· 8 dk okuma

Her Fırsatta Woody Allen Filmi Seyredenlere Özel Woody Allen Filmleri Tadında 16 Film Önerisi!

Her Fırsatta Woody Allen Filmi Seyredenlere Özel Woody Allen Filmleri Tadında 16 Film Önerisi!

Woody Allen adını dahi görmeden filmin ona ait olduğunu anlayan, Allen hayranlarından mısınız? İzlemediğim Woody Allen filmi kalmadı, aynı filmlerini de tekrar tekrar izlemekten sıkıldım; ama biraz komik biraz melankolik Allen karakterleri olmadan da yapamıyorum mu diyorsunuz? Tam size göre, alternatif filmler listesi hazırladık…

Diyalogları ve referanslarıyla işlediği kadın-erkek ilişkilerini, nevrotik karakterlerini, vazgeçemediği New York’u ve seyahate çıktığı Avrupa şehirlerini sevdiğimiz Allen, filmografisini bu motiflerle süsler ve bize büyüleyici bir atmosfer sunar. Mizahi dili ve özgün hikayeleriyle sinemanın önemli isimlerinden biri olan Woody Allen’dan vazgeçmek elbet çok kolay değil ancak onun filmografisini andıran filmlere de göz kırpmamak elde değil. Eğer siz de Allen filmlerinden vazgeçemiyorsanız, aşağıdaki filmlere bir göz atın!

Woody Allen Filmleri Tadında 16 Film Önerisi!

Stranger Than Paradise – 1984

stranger-than-paradise-filmloverss

Birbirine son derece yabancı ve bir o kadar da farklı iki kuzenin bir araya gelmesi ile aralarında büyüyen nefret ve uzaklaşma hissinin hikayesi olarak karşımıza çıkan Stranger Than Paradise, sıra dışı yönetmen Jim Jarmusch’un Jim Jarmusch’un, sinemasal dehasını tüm dünyaya gösterdiği bir ilk filmi. Bireyler arası yabancılaşmanın Jim Jarmusch’un diliyle sunulan en önemli örneklerinden olan Stranger Than Paradise, bağımsızı sinemanın öncülerinden kabul ediliyor. Film, her ne kadar Batı toplumlarına ait bir sorunu merkezine alıyormuş gibi görünse de evrensel duruşunu da kaybetmez.

Metropolition –  1990

metropolitian-filmloverss

Bir grup üst sınıf Manhattan gencinin neşeli geçen sosyeteye tanıtılma gecesinde tuhaf bir yabancı geceye katılır… İyi eğitim görmüş, birinci sınıf olarak nitelendirilen New York’lu gençlerin hayat hikayesine odaklanan Metropolitan, Whit Stillman’ın ilk uzun metraj filmidir. Akademi tarafından En İyi Orijinal Senaryo ödülüne aday gösterilen film, Stillman’ın üçlemesinin de ilk filmi olarak görülür. Filmi 1994 yapımı Barcelona ve 1998 yapımı The Last Days of Disco takip eder.

Singles – 1992

singles-filmloverss

Cameron Crowe’un ilk filmlerinden olan Singles, hayatlarının büyük çoğunluğunda aynı apartmanda yaşayan, yirmili yaşlardaki altı Seattle’lı gencin hikayesini anlatıyor. Bu gençlerin arkadaşlık ve aşk ilişkilerinin yanı sıra, Grunge’ın altın çağında yaşama uyum sağlama çabalarını da konu alan Singles, başrolüne aslında Seattle ile Grunge müziğini alıyor. Eddie Vedder, Stone Gossard, Chris Cornell gibi isimlerin de yer aldığı film, ayrıca muazzam bir soundtrack albümüne sahiptir.

Reality Bites – 1994

reality-bites-filmloverss

Gelecek için kurulan hayaller, toplum tarafından belirlenen kalıplar ve gerçek hayatın bize sundukları… Ben Stiller’ın ilk yönetmenlik denemesi olan Reality Bites, hikayenin arka planında ele aldığı dönemin siyasi, toplumsal sorunlarıyla; her biri farklı karakterlere sahip Lelaine, Troy, Vickie ve Sammy’nin ideallerini ve yaşantısını harmanlar. Bu sentez sayesinde biz de Reality Bites’ı diğer türevlerinden farklı bir yere koyarız. Ethan Hawke, Winona Ryder, Ben Stiller, Steve Zahn ve Janeane Garofalo’nun oyuncu kadrosunda yer alan film, akıllara yer eden diyalogları ve müzikleriyle adeta 90’lara olan özlemi dindirir. Tek hayali belgeselci olmak olan Lelaine, bir türlü iş hayatında dikiş tutturamayan Troy, tezgahtar olarak başladığı mağazada yöneticiliğe yükselen Vickie ile eşçinsel olduğunu ailesine bir türlü açıklayamayan Sammy dört yakın arkadaştır. Biz de bu dörtlünün hayatın onlara sundukları ve gelecek hayalleri arasında kalışını izleriz. 

The ‘Before’ Trilogy – (1995-2004-2013)

before-sunset-filmloverss

Celine ile Jesse’in hikayesi Viyana’da başlıyor. Olağandışı gördüğümüz ama hep bir gün gerçekleşeceğine dair umudumuzun tükenmediği masalsı bir aşk… Viyana’da bir tren yolculuğunda bir alman çiftin tartışmasının ardından tanışan; Amerikalı Jesse ile Fransız Celine, gün doğana kadar Viyana sokaklarını karış karış gezen ikili, susmak bilmeden konuşmalarıyla karşılar bizi. Sonrasında Paris’e ve Yunanistan’a birlikte gideceğimiz ikili, ilişkiler, aşk, hayat gibi pek çok konu üzerine yaptıkları sohbetlerle bizleri kalbimizden vurur. Aşkın zamansızlığını, kavram olarak tanımlaması güç olan ‘zaman’da uyguladığı sihirle bizlerle buluşturan Richard Linklater’ın dokuz arayla çektiği Before Serisi (Before Sunrise – Before Sunset – Before Midnight) ile bizleri tanıştırır.

High Fidelity – 2000

high-fidelity-filmloverss

Chicago’nun arka sokaklarında batmak üzere olan bir müzik marketinin sahibi olan Rob Gordon, rock müzik delisi Barry ile sessiz sedasız Dick ile birlikte modası geçmiş yöntemlerle albüm satmaya çalışmaktadır. Ancak, otuzlu yaşlarında olan Rob’un hayatını batıran bir tek işi değildir. Uzatmalı sevgilisi Laura tarafından da terk edilen Rob, bu kez başarısızlıkla sonuçlanan geçmiş ilişkilerini gözden geçirmeye başlar. Filmde, Rob Gordon’a John Cusack hayat vermektedir.

The Royal Tenenbaums – 2001

the-royal-tenenbaums-filmloverss

Filmlerinde kullandığı renklerle, kamera açılarıyla sinema dünyasına farklı bir imza atan Wes Anderson, kahkahalar attırmasa da izleyenlerin suratından gülümsemeyi eksik ettirmediği filmi The Royal Tenenbaums’ta üç çocuklu Tenenbaum ailesini konu alır. İronik ve absürt bir komedi anlayışıyla işlenen, Tenenbaum ailesi ve sıra dışı hikayesi. Salt bir komedinin ötesinde trajikomik bir hikaye sunan The Royal Tenenbaums, Anderson imzasının en çok hissedildiği filmdir.

L’auberge Espagnole – 2002

l-auberge-espagnole-filmloverss

L’auberge Espagnole, hayatın neler getireceğini ve kendisinin gerçekte ne istediğini sorgulayan, tipik bir üniversite öğrencisi Xavier’ın, sorularına cevap bulmak, kendisini tanımak için bir değişim programıyla Barcelona’ya gitmesiyle başlar. Xavier’ın iç yolculuğunun anlatıldığı bir üçlemenin ilk filmi olan L’auberge Espagnole, başrollerden biri olarak Avrupa’nın en renkli şehri Barcelona’yı seçiyor. Geleceğini şekillendirmesine sebep olan kararlar alan Xavier için bu şehir sıradan bir ülke parçası değil, bir yuva, Xavier’ın St. Petersburg ile New York’ta devam edecek hayatının başlangıcıdır. Senaristliğini ve yönetmenliğini Cedric Klapisch’in üstlendiği filmde, Romain Duris ile Audrey Tautou’nun yanı sıra Kelly Reilly, Cecile De France, Barnaby Metschurat, Christian Pagh, Christina Brondo gibi isimler yer almakta.

Lost in Translation – 2003

lost-in-translation-filmloverss

Dilinden ve kültüründen uzak olduğun bir şehirde ne hissedersin? Kuşkusuz, yoğun bir yabancılık duygusu. Fotoğrafçı eşiyle birlikte, dilini hiç bilmediği bir şehre, Tokyo’ya gelen Amerikalı Charlotte, şehrin iletişimsizliğinde boğulurken reklam çekimi için gelen Amerikalı Bob ile karşılaşır. Orta yaşı çoktan geçmiş, evli ve çocuğu olan Bob ile genç ve yeni evli Charlotte, ülkelerinden uzakta kalabalığın içinde kaybolmak üzereyken birbirlerini bulmuşlardır. Tanımlamasını yapmanın güç olduğu bir ilişkinin içinde olan Charlotte ile Bob, kasvetli Tokyo metropolünde geçirdikleri birkaç günde kendi dünyalarını yaratırlar. Bir şehri anlamaya çalışmanın, ve bunu yaparken de kendini bulmanın nasıl bir şey olduğu anlatan Soffi Coppola imzalı Lost in Translation’da Bill Murray ile Scarlett Johansson’ı izliyoruz.

Alfie – 2004

alfie-filmloverss

Manhattan caddelerinde genç Britanyalı limuzin şoförü Alfie Elkins kadınların başını döndürmektedir. Zengin kadın müşterilerini gidecekleri yere kadar bırakmanın yanında bazılarının kırılmış kalplerini onarmak şoförlüğünün yanında ekstra hizmeti olmaya başlar. Yakışıklılığının ve cazibesinin farkında olan bu genç adamın Londra’dan New York’a gelmesinin sebebi de kısa zaman içinde çok para kazanmaktır. Kendini ciddi bir ilişki kalıbına sokmadan günü birlik ilişkilerin insanı olan Alfie, bir zaman sonra kapıldığı bu döngünün nelere sebep verdiğini, ve hayatta başka nelerin olabileceğini sorgulamaya başlar…  

Sideways  – 2004

sideways-filmloverss

Kurulan hayaller ve hayallerin suya düşmesi… İngilizce öğretmeni olan Miles Raymond’ın en büyük hayali bir yazar olmaktır. Miles’ın yakın dostu Jack ise pek kimsenin tanımadığı, bir televizyon oyuncusudur ve evlilik aşamasındadır. Hayatlarında etkileyici bir değişikliğe sebep olacak olan ve hayata bakış açısında bambaşka bir anlam kazanmalarına neden olan bir yolculuğa çıkan Mile ve Jack, bir hafta süren seyahatleriyle izleyiciye muazzam görüntüler ve şarap ekseninde gelişen bir hikaye sunar.

Mozart and the Whale – 2005

mozart-and-the-whale-filmloverss

Ender görülen bir otizm olan Asperger Sendromu bulunan iki kişinin; Donald ile Isabella’nın birbirlerine olan aşkını izlediğimiz Mozart and the Whale, taksi şoförlüğü yapan Donald’ın bir hasta buluşmasında Isabella ile karşılaşmasıyla başlar aslında. İlk karşılaşmalarından itibaren, gerçek dünyadan çok farklı bir dünyada yaşadıklarını anladığımız Donald ile Isabella, sancılı ama gerçek bir aşkın en saf portresini çizer…

Mine Vaganti – 2010

mine-vaganti-filmloverss

Yazar olmayı çok isteyen Tommaso, babasının makarna fabrikasının yönetimini ona ve kardeşine devretmek istediğini duyuracağı aile yemeğinde gay olduğunu açıklamak niyetindedir. Ama aynı akşam, Tommaso’nun konuşmasına fırsat vermeyen abisi, babasının kalp krizi geçirmesine neden olan kendi sırrını açıklar. Ferzan Özpetek, İtalya’nın güneyinde geniş bir İtalyan ailesinin geleneksel ve ahlaki kalıpların dışına çıkan çocuklarının ne yöne gideceği kestirilemeyen öyküsünü anlatıyor. Yarattığı atmosferle bizi gel-gitlere maruz bırakan Özpetek, aynı zamanda sımsıcak bir hikaye sunuyor.

Les Petits Mouchoirs – 2010

les-petits-mouchoirs-filmloverss

Başarılı Fransız aktör Guillaume Canet üçüncü yönetmenlik denemesinde Fransız sinemasının büyük yıldızlarını bir araya getiriyor. Gözlemlere dayanan mizahi yaklaşımıyla duygusal bir dram yapısını izleyen White Little Lies, arkadaşlarının geçirdiği talihsiz bir kazaya rağmen yıllık tatillerini deniz kıyısında geçirmeye karar veren Parisli burjuva bir arkadaş grubunun etrafında geçiyor. Bu arkadaş grubunun hepsi sırlarla ve güvensizliklerle örselenmiştir; Mutlu bir evliliği olan Vincent, Max’e aşık olur; Marie, Ludo’nun eski sevgilisidir; Eric, Lea’yı aldatmaktadır; Antoine eski kız arkadaşına kafayı takmış durumdadır… Günler geçtikçe saklanan sırlar, ilişkiler, sadakatler ve dostluk bağları sınanacak olan bu grup; hepimizin hayatından benzerlikler sunduğu için belki de hayatın en olağan yüzünü en yalın dille anlatmasına rağmen oldukça etkileyici bir yapım!

Frances Ha – 2012

frances-ha-filmloverss

Carpe Diem! Şüphesiz bu söz öbeğinin felsefesini hayatına uygulayan en farklı karakterlerden biri Frances’tır… Büyük hayalleri olan ve hayal kurmaktan asla vazgeçmeyen Frances, bir dans kumpanyasında çalışmaktadır. Ev arkadaşı Sophie’yle aralarının bozulmasının ardından adım attığı yeni dünya ise Frances’ın hayallerinde kurguladığı dünyadan çok farklıdır. Göçebe bir hayatı olan Frances’ı sokakta dans ederken ve sürekli oradan buraya koşarken izlediğimiz; etkileyici siyah beyaz görüntülerin eşlik ettiği film Frances Ha, özellikle Modern Love eşliğinde koşan Frances’ı izlediğimiz sekanslarıyla bizi büyülemeyi başarıyor. Asla vazgeçmemek gerektiğini bize göstermeyi başaran Frances ve ona hayat veren Greta Gerwig’in muazzam oyunculuğu için bu film izlenir!

La La Land – 2016

la-la-land-filmloverss

2016’nın bize yaptığı en güzel sürprizlerden biri Damien Chazelle imzalı Hollywood müzikallerinin duygusallığına ve cazibesine bir övgü olan La La Land; Los Angeles’ın dinmek bilmeyen rüyalarına yazılmış bir aşk mektubu! Grease izleyecekmişiz izlenimi veren muazzam açılışının ardından; filmden Casablanca izlemişçesine gözleri dolu bir şekilde ayrıldığımız; caz müziğine aşık bir piyanist olan Seb ile Hollywood hayalleri kuran Mia’nın modern romantizm rüzgarı estiren masalsı hikayesi! Vizyonda fırtınalar estiren; başrollerinde Emma Stone ile Ryan Gosling’in yer aldığı masalsı aşk hikayesi La La Land’ı izlerken aklına Woody Allen’ın son filmi Cafe Society’i düşünmeyen oldu mu?


Elif Barış

Elif Barış

586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →