· 6 dk okuma

Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Charlotte Gainsbourg Performansı!

Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Charlotte Gainsbourg Performansı!

“Büyürken hep sessiz biriydim. Konuşmaktan daha çok dinlemeyi tercih ettim çünkü diğer insanların görüşleri kendiminkilerden hep daha ilginç geldi… Ben olabildiğince merkezden uzak olarak; bir şeylerin kenarında olmayı seviyorum.”

Ünlü Fransız müzisyen Serge Gainsbourg ile İngiliz oyuncu Jane Birkin’in yıllarca konuşulan ilişkilerinin tek çocuğu olan Charlotte Gainsbourg; ailesinden genetik yollarla aldığı özelliklerden midir; yoksa kendisine has olan yeteneğinden midir bilinmez sinema dünyasının canlandırdığı karakterlerle dikkatleri üzerine çekmeyi başaran oyuncularından biridir. Kariyerine çok erken yaşta başlayan; Paroles et musique ve La tentation d’Isabella gibi Fransız yapımlarıyla ilk kez beyazperdede görünen Gainsbourg; bir süre sonra sadece Fransa’da değil dünyaca tanınan bir aktris haline gelecektir. Dayısı Andrew Birkin’in Gümüş Ayı ödülü kazandığı filmi The Cement Garden’da hala çok genç olmasına rağmen artık başrolde gördüğümüz Gainsbourg; kariyerindeki başarılı performansları ise 2000’li yıllara girmemizle birlikte vermeye başlar. Alejandro González Iñárritu imzalı 21 Grams, fantastik dünyayla gerçek hayatı bir arada anlatabilen The Science of Sleep ve tabii ki yarattığı karanlık evrenle sinemanın aykırı yönetmenlerinden biri olan Lars Von Trier’in Antichrist, Melancholia ve Nymphomaniac üçlemesi… Yalın, doğal ve etkileyici oyunculuğuyla büyüleyen Charlotte Gainsbourg’ün mutlaka izlemeniz gereken 10 performansını sıraladık.

Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Charlotte Gainsbourg Performansı

L’effrontée – 1985

l-effrontee-filmloverss

Annesi olmayan, babası ve bir erkek kardeşiyle birlikte yaşayan; işçi sınıfına ait bir ailenin kızı olan 13 yaşındaki Charlotte Castang’in büyüme, hayatı ve kendisini keşfetme hikayesinin konu alındığı L’effrontée – An Impudent Girl’ün yönetmen koltuğunda Claude Miller oturuyor. Bir piyanist olan ve Charlotte’in pek bilmediği bir hayatın bir parçası olan Clara Bauman’ın hikayeye dahil olmasıyla birlikte kendi hayatından pek memnun olmayan ve daha iyi bir yaşam hayalleri kuran Charlotte’in de hayatı değişecektir. Charlotte Gainsbourg’ün sinema kariyerinde üçüncü uzun filmi olan L’effrontée, 1986 César Ödülleri törenine damgasını vurmuş, Gaindbourg’e de ilk ödülünü getirtmiştir.

The Cement Garden – 1993

the-cement-garden-filmloverss

Andrew Birkin’in Berlin’de ‘En İyi Yönetmen’ dalında Gümüş Ayı ödülünü kazandığı, ensest ilişki gibi çarpıcı bir konuya oldukça cesur ve gerçekçi bir bakış açısıyla bakabilen The Cement Garden; Ian McEwan gibi usta bir kalemin kitabından uyarlanmıştır. İkisi kız ikisi erkek; dört kardeşin ebevynleri öldükten sonra onlar için yaşadıkları ev, her şeyi yeniden keşfedecekleri, özgür oldukları ve kendilerinden başka kimsenin olmadığı bir alana dönüşmüştür. Yönetmenin renkleri, ışığı ve mekanı kullanarak, gerçek üstü ve izole bir hayatı etkileyici bir şekilde resmettiği;  hikayesiyle birlikte çekim teknikleriyle de izleyiciyi farklı bir atmosferle tanıştırdığı filmin oyuncu kadrosunda ise Charlotte Gainsbourg, Andrew Robertson, Alice Coulthard ve Ned Birkin yer alıyor.  

21 Grams – 2003

21-grams-filmloverss

Alejandro González Iñárritu’nun yönettiği; sevgi, sadakat, cesaret, tutku ve suçluluk gibi birbirinden oldukça farklı ama aslında birbirinin kesişimiyle beslenen kavramları irdelediği ve bize bu kavramları kendisine has kurgusuyla yansıttığı film 21 Grams; ölüm ve yaşam arasında kalan hayatları ele alıyor. Hikayesiyle olduğu kadar oyuncularıyla da izleyicileri etkileyen yapımın kadrosunda Charlotte Gainsbourg’a Sean Penn, Naomi Watts ve Benicio Del Toro eşlik ediyor. Üç kişinin yollarının kesişmesine yol açan bir trafik kazasını hikayesinin merkezine alan Iñárritu, 2000 yapımı filmi Ameros Peros’a benzer bir şekilde farklı bir hikaye anlatıyor ve  alışık olduğumuz atmosferine bizleri davet ediyor.

Happily Ever After – 2004

happily-ever-after-filmloverss

Ve sonsuza dek mutlu yaşadılar… Masallardan aşikar olduğumuz ama gerçek hayatta pek karşımıza çıkmayan cümle kalıbı. Yvan Attal’ın yazıp yönettiği ve hatta başrolünde de yer aldığı film adını da bu cümle kalıbından alır. Vincent ve emlakçı eşi Gabrielle (Chorlette Gainsbourg), evliliklerinde artık tutkunun hafiften küllendiği bir noktaya varmıştır ama henüz, Vincent’ın yakın arkadaşı Georges ve eski feminist eşi Nathalie gibi sürekli kavga ettikleri bir hayatları yoktur. Fred ise, evli arkadaşları Vincent ve Georges’a kötü örnek olmak için çizilmiş bir profili temsil eden, iflah olmaz bir çapkın. Bu kişiler üzerine kurulan hikayeyle film bize; kadın erkek ilişkisini, evlilik kurumunu ve aldatma kavramını sorgulatıyor.

Nuovomondo – 2006

nuovomondo-filmloverss

20. Yüzyılın başlarında; İtalya’da yaşayan Mancuso Ailesi’nin hayatını konu alan; Emanuele Crialese’nin yazıp yönettiği Nuovomondo bize oldukça başarılı bir göç hikayesi sunuyor. Ian Salvatore, ailesini de alıp Amerika’ya göç etmeye karar verir ve fırsatlar ülkesi olarak gördükleri Amerika’ya doğru gemiyle yola çıkan aile, gemide Lucy isminde bir kadınla tanışır. Lucy, bazı idari sebeplerden dolayı, Amerika’ya ayak basmadan önce bir adamla evlenmek istemektedir. Uygun bir aday olan Salvatore, yalnızca kağıt üstünde bir evlilik olacak olsa da ileride kendisini sevebileceğini düşünerek teklifi kabul eder. Fakat umutlarla çıktıkları yolculuk hayal kırıklıkları ile son bulacak; Mancuso Ailesi ülkeye girişte aşağılayıcı testlere tabii tutulacak ve Amerika’nın çok daha hayal ettikleri gibi fırsatlar ülkesi olmadığını anlayacaklardır. Amerika Rüyası’nın etkin olduğu yılları hatırlatan ve Amerika’nın gerçek politikasını başarılı bir şekilde yansıtan filmde; Charlotte Gainsbourg Lucy karakteriyle karşımıza çıkar.

The Science of Sleep – 2006

science-of-sleep-filmloverss

Rüyalar gerçeğe dönüştüğü bir hayatı hayal edebilir misiniz?  Paris’te ufak bir apartman dairesinde yaşamayı seven, Gael Garcia Bernal’ın hayat verdiği utangaç bir karakter olan Stephane, yan dairesine taşınan, Charlotte Gainsbourg’un canlandırdığı Stephanie’ye aşık olur. Duygularını kontrol etmesi gerektiğini düşünen ve bu konuda pek başarılı olamayan Stephane’nin hayal dünyası o kadar geniştir ki, bir süre sonra rüyalarındaki olayları kendi amaçları için kullanabilmeyi başarır. Bir noktadan sonra rüyalar ile gerçeklerin karışmasıyla, fantastik dünya ile gerçek hayatın kesişimiyle  her şey alt üst olur.

Antichrist – 2009

antichrist-filmloverss

Filmlerinde hikayeyi işleyiş tarzı, seçtiği müziklerle izleyenleri mest eden Lars Von Trier’in vazgeçilmez ismi Charlotte Gainsbourg, 2009 yılında beyazperdede yer alan Antichrist’te başrolde karşımıza çıkmıştı. Sarsıtıcı başlangıç sahnesiyle bizi filmin daha ilk dakikalarında kendi yarattığı karanlık dünyaya dahil eden yönetmen filmde çocuklarını kaybeden, Williem Dafoe ve Gainsbourg’un canlandırdığı bir çiftin olayları unutmak için bir dağ kulübesine gitmesini ve orada gerçekleşen olayları ele alır. Çiftin çaresizliğini, yaşadıkları travmayı epik bir anlatımla ele alan Von Trier, diğer filmlerinde olduğu gibi bu filminde de görsel bir şölen hazırlar. Çiftin içinde bulundukları durumu, çocuklarını kaybetmelerini ve bu konuda yaşadıkları pişmanlığa olan hapsolmuşluğu anlatan Anticrist, gerçekçi anlatımıyla ve oldukça karanlık atmosferiyle Von Trier’in en başarılı yapıtlarının arasına adını yazdırırken Gainsbourg’un da gösterdiği performans göz kamaştırıcıdır!

The Tree – 2010

the-tree-filmloverss

Cannes’dan oldukça dikkat çeken; Juie Beruccelli’nin ikinci uzun metraj filmi The Tree, izleyiciye farklı bir yas hikayesini, durgun bir anlatım tarzıyla yansıtıyor. Sekiz yaşındaki Simone, ölen babasının evlerinin bahçesindeki dev ağacın yaprakları aracılığıyla onunla konuştuğunu düşünmektedir. Simone’a göre babası onları korumak için geri dönecektir. Küçük kızın bu düşüncesine çok geçmeden annesi ve erkek kardeşleri de bu konuşma hikayesine inanırlar ve bu sayede kendilerini daha çok güvende hissedeceklerdir. Fakat Gainsbourg’un hayat verdiği Dawn’ın biriyle görüşmeye başlamasıyla evdeki dengeler bozulacaktır. Duyguları incinen ve artık ağaca yaptığı tahta evde yaşamaya başlaya Simone, ailesinin yaşadığı eve gitmeme konusunda kararlıdır.

Melancholia – 2011

melancholia-filmloverss

Melancholia, büyüleyici görüntülerden oluşan, etkileyici fotoğrafların bir biri ardına gelmesiyle başlayan açılış sekansından itibaren izleyiciyi büyüleyici görselliklerle dolu bir dünyaya davet ediyor. Yine karşımızda kendisine has bir sinema dilinin olduğunu bildiğimiz Lars Von Trier ile Charlotte Gainsbourg birlikteliği var! Başrollerini Gainsbourg ile Kristen Dunst’ın paylaştığı Melancholia; ölümün yaklaşmasını ve hayatta nelerin önemli olduğu veya olmadığı ikilemini iki bölümden oluşan hikayesiyle ele alıyor. Adını dünyaya yaklaşmakta olan ve dünyanın sonunu getireceğine inanılan Melancholia gezegeninden alan film; aslında Von Trier’in depresyon üçlemesinin ikinci filmi. İlki yukarıda da bahsettiğim, yine Gainbourg’u gördüğümüz film Antichrist.

Nymphomaniac – 2013

nymphomaniac-filmloverss

Yine bir Lars Von Trier filmi ve yine Charlotte Gainsbourg! Yönetmen, Antichrist ve Melancholia’nın ardından üçlemenin son filmi Nymhomaniac ile 2013 yılında karşımıza çıkmıştı. Sansürlenmesi konusunda ciddi tartışmalarla oldukça çok konuşulan film; beyazperdede iki bölüm halinde kendine yer buldu. Filmde, Gainsbourg’un canlandırdığı, nemfoman olan Joe’nun gençlik yıllarını ise Stacy Martin hayat veriyor. Joe’nun yaralı olarak geldiği Seligman’ın evinde anlattıklarını sekiz başlık altında izleyiciyle buluşturan film; Von Trier’in akıcı ve lirik anlatım tarzıyla ve yalın diyaloglarla bezeli bir yapım. Diğer filmlerinde de olduğu gibi izleyiciyi rahatsız etmeyi tercih eden Von Trier’in oyuncu seçimlerini de muazzam kılmamak elde değil.


Elif Barış

Elif Barış

586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →