Kesinlikle Yeniden Çekilmemesi Gereken 28 Muazzam Film!
Başarılı yönetmen Christopher Nolan’ın ikinci uzun metraj filmi Memento’nun sinefillerde yeri ayrıdır. Birçok sinemaseverin favori Nolan filmi olan Memento’nun yeniden beyazperdeye uyarlanacağı haberleri hepimizin canını sıktı. Üstelik bu remake haberi ne yazık ki Memento ile de sınırlı değil; son yıllarda özgün senaryo sıkıntısı çeken Hollywood ya roman uyarlamalarına yöneliyor ya da gişe garantili filmlerin yeniden çevrimine.
Kesinlikle Yeniden Çekilmemesi Gereken 28 Muazzam Film!
Metropolis (1927)

Usta yönetmen Fritz Lang’in 1927 yapımlı sessiz bilimkurgu filmi Metropolis döneminin en pahalı sessiz filmidir. Fütüristik bir distopyada geçen ve kapitalizmin toplum içerisinde yarattığı krizleri ele alan film, alt metniyle de sinema tarihine en mühim filmlerinden biri olarak adını yazdırmıştır.
Ladri di Biciclette (1948)

Senaryosunu Cesare Zavattini’nin yazdığı, Vittorio De Sica’nın yönettiği İtalyan yapımı drama filmi olan Ladri di Biciclette, Luigi Bartolini’nin romanından uyarlanmıştır. 1950 yılında Akademi’den Onur Ödülü kazanan film pek çok önemli listenin olmazsa olmazıdır. İtalyan yeni gerçekçilik akımının en iyi filmlerinden olarak bilinen Ladri Biciclette sinemaya getirdiği yeni solukla unutulması imkânsız bir yapıttır.
Vertigo (1958)

Gerek çekimlerinde kullanılan kamera teknikleriyle gerekse konusuyla Vertigo gerilim ustası Hitchcock’un başyapıtlarından biri olarak kabul edilir. ABD Ulusal Film Arşivi’nde de kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli filmler arasında muhafaza edilen Vertigo, yeniden çevrime konu dahi olmaması gereken filmlerden biri.
Breakfast at Tiffany’s (1961)

Truman Capote’nin aynı isimli romanından Blake Edwards tarafından beyazperdeye uyarlanan Breakfast at Tiffany’s, Audrey Hepburn’ün en sevilen filmlerinden biridir. Hikâyesi ve anlatımıyla hayranı olduğumuz filmin günümüzde yeniden çekilmesinin imkânsız olmasının yanı sıra dönem filmi olarak yapılması bile katlanılabilir bir fikir değil. Hem Audrey’nin şen şakrak oyunculuğunu doldurabilecek bir oyuncu olarak kimi düşünebiliriz ki?
Persona (1966)

Usta yönetmen Bergman’ın 1966 yapımlı filmi Persona, yönetmenin başyapıtı olarak bilinir ve pek çok önemli eleştirmen tarafından da 20. yüzyılın en önemli eserlerinden biri olarak görülür. Yönetmenin de kişisel favorisi olan Persona modern sinemayı etkilemiş bir film olarak dokunulmaması gereken filmlerden biridir.
2001: A Space Odyssey (1968)

Bilimkurgu yazarı Arthur C. Clarke’ın kısa bir öyküsünden esinlenen senaryosuyla efsanevi yönetmen Stanley Kubrick’in tüm zamanların en iyi bilimkurgu filmlerinden biri olarak kabul edilen filmi 2001: A Space Odyssey yapım şirketlerinden uzak tutmamız gereken bir diğer başyapıt. Vizyona girdiği yıl dört dalda Oscar’a aday gösterilen film aynı zamanda ABD Ulusal Film Arşivi’nde muhafaza edilmektedir.
A Clockwork Orange (1971)

Kubrick’in bir diğer efsanevi filmi A Clockwork Orange Anthony Burgess’in aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanmıştır ve yozlaşmış bir toplumu konu almaktadır. Özellikle popüler kültürde önemli bir yere sahip olan A Clockwork Orange, Kubrick’in ellerinde kült filme evrilmiş, seyircinin aklına kazınan bir film olarak sinema tarihinde yer edinmiştir.
Network (1976)

Sidney Lumet imzalı Network, UBS isimli kurgusal bir televizyon kanalının düşük reytinglerini arttırma çabasını eleştirel bir gözle sunar. Farklı türlere başarıyla imza attığı ve kurgudan çok hikayeye önem verdiği düşünülürse, anlatımda zorlanan pek çok yönetmenin aksine Lumet’in her filminde zıt kutupları bir araya getirme konusundaki ustalığını görmezden gelemeyiz hiç kuşkusuz; tıpkı Network’te olduğu gibi. Nitekim En İyi Özgün Senaryo dahil 4 dalda Oscar’ı kucaklayan Network’ün başarısında senaryoyu kaleme alan Paddy Chayefsky’nin de katkısı büyük.
Annie Hall (1977)

Woody Allen’ın en bilinen ve en başarılı filmlerinden biri olan Annie Hall, ABD Ulusal Film Arşivi’nde muhafaza edilmektedir. Allen’ın Hollywood’a olan kinini yansıttığı film gerek karakterleri gerek hikâyesi gerekse bolca referanslarıyla sinema tarihinin önemli filmlerinden biri olarak yer edinmiştir.
Raging Bull (1980)

Yönetmenliğini Martin Scorsese’nin yaptığı Boksör Jake LaMotta’nın hayatını anlatan Raging Bull: My Story’den uyarlanmış olan Raging Bull, En İyi Film dahil olmak üzere sekiz dalda Oscar’a aday gösterilmiştir. Aynı zamanda ABD Ulusal Film Arşivi’nde de muhafaza edilen film, bir yaşam öyküsünü ustalıkla beyazperdeye aktarması açısından, oyuncuların eşsiz performansları ve şahane senaryosuyla 80’li yılların en başarılı filmlerden biri olarak bilinmektedir.
Elephant Man (1980)

David Lynch’in 1980 yapımı kült filmi The Elephant Man, korkunç dış görünüşü yüzünden acı ve ızdırap dolu bir hayat yaşayan John Merrick’in sarsıcı hayatını konu alır. Ajitasyon hikâyelerini çok seven Hollywood’un The Elephant Man’e el atması yakındır. Yapılacak her yeniden çevrim sadece orijinal versiyonun değerini arttıracaktır.
Possession (1981)

Andrezej Zulawski’nin kısa süre içerisinde kült mertebesine erişen filmi Possesion, seyircisine muazzam bir sinema deneyimi sunar. Bu zamana kadar Hollywood tarafından haklarının alınmamış olması ise tam bir mucizedir. Eğer, hâlâ orijinal versiyonunu seyretmediyseniz mutlaka seyretmelisiniz ve olur da bir gün yeniden çevrimi çıkarsa filmin adını bu vesileyle değil, Zulawski’nin başyapıtını seyrederek öğrenmiş olmalısınız.
Back to the Future (1985)

Robert Zemeckis imzalı efsanevi bilimkurgu filmi Back to the Future, karakterleri, hikâyesi ve DeLorean’i ile nesiller boyu izlenmesi gereken kült filmlerden biri olarak görülmektedir. Zemeckis’in geçtiğimiz aylarda “Ben yaşadığım sürece serinin yeniden çekimi mümkün değil.” ifadesi üzerine yüreğimize su serpilmiş olsa da yapım şirketleri Back to the Future’dan gözlerini ayırabilmiş sayılmaz. Bu yıl 30. yılını kutlayan Back to the Future’un Back in Time adlı belgeselini de hatırlatmadan geçmeyelim.
Sex Lies Videotape (1989)

Steven Soderbergh’in ilk uzun metrajlı filmi olan Sex Lies Videotape, çok düşük bir bütçeyle çekilmiş olmasına rağmen bağımsız sinemanın öncülerinden kabul edilmektedir. Altın Palmiyeli film, aynı zamanda pek çok festivalden de ödüllerle dönmüştür. Kurgusu ve finaliyle hafızalardan çıkması olanaksız olan Sex Lies Videotape de yeniden çekimi olmamalı dedirten filmlerden biri.
Barton Fink (1991)

Coen Kardeşlerin yazıp yönettiği film 1941 yılında geçer ve Hollywood’daki bir film stüdyosunda senaryo yazmakla görevli oyun yazarı Barton Fink’in Hollywood’un karanlık yüzüyle tanışmasını konu alır. Bir filme birden fazla ödül verilmediği bir dönemde Cannes’dan En İyi Film dahil üç ödülle dönen Barton Fink aynı zamanda Coen Kardeşlerin genç yeteneklerin yaşadığı zorluklara karşı yaptığı bir uyarı niteliğinde.
Arizona Dream (1992)

Emir Kusturica’nın sürrealist bir komedi-dram filmi olan Arizona Dream; olağanüstü hikâyesi, şahane müzikleri, başarılı çekimleri ve keyifli anlatımıyla seyircisinin hafızalarına kazınan bir filmdir. Gerçeküstü anlatımını yeniden bir çekimde bu kadar ustalıklı bir biçimde seyirciye aktarabilmesi mümkün müdür, sanmıyoruz.
Schindler’s List (1993)

ABD Ulusal Film Arşivi’nde muhafaza edilen bir diğer film olan Schinder’s List, binlerce Polonyalıyı Nazilerden kurtarmış olan OSkar Schindler’i konu alır. Steven Spielberg’in yönetmenliğini üstlendiği film, pek çok ödüle layık görülmüş ve sinema tarihinde eşsiz bir yere konumlanmıştır. Nazi Almanyası’nı ustalıkla işleyen bu filmin – belki de özellikle bu filmin – yapım şirketlerinden uzaklarda tutulması sinema tarihi için önemli bir adım olacaktır.
Groundhog Day (1993)

Harold Ramis’in 1993 yapımı komedi filmi Groundhog Day, kendisini tekrar ve tekrar aynı güne uyanarak bulan, her gün aynı şeyleri yapan, her gün aynı insanları gören Phil’in hikâyesini konu alır. Bu rutin yaşamıyla yüzleşmeye çalışan bir karakteri izlediğimiz film incelikli esprileri ve alt metniyle sinema tarihinde unutulmaz filmler arasına girmiştir. Film aynı zamanda ABD Ulusal Film Arşivi’nde de muhafaza edilmektedir.
Pulp Fiction (1994)

Tarantino’nun en sevilen ve en başarılı bulunan filmlerinden biri olan Pulp Fiction sinema tarihinin kültleşmiş filmlerinden biridir. İncelikli anlatımı ve hikâyesinin altında yatan metinlerle unutulmaz filmler arasında gösterilen Pulp Fiction Oscar’dan Altın Palmiye’ye kadar pek çok ödülün de sahibidir. Pulp Fiction’ın, Tarantino’nun eşsiz anlatımı dışında başka ellerde aynı tadı vermesi imkânsızdır.
Léon (1994)

Natalie Portman’ın şahane oyunculuğuyla parladığı Luc Besson’ın kült filmi Léon, dokunaklı hikâyesi ve sürükleyici anlatımıyla seyirciyi derinden etkiler. Léon’un küçük ama yürekli karakteri Mathilda herkesi darmaduman eder film boyunca. İki başkarakterin arasındaki iletişim sebebiyle çokça eleştiriye maruz kalsa da Léon hafızalarımıza yer etmiş kült bir film olmuştur. Şüphesiz bu eşsiz yapıtın yeniden çekilmesi filmi bir felakete dönüştürecektir.
La Vita è Bella (1997)

İtalyan yönetmen Roberto Benigni’in yönettiği 2. Dünya Savaşı sıralarında toplama kampına gönderilen bir ailenin dramasını konu alan, gözlerimizde yaş bırakmayan La Vita è Bella yedi dalda Oscar’a aday gösterilmiş; Cannes Film Festivali’nden de Altın Palmiye ile dönmüştür. Bir anne ve babanın çocuğunu korumak için verdiği büyük mücadeleyi izlediğimiz film, eşsiz müzikleriyle de unutulmaz bir film olmuştur.
Truman Show (1998)

Peter Weir’ın yönetmenliğini üstlendiği Truman Show, son derece dramatik hikâyesi ve Jim Carrey’nin başarılı performansıyla vizyona girdiği yılda da büyük bir gişe hasılatı elde etmiş, sinemanı etkileyici filmlerinden biri olarak görülmüştür. Televizyon sektörüne önemli bir eleştiride bulunan Truman Show alt metni ve eşsiz anlatımıyla bu listenin olmazsa olmazlarından biridir.
Fight Club (1999)

Chuck Palahniuk’in aynı adlı romanından usta yönetmen David Fincher tarafından beyazperdeye uyarlanan film; Edward Norton, Brad Pitt ve Helena Bonham Carter’ın başarılı performanslarıyla ve olağanüstü hikâyesiyle kültleşmiş bir filmdir. Filmin ve kitabın sıkı hayranları tarafından yapıtların herhangi ticari bir konuya mevzu olması kabul edilmiyorken, yeniden çekilme gibi bir şeyin bahsinin bile büyük bir öfkeye yol açması kaçınılmaz olacaktır.
Requiem for a Dream (2000)

Hubert Selby, Jr.’ün romanından 2000 yılında sinemaya uyarlanan ve yönetmenliğini Darren Aronofsky’nin yaptığı Requiem for a Dream, kurgusu ve özellikle finaliyle muazzam bir film olma özelliğine sahip. Çarpıcı hikâyesi ve müzikleriyle de önemli bir yere sahip olan film, Aronofsky’nin filmografisinde yer alan en başarılı filmlerden biridir.
Swimming Pool (2003)

Bir François Ozon filmini yalnızca François Ozon çekebilir. Fransız sinemasınına şahsına münhasır ismi Ozon’un başyapıtı Swimming birçok açıdan yönetmeninin karakteristik sinema anlayışını yansıtır. Bu sebeple, filmin başarısını göz önüne alarak yeniden çevirmek isteyen yapımcılar büyük bir başarısızlığa uğrayacaktır. Biz şimdiden gerekli uyarıyı yapmış olalım.
Dreamers (2003)

Gilbert Adair’in The Holy Innocents adlı romanından İtalyan yönetmen Bernardo Bertolucci tarafından beyazperdeye uyarlanan Dreamers, 1968’de Fransa’da alevlenen isyan zamanlarında geçer. Üç gencin hikâyesine odaklanan film, pek çok klasik filme de referanslarıyla bilinen önemli bir filmdir. Aynı duyguyu ve heyecanı yeniden çekilebilmesi söz konusu olabilecek bir filmde bulmamız kesinlikle imkânsız olurdu.
Lost in Translation (2003)

Sofia Coppola’nın başyapıtı Lost in Translation iki karakterin ayrı ayrı ve birlikte yaşadıkları yalnızlığı konu alır. Scarlett Johansson ve Bill Murray’ın performanslarıyla büyülediği filmin senaryosu muazzam yazılmıştır ve Coppola’ya “En İyi Özgün Senaryo” kategorisinde Oscar kazandırmıştır. Sinefillerin kalbinde taht kuran Lost in Translation’ın yeniden çekilmesine gerek yok, biz Charlotte ve Bob’u özledikçe orijinal filmi izleriz.
Little Miss Sunshine (2006)

Son yılların en başarılı bağımsız filmlerinden Little Miss Sunshine, 79. Akademi Ödülleri’nde En İyi Film dahil 4 dalda adaylık elde edip, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Alan Arkin) ve En İyi Özgün Senaryo Oscar’ını kazanma başarısını göstermişti. Özenle yazılmış karakterleriyle herkesin kendisinden bir şeyler bulabildiği bu dramatik komedi şimdiden para avcısı yapımcıların rüyalarını süslüyor olmalı. Biz şimdiden uyaralım, damakta böylesine lezzetli bir tat bırakan bir film çekmek kolay değil, siz gelin Little Miss Sunshine’a hiç bulaşmayın.
FilmLoverss
7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı
Yazarın diğer yazılarını gör →