Mezuniyet – Graduation
Cannes Film Festivali’nde 4 Months, 3 Weeks and 2 Days (2007) ile “Altın Palmiye”, Dupa Dealuri (2012) ile “En İyi Senaryo” ödülünü kazanan Rumen yönetmen Cristian Mungiu’nun merakla beklenen son filmi Graduation, festivali yine boş geçmeyerek “En İyi Yönetmen” ödülünü kazanmıştı. Hem Cannes başarılarıyla hem de sinemasıyla Romanya’nın Nuri Bilge Ceylan’ı olarak nitelendirebileceğimiz Mungiu, Rumen Yeni Dalga sineması kavramının ortaya çıkmasındaki başat yönetmenlerden biri.
Görünürde ilkelerine bağlı, dürüst ve güvenilir bir doktor olan Romeo, kızı Eliza’yı hayatta hiçbir sorunla karşı karşıya gelmeyecek derecede sistemli ve tabir-i caizse “el bebek gül bebek” içinde büyütmüştür. Eliza hep okulunun en başarılısı olmuştur, notları çok iyidir, liseyi bitirip İngiltere’de burs alarak psikoloji okuyacaktır. Günün birinde okulun önündeki şantiyede biri tarafından tecavüz girişimine uğrayınca Eliza’nın psikolojisi alt üst olur. Ertesi gün sınava girecektir ve babasının yıllardır onun için planladığı gelecek hayali tehlikeye girmiştir. Kızı için her şeyi yapmaya hazır olan Romeo’nun işi sağlama almak için bürokrasi içerisinde tanıdık vasıtasıyla yardım istemeye başlaması beraberinde bir yardımlar silsilesini getirir. İlkeler çiğnenmeye, yolsuzluklar ortaya çıkmaya, kişisel borç ve yardımlar adı altında binlerce kişinin hayatları üzerinden ahlaki oyunlar gün yüzüne çıkmaya başlar. Doktor, polisten bir yardım ister, polis işi bürokrata paslar, karşılığında doktordan yardım talep eder. Bürokrat doktorun işini çözer, doktor karşılığında bürokrata sağlık probleminde yardım eder. Sistem içerisindeki yozlaşma ve kayırmacılık “ben sana borçluyum” kelimeleriyle devam eder, bireyler kendi çıkarlarını gözetir. Bunu yapan kişiler “Bu evde gördüğünüz her şey, dürüstlükle, hak edilerek kazanıldı!” diyerek beraber yolsuzluk yaptığı insana bile kendini “temiz” göstermeye çalışan kişilerdir.
Graduation: Nuri Bilge Ceylan ve Michael Haneke Esintileri Taşıyan Güçlü Bir Dram
Mungiu’nin bir önceki ustalık eseri Dupa Dealuri gerek biçimsel ve göstergebilimsel açıdan, gerekse olay örgüsü ve kara mizah yönünden Bir Zamanlar Anadolu’da (2011) ile bağdaştırabileceğimiz sahneler içeriyordu. Graduation’ı ise bir nevi Mungiu’nun Üç Maymun’u (2008) olarak okumak mümkün. Romeo’nun karısını aldatması, karısının ve çocuğunun bunu bilmelerine rağmen bir noktaya kadar ses etmemeleri, Üç Maymun’da Hacer’in “eş, oğul ve sevgili” arasındaki üçgenini burada Romeo üzerinden “eş, kız çocuk ve sevgili” olarak bir benzerini hatırlatıyor. Ya da Üç Maymun’un açılışında Servet’in Eyüp’e, kapanışında Eyüp’ün kahvedeki gence uyguladığı (adaletsiz bir durum için) sözlü ikna etme çabalarını burada Romeo kızına karşı uyguluyor. Her iki filmde de adaletsizlik teklif eden taraf konuşkanlığıyla, karşısındaki taraf ise suskunluğuyla karşımıza çıkıyor. Filmde sürekli evin camlarını kıran taşı kimin attığının bilinmezliği, Michael Haneke’nin Cache (2005)’sinde eve video kasetleri kimin gönderdiğinin bilinmezliğini hatırlatıyor. (Elbette taşı Mungiu atıyor, video kaseti ise Haneke gönderiyor!) Mungiu’nun yönetim konusunda yer yer Hanekevari bir anlatımın izini sürdüğü ortada. Bu yüzden Haneke’nin Das Weisse Band (2009)’ında ailenin çocuklarından birini oynayan Maria-Victoria Dragus’u (Klara) burada da benzer rolde görmek anlamlı.
Mungiu’nun önceki filmlerine kıyasla en iddiasız ve ana-akıma yakın rejisiyle Cannes’da “En İyi Yönetmen” ödülüne ulaşması bu yıl George Miller başkanlığındaki jürinin epey tartışmalı ya da hatalı kararlarından biri. 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün ve Tepelerin Ardında’nın deneyimli görüntü yönetmeni Oleg Mutu’nun yokluğunu henüz ilk uzun metrajını çeken Tudor Vladimir Panduru’nun doldurabildiğini söylemek zor. Reji ve sinematografi çalışması normal bir film için gayet yeterli ama Mungiu standartlarına göre geride. Bu yüzden filmin Grand Prix, en iyi senaryo ya da en iyi erkek oyuncu ödüllerinden birini daha çok hak ettiğini söylemek mümkün.
Graduation, Romanya’nın usta tiyatro ve sinema oyuncusu Adrian Titieni’nin güçlü bir gerçeklik hissiyatıyla sergilediği performanstan güç alan, toplumun ve sistemin yozlaşmışlığını Mungiu’nun etkili senaryosuyla sert bir şekilde yüzümüze vuran yeni bir Rumen Yeni Dalgası güzelliği.
Halil İbrahim Sağlam
67 yazı · 20 Temmuz 1989 yılında İstanbul'da doğdu. Sinemayla 16 yaşında ilgilenmeye başladı ve usta Yeşilçam yönetmenlerinden ders alarak kendini geliştirdi. Kısa metraj filmler yönetti ve senaryolarını yazdı. İstanbul Arel Üniversitesi’nin ve Erciyes Üniversitesi’nin “Sinema ve Televizyon” bölümlerinden mezun oldu. 2011’den bu yana sinema yazarlığı yapıyor. Güney Kore sinemasına ve polisiye romanlara özel bir ilgisi var. İlk uzun metrajlı filmini çekebilmek ve polisiye türündeki ilk romanını yayımlatabilmek için çalışmalarını sürdürüyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →