IMDb Kullanıcılarına Göre Son 25 Yılın En İyi Bilimkurgu Korku Filmleri
Zombiler, vampirler, kurt adamlar, yaratıklar, uzaylılar… Korku ve bilimkurgu temalarının harmanlanması deyince akla gelen unsurlar sadece bunlar mı, elbet değil. Ama biliyoruz ki bir çok bilimkurgu korku filmi hikayesinde bu varlıklardan beslenir, izleyiciyi bu şekilde içine alır ve sinemasevere güzel bir seyir sunar. Gizemli varlıklar, esrarengiz olaylar, gerçek üstü senaryolarıyla bizi büyüleyen, heyecanlandıran ve korkutan filmler deyince tabii ki aklımızda beliren bazı kült yönetmenler ve filmler vardır. Onları her daim tuttuğumuz baş köşemize bırakıp, bu kez, IMDb kullanıcıları tarafından belirlenen, son 25 yılın en çok beğenilen, Avrupa Sineması’ndan Hollywood’a uzanan, 1990-2015 yılları arasında izleyiciyle buluşmuş en iyi 26 bilimkurgu korku filmini sizlerle buluşturalım istedik.
IMDb Kullanıcılarına Göre Son 25 Yılın En İyi Bilimkurgu Korku Filmleri
Alien 3 – 1992 – (IMDb: 6.4)
1979 yılında Ridley Scott’un yönetmenliğini üstlendiği, daha sonra ise James Cameron tarafından çekilen Aliens’a 1986 yılından sonra uzunca bir ara verildi. Seri uzun bir aradan sonra üçüncü filmiyle geri döndü. Yönetmen koltuğunda David Fincher’ı gördüğümüz filmin oyuncu kadrosunda ise Sigourney Weaver, Charles S. Dutton, Charles Dance gibi isimler yer alıyor. Ellen Ripley’in kaçış kapsülünün 161 adındaki bir hapishane gezegenine çarpmasıyla, tehlikeli bir uzaylı tarafından takip edilmeye başlayan Ripley’i odak noktasına alan serinin bu filmi, insana ve teknolojiye dair birçok eleştiriyi de bünyesinde barındırıyor. Kendine has diliyle izleyenleri büyüleyen yönetmen David Fincher’ın gözünden izleyeceğimiz Alien, diğer filmlerinden farklı olarak, klostrofobik bir atmosferle izleyiciyi daha fazla baş başa bırakıyor.
Daybreakers – 2009 – (IMDb: 6.5)
2019 yılında geçen hikaye, gizemli bir salgın sonucu dünya nüfusunun büyük bir kısmının vampire dönüştürülmesini konu alıyor. Vampire dönüşmeyen insan ırkının, tükenmeye yüz tutması ve bu nedenle bir savaşın meydana gelmesini odak noktası olarak ele alan Daybreakers’ın yönetmen koltuğunu Peter – Michael Spierig paylaşıyor. Senaristliğini de Spierig kardeşlerin üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda Ethan Hawke, Eillem Dafoe, Sam Neill ve Isabel Lucas yer alıyor. Bilindiği üzere korku filmlerinde sıklıkla karşımıza çıkan vampirler korkunç bir canavar olarak resmedilir, ancak bu filmde vampirler diğer filmlerde tasvir edildiği gibi değil daha çok bir insan gibi anlatılır. Yaratıcı senaryosuyla, vampirleşen insan türünü konu alan Daybreakers, klasik vampir filmlerinden kendini ayırır.
30 Days of Night – 2007 – (IMDb: 6.6)
Yayınlandığı dönem özellikle vampir filmleri sevenler tarafından oldukça beğenilen film 30 Days of Night’ın yönetmenliğini David Slade üstleniyor. Alaska’nın 30 gün süren karanlığında bir kasabada geçen hikayesiyle dikkatleri çeken 30 Days of Night, Steve Niles tarafından kaleme alınan, çizimlerini ise Ben Templesmith’in yaptığı, korku türünün ve Kuzey Amerika çizgi romanlarının arasında en çarpıcı eserlerden biri. Çizgi romandan uyarlanan ve beyazperde konusunda oldukça desteklenen filmin yapımcılığını ise Sam Raimi yapıyor. Alaska’nın unutulmuş, gözden uzak bir kasabasında yaşayan insanların nereden geldikleri belli olmayan bir grup vampir tarafından saldırıya uğramasını konu alan filmin oyuncu kadrosunda ise Josh Hartnett, Melissa George ve Danny Huston var.
Event Horizon – 1997 – (IMDb: 6.7)
2040’lı yıllarda geçen film Event Horizon, Neptün yakınlarında arızalanan bir uzay gemisinden yedi yıl sonra gelen sinyal üzerine gemiye yardım amacıyla gönderilen kurtarma timinin yaşadıklarını anlatıyor. Filmin yönetmenliğini Resident Evil serisini yaratan yönetmen olarak tanınan Paul W.S. Anderson üstlenirken, senaryosunu ise Philip Eisner kaleme alır. Görev esnasında kaybalon ve aradan geçen 7 yıl gibi bir sürenin ardından, gizemli bir yolculuğa çıkan kurtarma ekibi için hiçbir şey düşündükleri kadar kolay olmayacaktır artık. Oyuncu kadrosunda Laurence Fishburne, Sam Neill, Kathleen Quinlan gibi isimlerin yer aldığı Event Horizon, aslında konusunu perili evlerden alıyor, bir bakıma da perili bir uzay gemisinde geçen hikayeyi anlatıyor.
Resident Evil – 2002 – (IMDb: 6.7)
Yönetmenliğini Paul W.S.Anderson’un üstlendiği Resident Evil serisinin ilk filmi 2002 yılında izleyiciyle buluşmuştu. Capcom’un aynı adlı ünlü video oyunu serisinden uyarlanan film, karakterleriyle ve hikayesiyle aslında video oyunundan çok farklı bir resim çizer. Başrollerinde Milla Jovovich, Eric Mabius, Michelle Rodriguez, James Purefoy gibi başarılı isimlerin yer aldığı Resident Evil’in hikayesinin başlangıcı Umbrella Corporation aslı bir şirket tarafından yönetilen, Hive isimli bir araştırma merkezinde gerçekleşir. Araştırmalar için yapılan deneylerde üretilen T-virüsünü ele geçiren bir hırsız, bu virüsü tüm merkezin içine salar ve kendisi de The Red Quinn isimli yapay zekayı ele geçirir. Red Quinn’i durdurmak için merkeze gelen ekip, hem yapay zeka makinesiyle savaşmak hem de virüsten dolayı zombiye dönüşen insanları yenmek zorundadır.
The Chronicles of Riddick – 2004 – (IMDb: 6.7)
Bir anti kahraman olarak akıllarımıza yer eden Riddick’in büyük mücadelesini izlediğimiz, 2000 yılında izleyiciyle buluşan Pitch Black filminin devam niteliğinde olan The Chronicles of Riddick’in yönetmen koltuğunda David Twohy oturuyor. Twohy’nin senaryosunu da kaleme aldığı filmin oyuncu kadrosunda ise ilk filmde olduğu gibi baş rolde Van Diesel yer alıyor, Diesel’in yanı sıra ise Alexa Davalos, Linus Roache, Judi Dench, Karl Urban gibi isimler var. Necromonger ordusunun pençesine düşen gezegenler, karanlık evrende ne yapacaklarını bilmemektedir. Önlerinde iki tercih vardır; ya değişecekler ya da yok olacaklar. Durum böyleyken halk, her şey alt üst olunca akla gelen en bilindik şeye efsanelere sığınmaya başlamışlardır. ‘Bazen bazı şeytani güçleri durdurmanın yolu onların karşısına başka bir şeytani güç çıkarmaktan geçer’ düşüncesiyle, sürgüne gönderilen anti kahraman Riddick geri çağrılır.
Blade II – 2002 – (IMDb: 6.7)
Alışagelmiş vampirlerden çok farklı olan Blade, Stephen Norrington tarafından yönetilen ilk filminden dört yıl sonra devam filmiyle beyazperdedeki yerini almıştı. Bu kez ise başarılı isim Guillermo del Toro’nun yönetmenliğini üstlendiği, başrolünde ilk filmde olduğu gibi Wesley Snipes’in yer aldığı film, Blade’in eski dostu Whistler’i bulmak için, ülkeleri dolaşarak ve bu arayış içinde sevmediği vampirleri öldürerek eski dostunu arayışını ele alıyor. Sonunda eski dostuna kavuşan Blade hiç beklemediği bir sürprizle karşılaşır, O Blade’in en nefret ettiği varlığa, bir vampire dönüştürülmüştür. Çok geçmeden eski dostunu bu durumdan kurtarmanın yolunu bulan Blade için tüm sorunlar ortadan kalkmamıştır ne yazık ki, şimdiki problem ise vampirler arasında bile korku yaratan bir mutant vampir olan Reeper’dır.
Pandorum – 2009 – (IMDb: 6.8)
Dünya’dan çok uzak bir yerde, karanlık evrende kaderine ter edilmiş bir gemiyle nereden nasıl geldiklerini ve nereye gideceklerini bilmeyen bir grup astronotun ürkütücü bir gerçekle karşı karşıya kalmasını konu alan Pandorum’un yönetmen koltuğunda Alman yönetmen Christian Alvart oturuyor. Başrollerinde başarılı performanslarıyla dikkatleri çeken Dennis Quaid ile Ben Foster’ın yer aldığı filmde, uçsuz bucaksız evrende kaybolan gemilerinde, bir bilinmezlik içinde uyanan astronotların istasyonu araştırırken aslında yalnız olmadıklarını keşfetmeleri ve sonrasında gerçekleşen gerilim dolu olaylar anlatılıyor. Korku unsurlarının yoğun bir şekilde kullanıldığı, bir bilimkurgu filmi örneği olan Pandorum’un hikayesinde ise Travis Milloy ile Christian Alvart’ın imzası bulunuyor.
Underworld: Evolution – 2006 – (IMDb: 6.8)
Vampirlerle kurt adamlar arasındaki efsanevi mücadeleyi anlatan 2003 yapımı Undeworld’un devam filmi olan Underworld: Evolution’un yine başkahramanı kurt adamlarla olan savaşını izlediğimiz Selene’dir. Bir vampir ile kurt adam olmayı bekleyen, Selene ile Michael’in aşkını merkezine alan filmin yönetmen koltuğunda ise Len Wiseman oturuyor. Kate Beckinsale, Scott Speedman ve Tony Curran’ı oyuncu kadrosunda gördüğümüz film, kan ve vahşetin durulmadığı bir savaşı anlatıyor. Türünün başarılı örneklerinden biri olan ilk filminin üstüne çıkamasa da Underworld: Evolution, ilk filmde çok inmediği derinlere iniyor ve izleyeni karakterlerin geçmişine ve uzun yıllardır süregelen kurt adam-vampir savaşının tarihine götürüyor.
Hellboy – 2004 – (IMDb: 6.8)
II.Dünya Savaşı’nın son günlerinde, yeryüzüne kötülük getirmesi için bilim adamı Grigori Rasputin tarafından getirilen, cehennem alevleri içinden doğan Hellboy, Profesör Broom tarafından Rasputin’in ellerinden kurtarılır. Olağanüstü yeteneklere sahip olan Hellboy, artık şaşırtıcı bir şekilde iyilik savunucusu olmuştur ve yaratılış amacından ziyade artık dünyayı tehdit eden güçlere karşı savaşmaktadır. Yönetmenliğini Guillermo del Toro’nun üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda Ron Perlman, Doug Jones ve Selma Blair gibi isimler yer alır. Hellboy’un devam filmi Hellboy II: The Golden Army ise 2008 yılında izleyiciyle buluştu. Aynı oyuncu kadrosunun yer aldığı devam filminin yönetmen koltuğunda ise yine Guillermo del Toro oturdu.
Hellboy II: The Golden Army – 2008 – (IMDb: 7.0)
2004 yılında vizyona giren Hellboy filminin devam filmi olan, Guilermo Del Toro’yu yönetmen koltuğunda gördüğümüz Hellboy II: The Golden Army’nin oyuncu kadrosunda Ron Perlman, Selma Blair, Doug Jones ve John Alexander yer alıyor. Hellboy sevgilisiyle arasını düzeltmek için uğraşırken, Elflerin prensinin ortaya çıkıp intikam almak istemesiyle, insanlarla mistik varlıklar arasında yıllar önce yapılan eski bir anlaşma bozulmuştur. İnsanlığa karşı savaş ilan eden elfin amacı altın orduyu canlandırıp, tüm dünyayı insanlığından elinden söküp almaktır. Bunun için gerekli olan haritayı ve tacı bulan elflerin prensi Nuada için her şey o kadar kolay olmayacaktı, onu altın ordunun hikayesiyle büyüyen Hellboy beklemektedir.
World War Z – 2013 – (IMDb: 7.0)
Filmin başrolünde ünlü aktör Brad Pitt’in hayat verdiği, geçmişte zor bölgelerde görevler yapmış yetenekli bir BM görevlisi olan Gerr Lane yer alıyor. Nihayet zorlu görevlerden uzaklaşmış ve ailesiyle zaman geçirmeye başlamış olan Lane, bir gün trafikte arabaları sıkıştığında ters giden bir şeylerin olduğundan şüphelenir ve bir anda kendini olayların merkezinde buluverir. Ailesini güvenli bir yere yerleştiren Lane, kısıtlı bir zamanda iki farklı kutup tarafından parçalanan dünyayı dolaşacak ve dünyayı kurtarmanın yollarını aramaya çalışacaktır. Brad Pitt’in sadece oyuncu olarak yer almadığı, yapımcılığını da üstlendiği, Max Brooks’un aynı adlı romanından uyarlanan film World War Z’nin yönetmen koltuğunda ise Marc Forster oturuyor.
Prometheus – 2012 – (IMDb: 7.0)
1979 yılında ünlü yönetmen Ridley Scott’un imzasını taşıyan Alien, daha sonra James Cameron tarafından çekilen Aliens’le 1986 yılında aynı evrene yolculuk yaptık. 1992 yılında ise Alien 3 karşımıza çıktı, filmin yönetmen koltuğunda ise önemli bir isim David Fincher oturuyordu. En son Alien dünyasını bize tanıtan kült yönetmen Ridley Scott, 2012 yılında Prometheus’la Alien köklerine geri döndü. Bu felsefik alt yapısı yüksek olan filmin 90lı yılların ardından, karşımıza çıkan Alien filmlerinin arasında kendini yüceltti. Prometheus, hayatın başlangıcına dair araştırma yürüten bir ekibin evrenin en karanlık noktasına vardıklarında yaşadıklarını anlatıyor. Filmin orijinal hikayesi Jon Spaihts tarafından yazıldı. Prometheus, benzer evrenden olmalarına rağmen Alien serisinden tamamen bağımsız bir yapım.
28 Weeks Later – 2007 – (IMDb: 7.0)
Son yılların en kaydeder filmlerinden biri olan 28 Days Later’dan beş yıl sonra çekilen başarılı bir devam filmi olan 28 Weeks Later’ın yönetmenliğini ve senaristliğini Juan Carlos Fresnadillo üstleniyor. Korku unsurlarının üst düzeyde kullanıldığı, gerilim dolu filmin oyuncu kadrosunda ise Robert Carlyle, Rose Byrne ve Harold Perrineau yer alıyor. Britanya adasında hızla Rage virüsünün yarattığı karmaşa ortadan kalkmaya, insanlarda evlerine dönmeye başlamıştır. Ancak, herkesin bilmediği bir şey vardır ki Rage çok sinsi bir virüstür, çok daha tehlikeli bir şekilde harekete geçeceği günü beklemektedir. Evlerine geri dönen ailelerin birinde hala o korkunç virüsü taşıyan biri vardır ve Rage ortaya çıkacağı en doğru zamanı beklemektedir.
Underworld – 2003 – (IMDb: 7.0)
Korku filmleri deyince akla gelen önemli iki karakter kuşkusuz ki kurt adamlar ve vampirlerdir. Vampirlerle kurt adamların gizli tarihine doğru yola çıkacağımız Underworld ise hikayesinin odak noktasına kurt adamlarla sürekli olarak bir savaş içinde olan Selene adında güzel bir vampir savaşçısını alır. Bir kurt adam tarafından ısırılan ve kurt adama dönüşen Michael Corvin’e aşık olan Selene için her şey alt üst olmuştur. Selene, görevini yapıp Michael’i öldürmesi mi yoksa hayatını riske atmak söz konusu bile olsa onu kurtarması mı gerekir ikilemi arasında kalakalmıştır. Bu ikilemin arasında kalmışken başka bir şey keşfeder, bu iki türün zaafları ve güçleri birleşince ortaya daha zorlu bir tür meydana gelecektir. Filmin Underworld: Evolution isimli devam filmi 2006 yılında izleyiciyle buluşmuş ve yönetmenliğini ilk filmde olduğu gibi Len Wiseman üstlenmiştir.
Cloverfield – 2008 – (IMDb: 7.1)
Alias, Lost, Fringe gibi başarılı dizilerin yaratıcısı J.J. Abrams’ın yapımcılığını üstlendiği, Matt Reeves’i de yönetmen koltuğunda gördüğümüz büyük bir bütçeyle beyazperdede yerini alan Cloverfied, New York’ta meydana gelen bir canavar saldırısının ardından saldırıya, yıkılan binalara ve askeri hücumlara rağmen hayatta kalmaya çalışan insanların hikayesini ele alıyor. Konu olarak çok bilindik bir öykü sunan film, kurgusuyla ve anlatım tekniğiyle benzer türlerinden sıyrılıyor. Oyuncu kadrosunda Mike Vogel, Jessica Lucas, Lizzy Caplan, T.J.Miller gibi isimlerin yer aldığı Cloverfied’ın senaristliğini ise bir çok yapımda J.J.Abrams’la çalışan Drew Goddard üstleniyor. Çekimleri sırasında gizemli bir hava yaratılan ve vizyona girdiği tarihin sabırsızlıkla beklendiği filmin çekimlerinde ise amatör film stili vermesi için mobil kamera kullanıldı.
The Ring – 2002 – (IMDb: 7.1)
Vizyona girdiği dönem oldukça ses getiren, Samara karakteriyle hafızalarımıza kazınan, Japon korku filmi Ringu’nun bir uyarlaması olan The Ring’in yönetmen koltuğunda Gore erbinski oturmaktadır. Karanlık imajlarla dolu olan gizemli kaseti izleyen herkesi, kaseti izlemesinin ardından çalan telefonda ürkütücü bir ses karşılıyor. Sonrasında ise o kişi 7 gün çerisinde nedeni bilinmeyen bir şekilde ölüyor. Yeğeninin ölümü üzerine bu durumu araştırmaya başlayan Rachel Keller adında bir gazeteci, araştırma uğruna kaseti izlemeye kararverir. Ancak kaseti izlemesinin ardından kendisinin ve oğlunun hayatı tehlikeye girmiştir. 7 günü sayarken izleyicinin üzerinden gizemi ve merakı hiç çekmeyen, başrolünde Naomi Watts’ın yer aldığı film, 2005 yılında devam filmiyle tekrardan beyazperdeye dönmüştü.
Pitch Black – 2000 – (IMDb: 7.1)
Bir meteor yağmuru sonucu, bilinmeyen bir gezegene düşen bir uzay kargo gemisi, ıssız ve ürkütücü bir gezegende bulur kendini. Hayatın olduğuna dair bir belirtinin görünmediği gezegende, hiç bir şey göründüğü gibi değildir ve gezegenin ürkütücü yerlileri ortaya çıkmaya başlar. Gemide hayatta kalan yolcuları korumak da, tehlikeli bir mahkum olan Riddick’e düşecektir. Bir anti-kahraman olarak ünlenen, ünlü oyuncu Vin Diesel’in de kariyerinde çıkış yapmasına sebep olan karakter Riddick, hayatta kalmayı öncelik olarak belirleyen insanların önderi olmuştur. Yönetmenliğini David Twohy’nn üstlendiği Pitch Black’in devam filmi The Chronicles of Riddick ise 2004 yılında vizyondaki yerini almıştı. Vin Diesel’i yine başrolde gördüğümüz devam filminin yönetmen koltuğunda ise yine Twohy oturur.
Blade – 1998 – (IMDb: 7.1)
Stephen Norrington’un yönetmenliğini üstlendiği filmin başrolünde Wesley Snipes alternatif bir kahraman olma özelliği taşıyan, çizgi roman karakterinden uyarlanan Blade karakterine hayat verir. Henüz Blade anne karnındayken, bir vampir saldırısı sonucunda annesi katledilmiştir. Hayatı boyunca bunun intikamını almakla kendini vampirleri yok etmeye adayan Blade, annesine yapılan saldırıda genlerinde onların özelliklerinden barındığı için vampirler tarafından ‘gündüz gezen’ olarak tanınmaktadır. Vampirlerle Blade arasında geçen bir savaşı konu alan Blade’in devam filmi Blade II ise 2002 yılında izleyiciyle buluştu. Blade karakterine Snipes hayat vermeye devam ederken, yönetmen koltuğunda bir değişiklik yaşandı ve Blade’in devam filmi ünlü yönetmen Guillermo del Toro tarafından yönetildi.
The Descent – 2005 – (IMDb: 7.2)
Üçüncü filmiyle karşımıza çıkan Neil Marshall’ın hem yönetmenliğini hem de senaristliğini yaptığı dehşet verici bir atmosferin etkisinin fazlasıyla hissedildiği The Descent, altı özgür kadının bir mağara dalışı için bir araya gelmesiyle başlar. Film klasik bir korku filminin ötesinde sağladığı metaforla kadının toplumdaki yerine ve belirlenen toplumsal rollere de eleştirel bir bakış açısı sunuyor. Bir kayanın düşmesiyle mağarada mahsur kalmalarının ardından, bazı sebeplerden birbirleriyle ters düşen grup, korkutucu yaratıklarla karşılaştıklarında tek başlarına kalmışlardır ve artık kendi hayatlarından sadece kendileri sorumludur. Filmin oyuncu kadrosunda ise Shauna Macdonald, Natalie Mendoza, Alex Reid, Saskia Mulder, MyAnna Buring, Nora – Jane Noone ve Oliver Milburn yer alıyor.
The Mist – 2007 – (IMDb: 7.2)
Korku edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Stephen King’in romanından uyarlanan, yönetmenliğini ve senaristliğini ise Frank Darabont’un üstlendiği The Mist, tutucu insanların yaşadığı bir kasabada özgür düşüncelere sahip gençlerin çatışmasını; muhafazakar düşünceyle özgür düşüncenin mücadelesini anlatmaktadır. Zamansız bir kasabada gerçekleşen hikaye, tekinsiz atmosferiyle izleyeni tıpkı Stephen King romanını okurken hissedildiği gibi gizemli bir havanın etkisinde bırakıyor. Fırtınanın ardından kasabayı saran kuvvetli sisin ardından, insanları yiyerek beslenen yaratıkların varlığından haberdar olan kasaba halkı hayatlarının tehlikede olduğunun farkındadır ve üstelik bir marketin içinde hapsolmuşlardır. Bu bekleyiş sırasında bir de iki farklı görüş ile ikiye ayrılan insanları ve filmi izleyenleri gerilim dolu saatler beklemektedir.
I Am Legend – 2007 – (IMDb: 7.2)
Will Smith’in herkesin etkilendiği insan yapımı bir virüsten korunmayı başaran ve yaşam belirtisi göstermeyen bir şehirde köpeğiyle birlikte tek insan olarak yaşadığını düşünen Robert Neville adından bir askeri viroloğu canlandırdığı I Am Legend’ın yönetmen koltuğunda Francis Lawrence oturuyor. İnsanlığı yok edeceğine inanılan bir virüsün Robert’e bulaşmamıştır fakat, kısa süre içinde şehrin geri kalanını yok etmiştir. Robert yaşamayı başarmıştır ancak, tek başına yaşamak kolay değildir elbet. Üç yıl boyunca radyo frekanslarından hayatta kalma ihtimali olan insanlara ulaşmaya çalışan Robert, aslında yalnız değildir ve salgından kurtulan mutantlar onun her hareketini izlemektedir. Richard Matheson’un 1954 yılında yayımladığı aynı adlı romanından uyarlanan filmin senaryosunu ise Mark Protesevich ile Akiva Goldsman kaleme almıştır.
Dawn of the Dead – 2004 – (IMDb: 7.4)
Korku sinemasının en çok başvurduğu konulardan biri şüphesiz ki zombilerdir. Zack Snyder’in yönettiği, George A. Romero imzası taşıyan aynı adlı filmin yeniden uyarlaması olan, 21.yy versiyonunun kendisine sadık bir hayran kitlesine sahip olduğunu bildiğimiz Dawn of the Dead, nedeni belli olmayan bir salgın sonucu gezegenin nüfusunun çoğunun hayatta kalmak uğruna insan eti yiyen zombilere dönüşmesini anlatyor. Dünya ölüler tarafından yönetilmeye başlamak üzereyken, Wisconsin’de geçen bu hikaye, bu korkunç salgından bir şekilde kurtulmayı başaran ve bir alışveriş merkezine sığınan bir grup insanın hayatta kalma mücadelesine tanık olduğumuz filmin oyuncu kadrosunda Sarah Polley, Vİng Rhames, Jae Weber ve Mekhi Phifer yer alıyor.
Rec – 2007 – (IMDb: 7.5)
Yönetmen ve senarist olarak karşımıza çıkan Jaume Balaguero’nun 2007 İspanya yapımı filmi Rec’in başrollerini Manuela Velasco ve Ferran Terraza paylaşıyor. Kameraların üzerinde yer alan ‘kayıt’ kelimesinden ismini alan filmin hikayesi Barcelona’da bir apartmanda geçiyor. 2008 yılında Amerika’da vizyona giren Quarantine filminin orijinal hikayesi olan Rec, garip, ne olduğu tam olarak anlaşılamayan bir şeylerin meydana geldiğini düşündüğümüz bir apartmanda kameramanların olaya karışmasıyla durumun farklı bir boyuta taşınmasını anlatır. Elektriklerin gitmesiyle daha da korkunç bir hal alan durum, apartmanın içinde yer alan tehlikeli bir virüsün varlığıyla içinden çıkılmaz bir hal almaya başlayacaktır. Artık virüsten korunan apartman sakinlerini, zombilerle birlikte korkunç saatler beklemektedir.
28 Days Later – 2002 – (IMDb: 7.6)
Senaryosunu Alex Garland’ın yazdığı, yönetmenliğini ise Danny Boyle’ın üstlendiği film 28 Days Later’ın hikayesi Londra’da geçiyor. Bir araştırma merkezinde yer alan denek maymunların bir grup aktivist tarafından serbest bırakılmasıyla birlikte çevreye ölümcül bir virüsün yayılmasının anlatıldığı filmin oyuncu kadrosunda Cillian Murphy, Naomie Harris, Brendan Gleesonn ve Christopher Eccleston yer alıyor. Virüsten etkilenen insanların 15 saniye sonra tüm insani özelliklerinden sıyrılıp, ölümcül yaratıklara dönüşmesini izlediğimiz bir dünyada bu salgından habersiz, 28 gün hastanede uyuyan ve salgının tüm Londra’yı ele geçirmesinin ardından uyanan Jim’i boş Londra sokakları ve bir hayalet şehir beklemektedir. Soundtrack albümüyle de dikkatleri çeken filmin müziklerinde ise John Murphy’nin imzası bulunmaktadır.
Let the Right One In – 2008 – (IMDb: 8.0)
İsveç yapımı, orijinal adı Lat den Ratte Komma In olan filmin yönetmenliği Thomas Alfredson üstlenirken, John Ajvide Lindqvist’in aynı adlı romanından uyarlanan senaryosunu ise yine Lindqvist kaleme almıştır. 1980’lerin başında Stockholm banliyölerinin birinde geçen film, annesiyle yaşayan on iki yaşında sakin bir çocukluk yaşayan Oscar’ın tuhaf hikayesini anlatıyor. Arkadaşları tarafından alay konusu olan, sürekli aşağılanan Oscar, tüm gününü intikam hayalleri kurarak geçirmektedir. Oscar’ın Eli adında bir vampirle olan arkadaşlığının anlatıldığı, son dönem Kuzey Avrupa sinemasının öne çıkan örneklerinden biri olan Let the Right One, klasik korku filmlerinde klişeleşmiş unsurların dışında daha çok iki karakter arasındaki ilişkiye odaklanır.
Elif Barış
586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →

























