Mutlaka İzlemeniz Gereken 15 Kült Bilimkurgu Filmi
İnsanlık için bugün burada ne yapıyoruz sorusu her zaman en ilgi çeken, her zaman kafa karıştıran ve keskin sınırları olan bir cevabı olmadığı için her zaman en sinir bozucu soru olmuştur. Bugün burada, bu dünyada ve bu yaşam içerisinde bizler ne yapıyoruz? Varoluşsal bir cevap arayan bu soru içerisinde zihinlerimizin sınırları genelde kendini delip geçmek istese de kısıtlı alanda kısıtsız soruların ortaya çıkışı her zaman insanlık için boşa kürek çekme hissi uyandıran bir halet-i ruhiye yaratmıştır. Bu varlık amacına yönelik sorular yönelten insanın zihin ise zaman yolculuğunda, başka evrenlerde ve canlılarda, fantastik ögelerde ve öznelerde hatta distopya üzerinen gelişen gelecek kuruluşlarında çözümler aramaya ve bulmaya çabalamıştır. Bu amacın doğrultusunda da bilimkurgu adını verdiğimiz başka evrenlerin kapılarını insan zihnine açan bir tür gelişmiştir. Bu türün edebiyatta gelişmesiyle beraber sinemanın da dahil olduğu bür dünya var gelmiş ve hem zihne hem de görsel dünyaya hitap etmeye başlayan bu yeni tür insanın ben neden ve niye buradayım sorusuna alternatif cevaplar bulmasına olanak sağlamıştır.
1800’lü yıllarda edebiyatta özellikle Frankenstein ve Jules Verne romanlarıyla beraber bilimkurgu türü kendini yaratmaya başlamış ve insani dünya üzerinde kendine bir yer bulmaya başlamıştır. Bu kendine yer bulan yeni tür insan için başka evrenlerin bir ufuk açıcı aktörü olmuştur. Bilimkurgu sayesinde insan ölümlü olan bedeninden ve yapabileceklerinin, düşünebileceklerinin sınırından kurtulmuş; bu kurtuluşla beraber artık daha özgür bir alanda kendi için yeni kapılar açmıştır. Bu yeni kapı farklı evrenleri ve bu evrendeki canlıları insanın varoluşunu sürdürdüğü tek düzeliğe indirgemiş ve bu yeni arkadaşlıklar ile beraber insan kendi yaşamı için büyük bir heyecan yaratmıştır. Sinemada da bu heyecanın yansımasının görünmesi çok uzun bir süre beklememiştir. Fransız yönetmen George Melies tarafından 1902 yılında çekilmiş olan kısa film Trip to the Moon bilimkurguyu edebiyattan ve sözlü anlatımdan başka bir evrene çekmiştir. Artık insan zihninin yarattığı gariplikler, sıra dışı olanlar sinemaya, gözün alanına girmiştir. Bu giriş ile beraber sinema tarihi insan zihninin sınırlı sınırsızlığında yeni dünyalara yolculuğa başlamıştır. Biz de bu yolculuğa tanıklık etmek ve bu yolculukta önemli durakları sıralamak istedik. Bu yüzden de mutlaka izlenmesi gereken kült bilimkurgu filmleri arasından 15 tanesini derleyerek bir liste hazırladık. Bilimkurgu dünyasından çıkan bu küçük seçki sizi başka evrenlere ve güçlere götürmek için sizi bekliyor!
Mutlaka İzlemeniz Gereken 15 Kült Bilimkurgu Filmi
The Lost World (1925)

Sir Arthur Conan Doyle tarafından 1912 yılında yazılmış olan aynı isimli romandan uyarlanan Harry O. Hoyt tarafından yönetilen film The Lost World gazeteci Edward Malone’un bir maceraya atılmasını konu ediniyor. Edward Malone sevgilisine evlenme teklif etmiştir ancak sevgilisinden beklemediği bir cevap alır. Sadece muazzam bir olay yapmış olan bir adamla evlenmek istediğini söyleyen partnerine karşı Malone bir bilim insanıyla röportaj yapmaya gider. Ancak bu bilim insanının bir arkadaşı dinazorların yaşadığı Güney Amerika’nın bir bölgesinde mahsur kalmıştır. Onu kurtarma ekibine Malone da dahil olur ve böylelikle büyük bir macera sinemanın beyazperdesinde izleyici ile buluşur.
Dr. Cyclops (1940)

