· 9 dk okuma

İnsanlığın Uzayı Keşfettiği 10 Başarılı Film!

İnsanlığın Uzayı Keşfettiği 10 Başarılı Film!

Uzay hakkında çoğu şeyi öğrenmemizi sağlayan kurum olan NASA, bugüne kadar ortaya çıkan bilimkurgu filmlerinin büyük bir ilham kaynağı olarak kendini sinemada da tanıtıyor. Bilimkurgu veya uzay temalı filmlerin  senaryosunun oluşturulma sürecinde NASA çalışanlarının büyük bir katkısı olduğu da yadsınamaz bir gerçek. Sadece sinema ya da uzay konularında değil dünyanın en önemli sorunlarından biri olan kuraklık gibi bir konuda da çalışmalar yapan NASA ülkelerin gelecek yıllarda nasıl bir yaşamın onları beklediğini gözler önüne seriyor.  Yapılan son araştırmada Türkiye’nin de kuraklık tehlikesi yaşadığına dikkat çeken NASA ile ilgili bugün Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun yaptığı “NASA da kim? Biz onlardan iyiyiz!” açıklaması sonrası biz de en azından NASA’nın kim olduğunu anlatmaya yardımcı olan, insanlığın uzayı keşfettiği 10 başarılı filmi sizler için derledik.

                                                                          Hazırlayanlar: Sıla Şahinöz, Elif Barış

İnsanlığın Uzayı Keşfettiği 10 Başarılı Film!

Forbidden Planet (1956)

forbidden-planet-filmloverss

“En İyi Görsel Efekt” dalında Oscar’a aday gösterilen Fred M. Wilcox yönetmenliğindeki 1956 yapımı Forbidden Planet, kült film statüsüne ulaşmış ve türün diğer filmleri arasında kendi özgü tarzıyla rahatça sıyrılabilmiş bir film. Forbidden Planet, Star  Wars ve Star Trek gibi bilim kurgu sinemasının önemli yapımlarına ilham veren aynı zamanda çekildiği zamana göre özel efektler konusunda bir devrim etkisi yaratan bir filmdi. 20 yıldır haber alınamayan bir koloniden kumandan John J. Adams yönetiminde bir uzay gemisinin yaptığı keşif sonucunda yaşanan olayların anlatıldığı filme görünmez bir canavarın saldırısı sonrasında hayatta kalmış tek insanlar olan dahi bilim adamı Dr. Morbius ve güzel kızı Altaira’nın eklenmesi ile bilim kurgu, romantizm, korku ve mizahi ögelerin birleşiminden oluşan bir film olarak profilini oluşturuyor. İnsanlığın keşfetme sevdası sonucunda başına gelebilecek felaketlere karşı iç karartıcı durumu bizlere yansıtan film; bunu yaparken insan psikolojisinin derinlerine inip Sigmund Freud’un insan zihninin katmanları olarak  tanımladığı id, ego ve süperego kavramlarından yararlanıyor. Aynı zamanda gezegendeki kötü kahramanı Robby The Robot karakterinin yarattığı belaya karşı gelinmesi bakımından sistemin zorla yaptırımlarını yok sayarak meseleye mizahi de olsa politik açıdan yaklaşabiliyor.

2001: A Space Odyssey (1968)

2001 - space - odyssey - filmloverss

Bilim kurgu yazarı Arthur C. Clarke’ın kısa öyküsünden esinlenilen senaryosu, Clarke ve Stanley Kubrick tarafından yazılan 2001: A Space Odyssey (2001: Bir Uzay Destanı) filminin yönetmenliğini de Kubrick üstlenir. Dört dalda Oscar’a aday olan ve en iyi görsel efekt alanında Oscar’a layık görülen film, 1991 yılında ‘kültürel, tarihi ve estetik’ olarak önemli olduğu düşünülerek Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Film Arşivi’ne alındı. Gösterime girdiği yılda çok fazla eleştirilmesine rağmen, öncü görsel efektleri, bilimsel öngörüleri ve alışagelmiş anlatım tekniklerinin yerine sessizlik ve minimum düzeyde tuttuğu diyaloglarıyla kendi kategorisinin kuşkusuz en önemli filmlerinden biridir.  2001: A Space Odyssey, aslında bir insanlık tarihi hikayesi. Filmin çekildiği Soğuk Savaş dönemi de göz önüne alınırsa, Kubrick bu filmde ABD ile SSCB arasındaki rekabete, insanın özünde olduğunu düşündüğü ‘rekabetçi içgüdü’den bağımlı bir şekilde değinir. Kubrick, filmi 4 ana bölümde anlatır; İnsanlığın Şafağı, TMA1, Jüpiter Görevi, Sonsuzluğun Ötesi. Zamansal atlama kurgusuyla anlatılan hikaye; insanın bilincinin gelişimini, kendi gücünü tanımasını ve rekabet bilincinin işlenmesini, bilmeye duyulan isteği evrim teorisinin öğretilerine göndermeler yapılarak işler. Henüz Dünya’nın uzaydan nasıl göründüğü bilinmiyorken bile Kubrick’in daha sonrasında gerçekleşecek olan öngörüleri ve insanlık tarihi hakkındaki çıkarımları, 2001: A Space Odyssey ‘i diğer bilim kurgu filmlerden ayırıp başka bir yere koymamıza yeter.

 Marooned (1969)

marooned -filmloverss

Martin Caidin’in aynı adlı romanından uyarlanan Marooned (Fezada Kaybolanlar)’in senaristliğini Mayo Simon, yönetmenliğini de John Sturges üstleniyor. Gregory Perk, Richard Crenna, David Janssen, James Franciscus ve Gene Hackman’in rol aldığı film uzay boşluğunda sıkışan üç astronotu anlatıyor. Mercury Porjesi için giden bir pilot üzerine olan orijinal hikaye, filmde üç astronot üzerinden tasvir edilir. Ay üzerine yapılan ilk insanlı uçuş olan Apollo 11’in Ay’a inişinden yaklaşık 4 ay sonra vizyona giren Marooned, zamanlamasının verdiği olumlu havanın da etkisiyle, 1969 yılında ilgiyle izlendi ve beğenilip Akademi tarafından ‘En İyi Görsel Efekt Oscarı’na layık görüldü. Dönemine göre teknik açıdan göz alıcı olan Marooned, astronotların aileleriyle ‘hayatta kalmak’ üzerine yaptıkları diyaloglarla dikkatleri çeker.

 Capricorn One (1978)

capricorn-one-filmloverss

Adını Mars’a gidecek bir uzay aracının isminden alan Capricorn One (Hükmedenler), Amerika’da 1970’lerde moda olan ‘hükümet kaynaklı komplo teorileri’ türünde, bilim kurgu gerilim filmi. Peter Hyams’ın yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda, Elliot Gould, James Brolin, Brenda Vaccaro, Karen Black gibi isimlerle karşılaşırız. 1970’li yıllarda Amerika’da ekonomik sıkıntılardan dolayı oluşan toplumsal huzursuzluk, ırkçılık hareketleri gibi çözüme ulaşmamış birçok sorun vardı. Vietnam Savaşı’nın da halen devam ediyor olması Amerikan halkının hükümete karşı kuşku duymasına neden olmuştu. O dönemde bu durum sinemaya da yansıdı. Bu yansımanın en güzel örneği de politik bir gerilim filmi olarak da bahsedebileceğimiz Capricorn One’dır. Filmde Mars’a yapılacak ilk insanlı uçuşun başarılı olmayacağını anlayan NASA yetkilerinin, planı iptal etmek yerine uzaya gönderdikleri boş kapsüllerin ardından astronotları da çölde gizlice kurduğu, Mars dekoru verdiği televizyon stüdyosuna gönderilmesi anlatılır. Özgün bir senaryoya sahip Capricorn One, gördüğü ilgi üzerine İngiliz yazar Kon Follett ile Ron Goulart tarafından kitaplaştırıldı

The Black Hole (1979)

the-black-hole-filmloverss

1979 yapımı The Black Hole, genel anlamda izleyiciden ve eleştirmenlerden iyi yorumlar  alamamasına rağmen ilginç hikayesi ve özel efektleri ile dikkat çeken bir yapımdı. Bu dikkati en iyi görsel efekt ve sinematografi dalında 2 dalda Oscar adaylığı ile taçlandıran film,  “Uzayda yaşam var mı?” sorusunu bizlere soruyor. Bunu yaparken Dr. Reinhardt önderliğinde 20 sene önce kayıplara karışan bir uzay gemisini aramaya çıkan USS Palomino isimli bir uzay gemisi üzerinden hikayesini ilerleten yapım , “kara delik” kavramını  filme dahil etmesiyle daha farklı bir boyut alıyor. Kara deliğin çekim alanına giren geminin kurtarılmasından  sonra işlerin karmaşıklaştığı film, bir insanın uzun süredir yaşadığı bir olay ya da durumun etkisi altına girmesiyle kendini dış dünyadan nasıl soyutladığının bir alegorisini sunuyor aynı zamanda. Kara delik kavramını aklımıza getirdiğimizde zamanın yavaş aktığı veya akmadığı bir olgu olarak düşünebiliriz. Bu noktadan ilhamını alan filmde karakterler bir süre sonra zaman dediğimiz kavramın  varlığını unutmalarından dolayı birbirlerine değişik yaptırımlar uygulayabiliyorlar. Özellikle Maximilian Schell’in canlandırdığı Doktor karakterini uzun yıllardır kara deliğin yakınında yaşamış olmasının vermiş olduğu psikoloji sayesinde robotlardan oluşturduğu orduyu komuta ederek sistem içerisinde tek başına iktidar olmasını istiyor. Baştan uygulayacağı politikayı belli eden film Doktor’un kurtarma ekibi ile yaşadığı mücadelede film içerisinde kendine yer buluyor. Bu özelliklere rağmen senaryo konusunda anlatmak istediğini tam olarak ekrana yansıtamayan film her şeye rağmen izlenilebilir bir yapım olarak  anılıyor.

SpaceCamp (1986)

meak8vg3zowbssro5zyx79ayqsz

Patrick Bailey’in aynı adlı kitabından ve Huntsville Uzay Kampından esinlenerek oluşturulan, 1986 yapımı SpaceCamp’ın (Uzay Kampı) yönetmen koltuğunda Harry Winer oturuyor.  Oyuncular arasında Kate Capshaw, Kelly Preston, Larry B. Scott, Lea Thampson’ın olduğu SpaceCamp, yedi astronotun öldüğü Challenger Uzay Mekiği Kazasının üzerinden çok geçmeden vizyona girdiği için eleştirmenler tarafından ‘pazarlama kabusu’ olarak görüldü ve sert eleştirilerin odağı oldu. Beklenmedik bir şekilde uzaya fırlatılan bir grup çocuğun hikayesini değinen SpaceCamp, NASA’nın uzay mekiğinin nasıl çalıştığını anlatan bir yaz programına katılan bir grup çocuğun yanlış bir komut üzerine, dünya ile bağlantı kuramaması ve eğitmenleriyle birlikte eve sağ salim dönmeleri için birlikte çalışmak zorunda kalması anlatılır.

Apollo 13 (1995)

apollo-13-filmloverss

Tek mekanda geçen filmler arasında unutamadığımız bir yapım olarak kendini tanıtan Apollo 13, biyografik filmlerin ustası Ron Howard yönetmenliğinde gerçek olaylardan esinlenerek sinemaya uyarlandı. Dönemin en ünlü astronotları olan Jim Lovell, Fred Haise ve Jack Swigert’tan oluşan üç kişilik bir ekibin aya varmadan önce oksijen tanklarından birinin patlamasıyla ölüm kalım mücadelesinin yaşandığı film, Nasa komuta merkezi Houston çalışanlarının ekibe yardım etmek üzere yürüttüğü kurtarma çalışmalarıyla hikayesini ilerletiyor. Amerikan tarihinde yaşanan en büyük krizlerinden biri olarak anılan Apollo 13 projesinin sinemaya aktarıldığı film, bilim kurgu olmasının yanında aynı zamanda insanlığın sadece dünyada var olan sisteme ya da doğaya karşı değil, uzayda da bir şeylerle baş edebilme ve mücadele edebilme gücünün de bir göstergesiydi. Yaşadıkları zorluklar karşısında asla pes etmeyen ve kurtulmak için her yolu deneyen ekibin NASA’nın yardımı ile kaçınılmaz sona boyun eğmeyi reddeden ideolojisi, sisteme karşı gelerek bir topluluğun ortak bir paydada buluşmasını gözler önüne seriyor. Burada sistem olarak adlandırdığımız uzayın kontrol edilemez bir güç olmasından dolayı insanoğlunun mücadelesi daha anlamlı kılınıyor. Bu kontrol edilemez güce bir dur demek isteyen insanların kendi isteklerini kabul ettirme sürecine de şahit oluyoruz. Oyunculuk performansları açısından da beklentiyi karşılayan film, senaryosu ve Ron Howard faktörünün etkisi ile izlenmeye değer bir yapım.

 Mission to Mars (2000)

mission-to-mars-filmloverss

Carrie, Scarface gibi sinema tarihine damga vuran filmlere imza atan Brian De Palma’nın yönettiği film, sadece yönetmeninde dolayı dikkat çekici bir yapım. Bugüne kadar filmografisinde farklı türlerden oluşan yapımlarda film çektiğini gördüğümüz Brian De Palma’nın bir bilim kurgu filmi çekmesi en başta biz sinemaseverler için ilginç bir durum. Yönetmenin bu sefer bilim kurguda hünerlerinin sergilediği film, Mars’a ilk kez içinde insan bulunan bir uzay aracının karşılaştığı felaketler sonucunda yaşadığı olayları konu alıyor. Hayatta kalanları geri getirmekle görevlendirilen ekip bir süre sonra olayın iç yüzünü öğrendiğinde işleri sandıkları kadar kolay olmuyor. Atmosferi yansıtmakta olağanüstü derecede başarılı olan film, Mars’a gidip rotalarını kaybeden astronotların başından geçen olayları bir bilinmezlik etrafında izleyiciye yansıtıyor. Bunu yaparken araya komedi ögelerini sıkıştıran film, izleyicisini filmden soğutmayan ama aynı zamanda onu olayların dışından  çok uzakta tutmayan bir yapıda kendini gösteriyor. Kurtarma ekibinin Mars’ta zaman geçirdiği süreçte yaşadıklarının değişik bir açıdan yaklaşılmıştır. Bazı izleyicilerin gözünde mantık hatası olarak adlandırılan bu durum yine de yaşadığımız ağır olaylara bazen de mizahi yönden bakmak gerektiğini bizlere anlatıyor. Filmde aslında kaybolan astronotların yaşadığı ağır durumu, kurtarma ekibinin çalışmaları altında komik bir duruma dönüştürerek alegorik bir anlatımı tercih ediyor.

Interstellar (2014)

interstellar-matthew-mcconaughey-nolan-filmloverss

The Dark Knight, Inception, Memento gibi başarılı filmlerin yönetmeni Christopher Nolan’ın yönettiği Interstellar (Yıldızlararası), birçok ödülle ve adaylıklarıyla, son yıllarda yapılmış en iyi bilimkurgu filmlerinin arasına adını yazdırmış oldu. Filmin senaristliğini Christopher Nolan, daha önceki projelerinde de birlikte çalıştığı kardeşi Jonathan Nolan ile birlikte yaptı. Matthew McConaughey, Anna Hathaway, Jessica Chastain gibi yetenekli oyuncuları bir arada gördüğümüz Interstellar, zaman kavramı üzerinden kurduğu hikayesi ve Nolan’ın kullandığı metaforlarla dikkat çeken bir yapım oldu. Kurgusu ve Nolan’ın ilk kez çalıştığı görüntü yönetmeni Hoyte Van Hoytema’in etkileyici görsel efektleri ile göz dolduran Interstellar, bazı eleştirilerden de nasibini alıyor. Stanley Kubrick’in 2001: A Space Odyssey’i ile Interstellar’ı aynı kefede tartanlar ile bunu kabul etmeyenlerden oluşan iki farklı eleştirinin odağı olan Interstellar için şöyle diyebiliriz ki bilimkurgu dünyasının düşsel distopyasından ziyade, Nolan daha akla yatan bir bakış açısı sunuyor. Film bir grup astronotun Endurance uzay aracıyla birlikte, solucan deliğinden geçerek, yaşanabilir gezegen arayışını anlatıyor.

The Martian (2015)

marsli-the-martian-filmloverss

Yönetmenliğini Ridley Scott’ın üstlendiği 2015 yapımı bilim kurgu The Martian, Andy Weir tarafından 2011’de yazılan aynı adlı romandan sinemaya uyarlandı. Matt Damon’ın performansıyla Oscar’a  aday olduğu film, Mars gezegenine astronotların gönderildiği bir görevde Mark Watney isimli bir astronotun şiddetli bir fırtına sonrası öldü sanılarak ekibi tarafından terk edildiği süreçte yaşanan olaylar anlatılıyor. Elindeki sınırlı olanaklarla NASA’ya  yaşadığına dair bir sinyal göndermeyi başaran Mark Watney kurtarılmayı beklerken; bu süre zarfında NASA’nın  Mark’ı kurtarabilmek için yaptığı strateji de gözler önüne seriliyor. Filmin yapım sürecinden itibaren NASA’nın reklam kampanyalarından anladığımız kadarıyla filme büyük bir destek verdiği hatta NASA kurumunun filmde amacına ulaşmak için her şeyi yapabilen bir kurum olduğu gösterildi. Tabi bu amaca ulaşmak için Çin Ulusal Uzay İdaresi’nden yardım alan NASA, bu durumun gizli tutup halka duyurmadı. Bu noktada birbirleri ile çok iyi ilişkiler içerisinde olamayan Çin ve Amerika’nın söz konusu bir insanın hayatı olduğu zaman ortak bir paydada bulaşabileceğinin altını çiziyor film. Politik açıdan barış niteliğinde bir harekete neden olan bu durum bilim kurgu filmi içerisinde aslında çok da sırıtmadan vermek istediği mesajı veriyor. İlk yarısında filmin mizansen yönünün ağır bastığı film sonlara doğru sıradan bir bilim kurgu filmindeki malzemeleri kullanmasına rağmen yine de izleyicinin iki saat boyunca pür dikkat izleyeceği bir yapım olarak hafızalara kazınıyor.


FilmLoverss

FilmLoverss

7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı

Yazarın diğer yazılarını gör →