· 6 dk okuma

Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Sean Penn Performansı!

Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Sean Penn Performansı!

Sinema dünyasının yarattığı her karakterde harikalar yaratan başarılı oyuncularından biri olan Sean Penn; sinema kariyerine ilk başladığı filmden bu yana ‘karakter oyuncusu’ olma özelliğini korumuş ve her geçen yıl bu özelliğine artılar eklemeyi başarmıştır. 1981 yılında Taps filmiyle beyazperdeye merhaba diyen; ve ardından gelen pek çok başarılı yapımda usta isimlerle çalışan Penn, özellikle 90’lı yıllarda ortaya koyduğu performanslarla sinema tarihinin en yetenekli oyuncularından biri olacağının sinyallerini vermişti. Sadece oyunculuğuyla veya daha sonrasında yönetmen koltuğuna oturduğu filmleriyle değil; toplumsal olaylara karşı yaklaşımıyla, sinema sektöründe veya herhangi bir alan karşılaştığı ayrımcılık, eşitsizlik, sömürü gibi konulardaki karşıt tavrı ve  ideolojik duruşuyla da oldukça dikkatleri çeken Sean Penn; sinema dünyasının en önemli ödülü olarak bilinen Oscar’a hem Mystic River’la hem de Milk’teki performansıyla iki kez sahip oldu. 11 Eylül üzerine çektiği belgeseli 11’09”01, 2007 yapımı Into the Wild ile yönetmenlikteki başarısını da kanıtlayan oyuncu son olarak ise Cannes Film Festivali’nde prömiyerini gerçekleştiren Javier Bardem ve Charlize Theron’un başrollerinde yer aldığı The Last Face’in yönetmen koltuğunda oturdu. Hem oyuncu kimliğiyle hem de yönetmen kimliğiyle harikalar yaratan Sean Penn’in, Dead Man Walking’den I Am Sam’e; 21 Grams’tan Milk’e mutlaka izlemeniz gereken performanslarını sizin için sıraladık.

Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Sean Penn Performansı!

Carlito’s Way – 1993

carlito-s-way-filmloverss

Brian de Palma’nın yönettiği Carlito’s Way; tıpkı yine Al Pacino’nun başrolünde olduğu Scarface filmine olduğu gibi mafya dünyasının tüm yönlerini, gerçekçi bir dille beyazperdeye taşıyor. Hapishaneden yeni çıkan Carlito şiddetten ve suçtan uzak durmak için New York’un yolunu tutar; ancak onun geçmişinden ve suç dünyasından kurtulmasının imkanı yoktur. Bir arkadaşı Carlito’yu tekrardan kirli dünyanın içine dahil eder.. Al Pacino’nun muazzam performansıyla devleştiği filmde; gözlükleri ve saçlarıyla oldukça farklı bir karaktere imza atan Sean Pean ise David Kleinfeld olarak karşımıza çıkar.

Dead Man Walking – 1995

dead-man-walking-filmloverss

Sean Penn’in başrolünde yer aldığı en etkileyici filmlerden biri olan Dead Man Walking; ölüm sırasını bekleyen bir idam mahkumu ile merhametli bir rahibe arasındaki ilişkiyi konu alıyor. Tim Robbins’in yönetttiği ve en iyi yönetmen dalında Oscar’a aday olduğu filmde; Susan Sarandon’un canlandırdığı rahibe, idam mahkumu olan Matthew Poncelet’le ve onun kurbanlarıyla yakınlaşarak empati kurmaya başlar; biz de aslında film boyunca kendimize dahi sormaya çekindiğimiz sorularla karşılaşıp, cevaplar ararız. İnsan ilişkileri ve insanın kendisine dair derinlemesine bir analiz sunan film Dead Man Walkning’de Sean Penn, Matthew Poncelet karakteriyle hafızalara kazınmıştır.

Hurlyburly – 1998

hurlyburly-filmloverss

David Rabe’nin 1984 yılında kaleme aldığı aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlanan, bağımsız yapım Hurlyburly’nin yönetmen koltuğunda ise Anthony Drazan oturuyor. Tiyatroda çok fazla ilgi görmesine rağmen, aynı başarıyı sinemada yakalayamayan yapım; aslında diyaloglarından oyuncu kadrosuna kadar göz dolduran etkileyici bir film. Başrollerini Sean Penn’in yanı sıra Kevin Spacey, Meg Ryan ve Robin Wright’ın yer aldığı film; arkadaşlık ve kadın-erkek ilişkileri üzeine uzun diyalogların yer aldığı alkol, seks ve uyuşturucu ekseninde yaşanan hayatları konu alıyor. Filmde Spacey’i Mickey rolünde, Sean Penn’i ise Eddie olarak izliyoruz.

Sweet and Lowdown – 1999

sweet-and-lowdown-filmloverss

Woody Allen’ın yazıp yönettiği; dünyanın en önemli caz gitaristlerinden biri olan Emmet Ray’in yaşam öyküsünün anlatıldığı; ‘mockumentary’ adı verilen yarı kurgu- yarı belgesel tarzında oldukça başarılı bir film olan Sweet and Lowdown’ın en dikkat çekici yanı ise kuşkusuz Ray’e hayat veren başarılı aktör Sean Penn! Dönemin caz sanatçılarına ve parçalarına yer veren yapım, 1930’ların Amerikası’nı kullandığı renklerle, kostümlerle ve dekorla oldukça başarılı bir şekilde yansıtıyor. Dönem filmlerindeki başarısını tartışmayacağımız Allen’ın keskin zekasıyla yarattığı yarı kurmaca senaryosuyla da bizi naif bir hikayeyle buluşturduğu filmi Sweet and Lowdown, “Her hayal bir gün kül olur.” repliğiyle hafızalarda yer etmiştir.

I Am Sam – 2001

i-am-sam-filmloverss

Sean Penn filmografisine doğru göz attığımızda gözlerimizi en çok yaşartan karakterlerinin başında Sam Dawson gelir. Küçük kızı Lucy’le birlikte yaşayan, zeka seviyesi yedi yaşındaki kızıyla aynı seviyede olan Sam kızının büyümesiyle birlikte büyük problemler yaşamaya başlar; çünkü artık onun kızına öğreteceği bir şey kalmamış aksine kızı onun ebeveyni gibi olmaya başlamıştır. Sosyal hizmet görevlilerinin bu durumun farkına varmasıyla ise işler iyice alt üst olur; kızını elinden almamaları için Sam elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdır. Masumiyet ve sevginin en saf halinin vücut bulmuş hali olarak karşımıza çıkan Sam ile ondan ayrılmak istemeyen kızı Lucy’nin ilişkisini konu alan I Am Sam; hikayesinin yanı sıra Beatles coverlarıyla da gönüllerde taht kurar.

Mystic River – 2003

mystic-river-filmloverss

Jimmy, Dave ve Sean aynı mahallede yaşayan üç yakın arkadaştır; bir gün sokakta oyun oynarlarken aslında polis olmayan ama öyle gözüken birkaç kişi Dave’i götürür. Bu yaşanan olay üç arkadaşın da hafızasında kötü birer anı olarak yerlerini korur; aradan yıllar geçer ve bu üç çocuk da büyümüş ve farklı hayatlar kurmayı başarmışlardır. Jimmy’nin bir bar çıkışı öldürülmesi üzerine olayı araştırma işini polis olan Sean ve ortağı Whitey üstlenir. Üç yakın arkadaşın kesişmesini sağlayan olaylar örgüsüyle izleyiciye oldukça merak uyandırıcı bir hikaye sunan Mystic River’ın yönetmen koltuğunda ise Clint Eastwood oturuyor. Filmin başrolleri ise muazzam; Sean Penn, Kevin Bacon ve Tim Robbins!

21 Grams – 2003

21-gram-filmloverss

Sevgi, sadakat, cesaret, tutku ve suçluluk gibi kavramlarla yüzleşmemizi sağlayan Alejandro González Iñárritu’nun yönettiği; zaman geçişleriyle ve Iñárritu filmlerinden aşikar olduğumuz hikeye kesişimleriyle örülü film 21 Gram’ın başrollerinde Sean Penn’e Naomi Watts ile Benicio Del Toro eşlik ediyor. Film ‘raslantı’ kavramını merkezine aldığı hikayesinde; bu kavramın gücüyle üç kişinin yollarını kesiştiren bir trafik kazasını konu alıyor. Sean Penn’i ölümle yaşam arasında kalmış, kalp nakli bekleyen bir matematik profesörü olarak izlediğimiz film muhteşem kurgusuyla izleyiciyi tabiri caizse içine hapsediyor.

Kaç hayat yaşıyoruz? Kaç kez ölüyoruz? Ölüm anında 21 gram kaybettiğimiz söyleniyor… 21 grama ne sığar?

Milk – 2008

milk-filmloverss

Amerika’nın en hoşgörüsüz olduğu dönemde, eşcinsel olduğunu gizlemeyen Harvey Milk’in her bireyin eşit haklara sahip olması için verdiği mücadelenin anlatıldığı Milk; Harvey Milk’in cesaretiyle hayatların, bakış açılarının, siyasetin ve tarihin nasıl değiştiğini anlatıyor. 1977 yılında San Francisco Şehir Meclisi’ne seçilerek Amerika’da eşcinselliğini saklamasına gerek kalmadan bir devlet kadrosuna üst düzey bir yönetici olarak seçilen ilk kişi olan Harvey Milk’in yaşam öyküsünden beyazperdeye uyarlanan filmde; Harvey Milk olarak izlediğimiz Sean Penn olağan üstü bir performansla karşımıza çıkıyor. Kendisinin inandığı bir amaç uğruna savaşan ve Amerikalıların bir kahraman olarak bahsettiği Harvey Milk’in ilham veren ve umutlandıran hikayesini; Sean Penn’in muazzam performansıyla izlediğimiz Milk; Penn’e en iyi oyuncu dalında Oscar kazandırırken, aynı zamanda da en özgün senaryo ödülüne layık görüldü.

This Must Be The Place – 2011

this-must-be-the-place-filmloverss

İtalyan sinemasının önemli isimlerinden biri olan Paolo Sorrentino imzalı This Must Be The Place; hikayesinin yanı sıra Sean Penn’e hayranlık duyacağımız performansıyla, yarattığı karakteriyle oldukça etkileyici bir yapım. Aile ilişkilerinden Yahudi soykırımına; bir geçmiş hesaplaşmasından bir yol hikayesinin gerektirdiği tüm duyguları barındıran film; muhteşem soundtracki ve sinematografisiyle de göz dolduruyor.

Tree of Life – 2011

tree-of-life-filmloverss

Sinematografisiyle her zaman izleyiciyi büyülemeyi başaran Terrence Mallick’in etkileyici görüntülerle bezeli filmi The Tree of Life; kaderin varlığı, kendini bulmak ve hayatı, kararları sorgulamak üzerine bir hikayeyle karşımıza çıkıyor. Sean Penn’in hayat verdiği karakter Jack’in çocukluk yılları ile orta yaşlı halini bir düzlem dahilinde değil de farklı bir kurguyla sunduğu filmde; biz yukarıda bahsettiğim kavramları geçmişte saklı olan hikayelerin içinde veya direkt Jack’in karakterinde bulmaya çalışıyoruz. hayata ve aslında insanın kendine dair sordukları soruları, Mallick kendi evreninde öyle güzel cevaplar ve yarattığı karakterlere de filmde yer alan oyuncular öyle güzel hayat verir ki; film beyazperdeden çıkarak adeta hayatın kendisi oluverir.

 

Elif Barış

Elif Barış

586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →