· 6 dk okuma

Kurgu Kullanımıyla Öne Çıkan 10 Yönetmen

Kurgu Kullanımıyla Öne Çıkan 10 Yönetmen

Sahneyi nasıl çektiğinizden çok, onu kurgu masasında kaç parçaya ayırdığınız bir sinema filmi için en belirleyici unsurdur. Peki kurgu neden bu kadar önemlidir? Doğası gereği senaryoda mevcut bir sahnenin çekim aşamasına gelindiğinde, hayal edildiği gibi bir sonuç ortaya çıkmayabiliyor. O sırada kadrajda gayet sempatik bir duruşla arz-ı endam eden başrol oyuncumuz yahut bir daha kim bilir nerede karşılaşacağımız figüranımızın ufacık bir jest/mimik hatası, yanlış diyafram aralığı, orada duyulmaması gereken tiz bir ses… Ve daha birçok akıl almaz, set ekibini çıldırma noktasına getirecek olumsuz detay kurgu masasında çözülmeyi bekleyecek kadar teknoloji ilerledi neyse ki. Kurgu tekniğinin zamandan ve paradan kazanmak dışında değerlendirmesini bilenler için estetik ve özgün bir sinema dili yaratma hususunda da payı yadsınamaz. Bu listede daha çok estetik ve özgün bir dil yaratarak Kurgu Kullanımıyla Öne Çıkan 10 Yönetmen’i ve tarzlarını ele aldık.

aleksandr-sokurov-filmloverss

Aleksandr Sokurov

Sokurov, yakın çevresinin ve hatta dünyanın kabul etmesi, sindirmesi, hazmetmesi zor bir yönetmen. Yenilikçi tarzı, kâşif ruhu sinema ilahı Andrey Tarkovski tarafından fark edilmiş ve desteklenmiş olan bu yönetmen, farklı merceklerle özgün görüntüler yakalamasının yanı sıra kurgu kullanımıyla da ön plana çıkıyor. Dostoyevski’yi çağrıştıran sinema diliyle hikâyelerini tüm evrene ve insanlığa tek bir mesele üzerinden, tümevarım şeklinde ele alır. Bu tümevarım yolculuğu kurgu tekniğindeki estetik takıntısıyla birlikte büyüleyici bir deneyime dönüşür. Gücün doğası ve cezbedici yanı üzerine kurguladığı serisinin son filmi Faust (2011) ile yapabileceklerinin teminatını veren Sokurov için heyecanımız hala çok taze.

alejandro-gonzález-iñárritu-filmloverss
Alejandro González Iñárritu

Bu listenin olmazsa olmaz isimlerinden biri de, Amores Perros (2000)’tan Birdman (2014)’e uzanan filmografisiyle birlikte İñárritu elbette. Hızlı kurgusu, çarpıcı etkisiyle ilk uzun metraj filmi Amores Perros’un hayatımızda derin izler bıraktığını söylemek yanlış olmayacaktır. Keza yönetmen, gerek hikâye bâbında gerek anlatı zamanı olarak kurguyu öyle baş döndürücü kullanıyor ki tarzını her filminde yakalamak mümkün. 21 Grams (2003), Babel (2006), Biutiful (2010) ve son olarak Birdman (2014)’de de teorik olarak aşina olduğumuz kurgu yöntemlerinin (düz, atlamalı, eşlemeli, çapraz, uzun, kısa, montaj vb.) birçoğunun hakkını vermiş ve seyircisine üzerinde kafa yorması için harika filmler sunmuştur. Özellikle Amores Perros’la yakaladığı bilinç akışı göndermeleri ve filmin olay örgüsüne ince ince işlemesini tamamen kurgusuna borçluyuz.

alfonso-cuarón-filmloverss

Alfonso Cuarón

Kariyerine Tim Burton filmlerinden ilham alarak başlamış olan Cuarón, farklı kulvarlarda birbirinden iyi iş çıkararak adını altın harflerle sinema tarihine şimdiden yazdırdı bile. Zamanın döngüselliği ile ilgili teorileri anlattığı, dakikalar süren tek plan çekimlerle dikkatleri üzerine toplayan filmlerinden son teknoloji ürünü Gravity (2013) üzerine bir kurgu tekniği değerlendirmesi yapmam gerekirse; yönetmen uzay boşluğundaki kronolojik zamanı bir bebeğin cenin pozisyonundan doğumuna kadar olan süreçle özdeşleştiriyor. Kubrick’in kemik-uzay gemisi metaforuna yapılan bu ufak çağrışım filmin bütününü etkileyen kurgusal bir hamle olarak karşımıza çıkıyor. Özetle Cuarón’un tarzını, sıradan hikâyelerin sağlam bir kurguyla başyapıta dönüştürüldüğü filmlere bakarak rahatlıkla çözümleyebiliriz.

 

béla-tarr-filmloverss

Béla Tarr

16 yaşında çektiği amatör filmlerle kariyerine adım atan Macar yönetmen Béla Tarr’ın filmleri, genel olarak siyah beyaz bir renk skalasında ilerleyip, anlaması zor felsefî alt yapısıyla dikkat çekiyor. Tarr’ın filmleri genellikle birbirini tekrar eden plan sekanslarla ünlüdür. Özellikle son filmi A torinôi lô (2011) ile ritmi en alt seviyeye indirdiğini ve tamamen atmosferi ön plana çıkardığını rahatlıkla görebiliriz. Kutsal kitaptaki yaratılış efsanesinde dünyanın altı günde yaratılmasına atıfta bulunarak, birbirinin neredeyse aynısı altı sekansla kurgudaki son halini alan filmi tamamlamak kesinlikle sabır istiyor. Ama gerek felsefesi, gerek yarattığı atmosferle o sabrı gösterebilen herkes filmi bir anlamda huzurlu tamamlıyor. Tarr, insanın varoluşuna dair derin sorgulamalara dahice tasarlanmış kurgu tekniğiyle dalıyor ve size aradığınız cevapları fısıldıyor.


david-cronenberg-filmloverss

David Cronenberg

“Bedensel Korku” türünün öncüsü olarak; insan eli değmiş yapay üretimlerin ortaya koyduğu tehlikeyi, yarattığı her sahnenin ardında gizleyebilmiş bir yönetmen Cronenberg. Çok da ütopik olmayan fikirlerini karanlık ve ürkütücü mizanseninin yanı sıra kostüm, makyaj, müzik gibi unsurları da ustaca kullanarak tüm bunları kendine has bir kurgu potasında eriterek kendi kulvarında bilim kurgu – korku türünde eşsiz bir nirvanaya ulaştırıyor. Doğal işleyişi saptırmak için bilimi araç olarak kullanan dezenformasyona uğramış yeni bir neslin beden, kan gibi organik yapılarla tasvirine ek olarak, felsefî ve psikolojik boyutunu da kurgusal anlamda ele alma başarısı gerçekten hayran kalınası. Bu bağlamda Cronenberg’ün filmografisinde en dikkat çekici yapım Videodrome (1983).

jean-luc-godard-filmloverss

Jean Luc Godard

Sıra geldi Fransız Yeni Dalgası’nın auteur yönetmenine. Jean Luc Godard büyük bir parçası olduğu Yeni Dalga akımının manifestosuna uygun belki de en güzel eserler veren isim. Akımın manifestosuna göre genellikle düşük bütçeyle çalışan Yeni Dalga akımı yönetmenleri gibi Godard da senaryoya bağlı kalmamış, kurgu masasında son şeklini verdiği doğaçlama sahnelere bazen politik, bazense apolitik birçok anlam yüklemiştir. “Herkes film çekebilir.” mantığını olumlayan bir yaklaşımla hareket eden Godard, dağınık ama en nihayetinde bir anlam ifade eden filmlerinde en büyük kozunu kurgu tekniğinde yaptığı sıçramalarla ortaya koymuştur. 1960 yılında çekmiş olduğu A Bout de Souffle’u; filmdeki en önemli teknik orijinalliğin kurgusunun bütünsel değil de bölük pörçük olmasıyla ve özellikle artık belirli bir konuyu birbiri ile doğrudan bağlantılı sekanslarla anlatma zorunluluğunun ortadan kalkmasına yönelik olumlu ve yenilikçi vasıf kazandırması yönüyle anabiliriz.

leos-carax-filmloverss

Leos Carax

1986 yılında çekmiş olduğu Mauvais Sang ile güzel bir çıkış yakalayan kendine özgü sinema diliyle dikkat çeken Leos Carax ülkemizdeki asıl çıkışını Les Amants du Pont-neuf (1991) ile yapmıştır. Carax, 2012 yılında piyasaya sürdüğü Holy Motors ile kendi çizgisini sağlamlaştırarak sinefiller içinse yerini çoktan sağlamlaştırdı. Özellikle Holy Motors’u ele alacak olursak, Carax da anlaması zor bir dille sinema yolculuğuna çıkıyor. Filmlerindeki referanslar derin bir varoluş felsefesine yönelik ve o bunu seyircisine aktarırken kurguda sadeliğe ve simetrik çizgilere gitmeyi bir tür engeli ortadan kaldırmak olarak değerlendiriyor. Tam da bu noktada kurguyla şekillenen kronolojik anlatı zamanı Carax’a yapıcı bir etken sunuyor.

martin-scorsese-filmloverss

Martin Scorsese

Scorsese’in bu listede olmasının en önemli sebebi, baş döndürücü hızdaki kurgusundan ziyade anlatısını şekillendiren ortadan veya sondan başlama takıntısı diyebiliriz. Özellikle Goodfellas (1990) ve Casino (1995) filmlerinde belirgin olarak kullandığı bu teknikle Scorsese, Shutter Island (2009) ve Taxi Driver (1976)’a baktığımızda da sinema dilini kurgu tekniği üzerine mal etmiş bir yönetmen olarak karşımıza çıkıyor. Scorsese filmlerindeki dinamik olay örgüsü, ancak hızlı bir kurguyla hakkı verilmiş olarak beyazperdeye aktarılabilirdi. Nitekim gerçek bir gangster öyküsünden uyarlanan Goodfellas, birçok alanda yakalamış olduğu başarıya kurgu alanında da ulaşarak müthiş bir deneyim sunuyor. Filmde ağırlıklı olarak kullandığı kurgu tekniği olan atlamalı kurgu sinemasal düzlemde adeta boyut değiştiriyor.


quentin-tarantino-filmloverss
Quentin Tarantino

Kendine has tarzıyla yaptığı her işle gündeme gelen Tarantino’nun en büyük kozu kuşkusuz iş ortaklığı kadar büyük bir dostluğu da paylaştığı kurgucusu Sally Menke’nin varlığı… Tarantino’nun ilk filmi My Best Friend’s Birthday (1987)’in piyasada patlamaması üzerine 1992’de Reservoir Dogs ile başlayıp Inglourious Basterds (2009)’a kadar geçen sürede ortaklıkları devam eden ikili, ölüm onları ayırıncaya dek geçen 18 yıllık sürede bol diyaloglu, çok katmanlı Tarantino filmlerinin mimarı olarak Menke’yi işaret etmemize olanak sağlıyor. Üstelik filmler arasındaki inanılmaz çağrışımlar, kurgu tekniğinin doğru şekilde kullanıldığında nasıl bir etki yakalayabileceğine dair çarpıcı bir örnek.

theo-angelopoulos-filmloverss

Theo Angelopoulos

Kariyerinin ilk yıllarında politik sinema diliyle nam salmış olsa da sonraları Freudçu yaklaşımıyla daha kişisel hikâyelere yönelen Angelopoulos, özellikle kullandığı kurgu tekniğiyle çağdaşı olduğu yönetmenlerden biraz daha farklı bir çizgide ilerlemeyi tercih etmiş. Bu çizgi, Bertolt Bretch’in epik tiyatrosuna en yakın sinemayı yapan unvanını kazanmasına yol açtığı gibi, özellikle O Thiasos (1975) filminde başvurduğu zamanda ve mekânda ileri geri sıçramalarla tarzını daha da belirginleştirdi. Eisenstein kuramının aksine “kurgu sineması”na sıcak bakmayan yönetmen özellikle duyguları ön plana çıkardığı ve ahengi bozduğu için araya girip duran yakın plânlardan şiddetle uzak durmuştur. Hızlı bir kurgu onun filmlerinde yaratmak istediği “ölü zaman”ları engeller ve uzun plânlarla elde ettiği ‘müzikal esleri” veremediği için yarattığı etkiden uzaklaşır. Bu bağlamda Angelopoulos da kendine has bir sinema dili yaratmış ve kurgu tekniğini tamamen bu doğrultuda araç değil amaç olarak kullanmış.


Özge Yağmur

Özge Yağmur

130 yazı · Lisans eğitimi devam ederken kazandığı gönüllü deneyimlerle dijital ajans dünyasının bir parçası oldu. Profesyonel hayatından arta kalan zamanda fotoğraf ve sinemayla ilgileniyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →