Lynne Ramsay Sinemasında Kırmızı
Her ne kadar imza attığı filmlerin sayısı az olsa da Morvern Callar, Ratcather, We Need to Talk About Kevin gibi başarılı fimlerin yönetmeni Lynne Ramsay’ın seyirciyi yapımlarının içine çekmek için kullandığı yöntemlerden en baskın karakteri sinemasındaki kırmızı. Yönetmenin bir anlatım şekli olarak bu rengin gücünü seçmesi ve yıllar içinde hikayeleriyle bağlantılı olarak kullanımının da artması; Lynne Ramsay sinemasında kırmızı, Jacop Swinney tarafından hazırlanan videoda filmlerden sahnelerle gözler önüne serilmiş.
1999 yapımı Glasgow’da çöpçülerin grevi esnasında 12 yaşlarındaki Ryan’ın başından geçen dramatik hikayesiyle Ratcatcher, yönetmenin filmografisinde 2011 tarihli üzerine çok düşündürten We Need to Talk About Kevin’e göre daha az bilinmesine rağmen yönetmenin seyirciyle filmlerinde hangi unsurları kullanarak köprü kurduğunu anlamak açısından daha fazla ilgi görmesi gereken bir film. Bu filmlerin ortak noktası ise zaten sinema tarihinde insan algısını yönetmesi, özellikle bazı hislerin sunulması açısından yeri önemli olan kırmızı renginin kullanımını hikaye anlatma biçimi olarak kabul edip yönetmen tarafından hikayeleriyle görsel olarak eşsiz bir bağ yaratması. Ratcatcher’ın sade ve samimi hikayesine uyacak şekilde kırmızının minimal kullanımı karşısında We Need to Talk About Kevin gibi anneyle oğul arasındaki bitmek bilmez gerilimi büyük ölçüde bir rengin anlatım gücü üzerinden şekillendiren Ramsay oldukça başarılı ve görselliğiyle akıllardan çıkmayacak yapımlara imza atıyor.

Hislerin Temsili Olarak Lynne Ramsay Sinemasında Kırmızı Kullanımı
Videoda da göründüğü üzere Ratcatcher’da Ryan’ın ufak ve hüzünlü hikayesini sembolleştiren çocuğun elindeki Kenny yazan kırmızı balonun ucunda bir fareyle uzaya doğru yolculuğa çıkması gibi sahnelerde rengin kullanımı daha küçük ölçeklerdeyken neredeyse her karesinde kırmızıya yer vererek We Need to Talk Abot Kevin’in korkutucu ve güvensiz atmosferinde büyük düzeylere ulaşıyor.
Şöyle bir hatırlatma yapmakta fayda var, Kevin’in işlediği korkunç cinayet gününe kadar neredeyse hiç bir şiddet içerikli sahneye rastlanmazken We Need to Talk About Kevin sadece neredeyse her karede kullanılmış kırmızı rengi ile son ana kadar sürekli ölümü, nefreti ve öfkeyi çağrıştırarak nefesimizi tutarak izlememize ve etkisinden uzun süre çıkamamamıza neden oluyor. Ki bu bir tüketim nesnesi gibi şiddeti gözün içine sokan yaratıcılıktan uzak bir çok yaygın anlatımı da kırar nitelikte. Film, şiddetten geriye sindirelemez bir boşluk bırakıyor. Hal böyle olunca Ramsay’ın kırmızısına ve rengin insani hisleri dilin ötesinden ne kadar taşıyıp izleyiciyle buluşturabileceğine daha yakından bakmak kalıyor geriye.
https://vimeo.com/groups/35mmandrisdamburs/videos/172491314
Dila Senem Haznedar
28 yazı · Dila Senem Haznedar Sinemanın karanlık salonunda düşlerini şekillendirecek ilk hayranlığı şuan bile yarattığı duyguyu derinden hatırladığı The Mask of Zorro'yu izlemesiyle başladı.Hala dönmek istediği çocukluğunun ütopik, hayat dolu zamanları aynı 'Z' harfinde gizli. Bağının güçlenmesini ise 16 yaşlarında bir dvd dükkanında siyah beyaz filmlerin bulunduğu raftan tamamen şans eseri bulup hayran olduğu Bergman filmine rastlamasına borçlu. Lisede geçirdiği zor zamanların en büyük avuntusu yeni yönetmenler keşfedip harçlıklarını arttırarak edindiği film arşivi oldu. O zamandan beri sinema, iç dünyasını da gittikçe genişleterek insana ve hayata dair bitmez anlam arayışındaki güzel hissiyatların yansıması olan yegane alan. Hala günlük dilde kaybolduğunu hissettiği anlarda duyguyu ön planda tutan sinema dilinde gizli olduğuna inandığı 'daha güzel bir dünya' umuduyla hayata direnmeye çalışıyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →