· 16 dk okuma

Korku Sinemasının En İyi Ölüm Sahneleri

Korku Sinemasının En İyi Ölüm Sahneleri

Bir komedi filminde en çok güldüğümüz sahne aklımızda kalırken bir dram filminde bizi ağlatan bir sahne aklımızda kalır. Ancak konu bir korku filmi olunca akılda en çok kalan kısım ölüm sahneleri olur. Bu dosyamızda geçmişten günümüze kadar yapılmış olan korku filmlerindeki en iyi 30 ölüm sahnesini sıraladık.

Korku sineması yıllar boyunca gelişti ve evrildi. Korku filmlerinin ilk örnekleri 1920 yapımı sessiz korku filmi The Cabinet of Dr. Caligari ve bu tarz Alman Ekpresyonizminden etkiler taşıyan filmlerdi. Daha sonra 1930 ve 1940’lı yıllara James Whale’in Frankenstein tarzındaki canavar filmleri damga vururken soğuk savaş sırasında bu tarz istila (uzaylı ya da radyoaktif canavar) filmlerine kaydı.

60’lı ve 70’li yıllarda ise Rosemary’s Baby veya The Exorcist gibi din hakkında yapılan korku filmlerinin etkisi görüldü. Ülkemizde yapılmış olan çoğu korku filminin de bu tarzda olması ilginç bir ayrıntı.

İşkenceye dayalı modern korku filmlerinin ilk örnekleri ise 1974 yapımı Black Christmas ve 1978 yapımı Halloween filmleridir. 90’lı yılların sonu ve 2000’lerin başında ise Japon sinemasında yapılmış olan korku filmlerinin uyarlamalarının etkisi görülmüştü. Son yıllarda ise Eli Roth ve James Wan’ın da etkisiyle bol işkenceli korku filmleri görmekteyiz.

Sözü fazla uzatmayalım ve sizleri şimdiye kadar yapılmış olan korku filmlerinden derlediğimiz en iyi 30 ölüm sahnesiyle baş başa bırakalım:

30. Final Destination 2 (2003 – David R. Ellis)

Final Destination, 2000 yılında vizyona girmiş ve bizlere ilginç şekillerde gelen ölümlerin ne kadar çeşitli olabileceğini göstermişti. Filmin konusu gayet basitti: Alex Browning, gördüğü bir dejavu sonucu arkadaşlarıyla bineceği uçağın kaza yapacağını görür ve bunun sayesinde kurtulurlar. Ancak ‘ölüm’ onları istemişti bir kere.

Serinin 2003 yapımı 2. filmi ise içerdiği ilginç ölüm sahneleri ile ilk filmin de önüne geçmişti. Bu sahnelerin içinde ise öne çıkan 2 sahne vardı. İlki yeni karakterleri tanıdığımız inanılmaz kaza sahnesiydi. İkincisi ve belki de serinin en iyisi sahnesi ise araba kazasından kurtulan karakterlerimizin bunun hemen ardından gelen ölümleriydi. Bu sahneye aşağıdan ulaşabilirsiniz:

29. House of Wax (2005 – Jaume Collet-Serra)

House of Wax’in 2. kez yeniden çekilmiş olan bu versiyonu bir sebeple maça 1-0 geride başlamış: Paris Hilton. House of Wax; tüyler ürperten havası, ‘cool’ kötü adamı ve efektleriyle gayet güzel bir film olacakken büyük bir cast hatası yapılmış. O dönemdeki sex tapeleri ve reality showlarla gayet göz önünde olan Hilton’un filmde yer alması gerçekten büyük bir eksi.

Filmdeki en iyi sahne ise Paris Hilton’un öldüğü ürkütücü sahne. Sahne, neredeyse Hilton’un berbat oyunculuğunu örten nitelikte. Burada ondan başka bir aktris olsaydı sahne bu kadar etkileyici olmazdı.

28. High Tension (Haute Tension) – (2003 – Alexandre Aja)

Nedendir bilinmez Fransız sinemasında bol kanlı, bol işkenceli korku filmleri bolca yapıldı ve beğenildi. High Tension da bu filmlerden biri. Filmin senaristi ve yönetmeni Alexandre Aja, iyi bir iş çıkarmış.

Filmin bu sahnesinde Marie ve Alexa’nın tatil için Alexa’nın ailesinin evinde bulunduğu sırada eve giren kamyon sürücüsünün işe ilk olarak Alexa’nın babasıyla başladığını görüyoruz.

27. Cabin in the Woods (2012– Drew Goddard)

Cabin in the Woods, türün belki de en orijinal filmlerinden biri. 5 lise öğrencisi, ormanın içinde bir kulübe bulur ancak bu kulübe onların sonu olur. Fakat bunu kim ya da hangi güçler yapmıştır ?

Kurtulan 2 genç, gizli bir asansöre girince yaşadıklarının henüz başlangıç olduğunu görürler. İçinde bulundukları asansör, içinde onları öldürmek için konulan çeşitli yaratıkların bulunduğu başka asansörlere açılmaktadır. Bu gençler asansörden çıkıp kontrol odasına girerler ve kımızı tuşa basarlar.

Bu çılgınlığı durdurmak için askerler geldiğinde olaylar iyice çığırından çıkar. Askerler, inanılmaz çeşitli yaratıklar tarafından katledilirler: Kurt adamlar, devler, dev bir yılan, şeytani bir palyaço, maskeli katiller ailesi, zombiler ve niceleri. Düşünebileceğiniz her korku elemanı bu filmde mevcut.

26. Dead Alive (Braindead) (1992 – Peter Jackson)

Peter Jackson, Orta Dünya’ya girmeden önce komedi/korku türünde birçok film çekmiş. Bunların içerisinde en etkileyici ve en kanlı olan ise Dead Alive. Lionel’in annesi Vera, ısırdığını öldüren bir Sumatra maymunu tarafından ısırılır ancak öldüğü sanılan Vera, zombi olarak geri döner ve onun ısırdığı bütün kasaba zombiye dönüşür.

Lionel’in zombileri öldürüp evini geri almak için özel bir silaha ihtiyacı vardır ki bu silah bir çim biçme makinesidir. Evet, bir çim makinesi. Imdb’ye göre, bu sahne film tarihinin en kanlı sahnesi. Bu sahnede tam 300 litre boya harcanmış.

25. Saw (2004 – James Wan)

James Wan ve Leigh Whannel, 2004 yılında orijinal bir korku filmi serisinin ilk adımını attılar. Bu tür korkunç veya kanlı olmaktan daha çok psikolojikti. ‘Torture porn’ olarak adlandırılan alt türün başlangıcı olarak Saw serisini gösterebiliriz.

Seride bir tuzakta bulunan insanlar, kendi kaderlerini veya başkalarının kaderlerini belirliyorlardı. Serinin belki de en ikonik sahnesi ise ilk filmdeki Amanda’nın ağzında bulunan tuzağın olduğu sahneydi. Amanda’nın kendisini kurtarmak için ihtiyacı olan anahtar, hücre arkadaşının bağırsaklarındaydı.

24. American Psycho (2000 – Mary Harron)

Bu film, psikotik bir sosyopatı canlandıran Christian Bale için bir milat olmuş ve bu filmden sonra kendisinin yıldızı parlamıştı. Bret Easton Ellis’ın kitabından uyarlanan filmde varlıklı, pop kültürünü seven ve materyalist bir avukatın tam anlamıyla bir psikopat olduğunu görüyoruz. Vücudu parçalara ayırmak, çıplak halde testereyle insan kovalamak ve evsiz insanları sokakta katletmek, onun yaptıklarından birkaçı.

Oscar ödüllü Jared Leto’nun canlandırdığı bir diğer avukat Paul, psikopat avukatımız Patrick’in önüne geçmek gibi bir hata yapar ve karşılığını bir baltayla alır. Odanın Dextervari dizaynına da dikkat çekmek isterim.

23. The Devil’s Rejects (2005 – Rob Zombie)

Rob Zombie, ilk filmi House of 1000 Corpses’da potansiyelini göstermişti. İkinci filmi The Devil’s Rejects’de ise ilk filmlerindeki hatalarının farkına varıp kendisinin başyapıtını ortaya çıkarmış. Bu filmde ilk filmde de olan Firefly ailesinin macerası devam ediyor. Filmin değişik bir tonu olduğunu kabul etmek gerek.

İlk sahnede Otis’e saldıran iki kişinin daha sonra Otis tarafından öldürüldüğünü görüyoruz. İkinci sahnede ise kocasının yüzünü giymiş olan kadının oda servisi tarafından fark edilmesini görüyoruz.

22. Black Sunday (1960 – Mario Bava)

Film, Mario Bava’nın klasik gotik tarzda yaptığı korku filmleri içinde en iyilerden biri. Black Sunday, 17. yüzyılda geçen bir ayinle başlıyor. Ayinde büyücülük yapan bir kadının kurban edildiğini görüyoruz. Cezası ise yüzüne çakılacak olan bir şeytan maskesi. Bu sahneyi güzel yapan sebeplerin başında sahnenin siyah beyaz ve gölgeler içinde çekilmesi geliyor. Sahne, insanda gerçekten Orta Çağ’daymış hissi yaratıyor.

21. The Burning (1981 – Tony Maylam)

The Burning, 1980’lerin başında bolca yapılan slasher tarzındaki korku filmlerinin en iyilerinden birisi. Yaz kampında yapılan bir şakanın yanlış gitmesi sonucu kampın bekçisi Cropsy, neredeyse tamamen yanar fakat kurtulur. Cropsy, 5 yıl sonra gelen kampçılardan intikam alacaktır.

Filmin bu sahnesinde kaybolan kanolarını bulan bir grup genç, kanolarına yaklaşır ancak kanonun içinden Cropsy çıkar ve kopan parmaklar, delinen boğazlar ve her yere saçılan kanları görüyoruz.

20. Re-Animator (1985 – Stuart Gordon)

Dr. Herbert West, ölüleri diriltecek bir ‘re-agent’ yaratmıştır. New England Üniversitesi’ne gelen West, Dr. Cain ile aynı evde yaşamaya başlar. West’in yarattığı re-agentı öğrenen profesör Carl Hill, bu icadın hastaneye zarar vereceğinden korkar ve West’i tehdit eder. Bunun karşılığında ise Dr. West, bir kürekle Dr. Hill’in kafasını gövdesinden ayırır ve daha sonra re-agentı Dr. Hill’in üzerinde kullanır !

19. Hellraiser (1987 – Clive Barker)

Frank, evinin çatı katında bir puzzle çözer ve bu puzzleın ödülü Cenobitler ve onların liderleri Pin Head tarafından cehenneme sürüklenmektir. Daha sonra Frank’ın çatı katına giren Frank’ın kardeşi ve baldızı Claire, yerdeki kanlardan Frank’in tekrar dirildiğini görür. Frank’in planı ise tekrar insan olabilmek için ihtiyacı olan bedeni Claire’dan almaktır.

Filmin bu sahnesinde Claire, puzzleı tekrar açar ve Cenobitler geri döner. Ucunda kancalar olan zincirlerle tutulan Frank’in parçalara ayrılmadan önceki son tepkisi alaycı bir gülüştür.

18. Jason X (2001 – James Isaac)

Şüphesiz korku filmlerindeki katillerin içinde Jason Voorhes’in yeri ayrıdır. 30 yıllık kariyerinde yer aldığı 10 filmde toplam 140 karakteri öldürdüren Jason’un hedefinde genellikle lise çağındaki gençler olmuştur.

2001 yılındaki Jason X filminin bu sahnesinde Jason’ın bedeni tamamen donmuştur ve binlerce yıldır bu durumdadır. Bedeni incelenirken birden uyanır ve Adrienne’ye kafasını sıvı nitrojen havuzunu sokup daha sonra donmuş kafasını masaya vurarak kırar.

17. A Nightmare on Elm Street (1984 – Wes Craven)

1980’lerin ortasında Wes Craven, orijinal bir korku filmi figürü üretti. Freddy Krueger, bir çocuk katiliydi ve öldürülen çocukların aileleri tarafından öldürülmüştü. Şehirdeki çocuklar için kabus biter fakat Elm Sokağı’ndaki çocuklar için kabus daha yeni başlamaktadır. Bu sokaktaki çocuklar geceleri kabuslarında Freddy’yi görmeye başlarlar ve kabuslarında gördükleri şeyler gerçek hayatta da gerçekleşmektedir !

Bu sahnede Tina, dışarıda bir ses duyar ve tabii ki yalnız başına etrafı kolaçan etmeye başlar. Bu arada Freddy’yi görür. Freddy, onu bir köşede sıkıştırır ve Tina bağırmaya başlar. Aniden Rod, yataktaki Tina’nın çığlıklarıyla uyanır ve Tina’nın karnında 3 derin kesik açıldığını görür.

16. Dawn of the Dead (1978 – George A. Romero)

Film, ‘Cehennemde yer kalmayınca ölüler dünyaya geri dönecektir.’ mottosuyla yola çıkmış.  Filmde, insan etiyle beslenen ve daha sonra kitle histeriye sebebiyet veren kökeni bilinmeyen bir salgın, reanimasyon ölümlere sebep vermektedir. 4 kişi, bir banliyö alışveriş merkezinin içinde kendilerine barikat kurarak salgından kurtulmuştur. Filmde zombilerin hatırladığı tek yerin alışveriş merkezi olması Romero’nun dahice bir hicvidir.

Bir motosiklet çetesi alışveriş merkezine girer ve keyif için zombi öldürmeye başlar. Ancak Peter ve Flyboy onlara ateş edince geri çekilirler ve çeteden geri kalanlar zombiler için ziyafet olur.

15. Henry: Portrait of a Serial Killer (1986 – John McNaughton)

John McNaughton’un Henry karakteri, hapishaneden tanıştıkları ve aynı evi paylaştıkları kendisi gibi psikopat ve uyuşturucu bağımlısı arkadaşı Otis’le birlikte zevk için arka arkaya işledikleri bir dizi cinayet işlemektedir. Film, şimdiye kadar çekilmiş en dehşet verici seri katil filmlerinden biridir. Filmi ürkütücü ve rahatsız edici yapan en önemli etken ise filmdeki olağanüstü gerçeklik duygusudur. Katil, sıradan gibi gözüken gündelik yaşantısıyla seyirciyle birlikte gibidir.

Henry ve Otis, televizyon almak için bir yere girer. Ancak aralarında çıkan tartışmanın sonu satıcı arkadaş için pek iyi olmaz ve 50 dolarlık televizyonu kafasında bulur. Bu sahneden çıkarılacak ders: Kim olduğunu bilmediğin kişilere atar yapma !

14. Scream (1996 – Wes Craven)

90’lı yılların ortaları korku sineması için ölü yıllardı. Ancak bu durgunluğa son verecek kişi Wes Craven’di. Wes Craven, yarattığı bu alt türle sonraki 5 yılı domine etti. Filmin kadrosu Drew Barrymore ve Neve Campbell hariç yeni yüzlerden oluşmaktaydı.

Filmin 10 dakikalık giriş kısmı Drew Barrymore’un canlandırdığı karakterin ailesine ulaşamadan öldürülüp asılmasını gösteriyor. Filmin başındaki telefon konuşması ve korku filmleri hakkındaki diyaloglar ise sahneyi daha da güzelleştiriyor.

13. Pet Sematary (1989 – Mary Lambert)

Stephen King’in aynı adlı romanından uyarlanan film, büyük kamyoların geçtiği yola yakın bir eve taşınan Creed ailesinin başına gelenleri anlatıyor. Ailenin kedisinin ölmesi üzerine yaşlı komşuları Jud, kediyi eğer Kızılderili mezarlığına gömerlerse kedinin geri dönebileceğini söyler ve oraya gömülen kedi gerçekten geri döner fakat eskiye göre daha agresiftir.

Ailenin küçük oğlu Gage bir kamyonun altında can verince ailenin babasının aklına hemen Kızılderili mezarlığı gelir. Jud’un tüm uyarılarına rağmen çocuk, bu mezara gömülür. Sonraki gün çocuk çıkagelir fakat eskisi gibi bir çocuk değildir!

12. 28 Weeks Later (2007 – Juan Carlos Fresnadillo)

Serinin ilk filmi 28 Days Later’da Danny Boyle zombi kavramını değiştirmiş ve zombileri Rage virüsünü kapmış insanlar olarak sunmuştu. İlk filmde Don, bu virüsten kurtulmuş fakat eşini geride bırakmak zorunda kalmıştı.

Bu filmde Don’un karısı ısırılmasına ve kanında virüs olmasına rağmen canlı olarak bulunmuştur ve virüsün etkisini göstermemektedir. Karısından onu bıraktığı için özür dileyen ve ondan bir öpücük alan Don, bir anda virüsün etkisinde kalır ve virüsün etkisiyle karısını katleder.

11. Silence of the Lambs (1991 – Jonathan Demme)

5 Oscarlı filmde tam 2 tane seri katilimiz var ancak çok fazla ölüm sahnesi yok. Buffalo Bill’i kurbanlarının derisini yüzerken göremiyoruz ve Hannibal Lecter da filmin çoğu kısmında kilit altında. Filmde Clarice Starling’in Bill’i yakalamak için ipuçlarına ihtiyacı vardır ve bunun için Hannibal Lecter’ın hastalıklı zihninin derinliklerine inmeye çalışmaktadır. Ancak Starling’in Lecter ile yaşadığı Faustiyen ilişki sonunda onun kaçışına sebep olur. Lecter’ı buradan kurtarabilecek olan şey kendisinde bolca bulunan sabırdır.

Bir kalemden aldığı küçük bir parça Lecter’ın kaçışı için yeterlidir. Bir anda saldırıya geçen Lecter, iki güvenlik görevlisini de etkisiz hale getirir. FBI, olay yerine geldiğinde güvenlik görevlilerinden birini asılmış halde diğerini ise kanlarla kaplı ve çok kötü bir durumda bulur ki bu kişi insan maskesi (!) takan Hannibal Lecter’dır.

10. The Omen (1976 – Richard Donner)

Amerikan Elçisi Robert Thorn’un eşi hüsranla sonuçlanan bir doğum yapar. Adam karısının acı gerçeği öğrenmesini engelleyip bir başka bebeği sahiplenmelerini sağlar. Fakat çocuk büyümeye başladıkça bazı tuhaf olaylar gerçekleşmeye başlayacaktır. İntihar ve ölümlerin ardından baba, ailenin yakın takipçisi olan fotoğrafçı Jennings ile birlikte oğlunun gizemini çözmeye karar verir. Jennings’in elindeki fotoğraflarda Damien’in doğum günü partisinde intihar eden bakıcının boynundaki silik ilmek görüntüsü gibi bazı ilginçlikler vardır.

Daha da kötüsü Jennings’in elinde kendisinin de boynunda silik bir ilmek bulunan bir fotoğrafı vardır. Thorn ve Jennings, şeytani varlıkla yüzleşmek için bazı özel (!) bıçaklar alırlar ancak kendi oğlunu öldürmek zorunda kalacağını anlayan Thorn, bu bıçakları bir inşaat sahasına bırakır. Onları tekrar almaya giden Jennings, burada fotoğraftaki bahtsız kaderine yenik düşer ve gayet ‘estetik’ bir şekilde kafası gövdesinden ayrılır.

9. A Nightmare on Elm Street Part 3: Dream Warriors (1987 – Chuck Russell)

Bu sahne korku filmini sevenler için Freddy Krueger’ın korkutucu bir canavardan korkunun kralına dönüştüğü bir sahne. Jennifer uyanık kalmaya çalışmaktadır. Öyle ki bunun için sigarayla elini bile yakar. Sonra Dick Cavet Show’u izlemeye başlar. Dick Cavet bir anda Freddy’ye dönüşüverir ve konuğuna saldırmaya başladığı anda televizyon bozulur ancak televizyondan çığlık sesleri gelmektedir. Jennifer, sorunu anlamak için televizyonun yanına gittiğinde televizyondan iki dev kolu ve kafasıyla robo-Freddy çıkar ve Jennifer’ın kafasını televizyona sokar.

8. The Texas Chainsaw Massacre (1974 – Tobe Hooper)

Tobe Hooper’ın bu filminin sloganı ‘Kim yaşayacak ve onlara ne kalacak ?’. Sally ve Franklyn, büyükbabalarının mezarını ziyaret etmek için yola çıkarken yanlarına birkaç arkadaşlarını da alırlar. Grup, Sally ve Franklyn’nin büyük aile evinde kalacaktır ancak işler umdukları gibi gitmez ve Franklyn psikopat bir otostopçu tarafından öldürülür.

Sally’nin arkadaşları Pam ve Kirk, gaz bulmak için etraftaki evlere bir göz atmaya karar verirler. Kirk, bir eve girer. Bir odadan hayvan sesleri gelmektedir ve odanın kapısının girişinde hayvan kemikleri vardır. Peki Kirk ne yapar ? Tabii ki odada ne olduğuna bakmaya gider, hem de koşarak ! Hadi ama, başınıza gelenlerden hiç mi ders almadın be oğlum ! Kirk, odaya girer girmez Leatherface ortaya çıkar ve çekiçle Kirk’ün kafasını yarar.

7. The Wicker Man (1973 – Robin Hardy)

Film, Neil Howie isimli bir polis çavuşunun yerliler tarafından var olmadığı söylenen kayıp bir kızı aramak amacıyla Summerisle Adası’na düzenlediği geziyi konu alır. Ada halkının mensup olduğu din, koyu bir Hristiyan olan Howie’yi dehşete düşürür. Film, insanı dehşete düşüren bir atmosfere sahiptir.

Howie, her şeyi anladığını düşündüğü anda işler çığırından çıkar ve Howie adanın inandığı pagan tanrının kurbanı edilir. Sahneyi güzelleştiren etmenlerden biri Neil Howie rolündeki Edward Woodward’ın sahnedeki durum karşısında gerçekçi şaşkınlığı ve korkusudur.

6. The Thing (1982 – John Carpenter)

John Carpenter’ın bu filmi yeniden çekilen filmler içinde en iyisi olabilir. Ayrıca filmdeki özel efektler o dönemdeki çıtayı çok yükseklere çıkarmıştır. Film, buzda donduktan sonra canlandırılan şekil değiştirebilen bir uzaylı yaratık hakkındadır. Yaratık Antaktika’daki bir bilimsel araştırma istasyonuna sızar ve Norveçli araştırma ekibini öldürür. Yakınlardaki bir Amerikan araştırma ekibi olayı araştırır ve sırayla yaratığın saldırısına uğrarlar.

Filmin birçok iyi sahnesini var fakat en iyisi bu sahne. Doktor, uzaylı saldırısına uğrayan bir adamı incelerken uzaylı kendisini gösterir ve buna hazırlıklı olan takımdan biri onu yakar. Ancak yaratık bir şekilde kaçar ve ekipten birinin buna tepkisi şu olur: You’ve got to be fucking kidding !

5. Halloween (1978 – John Carpenter)

Halloween, türün belki de en basit fakat en önemli filmi. 70’lerde din üstüne yapılan bolca korku filminden sonra John Carpenter’ın bu filmi türü adeta yeniden icat etti. Bu film, Jason ya da Freddy gibi korku filmlerinin ikonik isimlerinin ortaya çıkmasına ön ayak oldu.

Bir cadılar bayramı gecesi altı yaşındaki Michael Myers ablasını öldürür. 15 yıl sonra kaldığı ruh ve sinir hastalıkları hastanesinden kaçar ve evine dönerek Laurie Strode adlı genç kızı gizlice takip eder. Film, mahalleye dehşet saçan Michael ve ona yem olmaktan kurtulma çabası içindeki Laurie arasındaki kedi-fare oyununu anlatıyor.

Halloween, kendi türündeki filmlerin aksine bolca kan içermiyor. Filmdeki en iyi ölüm sahnesi ise Bob’un öldüğü sahne. Bob, bir kapının açıldığını duyar ve oraya gidince ağır bir nefes alış duyar. Linda olduğunu düşündüğü kişi ise Michael’dır. Bu sahnede Michael’ın gücüne, sabrına, ağır ağır nefes alıp verişine ve en önemlisi yavaş boyun hareketlerine tanık oluyoruz.

4. Psycho (1960 – Alfred Hitchcock)

Türünün en önemli örneği olan film, yönetmen Alfred Hitchcock’un başyapıtı olarak kabul edilir. Öyle ki Psycho, korku filmlerinin ‘anası’ olarak kabul edilebilir.

Marion Crane, Arizona’da bir emlak ofisinde çalışmaktadır. Sevgilisi Sam  ile evlenmek istemektedir ancak çiftin çok az parası vardır. Bir cuma günü, patronu Marion’a bankaya para yatırması için 40 bin dolar verir. Marion, bu parayla Sam’le hayal ettikleri hayatı kurabileceklerine karar verir ve parayı çalarak Sam’le buluşmaya gider. Yolda Bates Motel’de konaklamak zorunda kalır. Burada moteli işleten Norman Bates ile bir süre konuşur. Bates, annesiyle ilgili saplantıları olan bir adamdır.

Planının bir sonraki aşamasını düşünmek isteyen Marion, Bates’in yanından ayrılarak odasına çekilir. Marion, odasında hesabını kitabını yaptıktan sonra duşa girmeye karar. Kendisi duş yaparken içeri giren birisini görürüz, perde açılır ve müzik ! Hitchcock’un stilini ve kamerayı kullanma şeklini açıkça görebildiğimiz sahne korku filmlerindeki en ünlü ölüm sahnesidir.

3. Alien (1979 – Ridley Scott)

Kargo gemisi Nostromo görevinden dönmekte iken bilinmeyen bir gezegenden bir sinyal alır ve çağrıyı karşılıksız bırakmayan gemi mürettebatı bu bilinmedik gezegene iniş yapar. Araştırma için 3 kişilik bir takım gönderilir. Gezegende Kane garip yumurtalar keşfeder. İncelediği yumurtadan akrebimsi bir yaratık fırlar, Kane’in kaskını asitle yakar ve suratına yapışır. Lambert ve Dallas, Kane’i geri getirirler ve Ripley’in karantina kurallarına uymak istemesinden dolayı karşı çıkmasına rağmen Ash, grubu gemiye alır ve korkunç olaylar zinciri tetiklenmiş olur.

Kane, sabah uyanır ve kahvaltıya gider. Buraya kadar her şey normaldir. Ancak Kane, kahvaltı sırasında bir anda boğulmaya ve kasılmaya başlar. Mürettebat ne olduğunu anlayamadan Kane’nin göğsü parçalanır ve oradan bir xenomorph çıkar ! Üzerinden 36 yıl geçmesine rağmen halen korkutucu ve ürkütcü bir sahne.

2. A Nightmare on Elm Street (1984 – Wes Craven)

Wes Craven’ın Freddy’si listede 3 kez bulunan tek karakter. Korku filmi tarihinin en yaratıcı ve manyak karakteri 1984’de geri dönmüş ve korku filmlerinde oyunun kuralını değiştirmişti.

Nancy ve Glenn, uyumamak için telefonda birbiriyle konuşmaktadırlar. Ancak vakit gece yarısı olmuştur ve sonunda Glenn uykuya yenik düşer. Freddy; Glenn’i, telefonu, televizyonu yatağın içine çeker ve daha sonra o delikten bir kan şelalesi gelir. Annesi odaya girdiğinde Glenn’in vücudu bir kağıt gibi kalmıştır.

1. Jaws (1975 – Steven Spielberg)

Spielberg’in bu klasik filminin açılış sahnesi filmin genel tonunu da belirler nitelikte. 2 genç yüzmek için denize girer. Erkek, içkiyi biraz fazla kaçırmıştır ve denize kadından sonra girer. Kadın yüzerken bir şey onu aşağı çeker ve onun arkadaşı olduğunu anlar. Ancak daha sonra ikisi birden bir anda suyun içinde kaybolur. Seyirci, onları aşağı çeken şeyin ne olduğunu merak eder fakat göremez çünkü teknik imkanlar Spielberg’in koca canavarı ilk sahneden göstermesine yetmez.

Filmin bu sahnesinin birinci sıraya konulmasında hakkında; öldüren şeyin köpek balığı olması, karakterlerin ölümünü göremememiz veya Jaws’ın geleneksel bir korku filmi olmamasından kaynaklı bir itiraz olabilir. Ancak Jaws’ın seyircileri ve film yapan insanlar üzerinde kuşaklardır süren etkisi tartışılamaz. Bu sahne yalnızca korku filmlerindeki en iyi ölüm sahnesi değil ayrıca belki de film tarihinin en iyi giriş sahnesidir.

Kaynak: Taste Of Cinema


İbrahim Cem Özsefil

İbrahim Cem Özsefil

2333 yazı

Yazarın diğer yazılarını gör →