Mel Gibson ve Sean Penn Aynı Projede Yer Alacak!
Hollywood’un iki büyük yıldızı Mel Gibson ve Sean Penn, Oxford English Dictionary’nin yazılma hikayesini konu alan film; The Professor and The Madman’de bir araya geliyor.
Edebiyat severlerle sinema severleri aynı salonda buluşturacak bir film projesi daha karşımızda. Yazarların enteresan hayatları her zaman için ilgi çekici konulardan olmuştur. Tabi bu yüzden de Hollywood için iştah kabartıcı hale geliyor hiç şüphesiz. Bu kategoride verilen belki de yüzlerce yapıma bir yenisi daha eklenecek. Mel Gibson‘ın yapımcılığını da üstlendiği filmin senaryosunu Todd Komarnicki ve John Boorman birlikte yazdı. Dönem filmi niteliğinde olacak olan The Professor and The Madman filmini Farhad Safinia yönetecek. Safnia aynı zamanda senaryonun tekrar yazımında da görev alacak. Mel Gibson ile geçmişte Apocalypto‘da da beraber çalışan Safnia, bakalım Apocalypto‘daki başarıyı ve uyumu bu filmde yakalayabilecek mi?
Mel Gibson ve Sean Penn’i Bir Araya Getiren Proje: The Professor and The Madman

Çekimlerine bu eylülde başlanması planlanan film Avrupa’da çekilecek. Gibson, 1857’de yayımlanan Oxford English Dictionary’nin yazarı James Murray rolünü üstlenecek. Filmde ismi geçen bir diğer isim ise Sean Penn. Henüz kesinleşmemiş olsa da eğer anlaşma sağlanırsa Penn, sözlüğün oluşmasında 10.000 kelimelik bir katkıya sahip olan ve sözlük için çalıştığı sırada hastahanede konaklayan raporlu bir deliyi oynayacak; Dr. William Chester Minor. Özetle filmin ismi ana iki karakter hakında oldukça spoiler içeriyor.
Bu iki büyük ismi ve aynı zamanda da yakın zamanda filmleri beyazperdeyle buluşan iki yönetmeni aynı projede görmek çok heyecan verici. film şimdiden merak uyandırdı denebilir. Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz.
Damla Deniz Cengiz
44 yazı · Damla Deniz Cengiz İstanbul'da 92 yılında, annesiyle babasının tanıştığı yerde, Çapa'da dünyaya geldi. Ailesinin götürdüğü ilk sinemada huzuru bulup uykuya dalan küçük çocuk hayatını devamında artık uyuya kalmadan sinemanın büyüleyen dünyasının bağımlısı buldu kendini. Malum hayat gercegi artık kendine meslek seçmesi gereken zaman geldiğinde de sadakatini korudu. Sinemanın büyülü dünyasının sadece izleyicisi değil sihirbazı da olmayı tercih etti. Lisede tiyatro çabalarından sonra gözünü sahnenin arkasına dikti ve Galatasaray Üniversitesine gitti. Sinemayla etkileşimi boyunca (gerek eğitimi, gerekse üretimleri sırasında) hep daha fazlasının olabileceğini düşündü. Ferzan Özpetek'in dostluğu, Wes Anderson'ın renkleri, Haneke'nin analizi, Méliès'nin kurnazlığı ve daha nice ustaların zekaları, bakışları hep onu büyüledi. Gözlerini kapamadan önce her gece Sandman çapaklarını bırakmadan hemen önce, iyi ki sinema var diyen bu sinema aşığı damla oldugunun farkında olarak gözü denizden ayrılmadan, geleceğin daha ne sahneler sunacağını bilmeden, yuvarlanıp gitmeye devam ediyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →