· 7 dk okuma

Karanlık Atmosferiyle Dikkat Çeken Banliyöde Geçen 12 Film!

Karanlık Atmosferiyle Dikkat Çeken Banliyöde Geçen 12 Film!

Soğuk Savaş döneminde Amerika dışındaki insanların özellikle teknolojinin ve sinemanın gelişmesiyle kapıldığı ‘American Dream’in en önemli yaşam stillerinden biri elbette ki banliyö hayatıdır; çocukları ve evcil hayvanlarıyla mutlu bir aile profili çizen Amerikalılar… 1950’lerde özellikle televizyon dizilerinde özenilen bir imaj haline gelen bu yaşayış şekli; hem toplumsal yalnızlığı besledi hem de sürdürülmesi mümkün olmayan bir çevre modeli oluşturdu. Aslına bakarsanız banliyö hayatı; bir yandan da ideallerin resmedilmiş haliydi!  Ama aslında işin aslı elbette ki bu kadar basit değil; gerçek hayatta hiç bir yaşam sunulan bir resim gibi mükemmel olamaz. Amerikan banliyöleri aynı zamanda sadece inşa edilmiş evler ve mahalleler değil; aslında oluşturulan sosyal-kültürel bir oluşumdu. Banliyölerle birlikte gelen; katı bir şekilde ayrılmış toplumsal cinsiyet rolleri ve model olarak biçilmiş aileler ile gelen nesillere verilen ‘mutlu hayat garantisi’, elbette uzun soluklu olamadı. Sonrasında kaçınılmaz bir şekilde oluşan çatlaklar ile bu kurulan ideal yaşam yerle bir oldu. Şüphesiz ki bu çatırdamalar sinema için de verimli bir zemin oldu. Genellikle romantik komedi ve aile filmlerinde ideal yaşam profili çizen Amerikalı ailelerin yaşadığı banliyö hayatı, o imrendiğimiz ‘büyülü’ yaşamdan uzaklaşarak gerçek hayata yaklaştı. Artık bilimkurgudan gerilime birçok  türde karşımıza çıkan; göründüğü kadar mükemmel olmayan Amerikan banliyösü hayatı, günümüzün görüntü odaklı dünyasını betimleyen en önemli simgelerden biri oldu. Bundan yola çıkarak; ‘mutluymuş’ gibi yapma hastalığını irdeleyen 1998 yapımı Happiness’tan Amerikan banliyösünde muhafazakar bir ailede yaşayan beş kız kardeşin karşılaştıklarını anlatan The Virgin Suicides’a; karanlık atmosferiyle dikkat çeken banliyöde geçen 12 filmi sıraladık.

Karanlık Atmosferiyle Dikkat Çeken Banliyöde Geçen 12 Film!

All that Heaven Allows – 1955

all-that-heaven-allows-filmloverss

Connecticut’ta küçük bir kasabada yaşayan zengin ve dul bir kadın olan Cary Scott’ın acısını hafifleten tek şey çocuklarıdır. Ancak onlar da belli yaşa gelmiştir ve hayatlarını kurmuşlardır. Ama bu sırada Cary’nin arkadaşlarıyla olan teması da gittikçe azalmış ve yaşı da ilerlediği için sosyal hayatı da bundan etkilenmeye başlamıştır. Cary’nin hüzünlü hayat hikayesi, bahçıvan Ron Kirby’nin gelişiyle tamamen değişir. Kendisinden daha genç olan bu adama aşık olan Cary ile Ron’un ilişkileri evlilikle sonuçlanır, fakat yaşadıkları küçük kasabada bu olayın yankıları sürer ve ikiliyi zor günler beklemektedir.

The Stepford Wives – 1975

the-stepford-wives-filmloverss

Ira Levin’in aynı adlı kitabından beyazperdeye uyarlanan, bilimkurgu-komedi ve gerilim türünü başarılı bir şekilde harmanlanan The Stepford Wives’ın yönetmenliğini Bryan Forbes üstleniyor. Yeni çevresine alışmaya çalışan Joanna, kasabadaki tüm kadınların yemek yapmaktan, ev temizliğinden ve eşlerini memnun etmekten tutku derecesinde hoşlanan klasik ev kadınları olduğunu fark edince bu durumun nedenini araştırmaya değer bulur. Çok geçmeden gerçeğin farkına varacaktır. Bu kasabanın erkekleri, eşlerini köle gibi itaat eden ‘cyborg’ kopyalarıyla değiştirmişlerdir.

Carrie – 1976

carrie-filmloverss

Stephen King’in aynı adlı ilk romanından uyarlanan, daha sonra King uyarlamalarında adıyla sık karşılaşacağımız Lawrence D. Cohen’in senaryosunu yazdığı, gerilim filmlerinin usta yönetmeni Brian de Palma’nın imzasını taşıyan Carrie’nin başrollerinde, performanslarıyla hem oscar hem de altın küre için yarışan iki başarılı oyuncu Sissy Spacek ile Piper Laurie yer alıyor. De Palma’nın pek çok yeniliği kullandığı, sinemada bir çığır açtığı düşünülen filmi Carrie, sinema tarihinin en iyi 20 korku filminden biri olarak kabul ediliyor. Görmeye alışık olduğumuz klasik anne kız ilişkisinin duygusal veya eğlenceli yanını değil, oldukça korku dolu bir hikayesine tanık olduğumuz, dönemin başarılı filmlerinden biri olan Carrie’de bağnaz dini düşüncelere sahip annesi tarafından baskıya maruz kalan, katıldığı baloda da sınıf arkadaşları tarafından aşağılanan 17 yaşındaki Carrie’nin telekinetik güçlerinin önüne geçememesi sonucu etrafındaki insanlara ve yaşadığı şehre zarar vermesi anlatılıyor.

Poltergeist – 1982

poltergeist-filmloverss

Televizyon herhalde hayatımızın olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Ama özellikle 1980li yıllarda televizyona yüklediğimiz konum şuankinden çok daha özeldi şüphesiz ki. Steven Spielberg ve Frank Marshall’ın yapımcılığını üstlendiği, Tobe Hooper imzalı 1982 yapımı Poltergeist, 80li yılların başarılı korku filmlerinden biri. Hikayesinde televizyon, ağaç ve palyaçoları korku unsuru olarak kullanan film, evlerinin bir mezarlığın üzerine kurulduğunu bilmeyen Freeling ailesinin öyküsünü anlatır. Kötü ruhların musallat olduğu Freeling ailesini gün geçtikçe daha zorlu günler beklemektedir; bir gün bazı güçlere sahip olan evin küçük kızı Carel evdeki televizyon aracılığıyla hayaletlerin boyutuna çekilir. Şeytanın etkisi altına girmek üzere olan Carel’ı kurtaracak kişiler ise Carel’ın anne ve babasıdır.

Blue Velvet – 1986

blue-velvet-filmloverss

Evinden bir süredir uzak olan Jeffrey Beaumont babasının geçirdiği kalp krizi üzerine geri döndüğünde evinin yakınlarında kesilmiş bir kulak bulur. Polisin vakayla yakından ilgilenmemesi üzerine olayı kendisi araştırmaya koyulan Jeffrey kendisini karmaşık bir dizi olayın içinde bulmuştur bile. Uyuşturucu bağımlısı psikopat Frank Booth şarkıcı Dorothy’nin küçük oğlunu Dorothy’e işkence etmek için kaçırmıştır… Sürrealist dünyanın efsanesi, belki de sinemanın en anlaşılmaz ismi David Lynch’in en ünlü filmlerinden biri olan Blue Velvet, Lynch filmografisini keşfe çıkmak isteyenler için ilk durağı hak edenlerden. Filmin başrollerinde ise Dennis Hopper ile Isabella Rossellini yer alıyor.

Happiness –  1998

happiness-filmloverss

Todd Solondz’un yönettiği ve senaryosunu kaleme aldığı Happiness; normal dışı ilişkileri ele aldığı hikayesiyle dikkat çekiyor. Birbirini bir şekilde kesen, çok farklı yollarda bile ilerleseler bir  kavşakta elbette kesişen insanları anlatan film bize hayatın kaçamadığımız gerçeğini sunuyor. Mutluluk maskesinin insanlar tarafından her ne olursa olsun takılmaya devam ettiği, hatta bunun bir zorunluluk gibi göründüğü dünyamızı; ‘mış’ gibi yapma hastalığını ve ‘American Dream’in sağladığı tüm olanaklar… İnsanın içinde bulunduğu bu ruhsal durum, Solondz’un kalemiyle başarılı bir yapım ortaya çıkıyor.

Donnie Darko – 1999

donnie-darko-filmloverss

1980’li yılların sonunda geçen hikaye; 16 yaşındaki Donnie Darko adındaki bir gencin bazı gerçek dışı olan varlıklar görmesiyle başlıyor. Özellikle karşısına sürekli olarak çıkan tavşan kostümlü adam, Donnie’yi ‘normal’ hayattan hızlıca uzaklaştırıyor. Çevresiyle uyum sorunu yaşayan ve oldukça içine kapanık biri olan Donnie için artık devam etmesi gereken yol değişmiş; ailesi ve okulun çizdiği yoldan uzaklaşan genç esrarengiz misafirinin izinden karanlık bir yolculuğa çıkacaktır. Gerçek üstü varlıkların fazlasıyla yer bulduğu, filmlerinde sürreal bir dünya yaratan efsanevi yönetmen David Lynch’in izinden giden Richard Kelly imzalı Donnie Darko; muhteşem bir kurgu ile zaman yolcuğuna çok farklı bir bakış açısıyla bakmayı başarıyor.

American Beauty – 1999

american-beauty-filmloverss

Çevresindeki insanlar tarafından sevilmediğini ve sürekli hor görüldüğünü düşünmekte olan Lester Burnham, eşi Carolyn’in de bunca yıllık evliliklerinden sonra sanki ondan nefret ediyor gibi hissettirdiğinden emindir. Kızı Jane onu küçük görürken; patronu ise sürekli onun iş girişimlerini baltalamaktadır. Yıllardır gizlemekte olduğu tutkuları sonucunda Lester, hayatında birkaç küçük değişiklik yapmaya karar verir; böylelikle orta yaş krizini kolaylıkla atlatabileceğine inanmaktadır. Aldığı kararlar sonucunda giderek özgürleşen ve mutlu olmaya başladıkça da karısıyla kızını daha çok sinirlendirmeye başlayan Lester, yaşadığı değişim ile artık bambaşka bir insan olmuştur.

The Virgin Suicides – 1999

the-virgin-suicides-filmloverss

Sofia Coppola’nın ilk uzun metraj filmi The Virgin Suicides, Amerikan banliyösünde muhafazakar bir ailede yaşayan beş kız kardeşin hem kendi cinselliklerini hem de kadınlığın gizemlerini keşfetmesini ele alıyor. Katı Katolik ahlakını benimsemiş olan Lisbon ailesi, kızlarından birinin intiharı üzerine bir perde çekmiş, gerçekleri bir sır olarak saklamayı tercih etmiştir. Olayları izleyen ve Lisbon ailesinin kızlarını takip eden komşu ailelerin oğulları, bu gizemi çözmeyi amaçlamışlardır. Bir intihar masumiyetin bitişi midir yoksa yaşam mücadelelerinin kanıtı mı? Gerçek hayatta içinde düştüğümüz ikilemlerin; muazzam renklerle ve müziklerle harmanlandığı The Virgin Suicides, Coppola’nın hem ilk hem de en önemli filmidir!.

A History of Violence – 2005

a-history-of-violence-filmloverss

ailesine olan bağlılığı ve çevresindekilere olan saygılı davranışlarıyla tanınan Tom Stall, Indiana’nın Millbrook adlı küçük bir kasabasında avukat karısı ve iki çocuğuyla mutlu ve sakin bir hayat yaşamaktadır. Bu ideal yaşam, Tom’un, bir gece, restoranında gerçekleşen soygun girişimini engellemesiyle paramparça olur. Tehlikeyi önceden hisseden Tom, harekete geçmiş ve müşterilerini kurtarmış ama kendini savunurken iki kanun kaçağını öldürmüştür. Bir daha eskisi huzuruna kavuşamayacak olan Tom’un hayatı da tabii ki geri dönülemez bir yoldadır artık, üstelik bir de bu olayın ardından Tom’un karanlık geçmişi de bir anda ortaya çıkmıştır.

Little Children – 2006

little-children-filmloverss

Tom Perrotta’nın aynı adlı kitabından uyarlanan; Amerikan banliyösünden geçen bir hikayenin anlatıldığı Little Children, Gustave Flaubert’in kaleme aldığı Madame Bovary’nin farklı bir yansıması! Mutsuz hayatlarında daha fazla sıkışıp kalmak istemeyen ve tutkularının peşinden giden bireylerin ilişkilerini ve kesişen yollarını izlediğimiz filmde; toplumsal kıstaslar arasında sıkışmış kalmış Amerika banliyösünde yaşayan ailelerin hayatlarına gerçekçi bir bakış açısıyla bakılıyor. Sarah, tezini bir türlü bitiremediği için edebiyat yüksek lisans edinmenin kıyısından dönmüş bir ev kadını; Brad, sürekli gençlik günlerini düşünen yakışıklı bir hukuk mezunu; Larry iki yıllık hapis cezasından sonra kasabaya geri dönmüş Ronald isimli bir çocuk tacizcisini kasabadan kovmakla kafayı bozmuş bir eski polistir. Günlük hayata olan gerçekçi bakışıyla, Sarah, Brad ve Larry ekseninde ele aldığı konusuyla oldukça dikkat çekici bir yapım.

A Serious Man – 2009

a-serious-man-filmloverss

Coen Kardeşler’in imzasıyla karşılaştığımız A Serious Man; etrafında olan biten her şeye rağmen yapayalnız hisseden Larry’nin hikayesini konu alır. Orta Amerika’da bir üniversitede fizik profesörü olan Larry Gopnik, karısı Judith tarafından terk edildiğini öğrenir. Judith, kendisine daha fazla değer veren Larry’nin iş arkadaşı Sy Ableman’a aşık olmuştur. İlişkisini gizlemeyen Judith’in evden ayrılması ile aylak kardeşi Arthur’un eve taşınması ve tüm sorumluluğunu Larry’e yıkması ise bir olur. Bunların dışında; oğlu Danny’nin ciddi bir disiplin sorunu vardır ve kızı tam bir alışveriş delisidir. Üstelik Larry’nin sorunları bununla da kalmaz, kendisine gönderilen sabotaj mektupları ve rüşvet teklifleri ile de uğraşmaktadır.


Elif Barış

Elif Barış

586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →