Homoseksüel Alt Metinli Filmler
Sanatın her alanında karşımıza çıkan alt metinler, elbette ki filmler için de oldukça değerlidir. Zira, bir filmin ya da tek bir sahnenin alt metnini bulmak; o filmi keşfetmek gibidir. Bilindiği üzere sinemada alt metin; filmin su yüzeyine çıkmayan anlamlarını ifade etmek için kullanılır. Film okumaları ya da analizlerinde sıklıkla karşımıza çıkan alt metin analizleri, sinemaya karşı duyduğumuz merakı ve öğrenme açlığını da besler. Alt metinlere, yüzeyde olmadıkları; semboller, işaretler, kelime ya da imgelerle verilmeye çalışıldıkları için hiçbir zaman doğrudan ulaşamayız. Hikayenin tamamen ötesinde yeni anlamlar taşıyan alt metinler, yönetmenden ya da filmin yaratıcısından bağımsız da olabilirler. Bu durumda ortaya çıkardığımız alt metinler birer komplo teorisiymiş gibi dursa da filmin -izleyicilerle buluştuktan sonraki- hem aidiyetsiz hem de herkese ait olan yapısı, anlamın da tek olmadığını açığa çıkarır. Bu yüzden filmlerde yer alan göstergeleri anlamlandırarak yüzeyde olmayan metinleri ortaya çıkarabilmek oldukça zihin açıcı bir egzersizdir.
Bu dosyanın ana konusunu oluşturan homoseksüel alt metinlere sahip filmleri, eşcinsel sinemanın bir parçası olarak göremeyiz. Çünkü bu filmlerin içerisinde yer alan homoseksüel göndermeler ya da alt metinler yüzeyde değildirler. Bu filmlerde yer alan karakterlerin homoseksüellikleri, kimi zaman gizli tutulmuş kimi zamansa filmlerde yer alan göndermeler sayesinde bu anlamlara ulaşılmıştır. Homoseksüel alt metinler daha çok; kendilerini birbirleri için feda edebilecek, hemcinsleri ile oldukça yoğun dostluk ilişkileri yaşayan ama birbirlerine karşı hissettikleri gizli duyguları su yüzüne çıkarmak istemeyen anlatılarda karşımıza çıkabilir.
Bu dosyanın amacı, “bu filmler eşcinsel sinemasına aittir” demekten ziyade –ki dosyanın asla böyle bir amacı yok- filmlerin yüzeyinde yer alan homoerotik göndermelerin varlığını ortaya koymak ve homoseksüel alt metinlerini dile getirmektir. Aynı cinsiyete sahip insanlar arasındaki cinsel çekicilik anlamına gelen homoerotizm; bu dosyaya konu olmuş filmlerde açık bir şekilde gözlemlenebilmektedir. Fakat homoerotizmin, cinsel yönelimi anlatan eşcinsellikten oldukça farklı bir terim olduğunu da vurgulamak gerekir. Bu dosyadaki filmlerde yer alan karakterlerin hemcinslerine karşı hissettikleri cinsel istek, onları tam anlamıyla eşcinsel yapmadığı gibi tam anlamıyla heteroseksüel de yapmaz.
***Dikkat: Bu yazı, ciddi sayıda sürprizbozan içermektedir.***
Ölüm Kararı – Rope (1948)
Alfred Hitchcock’un tek plan hissiyatı yaratan ve tek mekanda geçen filmi Ölüm Kararı üzerine oldukça şey söylendi ve muhtemelen söylenmeye de devam edecek. Filmle ilgili yapılan en büyük tartışma; filmin tek planda geçip geçmediği, arada kurgusal geçişlerin (özellikle, kararan sahnelerde) de var olduğu üzerineydi. Bu tartışma sürerken; biz Ölüm Kararı için bir tartışma daha açalım dedik. Aslında, Ölüm Kararı filmindeki homoerotik göndermelerin varlığı ya da filmin alt metninde var olan homoseksüel söylem de yeni bir şey değil. Belki konuyla ilgili az çalışma yapıldığı için gözlerimizden kaçmış olabilir.
Bilenler bilir; Ölüm Kararı’nda aynı evde yaşayan iki genç, Nietzsche’nin felsefi düşüncelerinden etkilenerek bir arkadaşlarını iple boğup öldürür ve cesedini evde sandığın içinde saklayarak bir parti verirler. Aslında filmin ana teması, partiye davet ettikleri üniversite hocalarını zekalarıyla etkilemeye çalışmalarıdır. Filmin hemen açılışındaki boğma sahnesinde gözlemleyebileceğimiz orgazm anında yaşanan haz ve hemen ardından gelen gevşeme ya da ereksiyon halinin yitirilmesi homoerotik bir çağrışıma sahiptir. Aynı evde yaşayan –hatta fark edilebilirse aynı yatakta yatan- iki genç, film boyunca işledikleri cinayetten çok eşcinsellikleri ortaya çıkmasın diye uğraşmaktadırlar. Bir anlamda eşcinsel kimliklerinin toplum tarafından öğrenilmesinden korkan ikili, psikolojik bir baskı içerisindedir. Onlardan şüphelenen üniversite hocası ile aralarında geçen diyaloglar ise homoerotik göndermelerin oldukça yüksek olduğu, karşılıklı mastürbasyon izlenimi yaratmaktadır.
Sonsuz Ölüm – Butch Cassidy and the Sundance Kid (1969)
1969 yapımı Sonsuz Ölüm’de; tarihte gerçekten yaşamış olan banka ve tren soyguncusu Butch Cassidy (Paul Newman) ve ortağı The Sundance Kid’in (Robert Redford) Vahşi Batı’da ve Bolivya topraklarında geçen maceraları anlatılmaktadır. Western sinemasının klasiklerinden biri olan Sonsuz Ölüm’de oldukça maço ve erkeksi bir görünüm çizen karakterlerimiz arasındaki ilişki oldukça homoerotik göndermelere sahiptir.
Eğer Butch ve Sundance arasındaki ilişki romantik bir ilişkiymiş gibi okunabilirse; bu ikilinin ilişkisinin, Brokeback Dağı filminde eşcinsel bir ilişki yaşayan Jack ve Ennis’den pek de bir farkları olmadığı ortaya çıkacaktır. Yine filmden çıkarabileceğimiz; aynı kadını paylaşabilme düşüncesinin varlığı, onların üçlü bir ilişki yaşama dinamiğinden çok da uzak olmadıklarını göstermektedir. Filmin 60’lı yılların sonunda gösterime girdiği de göz önünde bulundurulacak olursa, bu durumun özellikle dönemin politik atmosferinin koşullarına göre oldukça cesur ve manidar olduğu da söylenebilir.
Top Gun (1986)
Sinema tarihinin en maço filmlerinden biri sayılan Top Gun’ın aslında ne denli homoseksüel alt metne sahip olduğunu biliyor muydunuz? Bilmiyorsanız da şimdi öğrenmiş oldunuz. Yönetmenliğini Tony Scott’un yapmış olduğu Top Gun; bir donanma pilotu olan Maverick’in, bu alanda verilen onur ödülü Top Gun’ı kazanmak için verdiği mücadeleyi anlatmaktadır. Tom Cruise’un canlandırdığı Maverick karakteri aynı zamanda, sivil eğitmenlik yapan bir kadınla romantik ilişki içerisindedir. Fakat Maverick’in testosteron kokan bu donanma ortamında kurduğu ilişkiler, filmi oldukça yoğun bir şekilde hissedilen homoseksüel alt metinlere doğru götürür.
Örneğin; bu donanma pilotlarının giydiği üniformaların hem oldukça dar hem de bazı hatlarını teşhir edecek şekilde olması kesinlikle dikkat çekicidir. Aynı şekilde voleybol oynadıkları sahnede, fonda ‘Playing with the Boys’ parçası çalarken, vücutlarının yarı çıplak ve yağlı olması homoerotik göstergelerin en güçlü örneklerinden biridir. Yine soyunma odası sahnesinde, üzerlerinde yalnızca havlu olan pilotların birbirlerine olan bakışlarından hissedilen homoerotizm; Maverick ve Goose, Maverick ve Iceman arasında hissedilen cinsel çekim; Top Gun’ın sahip olduğu homoseksüel alt metnin göstergelerindendir.
Sleep With Me filminde Quentin Tarantino’nun oynadığı karakter, Top Gun’ın aslında eşcinselliği ile çatışma halinde olan erkeğin metaforu olduğunu söyler. Ona göre, Iceman ve diğer savaşçı pilotlar homoseksüelliği temsil ederken, kadın eğitmen heteroseksüelliği temsil etmektedir. Bu birbirine rakip iki taraf arasında kalan hayatını çözüme kavuşturmak ise Maverick’e kalmıştır.
Thelma ve Louise – Thelma and Louise (1991)
Yönetmenliğini Ridley Scott’un yaptığı ve feminist literatürün başucu filmlerinden biri olan Thelma ve Louise; iki kadının birlikte çıktıkları macera dolu bir yolculuğu anlatır. Film; erkek arkadaşından bıkmış Arkansaslı garson kız Louise (Susan Sarandon) ile ihmalkar ve cinsiyet ayrımcısı kocasıyla birlikte sıkıcı bir hayat yaşayan Thelma’nın (Geena Davis), birlikte araba seyahatine çıkmalarıyla başlar.
Sonsuz Ölüm’ün (Butch Cassidy and the Sundance Kid) kadın versiyonu olan Thelma ve Louise filminde, lezbiyen çağrışımların varlığı oldukça belirgindir. Zira, Thelma ve Louise’in birbirlerini korumak ve kollamak adına geliştirmiş oldukları savunma mekanizmaları ya da birbirlerine karşı olan hassasiyetleri bu yönden okunabilirse; filmin homoseksüel alt metni de su yüzüne çıkmış olacaktır. Filmin sonunda, ikilinin malum sonuca ulaşmadan evvel birbirlerini dudaktan öpmeleri ve el ele tutuşmaları ise filmin homoseksüel alt metnin, su yüzüne çıkmasını sağlayacaktır.
Kırılma Noktası – Point Break (1991)
Aksiyon filmleri genelde erkeklik olgusu üzerinden tanımlanır. Çünkü türün en büyük özelliklerinden biri; güçlü kaslara, büyük büyük silahlara sahip erkeklerin bolca testosteron salgıladıkları bir aksiyon ortamında geçmesidir. Aynı zamanda aksiyon filmlerinin kahramanları genelde heteroseksüel yönelimleri vurgulanan tiplemelerdir. Kısacası aksiyon türü; erkekliği kutsamak adına, erkekler tarafından erkekler için yaratılmıştır. Aksiyon sinemasının sayılı kadın yönetmenlerinden biri olan Kathryn Bigelow imzalı Kırılma Noktası’nın alt metninde ise heteroseksüel yapıyı tersine çeviren homoseksüel bir yapı vardır.
Biri suçlu diğeri kanun koruyucu iki zıt kutba sahip olan Johnny Utah (Keanu Reeves) ve Bodhi’nin (Patrick Swayze) birbirlerine karşı olan sevgileri, tutku ve karmaşa doludur. Adalet hakkındaki düşünceleri oldukça zıt olsa da; birbirlerini kışkırtmalarına ve çileden çıkarmalarına rağmen birbirlerine saygı duymaktadırlar. Kırılma Noktası; koca bir yalanla yaşayan iki dost hakkındaki trajik bir aşk hikayesidir. Bodhi ve Utah homoseksüel kimliklerini ve arzularını aşırı erkeklik maskesi altında gizlemeyi seçmişlerdir. Fakat birbirlerine karşı hissettikleri duygular o kadar güçlüdür ki; onlar kimliklerini saklamaya ne kadar çalışırsa çalışsın, aralarındaki homoerotik çekim her daim suyun yüzeyinde belirmektedir.
Dövüş Kulübü – Fight Club (1999)
Dövüş Kulübü’nün evreni: yüksek seviyede testosteron, erkeklik, kavga, dövüş; kısacası erkek dünyasına dair her şeyin içinde var olduğu bir evrenden oluşur. Film, şiddetten haz alan ve bu şiddet sayesinde bir anlamda penetrasyon yaşayan bir grubun bir araya gelerek kulüp kurması ile başlar. Daha sonra bu grup, bir tür anarşist gruba dönüşerek modern toplumun tiksindirici buldukları yapılarına saldırmaya başlar. Film; oldukça maskülen bir kültür ve yapı içerisinde geçmesine rağmen, filmin ana karakterleri olan Anlatıcı (Edward Norton) ve Tyler Durden (Brad Pitt) arasındaki ilişkinin homoerotik çağrışımlara sahip olması; filmin homoseksüel alt metnini de ele verir.
Filmin homoseksüel alt metnini dışa vuran en önemli sahnelerden biri Tyler’ın banyodaki sahnesidir. Bu sahnede Tyler çıplak bir biçimde küvetin içindedir ve Anlatıcı’ya geçmişiyle ilgili yaralarını nasıl sardığını anlatırken: “Bizler kadınlar tarafından büyütülmüş bir erkek nesliyiz, başka kadının aradığımız şey olduğunu hiç sanmıyorum” der. Filmi izleyenler bilir ki; Tyler ve Anlatıcı görünürde romantik ya da erotik bir ilişkinin tarafları değildir. Fakat, Tyler ve Anlatıcı’nın eşcinsel bir erkeğin içsel çatışmasını yaşadıkları ve aralarındaki ilişkinin eşcinsel bir çiftin alegorisi olduğu açık bir şekilde söylenebilir.
Aklım Karıştı – Girl, Interrupted (1999)
Başrollerini Winona Ryder ve Angelina Jolie’nin paylaştığı Aklım Karıştı; aşırı miktarda aspirin alarak hastaneye yatırılan bir genç kızın, daha sonra kendi rızasıyla psikiyatri hastanesine yatmasını ve bu hastanede kalacağı 18 ay boyunca kendini keşfetme sürecini anlatır. Filmde lezbiyen bir sosyopat olan Lisa, Susanna’ya karşı romantik duygular beslese de, filmi direkt olarak eşcinsel sinema türü içerisinde sayamayız. Zira, filmin homoseksüel yapısı alt metinde yer almaktadır.
Aklım Karıştı’da; Susanna ve Lisa ikilisinin, Thelma ve Louise gibi, birbirlerine karşı duydukları şefkat ve sevgi üst seviyelerdedir. Susanna’nın heteroseksüel bir kadın olmasına rağmen, Lisa’ya karşı hissettiği duyguların ve aralarındaki bağın oldukça güçlü olması, filmin homoerotik göndermelerini de pekiştirir. Hatta filmin ilerleyen sahnelerinde ikili arasında yaşanan kısa öpüşme sahnesi, karakterler arasındaki kimyasal çekimin oldukça güçlü olduğunu ortaya koyar. Eğer, Susanna ve Lisa arasındaki homoerotik göndermeleri fark edebilirsek; filmin homoseksüel alt metnini yakalamak da zor olmayacaktır.
Yetenekli Bay Ripley – The Talented Mr. Ripley (1999)
Anthony Minghella tarafından yazılıp yönetilen; psikolojik gerilim türünde bir film olan Yetenekli Bay Ripley, kendisini hayata karşı daha iyi bir yerde konumlandırabilmek için başka insanların hayatını çalmaktan ve elde etmek istediği bu statü karşılığında cinayet işlemekten de çekinmeyen Tom Ripley isimli bir karakterin başından geçen maceraları anlatır. Fakat, filmin esas derdi sınıf çelişkisini anlatmak değil; bu statüler arasındaki kin ve uçurumu tasvir ederken “bastırılmış” bir eşcinselin, Tom Ripley’nin (Matt Damon) gizli eşcinsel kimliğini su yüzüne çıkarmaktır.
Filmin homoseksüel yapısı yüzeyde ve görünürde bariz bir biçimde olmasa da alt metnin bu göndermeler üzerine kurulu olması gözlerden kaçmaz. Ripley’in bir kıskançlık krizi sonrası Dickie’yi öldürmesi homoerotik jestlerine karşılık bulamamasından kaynaklanır. Tom’un en büyük korkusu cinayet işlemiş olması ya da suçlu olmasından ziyade cinsel kimliğinin ayyuka çıkmasıdır. Yaşadığı krizin temelinde, eşcinsel kimliğinin ortaya çıkmasından duyduğu korku vardır. Bu korku, Ölüm Kararı (Rope) filminin karakterlerinin yaşadığı korkuya benzemektedir.
Saatler – The Hours (2002)
Ünlü yazar Virginia Woolf’un hayatından ve başyapıtı sayılan Mrs.Dalloway’den esinlenen, Michael Cunningham’ın aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan Saatler filmi, farklı zaman dilimlerinde yaşayan üç kadının bir gününü anlatır. Filmde, birbirinden ayrı zaman dilimlerinde yaşamış bu üç kadının -Virginia Woolf, Laura Brown ve Clarissa Vaughan- hayatlarını aynı noktada birleştiren elementler vardır. Onları birbirlerine bağlayan bu elementlerden biri de homoseksüellikleridir. Fakat dosyanın diğer örneklerinde de olduğu gibi bu homoseksüellik alt metinde gizlidir.
Filmde açık bir şekilde lezbiyen olan tek karakter Clarissa’dır; fakat Virginia ve Laura’nın da kadınlara karşı homoerotik içgüdüler beslediği söylenebilir. Clarissa kız arkadaşı ile yaşamasına rağmen, ilginç bir biçimde, eski aşkı Richard’ı özlemekte ve bir gün yine bir araya gelebilecekleri ihtimallerini düşünmektedir. Virginia, Leonard ile evlidir, kocasını derin bir şefkatle sever. Fakat kız kardeşini karşıladığı sahnede onun dudaklarına hem provokatif hem de uzun zamandır yapmak istediği bir eylemi gerçekleştirmek istercesine güçlü bir öpücük kondurur. Özellikle, Virginia’nın gerçek hayatında da uzun soluklu bir ilişki yaşadığı ve Orlando romanını yazmasına ilham veren Vita Sackville-West ile yaşadıkları düşünülürse, filmin alt metnindeki homoerotik göndermeler de anlam kazanmış olur. Laura da, Virginia gibi, evli ve kocası tarafından çok sevilen bir kadındır; fakat seksüel anlamda yaşadığı boşluk ve kafa karışıklığıyla, kendisini ziyarete gelen bir kız arkadaşını dudaklarından öper. Ve Laura’ya göre bu durum kendi hayatı için bir dönüm noktasıdır. Ve tüm bu homoerotik göstergeler özünde filmin alt metnine yayılmıştır.
Barselona, Barselona – Vicky Cristina Barcelona (2008)
Kadın erkek ilişkileri arasındaki özel durumları ve gerilimleri filmlerinde işlemekten vazgeçmeyen Woody Allen’ın 2008 yapımı filmi Barselona, Barselona; iki Amerikalı kadın olan Vicky ve Cristina’nın İspanya’da geçirecekleri bir yaz tatilinde karşılarına çıkan bir adamdan etkilenmelerine ve bu olay üzerine şekillenecek hayatlarına odaklanır. Vicky evlenmek üzere olan muhafazakar ve tutucu bir kadınken; Cristina cinsel maceralara açık, özgür ruhlu bir kadındır. Cristina’nın kendisini, bu etkileyici adam ve onun eski eşiyle birlikte ilginç bir üçlü ilişki içerisinde bulması; filmin homoseksüel alt metnini de ortaya koyar.
Aşk ve sanatın sınır tanımazlığı üzerine bir film olan Barselona, Barselona; hayatları kesişen bu üç insan arasındaki aşk ilişkisine ve bu ilişkinin yaratacağı sonuçlara odaklanırken homoerotik göndermeleri de oldukça kullanır. Zira, aynı adamı seven Maria (Penelope Cruz) ve Cristina (Scarlett Johansson) arasındaki kimyasal uyum, içten içe birbirlerine karşı duydukları aşkı da anlamamızı sağlar. İki kadın arasındaki romantik ilişkinin ve homoerotizmin varlığı, aralarında yaşanan bir öpüşme sahnesinde bariz bir biçimde verilse de; ikili arasındaki seksüel çekim çok daha derinlerde gizlidir.
Gizem Çalışır
333 yazı · İlk sinema deneyimini 6 yaşındayken babasıyla birlikte gittiği Aslan Kral filmiyle yaşayınca büyülü fenerin etkisinden hiç çıkamadı; pek çıkacak gibi de durmuyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →