televizyon sektörüne eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmasının yanı sıra En İyi Özgün Senaryo dahil 4 dalda Oscar’ı kucaklayan kara komedinin başarısında, senaryoyu kaleme alan Paddy Chayefsky’nin de katkısı büyük.
Arabesk – Ertem Eğilmez (1988)

Türkiye sinemasının çınarlarından Ertem Eğilmez’ın hasta yatağından yönettiği son filmi olan 1988 yapımı Arabesk, uzun yıllar boyunca Türkiye sinemasında yer alan arabesk kültürünü barındırıp hem ülkemiz insanına hem de ülkemiz sinemasına eleştirel tarzda yaklaşıyor. Zengin ağa kızı Müjde’nin küçüklüğünden beri tanıdığı fakir Şener’e olan aşkının babası ve onunla evlenmek isteyen Kaya tarafından engellenmeye çalışılmasını konu edinen film, bu damarıyla tam da arabesk film furyasının temasını andırsa da esas olarak bir arabesk film hicvidir. Absürt bir komedi anlayışıyla Yeşilçam klişelerine bolca gönderme gördüğümüz film, müzikal tarzıyla da oldukça dikkat çeker. Senaryosunu Gani Müjde’nin yazdığı, kadrosunda Şener Şen, Müjde Ar, Uğur Yücel ve Necati Bilgiç gibi isimlerin yer aldığını gördüğümüz Arabesk, kuşkusuz Türkiye sinemasının en iyi komedi örneklerinden birisidir.
Barton Fink – Joel Coen, Ethan Coen (1991)

Kara komedi ustaları Joel ve Ethan Coen’in 1991 yapımı filmi Barton Fink, absürtlük ile kara komedi sınırlarında savrulup durur. 1940’lı yılların Amerika’sında geçen filmde, Barton Fink adlı bir oyun yazarının Hollywood’ta bir film senaryosu yazmak için işe alınmasıyla içine düştüğü yazar bunalımını gerçeküstücü bir üslupla ele alır Coen Kardeşler. Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye, En İyi Yönetmen ve Coen Kardeşler filmlerinin olmazsa olmazı John Turturro’nun kazandığı En İyi Erkek Oyuncu ödülleriyle dönen Barton Fink, Coenler’in uluslararası arenada tanınmasını da sağlamıştı. Fink’in karşılaştığı zorlukları gerçek birer yaratım süreci engeli metaforu gibi okuyabileceğimiz film, kısa süresi içerisinde seyirciyi çok farklı ve şoke edici bir yolculuğun içine sürüklüyor.
Delicatessen – Marc Caro, Jean-Pierre Jeunet (1991)

Amelie’yle birlikte tüm dünya tarafından tanınır hale gelen Jean-Pierre Jeunet ile birlikte Marc Caro’nun yönetmen koltuğunda oturduğu 1991 yapımı Delicatessen, post apokaliptik bir dünyada geçmesine rağmen Jeunet sinemasında aşina olduğumuz renkli yapısıyla dikkat çeker. Özellikle et bulmak konusunda büyük sıkıntıların yaşandığı post apokaliptik Fransa’da geçen film, bir apartman dolusu insan ile alt kattaki kasabın ve aynı zamanda apartmanın sahibinin, apartmana yeni taşınan Louison’u öldürüp yemek maksadıyla peşine düşmelerini anlatır. Alışılmışın dışındaki komedi tarzıyla dikkat çeken film, bu tarzdaki diğer filmlerin aksine siyasi hiciv yerine savaşa ve insan davranışlarına odaklı bir kara komedi olarak karşımıza çıkar.
The Big Lebowski – Joel Coen, Ethan Coen (1998)

1946 yılında Howard Hawks tarafından yönetilmiş olan The Big Sleep filminin hem bir parodisi hem de bir kara komedi türüne getirilmiş halidir The Big Lebowski. Filmde zamanının çoğunu bovling oynayarak geçirdiğini gördüğümüz The Dude lakabıyla tanınan Jeffrey Lebowski’nin hayatı, iki haydudun onu bir milyonerle karıştırıp evine girmeleri ve halısına işemeleriyle alt üst olur. Bu olayı kaldıramayan Lebowski, halısının yenisini istemek üzere kendisiyle karıştırılan milyoneri ziyarete gidecek ve olaylar gelişecektir. Krautrock’tan 70’ler Alman porno endüstrisine, nihilistlerden mafyaya, çağdaş sanat camiasından sürreal rüyalara kadar bir dolu unutulmaz sahne ve karakterlerle dolu The Big Lebowski, Coen Kardeşler filmografisinin en nadide ve en başarılı komedilerinden birisi.
Being John Malkovich – Spike Jonze (1999)

Sinema tarihinin en orijinal filmlerinden birisi olan Being John Malkovich, son olarak 2013 yapımı Her ile bizleri kendisine bir kez daha hayran bırakan Spike Jonze’un ilk uzun metraj filmi olmakla birlikte Charlie Kaufman’ın yazdığı ilk uzun metraj film senaryosu. Being John Malkovich, Craig Schwartz isimli bir kukla sanatçısının ünlü film yıldızı John Malkovich’in beynine girmesini sağlayan bir portal bulup beyne girmesinin ardından yaşananlara odaklanıyor. Craig’in bu portalı bulmasıyla beraber bir beyne hükmetme ve gerçek ile dayatılan çatışması filmde kendini gösterirken film, Malkovich’in kendisini canlandırmasıyla daha da ilginç hale gelir. Konusu itibariyle halihazırda absürtken karakterlerin de oldukça karikatürize olmasıyla gerçek hayattan iyiden iyiye uzaklaşan Being John Malkovich, Jonze’a üç dalda Oscar adaylığı getirmişti.
Snatch – Guy Ritchie (2000)

İngiliz sinemasının kendine has tarzıyla dikkat çeken yönetmenlerinden Guy Ritchie’nin ikinci uzun metrajı olan Snatch, tarz itibariyle yönetmenin bir önceki filmi Lock, Stock and Two Smoking Barrels’la oldukça benzeşir. Oyuncu kadrosunda Jason Statham, Brad Pitt ve Benicio Del Toro gibi birçok ünlü ismin yer aldığı film, iki farklı koldan ilerlerken bir yandan Londra’nın arka sokakları ve şehirdeki illegal boks kültürü ile diğer yandan ise çalınan büyük bir elmasın yarattığı karışıklıkla haşır neşir oluruz. Filmin ilerleyen zamansallığında bu iki farklı hikaye bir noktada kesişir ve bu kesişmeyle beraber her iki olaydaki çete ve gangster ruhu beyazperdede muazzam bir şekilde anlatılır.
Bad Santa – Terry Zwigoff (2003)

Geçtiğimiz aylarda vizyona giren ikinci filmiyle hayal kırıklığı yaratsa da Bad Santa, halen kara komedinin orijinal örneklerinden bir tanesi. Ghost World’ün de yönetmenliğini üstlenmiş Terry Zwigoff’un yönetmen koltuğunda oturduğu Bad Santa, alışılmadık bir Noel Baba ve Noel zamanı hikayesiyle karşımıza çıkıyor. Billy Bob Thornton’un alkolik noel baba Willie’ye hayat verdiği film, neredeyse her yıl örneğini gördüğümüz hafif tonlu noel filmlerinin aksine kaba ve bir o kadar müstehcen tonuyla bu tarzdaki filmleri hicveden bir kara komedi. Filmin oyuncu kadrosunda Thornton’ın yanı sıra Tony Cox, Lauren Graham ve Brett Kelly yer alıyor.
In Bruges – Martin McDonagh (2008)

2006 yılında Six Shooter ile En İyi Kısa Film Oscarı’nı kazanan Martin McDonagh’ın ilk uzun metrajı olan 2008 yapımı In Bruges, adını aldığı Belçika şehri Bruges’da geçmekle kalmaz adeta şehri filmin başrolü yapar. Colin Farrell, Brendan Gleeson, Ralph Fiennes ve Clémence Poésy gibi isimlerin kadrosunda yer aldığı filmde istedikleri gibi gitmeyen son işlerinin ardından Londra’dan Bruges’a gelen kiralık katil Ray ve iş ortağı Ken’in patronlarından haber beklerken diğer yandan şehri gezmeye koyulurlar. Patrondan haber geldiği zaman ise işler çığrından çıkacaktır. Buram buram İngiliz mizahı kokan In Bruges, Bruges sokaklarıyla iç içe geçmiş bir hikayeyi bizlere sunarken finaliyle yürek burkan bir kara komedi.
Vavien – Yağmur Taylan, Durul Taylan (2009)

Televizyon dizileri aracılığıyla dahil oldukları sektördeki ilk iki uzun metraj filmlerini korku/gerilim türüne ayıran Taylan Biraderler’in üçüncü uzun metrajı Vavien’in usta işi senaryosu, filmin aynı zamanda başrolü olan Engin Günaydın’a ait. Film, Tokat’ın Erbaa ilçesinde yaşamını sürdüren Celal ve ailesinin hikâyesine odaklanıyor. Abisiyle birlikte elektrikçilik yapan Celal, hayatının gidişatından epey mutsuzdur, onu hayata bağlayan tek şey ise abisiyle beraber Samsun’da gittikleri pavyonda çalışan Sibel Ceylan’dır. Celal’in bu hayattan kurtulmak için yaptığı plan karısı Sevilay’ı da içerecektir. Günaydın’ın yanı sıra Binnur Kaya, Settar Tanrıöğen, İlker Aksum, Ercan Kesal ve Serra Yılmaz gibi isimlerin başarılı performanslarını gördüğümüz film, tarzıyla ve sinematografisiyle Coen Kardeşler filmlerini andırırken içinde yaşadığımız toplumu oldukça başarılı şekilde irdeleyen ve hicveden başarılı bir kara komedi.
This Is the End – Evan Goldberg, Seth Rogen (2013)

Modern Amerikan komedisinin tanındık ikilisi Evan Goldberg ve Seth Rogen’ın yönetmen koltuğunda oturduğu 2013 yapımı This Is the End, Dr. Strangelove’un öncüsü olduğu kara komedi türünün modern bir versiyonu. Kıyamet Günü’nün gelmesinin ardından insanlık türünden geriye yalnızca bir avuç oyuncunun kaldığını gördüğümüz film, hem Hollywood dünyasına hem de insan davranışlarına eleştirel tonda yaklaşıyor. James Franco, Jonah Hill, Jay Baruchel, Danny McBride ve Craig Robinson gibi isimlerin kendilerinin hicivsel versiyonlarını canlandırdığı film, vizyona girdiği dönemde hem gişe başarısı elde etmiş hem de eleştirmenler tarafından başarılı bulunmuştu.
Size göre listeye eklenmesi gereken filmleri yorumlara yazabilirsiniz.
İbrahim Cem Özsefil
2333 yazı
Yazarın diğer yazılarını gör →