Dr. Alexander yetenekli bir fizikçidir. Bu yeteneğini dünyayı değiştirmek ve kendini kanıtlamak için kullanmaya çabalar. Bu çabaların ardından bir makine icat eder. Bu makine insanın her istediği objeyi, canlıyı küçültmesine yarar. Dr. Alexander bu makineyle beraber dünyayı küçültmenin gücünü ve kendi devliğini elinde tutar. Bu yeni icadını başka bilim insanlarına göstermek ister ve bir grup Polonyalı bilim insanını evine çağırır. Ancak beklediği tepkiyi alamaz ve bu bilim insanları bunun çok tehlikeli olduğu ve yok edilmesi gerektiğini düşünürler. Bu düşünce üstüne Dr. Alexander iş arkadaşlarını küçültür ve onları yok etmeye karar verir; dev olma güç hırsını beraberinde getirir.
Forbidden Planet (1956)

John J. Adams isimli bir uzay adamı gizemli bir görev için görevlendirilir. Kaptanlığını yaptığı uzay gemisi bir sinyal kesikliğini araştırmak için görevlendirilirir. Dünyadan ışık yılı uzaklıktaki bir gezegene gitmeleri gerekmektedir çünkü oradaki bir koloniden alınan sinyal kesilmiştir ve bu kesilen sinyalin görünürde herhangi bir nedeni yoktur. Bu sorunu araştırmak için giden John J. Adams ve ekibi adada görünmez bir canavar tarafından saldırılan ve yok olan bir gezegenle karşılaşır. Bu saldırıdan bilim insanı Dr. Morbius, Dr. Morbius’un kızı Altaira ve doktorun yapmış olduğu robot Robby kurtulmuştur sadece. Bu kurtulanlar ile bir araya gelen kurtarma-araştırma ekibi gezegenin sırlarıyla savaşmaya başlar.
Frankenstein Meets the Spacemonster (1965)

Robert Gaffney tarafından yönetilmiş film Frankenstein Meets the Spacemonster bilimkurgu türündeki filmler içinde her zaman farklı bir yerde konumlanmıştır. Karşılaşmaların ve uzaysal düşüncelerin birleştiği bu filmde kült olmanın belki de tanımlarından biri yeniden yaratılmıştır. George Garrett tarafından yazılmış olan kısa öykünün senaryolaştırıldığı filmde Mars’ın yok oluşu konu olur. Mars’ta yaşanan bir patlama sonucu Mars’taki kadınlar topluluğu yok olmuştur. Bunun üzerine Mars prensesi Marcuzan ve onun yardımcısı, sağ eli Dr. Nadir dünyaya gelir. Amaçlar dünyadan kadınları almak ve Mars’ta yeniden bir ırk yaratmaktır. Bu istek dünyanın Frankenstein ile savaş verir.
2001: A Space Odyssey (1968)

Stanley Kubrick tarafından 1968 yılında çekilmiş olan ve kült bilimkurgu filmi denildiği anda çoğu sinema izleyicisi için ilk akla gelen film olan 2001: A Space Odyssey, bir insan ve teknoloji macerası aynı zamanda evrimsel tanımının görsel şölenidir. İnsan öncesi bir zamanda film seyircisini karşılar. Buradaki canlılar bir su kaynağı için kavga verirler ve kazanan topluluk suyun sahibidir. Ancak bir gün bir siyah dikdörtgen prizma bu yaşamı böler. Artık canlı elindeki kemiği bir öldürme aracı olarak kullanmayı öğrenir ve bu icat ile bir anda sinemanın en büyük atlayışlarından biri gerçekleşir ve öldürme kemiği bir uzay gemisine dönüşür. Bu evrim ile beraber sinemanın en büyük bilimkurgusu açığa çıkar.
Barbarella (1968)

Jean-Claude Forest’ın ünlü çizgi romandan yola çıkarak yarattığı film öncelikle bilimkurgu kategorisindeki filmler arasında en sıra dışı olma özelliğini taşısa da başka bir nokta da sinema için önemli adımlardan biridir. Sinemada yer alan cinsel devrimin vücut bulmuş halidir Barbarella. Barbarella filmde zamansız bir dönemdedir. Bu distopik alanda dünyada kaotik ve huzursuz bir hava hakimdir. Dünyanın temsilcisi olarak seçilen Barbarella’nın görevi uzaya giderek dünyanın tehditleriyle savaşmaktır. En büyük tehdit olan Doctor Duran Duran ile savaşan Barbarella şansının getirdiği güç ile de beraber her zaman hayatta kalmayı başarmıştır ve bilimkurgu dünyasında önemli bir yere konumlanmıştır.
Turist Ömer Uzay Yolunda (1973)

Ünlü bilimkurgu serisi Star Trek’in Türkiye Sineması içerisinde çekilmiş ve aslında orijinaline sadık kalınarak yeniden yaratılmış bir halidir Turist Ömer Uzay Yolunda. Filmde yeniden Atılgan uzay gemisi içerisinde Mr. Spock, Dr. McCoy, Darnell ve Glenn ile karşılaşırız. Ancak uzay gemisine sızmış olan bir canavar vardır ve bu canavar kendi bedenini kullanmamaktadır. Bazı karışıklıklar ile beraber Orin 7 gezegeninde Tursit Ömer Atılgan gemisine canavar olarak alınır. Onun canavar olmadığı anlaşılınca da Star Trek macerası ünlü oyuncu Sadri Alışık’ın canlandırdığı kült karakter Turist Ömer ile büyük bir maceraya atılır. Hulki Saner tarafından yönetilen film Türkiye Sineması için de unutulmaz bir yapımdır.
A Boy and His Dog (1975)

Distopik bir dünyanın kurgulandığı A Boy and his Dog filminde izleyici 2024 yılına götürülüyor. Dünyanın 2024 yılındaki hali bilimkurgunun en çok kullandığı korkutucu senaryolar ile bezenmiş bir vaziyette. B-movie kategorisinde olan bu filmde dünyadaki insanların sayısı çok azalmış bir şekilde izleyici karşılanıyor. Bu insanların azaldığı dünyada insanlar genelde yeraltında yaşıyorlar. Ancak filmin ana karakteri Don Johnson konuşabildiği köpeğiyle beraber çölde yaşamayı tercih ediyor. Ancak cinselliğin vücudunda uyanmasıyla beraber Don bir kızı takip ederek yeraltına inmeye karar veriyor. Kara komediye doğru evrilen bu bilimkurgu filmi kesinlikle izlenmesi gereken yapımlar arasında.
The Man Who Fell to Earth (1976)

David Bowie’nin ilk oyunculuk denemesi olan The Man Who Fell to Earth bilimkurgu sever izleyiciler için büyük bir hazine niteliği taşıyor. Bowie’nin filmde canlandırdığı uzaylı yabancı dünyaya düşüyor ve asıl amacı susuzluk çektiği gezegenine dünyadan su götürmek oluyor. Dünyanın tüm toplumsal normlarını uygulayan bu yabancı para kazanıyor ve evleniyor. Kendi isimini dünyada duyurduktan sonra amacını gerçekleştiremeden dünyanın korkutucu vahşiliğini tadıyor. Yabancıların dünyada ‘hoş’ karşılanmasını deneyimleyen bu yabancı filmde gerçeklik ile olan temasını tamamen kaybediyor ve televizyonun dünyası içerisinde kendi varlığını sorgulatıyor izleyiciye.
The Thing (1982)

John Carpenter’ın yönettiği 1982 yılı yapımı film The Thing 1951 yılı yapımı Christian Nyby imzalı film The Thing from Another World’un yeniden çekimidir. Ancak film ilk çekimindense orijinal metne daha bağlı kalmıştır. John W. Campbell, Jr.’ın yazdığı Who Goes There? isimli kitaptan uyarlanan The Thing filminde şekil değiştirebilen bir uzaylı yaratık hapsolduğu buzdan kurtuluyor ve Antartika’da bir grup bilim insanının çalıştığı üssü hedef alıyor. Bu hedef sonucu o üsteki herkesi öldürüyor. Bunun üzerine bir grup Amerikalı bu gizemli olayı incelemek için bu üsse gidiyor ve biçiminden emin olmadıkları bu düşmana karşı bir savaş veriyorlar. Filmin müziklerinin de Ennio Morricone imzalı olduğunu söylemek gerekir.
Brazil (1985)

Terry Gilliam tarafından yazılan ve yönetilen film Brazil gerçek ile hayalin parça parça birbirine girdiği unutulmaz bir filmdir. Filmde ana tema Aquarela do Brasil isimli şarkının yarattığı dünya üzerine kurulmuştur. Filmde artık devlet ve rejim insanların en büyük düşmanı olmuştur. Gelecek bir zamanda geçmeyen film hepimizin her an hayatta karşılaşabileceği bir korkuyu ve düşmanı yaratmıştır. Devlet ve bürokrasi artık insanların tüm gündelik hayatına yansımıştır ve insanların hayatlarına müdahale etmektedir. Filmin ana karakteri Sam için yapılabilecek tek şey hayallerinde yaşamaktadır. Hayalleri kimsenin karışamadığı bir alandır ama ancak hayal ile gerçek birbirine karışmaya başlar.
The Fly (1986)

The Fly David Cronenberg tarafından yönetmenliği yapılmış kült bir filmdir. Filmde bir bilim insanının metamorfozu yansıtılmaktadır. Seth Brundle isimli bu bilim adamını filmde ünlü oyuncu Jeff Goldblum çok başarılı bir şekilde hayata geçirmiştir. Filmde bilim insanı kendi dönüşümünü yaratabileceği bir makine icat eder ancak bu makinenin içerisine bilim insanının gözünden kaçan bir sinek girer. Ve makinenin gücüyle beraber artık Seth’in DNA’sı sineğin DNA’sı ile birleşmeye başlar. Bu birleşme beraberinde büyük bir dönüşümünü ve hatta ergenlik dönüşümü olarak okuyabileceğimiz bir metamorfozu barındırır. İnsanı ne insan yapar sorusu bu kült bilimkurgunun en büyük soru işaretidir.
Ghost in the Shell (1995)

Mamoru Oshii tarafından hayat verilen bu anime filmi Ghost in the Shell bir bakıma Blade Runner’ı andıran korkutucu bir distopya filmidir. Ancak animenin getirmiş olduğu sınırsız bir dünya yaratma gücüyle beraber film Blade Runner’ın da ulaşamadığı bir noktaya ulaşamayı başarmıştır. Filmde artık insanların organik yapıları başkalaşmaya başlamıştır. İnsanlar artık tamamen organik bir canlı olmaktan çıkmış ve teknoloji ve makine ile birleşmeye başlamışlardır. Kuklacı ismi verilen bir hacker insanların zihinlerine girerek anıyı ve hafızayı çalmaya başlar. Devlet bu tehlikeyi önlemek ve hacker’ı yok etmek için bir örgüt kurar. Zamanında anime Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ya aday olmuş tek animedir.
The Man from Earth (2007)

Richard Schenkman tarafından yönetilmiş 2007 yılı yapımı The Man from Earth filmi David Lee Smith’in hayat verdiği Profesör John Oldman’ın veda gecesine odaklanır. Konuşmaların beraberinde sözsel yolculukla beraber ortaya çıkan bir sırrın üzerine kurulu bir sohbete odaklanır film. Profesör Oldman’ın 14 bin yıllık geçmişine kadar uzanan ve tek mekanda geçen hikayesiyle, diyaloglarla bezeli senaryosuyla bilimkurgu severler için farklı bir yapım olma özelliği taşıyor, The Man from Earth. Bağımsız sinema içerisinde bilimkurgu türünün en ilgi çekici ve kısa zamanda kültleşmiş örneklerinden biri olan film, sinefiller için mutlaka izlenmesi gereken yapımlar arasında yer alır.
Moon 2009

2009 yapımı Duncan Jones imzalı film Moon kısa zamanda bilimkurgu türünde kült filmlerden biri olmuştur. Filmde Sam Rockwell tarafından canlandırılan astronot Sam Bell önemli bir görev ile aya gönderilir. Bu görev dünyanın enerji kaynaklarından birini bulmak ve dünyaya bunu bildirmek üzerine kuruludur. Ayın karanlık bir bölgesinde görevini yerine getiren Sam Bell bir gün dünya ile olan bütün bağlantısını kaybeder. Yalnızlık ile baş başa kalan astronot tek konuşabildiği robot ile terk edilmenin bambaşka bir versiyonu içine girmiştir. Bu yalnızlıkta beyni ona oyunlar oynamaya başlar ve halüsinasyonlar ile gelen dehşet duygusu filmi izleyenlere unutulmaz bir tecrübe yaşatır.
Osman Karakülah
290 yazı · Osman çocuğun ölüm ile imtihanı 92 yılının mayıs ayında Antalya'da başladı. Sonuçta doğduğu anda ölümle son bulacak bir geri sayım saatinin düğmesine basılmıştı. Fakat altı yaşında bir gün ablası sevgilisi ile yalnız kalmak için onu tek başına sinema salonunda bırakınca bu çocuğun hayatı değişti. O an ölümden nasıl kaçacağını öğrendi ve sinemaya olan aşkı başladı. O şu an akademik kariyeriyle cebelleşirken ve hala ölümden korkarken ölümsüzlüğü, aşkı ve huzuru sinemada buluyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →