· 11 dk okuma

Medya ve Suç İlişkisini Anlatan 15 Etkileyici Film!

Medya ve Suç İlişkisini Anlatan 15 Etkileyici Film!

Medyanın insanlar üzerindeki etkisi yadsınamaz bir gerçek. Hal böyle olunca medya, insanlarda kurduğu bu etki mekanizmasını; birçok alana yaymaya devam eder. Özünde her zaman insan varlığına ulaştığımız toplumda siyaset, suç, ahlak gibi birçok konu şüphesiz ki medyanın gücünü kullandığı alanların başında gelir. Ki Chuck Palahniuk’un Gösteri Peygamberi kitabında söylediği gibi, “eğer kimse izlemiyorsa her hangi bir şey yapmanın anlamı kalmıyor” lafının somutlaşmış halini fazlasıyla hissettiğimiz dünyada medyanın bazen kullanılan bir silah, bazen ise korkulan bir güç halini almasını önleyemeyiz. Medya eni sonu gösterisel bir amaç birliğinin sonucu değil midir?

Basın özgürlüğünü savunduğumuz, bu konuda sesimizi yükselttiğimiz; özellikle de korkusuz gazetecileri, objektif haberleri, her şeye kafa tutan gazeteleri özlediğimiz şu dönemde, medyanın gücünün nelere yeteceğini; kimi gerçek hikayeden uyarlanmış kimi ise kurgu olan bu filmlerle hatırlayalım dedik. Belki de ağız dolusu bağırmalıyız sokaklarda ‘öz-gür-lük!’ diye; hem medyaya hem kendimize hem de diğer herkese…  İşte karşınızda medya ve suç denklemini en güzel kuran 15 başarılı film!

Medya ve Suç İlişkisini Anlatan 15 Etkileyici Film

Foreign Correspondent (1940)

foreign-correspondent-filmloverss

Sinema dünyasının ‘gerilim kralı’ olarak bildiğimiz Alfred Hitchcock’un yönetmenliğini üstlendiği, 6 dalda Oscar adaylığı olan Foreign Correspondent, genç bir gazeteci olan John Jones’un Londra’da düşman yanlısı bir ajanı ortaya çıkartma çabasını anlatır. II. Dünya Savaşı sırasında, savaşın sürekli değişen durumunu takip etsin diye Avrupa’ya gönderilen, genç muhabir Jones kendisini kısa süre içinde diplomatik bir olayın ortasında bulur. Çok önemli bir anlaşmayı yerine ulaştırmaya çalışan Hollandalı bir diplomat Naziler tarafından kaçırılmıştır. O sırada barış yanlısı eylemci Stephen Fisher, onun kız kardeşi Carole ve pek hoşlanmadığı İngiliz ajanıyla tanışan, ‘araştırmacı gazeteci’ tavrı baş gösteren Jones, Carole’in yardımıyla Hollandalı diplomatın peşine düşer. Şüphesiz ki, bu araştırma merakı birçok şeyi de beraberinde getirecektir. Efsane yönetmen Hitchcock’un keskin zekasını hissedebileceğimiz filmin oyuncu kadrosunda ise Joel McCrea, Laraine Day ve Herbert Marshall yer alıyor.

Call Northside 777 (1948)

call-northside-777-filmloverss

James P. McGuire isimli bir gazetecinin kaleme aldığı makalelerin ele alındığı gerçek bir hikayeden uyarlanan, yönetmen koltuğunda Henry Hathaway’i gördüğümüz, senaryosunu Jerome Cady ile Jay Dratler’in birlikte yazdıkları film Call Northside 777, bizi 1930lu yılların Amerika’sına yolculuğa çıkarır. İçki yasağı döneminin sonlarını ele alan hikaye, o dönem benzerlerinin görüldüğü bir cinayeti konu alır. Bir polis memuru, maskeli iki saldırgan tarafından bir bakkalda öldürülmüştür. İki şüpheli kısa zamanda yakalanır ve 99’ar yıl ceza alırlar. Aradan geçen 11 yılın ardında, içki yasağı kalkmış, geçmişte işlenen cinayetlerin ise üstü örtülmüştür. İnatçı bir gazeteci olan P.J. McNeal ise ülkenin genel durumunu bir kenara bırakarak, ceza alan o kişinin suçsuz olduğunu düşünerek gerçeği ortaya çıkarmak için elinden geleni yapmaya çoktan başlamıştır bile. Gerçeklerin peşinden giden, cesur bir gazetecinin çabasını anlatan filmde, McNeal’ı ünlü aktör James Stewart canlandırır.

                                         Ace in the Hole (1951)                                                      

ace-in-the-hole-filmloverss

Yayınlandığı dönem, beklenmedik ve alışılmadık bir medya eleştirisi içeren senaryosuyla oldukça dikkat çeken, haber yorumlama farklılıklarından, habercilerin olaya bakış açılarına kadar birçok konunun anlatıldığı film Ace in the Hole’un yönetmenliğini ve yapımcılığını 6 kez Oscar ödülüne layık görülen, The Apartment, Some Like It Hot, A Hollywood Story gibi filmlerden tanıdığımız efsane isim Billy Wilder üstlenmiştir. Filmde, genellikle görmeye alışık olduğumuz kahraman gazeteci örneğinin dışında farklı bir hikaye anlatılır; bir suçu ortaya çıkaran bir gazeteciyi görmeyiz de aksine medyanın ele aldığı bir olayın sadece haber olarak görerek insanı nasıl metalaştırdığını, haberi yaparken ahlaki ve insancıl boyutunun nasıl göz ardı edildiğini ele alır.

“Eline gazeteyi alırsın, 84 yada 284 kişi hakkında bir şeyler okursun. Ya da kıtlık çeken bir milyon kişi hakkında… ama aklında hiçbir şey kalmaz. Oysa bir kişi farklıdır. O kişi hakkında her şeyi bilmek istersin. İşte bu insan merakı faktörüdür.”

All the President’s Man (1976)

all-the-presidents-men-filmloverss

‘Araştırmacı Gazeteci’ kavramını bize en güzel yansıtan filmlerden biridir, All the President’s Man. Dustin Hoffman ile Robert Redford’un, The Washington Post’ta çalışan Carl Bernstein ve Bob Woodward isimli  iki gazeteciyi canlandırdığı filmin yönetmen koltuğunda ise Alan J. Pakulo oturuyor. Amerika Başkanı Richard Nixon’u istifa etmeye zorlayan, iki The Washington Post muhabiri tarafından ortaya çıkarılan Amerika tarihinde yer alan en önemli politik skandallardan biri olarak anılan Watergate olayının hikayesini odağına alan film, basın özgürlüğünü, gazetecinin ve medyanın gücünü bize en güzel şekilde hatırlatan yapımlardan biridir. İki cesur gazetecinin, adeta bir dedektif gibi olayı araştırdığı ve Watergate gibi önemli bir skandalı ortaya çıkarmasını konu alan film 4 dalda oscara layık görüldü.

The Pelican Brief (1993)

The-Pelican-Brief-FilmLoverss

All the President’s Man’in yönetmen koltuğunda gördüğümüz başarılı isim Alan J. Pakulo imzasını taşıyan The Pelican Brief, John Grisham’ın aynı adlı romanından uyarlanmıştır. Oyuncu kadrosunda yer alan ünlü oyuncular Danzel Washington ve Julia Roberts’la akıllara kazınan, 90lı yıllarda ülkemizde Cine5 ekranlarında defalarca gösterilmesinden dolayı bir çok kez izleme fırsatını yakaladığımız filmin konusu ise şöyledir; iki yüksek mahkeme yargıcının suikastinin ardından hukuk öğrencisi olan Darby Shawn bu ölümler üzerine araştırmalar yapar ve  şüphelerini bir dosya içinde toplar. Bu dosyadan hükümetin üst düzey yöneticileri ise hiç hoşnut değillerdir. Oysa Darby ile cesur bir gazeteci olan Gray Grantham bu dosyanın içinde yer alan tüm şüpheleri ve ulaştıkları sırları tüm dünyaya yaymak istemektedirler. Tabii ki bu sanıldığından daha zor olacaktır, Darby ve Gray için tehlike çanları çoktan çalmıştır.

The Insider (1999)

the-insider-filmloverss

Televizyonda yer alan bir programın neleri değiştireceğini, nasıl bir sansasyon yaratacağını, ne denli önemli olduğunu anlatan filmlerden biri de tabii ki The Insider. Başrollerini Al Pacino ve Russell Crowe gibi iki önemli aktörün paylaştığı, Michael Mann’in yönetmenliğini üstlendiği film gerçek bir hikayeye dayanıyor. Dönemin en önemli sigara firmalarından birinde araştırma bölümü başkanı olarak çalışan Jeffrey Wigard, bir gün diğer yönetim kurulu üyelerinden farklı düşüncelere sahip olması nedeniyle işten çıkarılır. İşten ayrılmak zorunda bırakılan Wigard sonrasında 60 dakikalık bir programa katılır ve şirketin sağlıksız tüm politikalarını açıkça anlatmaya kalkışır. Bununla birlikte üst düzey görevlilerden ciddi uyarılar almaya başlayan Wigard’ı gün geçtikçe içinde bulunduğu durumun ciddiyeti artan, tehlikeli bir hal almaya başlayan bir süreç beklemektedir. Atmosferiyle ve senaryosuyla izleyiciyi etkileyen The Insider, bize adeta medyanın nasıl bir araç olarak kullanılabileceğinin dersini veriyor.

The Life of David Gale (2003)

the-life-of-david-gale-filmloverss

The Life of David Gale, idam cezasının yaygın bir şekilde gerçekleştiği Teksas’ta idam karşıtı bir üniversite profösörü olan David Gale’in hikayesini bize adeta zamanda yolculuk yaptırarak anlatır. İnandığı bir şeyi savunmak adına kendi hayatından vazgeçen, öldürmeyi engellemek için ölen insanların öyküsünü izlediğimiz Alan Parker imzalı filmin başrollerinde muhteşem oyunculuklarıyla gözlerimizi alamadığımız Kevin Spacey, Kate Winslet ve Laura Linney yer alıyor. Tecavüz ve adam öldürme suçundan hapse düşen ve idamla yargılanan David Gale’le görüşmeye başarılı genç gazeteci Bitsey Bloom’un gelmesiyle başlayan hikaye, sonrasında Gale’in idamına günler kala anlattıkları ekseninde, flashbacklerle devam eder. Film bittiğinde ise akıllarda Gale’in Bitset Bloom’a söylediği şu sözleri kalır:

“Camın o tarafından buraya bakanlar bir kişi değil, bir suç görür. Ben David Gale değilim, idamına dört gün kalmış bir katilim ve bir tecavüzcüyüm. Buradasın çünkü hayatımı nasıl yaşadığım ve verdiğim kararlarla olduğu kadar hayatımın nasıl sona erdiğiyle de hatırlanmak istiyorum.”

Good Night and Good Luck (2005)

good-night-and-good-luck-filmloverss

Medyanın devlete karşı muhalif bir duruşu varsa, bu durum nelere sebep olur? Yıllarını televizyona ve radyoya adayan Edward R. Murrow ile Birleşik Amerika Wisconsin Senatörü Joseph McCarthy arasında gerçekleşen hikayenin anlatıldığı Good Night and Good Luck, ismini Murrow’un her zaman yayını bitirdiği cümleden alır. Oyuncu kadrosunda George Clooney, Robert Downey Jr, David Strathairn, Jeff Daniels, Patricia Clarkson gibi başarılı oyuncuları gördüğümüz film, Amerika tarihinin belki de en çok unutulmak istendiği dönem olan McCarthy dönemine gidiyor ve bir senatör tarafından insanları ‘yurtsever ve komunist’ diye ayrıldığı bu dönemin gizli kahramanlarından biri olan Edwar R Murrow ve ekibinin hikayesine odaklanıyor. George Clooney’i yönetmen ve senarist olarak  gördüğümüz Good Night and Good Luck, McCarty döneminde etrafı saran korku ortamını gazetecilerin gözünden yansıyanlarla izleyebileceğimiz güzel bir örnek.

Capote (2005)

capote-filmloverss

Gerald Clarke’ın kaleme aldığı aynı adlı biyografi kitabından esinlenerek yazılan senaryosuyla beğeni toplayan, ünlü yönetmen Bennett Miller’ın ilk uzun metraj filmi, Truman Capote adında ‘The New Yorker’ dergisinde çalışan bir muhabirin hayatının anlatıldığı Capote, yayınlandığı dönem eleştirmenler tarafından olumlu eleştirilerin odağı olmuştu.  Truman Capote karakterini canlandırdığı performansıyla, iki yıl önce kaybettiğimiz başarılı oyuncu Philip Seymour Hoffman, ‘en iyi erkek oyuncu’ dalında hem akademi tarafından ödüllendirilmiş hem de altın küreye layık görülmüştü.  Kansas eyaletinde gerçekleşen öykü, dört kişini ölümüyle sonuçlanan bir cinayeti araştırmaya başlayan Truman Capote’in kasabaya gidip araştırma yapmasını, hatta sonrasında yakalanan zanlılarla görüşüp olayın ayrıntılarına kadar irdelemesini ve Amerikan edebiyatının önemli eserlerinden biri olan In Cold Blood’un ortaya çıkış hikayesini ele alıyor.  Film boyunca oluşuma şahit olduğumuz kitapta insanı tanımlayan şöyle güzel bir cümle yer alır;

“Endişelenecek ne vardı hayatta? Çok çalışıp ‘kan ter içinde kalmaya’ değecek ne vardı? İnsan gölgelerin içinde kaybolmaya mahkum bir sis bulutundan başka neydi ki?”

Zodiac (2007)

zodiac-filmloverss

-Neden psikopat bir katilin peşini bırakmıyorsun?

-Çünkü gerçeği bilmek istiyorum.

Filmlerinde izleyiciyi bilmeceler yığınının içine bırakmayı seven yönetmen David Fincher, Zodiac’ta da bu özelliğinden ödün vermiyor ve izleyenleri başarılı bir seri katil yakalama öyküsüyle baş başa bırakıyor. Rastgele seçilen kurbanlar, hiçbir algoritmanın tutmadığı yerlerde öldürülüyorlar. 60lı yıllarda başlayan ve uzun yıllar süren bu cinayetler, gazetecilere gelen şifreli mektuplar ve bu olay etrafında bu cinayetleri çözmeye çalışan üç adamın hikayesinin anlatıldığı film, Robert Graysmith’in aynı adlı romanından uyarlanmış gerçek bir hikaye. Film, saplantılı bir şekilde katili aramasını, bu durumda çocuklarını ve eşini bile kaybetme aşamasına gelen politik karikatürist Robert Graysmith’in hayatını merkezine alıyor. Filmin oyuncu kadrosu ise harika; Robert Downey Jr, Jake Gyllenhaal, Mark Ruffalo, Brian Cox gibi başarılı isimler yer alıyor.

Nothing But The Truth (2008)

nothing-but-the-truth-filmloverss

Gazetecilerin yaptıkları haberlerden dolayı ceza almasına ve yargılanmasına ne yazık ki uzun zamandır şahit oluyoruz. Senaristliğini ve yönetmenliğini Rod Lurie’nin üstlendiği Nothing But The Truth’da tam olarak basın özgürlüğünü sorgulayacağımız bir hikayeye yer veriyor. Washington’da bir gazetede muhabir olan Rachel Armstrong’un, bir CIA ajansını ifşa etmesini ve bu kaynağını ortaya çıkarmayı reddettiğinden dolayı hapse girmesini konu alan film, ‘Sorumluluklarından korku duymadığı zaman bir hükümetin ne özelliği kalır ki?’ sorgusuyla bizi buluşturuyor. Etkileyici senaryosuyla beğeni toplayan filmde başarılı performansıyla dikkatleri çeken Kate Beckinsale’in yanı sıra, Matt Dillon, Vera Farmiga ve David Schwimmer da yer alıyor.

“Bu gece bu düşünceyi kırmalıyız. Gazetecilerini hapse attırmak başka ülkeler için geçerli. Kendi vatandaşlarından korkan ülkeler için… Onları seven ve koruyan ülkeler için değil.”

State of Play (2009)

State-of-Play-FilmLoverss

İki farklı karakter olan Cal ve Della’yı, Russell Crowe ile Rachel McAdams’ı izlediğimiz, bir cinayet soruşturmasına ve tehlikeli bir siyasi savaşın orta yerine yerleştiren film, gazeteci-polis karşılaştırmasıyla, alışagelmiş olan çaylak ve usta gazeteci ilişkisini de atlamadan anlattığı örgüsüyle bilindik tarz bir hikayeyi oldukça güzel bir şekilde ele alıyor. Yönetmen koltuğunda İskoç yönetmen Kevin Macdonald oturduğu filmde, anlatılan olayın merkezinde yer alan siyasi skandalın baş kahramanı Stephen Collins’i de başarılı oyuncu Ben Affleck canlandırıyor. Başkanlık seçimleri yaklaşırken, tüm gözlerin üzerinde olduğu tek bir kişi vardır o da bağlı olduğu siyasi partinin geleceğini temsil eden Stephen Collins. Collins’in sevgilisinin ve asistanının öldürülmesi üzerine ise tüm oklar Collins’e çevrilir. Bu olayı araştırmak ise başarılı bir gazeteci olan Cal ve çaylak yardımcısı Della’ya düşer. Ülkenin güç dengelerini alt üst edecek, derinlere gömülü sırları açığa çıkaracak bir komplonun anahtarı bu iki gazetecinin elindedir.

Press (2010)

press-filmloverss

İlk gösterimini 47. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gerçekleştirmiş ve yarışmadan jüri özel ödülünü alarak ayrılmış, Sedat Yılmaz’ın hem yönettiği hem de senaristliğini üstlendiği, yalın karakterleriyle dikkat çeken Press, 90lı yılların başında yayın hayatını zorluklarla sürdürmeye çalışan Özgür Gündem’in Diyarbakır bürosunda çalışan bir grup gazetecinin yaşadıklarını konu alıyor. Filmde, o dönemlerde Diyarbakır’da yaşanılan olayları, cesur bir şekilde bölge dışına duyurmaya çalışan, ama bunu yaparken de gazeteciliğin esaslarından kopmayan bir grup gazetecinin çabasını hikayenin kahramanlarından biri olan Fırat’ın gözünden izleriz. Yıllar sonra Özgür Gündem gazetesinde çalışan gazetecilerin hikayesinden kesitler sunan, tabiri caizse taşın altına elini koyan senaryosuyla görmeye alışmayı hiç istemediğimiz gazeteci cinayetlerini hatırlatan, sade anlatımıyla oldukça başarılı bir yapım olan Press, Türkiye’de gazeteciliğin ne denli zor bir iş olduğunu bize tüm gerçekliğiyle sunuyor.

“Kurşun gerçeği öldürmez.”

NightCrawler (2014)

nightcrawler-filmloverss

Jake Gyllenhaal’ın kariyerindeki en başarılı performanslarından birini gerçekleştirdiği, hırslı, duygusuz, başarı yolunda her şey mübahtır kelimesini yaşam felsefesi edinmiş Louis Bloom karakteriyle akıllara kazındı. Tüm gece kamerasıyla sokaklarda dolaşıp sonraki günün haberleri için suçları ve kazaları kaydeden, kanlar içinde yatan kurbanlara karşı herhangi bir acıma duygusu beslemeyen Louis Bloom çok uzun sürmeden bir televizyon kanalı tarafından fark edilir. Ne kadar çok kan ve dehşet, o kadar çok reyting düşüncesini benimseyen bir yerel televizyon kanalı yapımcısı, işini kaybetmemek uğruna her şeyi yapmaya hazır olan Nina tarafından satın alınan bu görüntüler sayesinde Louis beklediği gibi kısa zamanda kariyerinde yükselişe geçer. Film, olaylara karşı ifadesiz duruşuyla tedirgin edici bir karakter olan Louis ekseninde medyanın fark edilmeyen yüzünü dürüstçe ortaya koymasıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Filmin yönetmenliğini ve senaristliğini ise daha önce kaleme aldığı senaryolarla tanıdığımız Dan Gilroy üstleniyor.

Spotlight (2016)

spotlight-filmloverss

Karl Marx’ın dediği gibi ‘din halkın afyonudur.’ Dini inancı kavramından uzaklaştırıp, politikanın bir parçası haline getirdiysek, bir de dini tanrıyla insan arasında kurulan bağdan nemalanan üçüncü tekilli şahıslar girdiyse devreye, üstelik onları bir de ilah gibi gören insanlar çoğaldıysa çevrede… işte o noktada pusula şaşar. Thomas McCarty’nin Spotlight’ı da tam olarak bu durumu resmeder bize. Din adamlarının yıllardır kiliseye gelen çocuklara yaptıkları istismarları ve bu çirkin olayın nasıl ört bas edildiğini anlatır. Filmde anlatılanların kurgu değil, gerçek olması daha da acıtır izleyenin canını. Aslında biz filmde, tüm bu olayları ortaya çıkaran The Boston Globe gazetesinin Spotlight ekibinin bu konudaki araştırmalarını, hikayenin arkasında yer alan güçleri ve yaşanılan çirkinliğin ortaya çıkarılmasını izleriz. Filmin oyuncu kadrosunda ise Michael Keaton, Mark Ruffalo, Rachel McAdams, John Slattery gibi başarılı oyuncular yer alıyor.

“Bazen vaktimizin çoğunu karanlıkta tökezleyerek geçirdiğimizi unutmak kolaydır. Bir anda ışık yanar ve suç, herkese eşit paylaştırılır.”


Elif Barış

Elif Barış

586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →