· 1 dk okuma

Lars Mikkelsen Rides Upon the Storm’un Oyuncu Kadrosuna Katıldı!

Lars Mikkelsen Rides Upon the Storm’un Oyuncu Kadrosuna Katıldı!

Danimarkalı oyuncu Lars Mikkelsen DR’ın yapımcılığını üstlendiği yeni TV dizisi Rides Upon the Storm’un oyuncu kadrosuna katıldı.

2012 yılında sona eren Tv dizisi Forbrydelse ve ardından 2010 yılında gösterimine başlayan ve üç yıl süren Tv dizisi Borgen’de rol olan ünlü oyuncu Lars Mikkelsen Danimarka yapımı yeni bir dizi ile televizyona dönmeye hazırlanıyor. DR’nin yapımcılığını üstleneceği Rides Upon the Storm, Danimarkalı bir ailenin inançlarını ve kilise hayatını konu alacak.

Dizinin konusu aslında Adem ve Havva’nın iki oğlunun İncil’deki hikayesine dayanmaktadır. Cain and Abel birlikte yaşayan iki kardeştir. Cain bitkisel ürünler yetiştirirken, Abel çobanlık yapmaktadır. Bir gün tanrı bir kurban ister ve Abel’i kurban olarak seçer. Cain kardeşini kurban ettikten sonra ilk cinayetini işlemiş olmuştur. Senaryosunu Adam Price’ın yazdığı dizinin yönetmenliğini ise Kaspar Munk üstleniyor. Dizinin ilk gösterimini 2017 yılında gerçekleştirecek.

Lars Mikkelsen Rides Upon the Storm’un Oyuncu Kadrosunda Yer Alacak!

rides-upon-the-storm-2-filmloverss

Dizide bir çifti canlandıracak Ann Eleonora Jorgensen ve Lars Mikkelsen’ın oğulları rolünde ise  Simon Sears ve Morten Andersen Hee’yi izleyeceğimiz dizinin resmi sinopsisinde yer alan hikayenin yorumlanış biçimini aşağıda bulabilirsiniz.

“Danimarkalılar sadık veya inançlı insanlar olmasalar da, dini inanç günlük hayatlarının içine kolaylıkla yerleşmiştir. Ve hangi dine inanırlarsa inansınlar, kiliselere gidip gelişim, göçmenlik, terörizm ve buna benzer birçok konuyu tartışabilirler.  İster Budizme inanalım ister Hipster gibi yaşayalım biz kültürümüzü yaşatmak için elimizden gelen saygı ve sevgiyi önce aile içimizde daha sonra toplum içinde birbirimize rahatlıkla gösterebilmeli ve cennetle dünya arasında olduğumuzu kabul etmeliyiz.”

 

Beste Altun

Beste Altun

101 yazı · 14 Şubat yani namı değer Sevgililer Günü’nde dünyaya geldi. İzmir’in havasını ve rahatlığını gittiği her yere taşıdı. Pocahontas izlemesiyle sinemaya olan aşkı başladı ve evde sürekli ‘bi kedi gördüm sanki’ diyen bir çizgi film fanatiğine dönüştü. Lise yıllarında yeni türler, yeni yönetmenler keşfetmeye başladıkça sinemaya olan tutkusu da arttı. İletişim Fakültesin de okumaya başladı ve yaptığı hemen hemen çoğu işte sinemayı da işin içine kattı. Şimdiyse sevdiği işin sinemanın peşinden koşuyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →