İdeolojik Çatışmalarıyla Öne Çıkan 10 Gişe Canavarı Film
İdeoloji olgusu oldum olası filmlerin içine bir şekilde sızarak çözülmeyi bekleyen anlamlara süzülür. ‘Kişisel olan politiktir” düsturu gereğince hemen hiçbir film ideolojik ve politik bağlamından ayrı düşünülemez; ki bu anlamda kimi zaman filmlerin alt metinlerinde kimi zamansa metnin doğrudan yüzeyinde yer alan ideolojik konseptler, bizlere yeni perspektifler kazandırırken çoğunlukla filmin yazarının ya da yönetmeninin düşüncelerini de dayatırlar. Neticede her bir eser onu meydana getiren öznelerin politik nosyonundan bağımsız olamayacağı gibi kendinden gelen bir fikri seyircisine dayatma güdüsünden de uzak duramaz. Sonu ister açık ister kapalı bitsin, bir filmin kendine ait söylemi bir biçimde alıcısına sızar. Seyirci, izleyici ya da alıcının bu söylemi eleştirme ya da geliştirme hakkı olduğu gibi direkt üzerine giyme, onu kabullenme olasılığı da yüksektir. Nitekim sinemanın esas güzelliği tam olarak bu yeni perspektifler katma; rüyayı, bilinçdışını açığa çıkarma gibi virtüel potansiyelleri edimselleştirebilme kudretinden ileri gelir.
Bu bağlamda ele alacağımız ve gişe canavarı olarak nitelendirebileceğimiz büyük bütçeli filmlerin hepsini, bir anda parlayıp sönen ve hiçbir anafikri olmayan filmler olarak değerlendirmek çoğunlukla yanlış bir yönelim olacaktır. Aksine, bu türden filmler eğlenceli seyirlikler sunarken, doğru ya da yanlış, filmin kendi evreni ve bağlamında ciddi konuları ve çelişkili argümanları düşünmemizi de sağlayabilirler. Milyonlarca fan kitlesine sahip olan ve popüler kültürü yönlendiren bu filmleri boş anlamlara varan bir bakış açısı üzerinden değerlendirmek kendi kültürel hegemonyamız içinde sıkışıp kalmak ve zamanı ıskalamak demek olacağı gibi; içine hapsolduğumuz nostaljinin çelik kafesi bizi yerimizde saydırmaktan başka bir işlevesellik de gütmeyecektir.
Star Wars’tan Harry Potter’a, The Matrix’ten Captain America: Civil War’a çok sevilen gişe canavarı filmlerin hikayelerindeki karakter çatışmalarına ve karakterlerin kendi aralarında birbirlerine karşı verdikleri büyük ideolojik çatışmalara bakacağımız bu listede; karakterlerin karşılaştığı ciddi sorunlarla ilgili yaşadıkları fikir ayrılıklarına ve farklı görüşlerdeki herhangi bir karakterin maddi ya da kişisel gündemindeki çıkarlar sebebiyle diğerlerini nasıl yönlendirdiğine göz atıyoruz.
İdeolojik Çatışmalarıyla Öne Çıkan 10 Gişe Canavarı Film
Avatar – Çevrecilik
![]()
James Cameron’ın gişe rekoru kıran fantastik-bilimkurgu filmi Avatar, Na’vi adlı yok olma tehlikesiyle yüz yüze kalan bir halkın yaşadığı Pandora isimli gezegende geçmektedir. Yarı-felçli bir savaş gazisi olan Jake Sully, kendilerine özgü dilleri ve kültürleri olan, barış ve doğa ile örtülü bir çevrede yaşayan Na’vi halkının arasına gönderilir. Fonksiyonlarını yitiren bedenine rağmen içinde hala savaşçı bir ruha sahip olan Jake, dünyanın enerji krizini çözmeye yetecek kaynaklara sahip olan Pandora isimli gezegene ışık yılı yolculuğu yaparak bu kaynakları araştırma göreviyle gönderilir. Pandora’daki atmosfer toksik olduğu için Avatar isimli bir program oluşturulur. Bu programa göre insan operatörlerinin bilinçleri avatar isimli uzaktan kontrol edilebilen ve öldürücü etkisi olan hava koşullarında yaşam sürdürebilmeyi sağlayan biyolojik bedene bağlanır. Bu avatarlar insan DNA’sı ile Pandora’nın yerel halkı Na’vilerin genlerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Dünya gezegenin varlığını sürdürmesi için gerekli olan enerji kaynaklarını elde etmek adına bu gezegene gönderilen Jake, Na’vi halkının arasına sızmakla görevlendirilir. Fakat etkileyici bir dişi Na’vi olan Neytiri, bir noktada Jake’in hayatını kurtarınca her şeyi değişmeye başlar. Neytiri’nin kabilesi tarafından kabul edilen Jake ve onun eğitmenliğini üstlenen Neytiri arasındaki ilişki derinleştikçe Jake, Na’vi halkına saygı duymaya ve nihayetinde onlar safhında yer almayı tercih edecektir.
Divergent Serisi – Bireycilik

Veronica Roth’un aynı adlı kitabından uyarlanan Divergent serisinin hikayesi savaş sonrası çitle çevrelenmiş Chicago şehrinde geçiyor. Halkın barış ve huzur içinde yaşayabilmesinin şartı olarak toplumun beş farklı kesime bölünmesi geleneğinden başlayarak bir tür distopya portresi çizen film, Fedakarlar grubundan bir ailenin kızı olan Tris’in grubunu seçmeden önce rutin olarak yapılan bir tür testte beklenmedik bir sonuç çıkmasıyla filmin tüm gidişatını değiştiriyor ve aslında hikaye tam olarak burada başlıyor. Tris’in içinde bulunduğu dünyada yeni bir hayata başlaması ve yaşadığı zorlukların ardından gelişen olaylar Tris’i beklediğinden çok daha büyük bir maceranın içine sokuyor.
Bir Uyumsuz olan Tris, avlanmamak ve sürülmekten kaçınmak için oyunu kuralına göre oynamak zorunda olduğundan Korkusuzlar grubuna katılmaya karar verir. Tris bu grupta, seçkin Bilgeler grubunun Korkusuzlar’ı, anne ve babası da dahil olmak üzere tüm Fedakarlar grubunu yok etmesi için, beyin yıkama operasyonundan geçirdiğini keşfedinceye dek başarıyla gizlenir. Toplumdaki diğer pek çok kişi sıkıntı çekerken, Tris ve müttefikleri Bilgeler’in planlarını durdurmayı başarırlar, çünkü Uyumsuz özellikleri onların toplumun manipüle etme araçlarını kırmasına izin verir. Herkesin özel gruplara dağılması insanlara aidiyet ve amaç duygusu vermiş olsa da bu gruplar kolaylıkla birbirlerine karşı kötücül muameleler de sergileyebilirler.
The Matrix – Özgür İrade

The Matrix’in felsefi çalkantılarla dolu yapısının altında yatan en büyük şey özgür irade meselesidir. İnsanlığı matrisin içinde köleleştiren makineler, özgür iradenin bir illüzyon olduğu fikrini dayatmaya çabalarken, direniş matristeki özgür insanlık için savaşmakta ve böylece insanlar özgür iradelerinin gerçekliğinin farkına varmaktadır.
Serinin ilk filmi olan The Matrix’te, Neo özgür iradeye sahip olmadığını düşündüğü için, içinden kaçamadığı bir simülasyon gerçekliği ile karşı karşıya kalır. Matristen kaçmayı başardığında, aklını boşaltması ve onun için mevcut olan yeni imkânları seçmeyi kabul etmesi gerekmektedir. Diğer karakterler ise özgür irade hakkındaki başka sorularla baş etmek zorundadır. Şifreleme, kendi seçimlerimizi yapma şansımızın olmasının ya da olmamasının mutluluğumuzu etkileyeceğini içerir. Eğer böyle bir durum gerçek dünyadaki tatsızlığı unutmak anlamına gelecekse Neo, yapay bir dünyada yaşamayı kabul etmeye hazırdır. Fakat Matrix’in devam filmi olan The Matrix Reloaded’ın sonundaki derin sorgulama, özgür irade mefhumuyla çatışmaya girer: Yapacağımız seçimleri pratik olarak dikte eden dış faktörler veya içsel değerlerin varlığı söz konusu olduğunda, özgür irade diye bir şey var olabilir mi? Neo, Trinity’nin hayatını kurtarmaktan başka bir seçim yapamaz mıydı? Matrix bunlara kesin bir cevap getirmese de karakterlerinin hepsine anlamlı seçimler yaptırmaya çabalıyor.
Minority Report – Yasal Prosedür

Geleceği görebilseydiniz ve insanlara karşı işlenecek suçları görüp ve bu suçları engelleme yeteneğiniz olsaydı onları durdurmak ister miydiniz? Bu tür suçları önleyici bilgi araçlarına sahip olduğunuzda masum bir kişinin acı çekmesine veya ölmesine izin verir miydiniz?
Ünlü bilimkurgu yazarı Philip K. Dick’in kısa bir öyküsünden ünlü yönetmen Steven Spielberg tarafından sinemaya uyarlanan Minorty Report, 2054 yılının Washington kentinde geçiyor. Dedektif John Anderton, psişik güçlere sahip kahinler ve bazı teknolojik aygıtlar sayesinde cinayetleri daha işlenmeden önce fark edip suçluları yakalayan özel bir polis biriminin başındadır. Anderton’ın kusursuz bir biçimde işlediğine inandığı sistem, birdenbire tersine döner ve Anderton’ın şefi olduğu birim, bir cinayet suçlamasıyla onun peşine düşer. Film geleceğin vizyonlarını öngörme ve harekete geçme paradoksları hakkında oldukça derin sorulara giriyor. Yasal güçler öngörülerin gerçekleşmesini engellediği için, Precog teknolojisinin yasal prosedür vizyonları geleceğin gerçek bir göstergesi olabilir mi diye sorgularken sistemin kendi içinde düştüğü ideolojik uzlaşmazlık Anderton’ın kendi içinde yer aldığı sistemle büyük bir çatışma içine girmesine sebep oluyor.
Snowpiercer – Sınıfçılık

Snowpiercer, yeryüzünde yeni bir buzul çağı yaratan bir iklim felaketi dönemini konu alır. İnsanlık Snowpiercer isimli sürekli olarak dünyayı dolaşan büyük bir trenin içinde sıkışmış durumdadır. Kaynakların çok kıt olduğu bu tren, yeni toplumun hayatını idame ettirmesi için kast sistemlerine ayrılmıştır ve şiddetle uygulanan bu sistemde herkes yerini kabul etmek zorundadır. Trenin ön taraflarında lüks yaşam hakimken trenin en arka bölümlerinde yoğun bir açlık, sıkışıklık ve bulaşıcı hastalıklar söz konusudur. Jelimsi protein bloklarıyla hayatta kalmaya çalışan trenin arka tarafındaki topluluklar, bazen gıdalar iyice kıtlaşmaya başladığında kanibalistik eğilimler de göstermektedir.
Sevdikleri birçok insan bilinmeyen sebeplerden ötürü kaçırılmaya başladığında Chris Evans’ın canlandırdığı karakter trenin kontrolünü elinde tutmaya çalışarak bir isyan başlatır. Fakat isyanın lideri olarak trenin ön tarafına vardığında bu trenin yoluna tam gaz devam etmesini sağlayan sistemin gerçek boyutunu fark edecektir. Alt ve üst sınıfların hayatta kalmak için çatışması her şeyin ‘kutsal makine’ için olup olmadığını sorgulamaya açarken; tüm bu adaletsizliklerin insanlığın korunmasına değer olup olmadığı da filmin ayrıca vurguladığı sorulardan biri.
Captain America: Civil War – Üçüncü Taraf Gözetimleri

Birleşmiş Milletler tarafından önerilen Sokovia Anlaşmaları, Tony Stark ve Steve Rogers’ın daha önce sahip olduğu bir anlaşmazlığı derinleştirir. Özellikle Ultron’dan sonra etrafta izleri görülebilecek olan hasar ortaya çıkınca Tony Stark üçüncü bir şahsiyetin gözlemcisini kabul etmeye hazırdır. Öte yandan, Steve Rogers daha fazla kişisel menfaate sahip olsa da, S.H.I.E.L.D.’de olduğu gibi, her çeşit bürokratik formalitenin ve politikanın Avengers misyonlarının yoluna çıkmamasını ister.
Bu durum Avengers’ın fikir ayrılığına düşerek iki gruba ayrılmasına neden olur. Bunlardan biri Steve Rogers’ın önderliğinde, Avengers’ın devlet baskısı olmaksızın özgür bir biçimde insanlığı korumaya devam etmesini savunan grup, diğeri ise Tony Stark’ın şaşırtıcı bir biçimde devlet kontrolünü ve müdahalesini destekleyen grubudur. Kimsenin kimseye güvenmediği bu paranoya atmosferinde dostlar düşman konumuna gelir.
Harry Potter – Fantastik Irkçılık

Fantastik türü filmlerde ırkçılığa ilk tanık olduğumuz filmlerden biri de Harry Potter serisinin ikincisi olan Harry Potter ve Sırlar Odası’dır. Filmde Draco Malfoy karakterinin Hermione’ye ‘bulanık’ dediğini görürüz. Harry Potter evreninde büyücü bir anne ve babaya sahip büyücü çocukların safkan, ailesinden herhangi biri sıradan olan büyücü çocuklara ise bulanık denmektedir. Harry Potter serisini düşündüğümüzde de aslında ikinci filmden sonra tüm çatışma bu safkan ve bulanıklar arasında gerçekleşmektedir. Harry Potter’ın baş düşmanı Voldemort’un, Muggle’lara yani sıradan insanlara olan nefreti onların büyücü çocukları olan bulanıklara da sıçramaktadır. Zaten film de Voldemort ve müritleri ile tüm insanlığın umudu olan ve bu kötücüllüğe karşı durabilen tek kişi Harry Potter arasındaki savaşı anlatmaktadır.
Star Wars – Gücün Kullanımı

George Lucas’ın daha önce eşi benzeri görülmemiş bir projeyle başlattığı Star Wars efsanesi popüler kültürün mihenk taşlarından biri olarak özgünlüğünü korumaya devam ediyor. 1977 yılında başlayan ilk hikayesiyle milyonlarca insanı bir süreliğine de olsa günlük hayatın keşmekeşinden kurtarmayı başaran ve sinema tarihine yön veren Star Wars efsanesi TV yapımlarından başarılı animasyon serilerine, romanlardan oyunlara ve oyuncak sektörüne dek yayılan ve hatta serinin inanç sistemlerinden biri olan Jedilığı gerçek hayatta da din olarak kabul eden bir kitle yaratmayı başararak devasa bir marka halini aldı.
İdeolojik bağlamını ‘Güç’ mefhumu ve onun kullanımı olarak ele alabileceğimiz Star Wars evrenindeki Güç, var olduğunu bildiğimiz ama hakkında hala soru işaretleri olan soyut bir kavramdır. Serinin filmlerinde aydınlık ve karanlık taraf olarak ayrılan kişilerin bu Güç’ten yararlandığını görürüz. Star Wars evreninde, Güç’ü bilgelik ve savunma olarak kullanan aydınlık taraf ile nefret, kin gibi duygular doğrultusunda kullanan karanlık tarafın çatışmasını izleriz.
X-Men – Sivil Haklar

Dünya üzerindeki en güçlü telepatik yeteneklere sahip insan olan Prof. Charles Xavier insanlarla mutantların bir arada barış içinde yaşayabileceğine inanır ve X-Men adı altında birçok mutantı kendi etrafında toplar. Mutantlar onun yardımıyla sahip oldukları güçleri kontrol etmeyi ve insanlığın faydasına olacak şekilde kullanmayı öğrenirler.
X-Men evreni, toplumlar arasındaki azınlık kurumu yalnızca genetik olarak farklı mutantlardan oluşmaktadır. Serinin ilk filmine baktığımızda mutantların farklı da olsa toplum arasında kabul görüp normal bir hayat yaşamayı istediklerini görürüz. Bunun yanı sıra, sıradan olan ve elinde yasa gücü bulunan kişilerin ise etrafta ‘sıradan insan’dan üstün olup tehlike arz edebilecek mutantlara karşı baskı yaptığına şahit oluruz. X-Men serisi her ne kadar mutantlar arasındaki bir hak çatışmasını konu alsa da hikayenin arka zemininde mutantların günümüz politik ortamında normal bir vatandaş olarak yaşamayı arzuladıkları gerçeği vardır.
Batman v Superman – Vigilantizm

Bir yanda yenilmez hatta tanrısal güçlere sahip olduğu düşünülen uzaydan gelen bir adam, diğer yanda ise maske takarak yasalardan bağımsız kendi adaletini şiddet kullanarak sağlayan bir adam var. Bu iki sözde kahramanın insanlar ve yasalar üstünde ne gibi hükmü olabilir? Batman v Superman filminin de arka planında kanunlar dışında kendi adaletini sağlamaya çalışan bu kahramanlar üzerinde kontrol sağlamaya çalışan politik yapıyı da görürüz. İnsanlar Superman’e güveniyorken bir yandan Superman’in uzaydan gelerek insanlığa tehdit oluşturabileceği ihtimali de belli zümreler tarafından dayatılır. Bu dayatmayı da yine kanunlardan bağımsız kendi adaletini sağlayan Batman karakteri çözmeye çalışır. Film, her ne kadar iki süper kahramanın birbiriyle olan mücadelesini işlese de, hikayenin arka planında, kanunlardan bağımsız gerçek adaletin ne olduğu çatışması yer alır.
Kaynak: Screen Rant
Gizem Çalışır
333 yazı · İlk sinema deneyimini 6 yaşındayken babasıyla birlikte gittiği Aslan Kral filmiyle yaşayınca büyülü fenerin etkisinden hiç çıkamadı; pek çıkacak gibi de durmuyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →