· 6 dk okuma

Mutlaka İzlemeniz Gereken Diyalog İçermeyen 10 Başarılı Film

Mutlaka İzlemeniz Gereken Diyalog İçermeyen 10 Başarılı Film

Sinemanın tarihsel yolculuğu içerisinde her zaman değişimler kendini göstermiş ve bu değişimlerin peşinde sürükledikleri tarihin içerisinde hem kendini var etmiş hem de öncekini yok etmiştir. Batı felsefesi ile bu noktada bir kesişim yaşayan sinema kendisinden önceki akıma veya tekniğe karşı çıkarak, kendinden öncekine isyan etmiş ve bu isyanla beraber, isyanın içinde kendini tanımlamıştır. O yüzden de felsefe içerisindeki kuramlar ve okullar ile sinema içerisindeki teknikler ve gözler her zaman bu noktada buluşmuşlar, kendilerini geçmişin duvarlarının yıkılmasıyla var etmişlerdir.

Batı felsefesi ile benzerliği olan sinema başka bir noktadan da Uzak Doğu’nun öğretisini içerisinde taşır. Uzak Doğu öğretisi bir asilik içerisinde değildir. Daha çok bir bütün halinde ilerleme ve bir dairsel döngü hakimdir. Bu döngü içerisinde her yeni gelen bir öncekinden ve bir sonrakinden beslenir ve böylelikle de iç içe geçmiş bir döngüsel oluşum kendini gösterir. Bu döngüyü diyalog öznelinde de görebiliyoruz. Sessiz sinema ile başlayan tarihsel süreç yeni gözün ve tekniğin gelmesiyle beraber sessizliği bir kenara koyarak diyalogları filmin içerisine yerleştirmiştir ve artık yazı değil ses hakimdir filme. Ancak bu yenilikçi asilik döngüsel öğreti ile bir araya gelince ortaya muazzam bir birliktelik çıkar. Sessiz dönem dışında sesli sinema içerisinde diyalog içermeyen filmler kendini gösterir. Sesin bir anlam ifade eden cümleye, kelimeye dönüşmediği filmler; sesin içerisinde sadece bedenin ve doğanın gücüyle bir şeyler anlatır; sözleri geride bırakır. Biz de bu muazzamlığı ortaya çıkarmak için 10 başarılı diyalogsuz filmi derledik!

Mutlaka İzlemeniz Gereken Diyalog İçermeyen 10 Başarılı Film

Le ballon rouge – The Red Balloon (1956)

the-red-balloon-filmloverss

Albert Lamorisse tarafından 1956 yılında yapılmış kısa film The Red Balloon, festivallerde büyük ilgi görmüş bir filmdir. Akademi’de neredeyse hiç diyalogun olmadığı bu kısa film En Özgün Senaryo Ödülü’nü kazanırken aynı zamanda film Cannes’da En İyi Kısa Film kategorisinde Altın Palmiye’yi almıştır. Filmde Pascal isimli bir çocuk neredeyse duyguları olduğunu söyleyebildiğimiz ve kişileşmiş bir kırmızı balon ile arkadaşlık kurar. Bu arkadaşlık çocuğun ve balonun kopamayacağı bir bağa dönüşür. Paris’in sokaklarında hem arkadaşlıklarını oyun ile güçlendirirken bu ikili hem de balonu patlatmaya çabalayan çocuklardan kaçarlar. Mavi balonlu bir kız ile karşılaşan kırmızı balonlu Pascal, hayatı deneyimlemeye başlar.

Hadaka no shima – The Naked Island  (1960)

the-naked-island-filmloverss

Kaneto Shindo’nun 1960 yılı yapımı filmi çorak ve aslında çıplak bir adanın etrafında gelişiyor. Uzak Doğu kültüründeki doğanın gücü ve önemi filmde parlıyor ve bu parlamayla beraber aslında filmin ana aktörü adanın kendisi oluyor. Hiç diyalog olmayan bu filmde adada yaşayan bir aile ile karşılaşıyoruz. Daha doğrusu bu aile adada yaşayan tek insanlar. Ebeveynler ve iki çocuktan oluşan bu adanın tek sakinleri doğanın mecburiyeti içerisinde yaşamlarını zaman içerisinde akıtıyorlar. Tatlı su için sarf ettikleri çaba ile beraber film hem doğanın ululuğunu bize gösterirken, savaş sonrası Japonya psikolojisini ve ruhunu aynı zamanda aile dediğimiz kurumun iç dinamiklerini sergiliyor.

La Jetee – The Pier (1962)

la-jetee-filmloverss

La Jetee Chris Marker imzalı 1962 yapımı unutulmaz bir kısa filmdir. Twelve Monkeys filminin esin kaynağı olduğu söylenilen kısa film fotoğraflardan oluşan bir distopya-bilimkurgu örneğidir. İnsanlar gerçekleşmiş olan Üçüncü Dünya Savaşı’ndan sağ çıkmayı başarmışlardır ama artık dünya bilinen dünya değildir. İnsanlar yaşamlarını sürdürmek için yer altına inerler. La Jetee filmi de Paris’in kanalizasyonlarında geçer. Bu kanalizasyonlar da Almanların geleceğe gitme projesi yeniden yaratılır ve plana göre bir adam geçmişe gönderilir. Yapması gereken Üçüncü Dünya Savaşı’na neden olan olayı öğrenmek ve bu savaşa engel olmaktır. Ancak geçmiş aşk ile yeniden yazılır.

Scorpio Rising (1964)

scorpio-rising-filmloverss

Kenneth Anger’in 1964 yapımı 28 dakikalık filmi Scorpio Rising aslında bir perspektiften bakıldığında günümüzdeki video kliplerin kurucu öznelerinden ve yapı taşlarından biridir. Kenneth Anger filminde bir topluluğun ritüeline tanık olmasını sağlar izleyicinin. Eşcinsel olan bir grup motorcu Neo-Nazi ve ‘sınırsız’ gencin ritüelleri ekranda izleyicinin zihnine girmek için tek tek gösterilir. Bu ritüeller arasında motorların ululaşması ve onlara yapılan bakım seansları görülürken aynı zamanda uyuşturucu, seks, Marlon Brando, James Dean ve akrep görüntüleri gözlerin önünden geçer. Aynı zamanda filmde çalan 60’ların unutulmaz şarkıları filmdeki atmosferin şarkı eşliğinde şiire dönüşmesini sağlar.

Hotel Monterey (1972)

hotel-monterey-filmloverss

Chantal Akerman tarafından yazılmış ve yönetilmiş olan film Hotel Monterey, bizi New York şehrine götürüyor. Ancak klasik bir yolculuktan ve klasik beklentilerin oluşturduğu havadan çok farklı bir yolculuk oluyor bu. Gözlerin görmediği ve belki de görse de umursamadığı bir hotel olan Monterey’e gidiyoruz bu yolculukta. Akerman tarafından ve onun kullandığı kamera tarafından bu hotel içerisinde geziyoruz ve rehberimiz-gözümüz olan Akerman bize genellikle yalnız oturan insanları, asansör ile inip çıkan insanları, boş koridorları ve açılıp kapanan kapıları gösteriyor. Gösterilen bu maddeler içerisinde gösterilmeye amaçlanan oradaki hayat ve oranın ruhu oluyor filmde.

Le Bal (1983)

le-bal-filmloverss

Ettore Scola tarafından kayıt altına alınan bir tarihi yolculuk filmidir Le Bal. 1920’lerden başlayarak elli yıl sürecek bir tarihselliğe bu tarihselliğin getirdiği en insani olanlara tanıklık olmaktır filmin amacının altında yatan ve izleyicinin Le Bal’ı izlerken alması gereken. Filmde gözlerimiz sadece Fransız bir balo salonu içerisinde hareket eder. Bu balo salonu elli yıl boyunca gözlem altına alınmıştır ve izleyicinin karşısına danslarla beraber tüm insani şeyler sunulur. Kıyafetlerden çıkarılan moda anlayışı, müziklerden ve danslardan kulaklara ve gözlere gelen ilişki anlayışı, tutku ve hazzın bedenselleştiği danstaki hayatın her izi Le Bal filminde izleyicinin bir söz duymadan öğrenebileceği olgulardır.

Baraka (1992)

baraka-filmloverss

Ron Fricke tarafından 23 ülkede çekilmiş olan film Baraka, Arapça’dan alınmış bir film ismiyle kutsanmış anlamına gelen bir alt anlama sahiptir. Filmde herhangi bir seslendirme veya yorum yoktur. Doğanın, insanın ve hayatın sesleri vardır filmin içerisinde. Baraka isimli bu belgesel insana karşı büyük sorular sorarken aslında hiçbir öznel yoruma kaçınmadan sadece bir göz olarak kamerayı kullanıyor. Bu belgeselde doğanın insan tarafından ne hale getirildiği ve insanın doğayla beraber çevresindeki her şey, yaşadığı gezegeni, dini, tanrıyı, teknolojiyi nasıl anladığını ve nasıl anlamak isteyip içinde nasıl yaşadığını izleyiciye göstermek için nesnel bir yola çıkıyor. Yönetmen Fricke yıllarca dünyanın birçok yerinde yaptığı çekimlerle beraber doğa-insan ilişkisini ‘modern’likle beraber harmanlayıp bir hayat çıkarıyor ortaya.

Outer Space (1999)

outer-space-filmloverss

Peter Tscherkassky tarafından yazılan ve yönetilen 1999 yapımı film Outer Space tek kişilik unutulmaz bir performanstır. Filmde sadece Barbara Hershey’nin yer almasıyla beraber film görsel anlatının zincirlerini kırmış ve sınırlarını aşmıştır. 10 dakika süren bir kabus, kötü bir rüya gibidir bu film ve çekim teknikleriyle beraber sinema içerisinde farklı bir deneyim için yaratılmış, tanrısal bir oyunun parçasıdır adeta. Tscherkassky’nin kamerasından ortaya çıkan dairesel hareketlerle beraber iç içe geçen birçok görüntünün ürkütücü ve korkutucu dansı Barbara Hershey’in bilinçdışı çığlıklarıyla birleşir ve ortaya tarifi yapılama bir korku tesiri çıkar. Saldırılan bir kadın ve bir bina filmin karanlık temelleridir.

Blood Tea and Red String (2006)

blood-tea-and-red-string-filmloverss

Yetişkinler için yetişkinlerin duygusal dünyası, fantezi alanı ve aşkı için yapılmış olan bir filmdir Blood Tea and Red String. Aynı zamanda bir masaldır ve el ile yapılmış olan bir stop-motion filmdir. Filmde bir çıkmaza girmiş aşk anlatılır ancak bu aşkın acı çeken tarafı ve neler ile karşılaştığını tam olarak anlamadığımız daha doğrusu anlam vermediğimiz karakteri beyaz bir faredir. Bu beyaz fare ile sevdiği tarafından yapılmış olan bebek arasında gidip gelen stop-motion masal söylemlerin olmadığı, dilin ve diyalogun olmadığı bir yerde konumlanarak izleyiciye duyguları anlatmaya çabalar ve hiçbir söze gerek duymadan bu yetişkin masalı içerisinde bütün arzuları ortaya çıkarır.

L’illusionniste – The Illusionist (2010)

the-illusionist-filmloverss

Sylvain Chomet imzalı unutulmaz bir animasyon olan L’illusionniste – The Illusionist, Fransız eski okul animasyonlarını sevenler için unutulmaz ve kaçırılmaması gerekilen bir filmdir. Yönetmen ve mim ustası Fransız Jacques Tati’nin kızına mektup olarak yazdığı bir hikayenin senaryolaşması sonucu oluşan animasyon filmde Sihirbaz, sihirbazlık yapan sayılı insandan biridir ve bir barda az-ilgisiz izleyiciye gösteri yapmaktadır. Bu gösterilerinden birinde Alice isimli bir kız Sihirbazı izler ve onun yaptığı numaraların gerçek olduğuna gerçek sihrin var olduğuna inanır. Bu inanışla beraber hem Alice’in hem de Sihirbaz’ın hayatı büyük bir değişim yaşar; yaşamın içinde var olan sihir ortaya çıkar.

Osman Karakülah

Osman Karakülah

290 yazı · Osman çocuğun ölüm ile imtihanı 92 yılının mayıs ayında Antalya'da başladı. Sonuçta doğduğu anda ölümle son bulacak bir geri sayım saatinin düğmesine basılmıştı. Fakat altı yaşında bir gün ablası sevgilisi ile yalnız kalmak için onu tek başına sinema salonunda bırakınca bu çocuğun hayatı değişti. O an ölümden nasıl kaçacağını öğrendi ve sinemaya olan aşkı başladı. O şu an akademik kariyeriyle cebelleşirken ve hala ölümden korkarken ölümsüzlüğü, aşkı ve huzuru sinemada buluyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →