· 10 dk okuma

İstanbul’da Geçen 35 Yabancı Film

İstanbul’da Geçen 35 Yabancı Film

Senaryosu İstanbul’da geçen ve bir kısmı gerçekten de İstanbul’u çekimler için ziyaret etmiş yabancı filmlerin izini sürmeye ne dersiniz?

Her ne kadar içinde yaşayanlara zaman zaman acilen kaçılması gereken bir tuzakmış gibi gelebilse de, İstanbul büyülü bir şehir. Tarihi boyunca da öyle olmuş. Biz de sinema tarihinde, İstanbul’un izini sürelim, yerli olmayan yapımların hangilerinde karşımıza İstanbul çıkmış derleyelim istedik. Böylelikle geçen sene Türvak’ın düzenlediği “İçinden Türkiye Geçen Yabancı Filmler” isimli afiş sergisini kaçıranlarınızı da mutlu edebiliriz diye düşündük. Kronolojik bir sırayla sinema tarihinde İstanbul’a senaryosunda yer veren filmlerin arasında bir yolculuk için biz üzerimize düşeni yaptık. Size kalan aşağıdaki filmlerden hangilerini izleyeceğinize veya yeniden izleyeceğinize karar vermek olacak.

İstanbul’da Geçen 35 Yabancı Film

Karl XII (1925)

Türkiye’de Demirbaş Şarl olarak tanınan 12. Karl’ın hayat öyküsünü anlatan filmin yolu, 12. Karl’ın Osmanlı’ya sığınmış olduğu düşünülürse kaçınılmaz olarak İstanbul’a düşüyordu. Karl XII bu liste için izini sürebildiğimiz en eski film.

Secret of Stamboul (1936)

Dennis Wheatley‘in The Eunuch of Stamboul adlı kitabından uyarlanan filmde baş kahramanımız, olası bir devrimi önlemek için İstanbul’a gelen bir İngiliz ajanı. “1930’larda dışarıdan Türkiye nasıl görünüyordu?” sorusunun cevabı için bile izlenebilecek bir film.

Journey into Fear (1943)

Orson Welles‘in yapımcı, senarist, oyuncu ve yönetmen olarak karşımıza çıktığı film aslında gerçek hayatta İstanbul’a uğramıyor. Fakat Albay Haki karakteriyle karşımıza çıkan ve Türkçe konuşmaya çalışan bir Orson Welles en az eski İstanbul manzarası kadar ilgi çekici ve nadir bulunur.

journey into fear orson welles-filmloverss

Background to Danger (1943)

Background to Danger, İkinci Dünya Savaşı sırasında geçen bir ajan filmi. Filmin senaryosunda katkısı olan isimlerden biri, şu sıra James Franco‘nun, yazılmış her eserini sinemaya uyarlamaya çalıştığı William Faulkner. Filmin oyuncu kadrosunda Casablanca‘dan anımsayacağınız Sydney Greenstreet ve Peter Lorre var.

The Mask of Dimitrios (1944)

Sydney Greenstreet ve Peter Lorre‘un bir kez daha bu filmde buluşmasıyla, oyuncuların Türkiye aşığı olduğunu düşünmeye başlayabilirsiniz. Eric Ambler‘in pek çok kitabında yer alan ve daha önce Journey Into Fear‘da Orson Welles‘in canlandırdığı Albay Haki karakteri bu filmde Kurt Katch tarafından canlandırılıyor. Filmde olaylar, Peter Lorre‘un canlandırdığı yazar Cornelius Leyden‘ın İstanbul ziyareti sırasında Dimitrios Makropoulos‘un ölüm hikayesine merak salmasıyla gelişiyor.

Five Fingers (1952)

Film 2. Dünya Savaşı’nın en ünlü casuslarından, Elyesa Bazna‘nın (İlyas Bazna) gerçek hayat hikayesinden esinlenen bir yapım. Bazna 1943 – 44 yıllarında bir Nazi ajanıyken, İstanbul’daki İngiltere Büyükelçisi Sir Hughe Montgomery Knatchbull-Hugessen‘ın valesi olarak görev yapıyor. Eğer ki 1950’lerin Ankara’sı ve İstanbul’unu, sürükleyici bir senaryo eşliğinde izlemek isterseniz bu filmi kaçırmamanızı öneririz.

Istanbul (1957)

1947 filmi Singapore‘un yeniden çekiminin Singapur yerine İstanbul’da gerçekleşmesiyle Istanbul adını almış olan film, elmas kaçakçısı bir adamın hayatının aşkını kaybedip yeniden bulmasını konu alıyor.

Tintin and the Golden Fleece (1961)

TinTin, Snowy ve Kaptan Haddock‘un eski bir tekneyi almak için İstanbul’a gelmesiyle başlayan hikaye, İstanbul’un ara sokaklarından Yunanistan’a kadar uzanıyor. Filmle ilgili en ilginç detay ise Metin Oktay‘ın da filmde küçük bir rolünün olması.

From Russia with Love (1963)

Bond serisinin ikinci filmi From Russia with Love, Bond serisinin İstanbul’a uğrayan ilk filmi. Sean Connery‘nin 007’ye hayat verdiği film; Yeşilköy, Kapalıçarşı, Gülhane, Topkapı, Haliç gibi lokasyonların 60’lı yıllardaki halinin yanı sıra yamuk yumuk Türkçe aksanlar da içermesi itibariyle seyir keyfimizi ikiye katlıyor.

from russia with love-filmloverss

America, America (1963)

İngiltere’de The Anatolian Smile adıyla vizyona girmiş olan film, yönetmen Elia Kazan‘ın amcasının yaşam öyküsünü anlatıyor. Filmde Elia Kazan’ın küçük bir rum kasabasında yaşayan amcası, Türklerin köydeki baskısının artmasıyla, para kazanıp ailenin geri kalanını da yanına alması için İstanbul’a gönderiliyor. Fakat Stavros’un hayalinin İstanbul’da kalmak değil, Amerika’ya gitmek olduğunu öğreniyoruz.

L’Immortelle (1963)

Karmaşık bir olay örgüsüne sahip L’Immortelle İstanbul’da geçiyor. Baş karakter dışındaki karakterlerin ana dilinin Türkçe olması, yalnızca filmin atmosferini değil, filmdeki hikayenin de akışını kuvvetlendirmeyi başarıyor. Alain Robbe-Grillet’in yazıp yönettiği, baş kahramanımızın gizemli bir kadının peşine düştüğü film Yeni Dalga (Nouvelle Vague) akımının ilk örneklerinden biri olması bakımından ayrıca önem taşıyor.

Topkapi (1964)

Onca yer dururken neden Topkapı’nın ismine film yapılır diye mi düşünüyorsunuz? Film, pasaport problemleri yaşayan ve yolu dünyaca ünlü hırsızlarla kesişen bir dolandırıcının, Topkapı Müzesi’nden mücevherlerle kaplı bir hançeri çalma girişimini konu alıyor. Film yine güzel eski İstanbul manzaralarıyla dolu ve filmin oldukça sürükleyici bir senaryosu var.

Topkapi-filmloverss

Coplan FX 18 Casse Tout (1965)

Film Coplan adlı karakterimizin İstanbul’da dolaşıp önüne geleni dövmesinden ibaret desek yalan söylemiş olmayız. Zaten film ismi Stoppez Coplan (Coplan’ı Durdurun) olan bir romanın uyarlaması ve filmin adındaki “Casse Tout” kelime öbeğinin manası “Her şeyi kırıyor”. Yine de harika İstanbul manzaraları için izlemeye değer.

Il Sesso del Diavolo (1970)

İtalyan erotik korku yönetmeni Oscar Brazzi‘nin İstanbul’da çekmiş olduğu ve hazır buradayken oyuncu kadrosunda Güzin Özipek ve Fikret Hakan gibi isimlere de yer vere film, neredeyse diyalogsuz. İtalyan bir doktor ve aşinin İstanbul’a taşınmasını, ve eşinin eski ev sahibesinin elbisesini giymesiyle gelişen olayları anlatıyor film.

You Can’t Win ‘Em All (1970)

1922’de geçen film, Osman ismindeki valinin üç kızını ve altınları taşıyan bir treni korumak için tuttuğu iki askerin başına gelenleri anlatıyor. Filmin müziklerininin bir kısmı Erol Evgin‘e ait. Filmde Atatürk canlandırıldığı için zamanında Türkiye’de baya ortalığın birbirine girmesine de sebebiyet vermiş. Filmin kendi hikayesi, filmden anlatılan hikayeden daha bile ilginç detaylar barındırıyor bu yüzden.

Vampyros Lesbos (1971)

You Can’t Win ‘Em All ortalığı birbirine katarken, bir o kadar provokatif bir film daha çekiliyordu. Neyse ki tam da erotik sinema furyasının başladığı döneme denk geldi, yoksa Vampyros Lesbos ekibinin başına neler gelirdi kim bilir. Filmin baş kahramanlarından biri bir türk firmasında çalışan bir amerikalı olan Linda ve tanımadığı bir kadınla ilgili erotik rüyalar görüyor. Psikoloğu yeni bir sevgili bulmasını tavsiye ediyor, tam o sırada da bir dava için Macaristan’a yolculuk ediyor ve gizemli Kotes Nadine Oskudar’la tanışıyor. Tahmin edeceğiniz üzere Kontes lezbiyen bir vampir. Filmin en keyifli yanı jazz ve saykodelik müziği harmanlayan soundtrackleri.

vampyros lesbos-filmloverss

Murder on the Orient Express (1974)

Muhteşem bir Agatha Christie romanının, kitabına yaraşır sinema uyarlaması Murder on the Orient Express veya türkçesiyle Şark Ekspresi Cinayeti. Film Türkiye’li izleyicileri en çok oryantalist bakış açısıyla rahatsız etse de, hikayenin aslında 1935’lerde geçtiğini unutmamak lazım. Ingrid Bergman‘ın bu filmle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Akademi Ödülü’nü kazandığını da ihmal etmeyelim.

Midnight Express (1978)

You Can’t Win ‘Em All veya Murder on the Orient Express türlü sebeplerle kültürel rahatsızlıklar uyandırmış olabilir, o yüzden Midnight Express aşırı hassasiyet gösterenlere tokat gibi bir cevap diyebiliriz. Alan Parker klasiği, uzunca bir süre yurtdışındaki Türkiye algısının gerçek kurallarını belirledi. Filmin abartılı olduğunu kabul etmemek ne mümkün, hatta kendi hayatından esinlenilen Bill Hayes bile pek çok sahnenin gerçeği yansıtmadığını kabul ediyor. Ama 2015’te polisin ve yargının halini düşünürsek, 70’lerde bir Amerikalı’nın olmasa da başkalarının hapiste bunları yaşayabileceğini kabullenip iğneyi kendimize, çuvaldızı Alan Parker’a batırmakta fayda var.

High Road to China (1983)

Film şaşaalı bir hayat yaşayan bir kadının, babasını bulmak için alkolik bir savaş pilotunu kiralamasının hikayesini anlatıyor. Kastettiğimiz şaşaalı hayat 1920’lerin İstanbul’unda yaşandığı için de, filmin başında kendimizi İstanbul’dan başlayıp Asya’ya devam eden bir yolculukta buluyoruz.

Istanbul (1988)

İsveçli bir kadın Frank (Timothy Bottoms) diye amerikalı bir gazeteciyle evlidir. Bir gün türkiyeli eski eşinden olan oğluna bir video yollamış olduğunu eşiyle paylaşır. Bu video Frank’te o kadar merak uyandırır ki, Frank kendini ve kızını alıp İstanbul’a gider. Yine de vasatın epey altında kalan ses kalitesi ve görsel olarak beklentilerinizin altında kalması itibariyle, bu listede tercih edilesi ilk film bu değil.

Time of Love (1990)

Üç ayrı ama bir o kadar da aynı hikayeyi, farklı detaylar vesilesiyle bir araya getiren çoğu İstanbul’da çekilmiş bir İran filmi Time of Love veya orijinal adıyla Nobat e Asheghi. Toplamda 4 oyuncudan ibaret kadrosuyla dikkat çeken filmde türkçe ve farsça diyaloglar var. Filmin 1995 yılında Cannes Film Festivali‘nin Un Certain Regard bölümünde gösterilmişliği de var.

The World Is Not Enough (1999)

1999 yılında bu defa İstanbul’u Pierce Brosnan’ın  canlandırdığı James Bond ziyaret etti. Müslüm Baba’nın Bir Ömür Yetmez Ki şarkısının orijinali, filmle aynı ismi taşıyan ve Garbage tarafından seslendirilen The World Is Not Enough da bu filmde yer alıyordu. Ayrıca serbest çağrışım, Garbage da Run Baby Run‘ın klibinin bir bölümü de İstanbul’da çekilmişti.

The Accidental Spy (2001)

“Jackie Chan de İstanbul’da bir film çekmişti sanki o neydi ya?” diyorsanız kafanızdaki film The Accidental Spy ya da orijinal adıyla Te wu mi cheng. Soeul ve Hong Kong’a da uğrayan filmin Türkiye’de İstanbul dışında ziyaret ettiği diğer lokasyon da Kapadokya.

A Touch of Spice (2003)

Yabancı filmler listesi bu ama, bu filme yabancı demeye pek dilimiz varmıyor. Basbayağı aynı kültürle çekilmiş film yunanistan yapımı çünkü. Oyuncu kadrosunda Başak Köklükaya, Tamer Karadağlı gibi isimler de var. Film çocukluğu İstanbul’da geçen Fannis’in dedesi için İstanbul’a geri dönme hikayesini anlatıyor.

a touch of spice-filmloverss

L’Empire des Loups (2005)

Jean-Christophe Grangé kitabı Kurtlar İmparatorluğu’nun sinema uyarlaması olan filmin sonu kitaptan farklı. Hatta filmi ikiye ayırırsak ilk bölümü kitaba oldukça sadık, ikinci bölümün alakası bile yok diyebiliriz kabaca. Léon‘un yıldızı Jean Reno‘yu “Allaha çok şükür” derken duyabildiğiniz filmde Emre Kınay‘ın da ufak bir rolü var.

The Net 2.0 (2006)

1995 tarihli The Net filminin devam filmi olan The Net 2.0‘nin hikayesi baş kahramanımız Hope’un (Nikki Deloach) yeni işi için İstanbul’a gelmesiyle başlıyor. Oyuncu kadrosunda Demet Akbağ, Cengiz Bozkurt, Şebnem Dönmez, Güven Kıraç, Ertan Saban, Ezel Akay ve Selma Ereç gibi oldukça tanıdık isimler de var.

Hitman (2007)

Aynı ismi taşıyan bilgisayar oyunundan uyarlanan Hitman, Agent 47‘nin baş kahramanımız olduğu bir aksiyon filmi. Agent 47 “Organizasyon” ismini taşıyan bir suikast örgütü tarafından küçüklüğünden beri yetiştirilmiş bir süikastçi.  Derken kendisini Doğu Avrupa ve Rusya civarında bir maceranın içinde buluyor, bu maceranın uğradığı duraklardan biri de İstanbul.

The International (2009)

Perfume: The Story Of A Murderer ve Run Lola Run filmlerinin yönetmeni Tom Tykwer’ın yönettiği film, seyirciyi uluslararası bir yolsuzluk hikayesini inceleyen bir Interpol ajanının peşinden Berlin’den Milano’ya, New York’tan İstanbul’a sürüklüyor.

the-international-filmloverss

The Rebound (2009)

Rebound klişelerle dolu bir romanik komedi. Bekar bir anne ve kendisinden çok daha genç olan bir adamın aşk hikayesini anlatıyor. Film bir ara İstanbul’u da ziyaret ediyor, hatta Ortaköy’de geçen bir sahnede Saadet Işıl Aksoy‘u görüyoruz. Filmin DVD’sinin Türkiye edisyonunun kapağında da Ortaköy’le özdeşleşmiş Mecidiye Camii var.

Tinker Tailor Soldier Spy (2011)

Aynı ismi taşıyan John le Carré romanından uyarlanan, ve 70’li yıllarda TRT’de de yayınlanmış bir dizisi olan Tinker Tailor Soldier Spy‘ın kadrosunda Gary Oldman, Tom Hardy, Colin Firth gibi güçlü isimler var. Film, bu listede yer alan pek çok film gibi Soğuk Savaş zamanında geçen bir casus filmi.

Skyfall (2012)

Şu ana kadar çekilmiş Bond filmleri arasından, İstanbul’a uğramış son James Bond filmi Skyfall. Daniel Craig filmde üçüncü kez James Bond‘u canlandırıyor. Javier Bardem ise efsanevi bir kötüye hayat veriyor. Anımsarsanız üç haftalık İstanbul çekimleri sırasında Mısır Çarşısı, Yeni Camii, Bankacılar Caddesi ve Kapalıçarşı gibi yerler halka kapatılmıştı. Skyfall için İstanbul dışında Adana’da da çekim yapılmıştı.

skyfall-filmloverss

Argo (2012)

Argo‘nun İstanbul’la pek işi yok aslında. Ana karakterimiz Amerika İran arasında bürokratik işlemler arasında ziyaret ediyor sadece İstanbul’u. Bunun dışında filmde İran’daymış gibi gösterilen sahnelerin bir kısmı da yine İstanbul’da çekildi.

Taken II (2012)

Taken II zaten türkçeye Takip: İstanbul ismiyle çevrilmişti. Liam Neeson’ın karakteri Bryan Mills tarafından öldürülen çete elemanlarından birinin babasının, Mills’i intikam için İstanbul’a kadar takip etmesiyle olaylar gelişiyor.

The Reluctant Fundamentalist (2012)

İstanbul’un yanı sıra Ankara, Hindistan ve New York’ta da çekimleri yapılmış film, Amerika’da yaşayan Pakistan göçmeni Changez’nin, 11 Eylül sonrasında değişen hayatını mercek altına alıyor. Filmde rol almış oyuncular arasında Haluk Bilginer de var.

The Two Faces of January (2014)

1962 yılında geçen film, bir dolandırıcı (Viggo Mortensen), karısı (Kirsten Dunst) ve yunanistanlı bir yabancının (Oscar Isaac) hikayesini anlatıyor. Filmin çoğu Yunanistan’da geçse de sonlara doğru İstanbul’u da ziyaret ediyor.

Not: Elbette İstanbul’a yolu düşen filmler yalnızca yukarıdakiler değil, biz kapsamlı bir seçki yaptık o kadar. Hakkında bilgi eksikliği olan, kendisini temin etmek zor olan birkaç filmi, 1900’lü yıllarda çekilen fakat Osmanlı’ya odaklandığı için orytantalist kaçan birkaç filmi ve aslında bizim oğlan diye Fatih Akın filmlerini bilerek es geçtik örneğin. Yine de bildiğiniz, izlediğiniz başka filmler varsa bizlerle paylaşmayı ihmal etmeyin. Belki bilmeden atlamış olduklarımızdandır. 


Hazan Özturan

Hazan Özturan

231 yazı · Galatasaray Üniversitesi'nde 7 yıl boyunca felsefe okudu. Şu sıralar toplumsal cinsiyet alanındaki yüksek lisansı gereği sinemanın doğduğu şehirde, Paris'te yaşıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →