İçeriğe geç
· 9 dk okuma

Henüz Filmi Olmayan 10 Seri Katil

Henüz Filmi Olmayan 10 Seri Katil

Seri katil hikayeleri sinemanın en favori konuları arasında olsa da, listemizdeki isimlerin hikayeleri henüz beyazperdeye taşınmadı.

Kathleen Folbigg

kathleen forbig-filmloverss

Kathleen’in farklı zamanlarda 4 çocuğunu birden öldürdüğüne inanılıyor. Ama işler biraz karışık, en başta çocukların ölüm sebebi Ani Bebek Ölümü Sendromu (Sudden Infant Death Syndrome) sanılıyor. 1 yaşından küçük çocuklarda görülen, ve zaman zaman gerçek bir rahatsızlık olup olmadığı tartışılan Ani Bebek Ölümü Sendromu, aslında pek çok bebeğini öldüren annenin yıllarca gizlenmesini sağlamış bir tanı. Katleen gibi bir sürü kadın var aslında ama Kathleen’in hikayesini ilginç kılan şeylerden biri, babasının yine ismi Kathleen olan annesini(yani Kathleen’in büyükannesini) bıçaklayarak öldürmüş olması. Bunun dışında uzunca bir zaman çocukların gerçekten durup dururken öldüğüne inanılıyor; işler kocasının Kathleen’in günlüğünü bulup, polise teslim etmesiyle değişiyor.

Kathleen bir seri katil olabilir, ama hikayesini ilginç kılan esas şey, kendisi ve başka kadınların tarihin farklı zamanında kendi çocuklarını benzer bir biçimde öldürmüş olması, ve yalnızca birden fazla ölümün yaşanması halinde aynı ailenin iki bebeğinin üst üste Ani Bebek Ölümü Sendromu yüzünden ölmesi çok uzak bir ihtimal olduğu için cinayetten kuşkulanıyor. Dahası son yıllarda bu vakaların seri olarak yaşanmasının azalmış olması, doğum sonrası depresyonun tanınırlığının artmasıyla da açıklanabilir.

Özetle Kathleen Folbigg’in hikayesi bile yeterince ilginç bir film konusu olabilecekken, Kathleen gibi kadınların hikayesinin bir araya geldiği bir film yalnızca ürkütücü bir hikayeler silsilesi olmayacak, kadınların doğum sonrasında anne sıfatını sık sık reddedebilecek bir psikolojik duruma evrilebildiklerini anlatacaktır. Üstelik kimi zaman reddettikleri bu sıfatın toplum tarafından kutsallaştırılmasının arkasına saklanabilmelerinin, anne olmayı reddediyor olmalarını kabullenmekten daha ağır sonuçlar yaratabileceğine dair de sansasyonel bir hikaye ortaya çıkar. Böyle anneler filmlerde hep hikayeyi kuvvetlendirici bir unsur olarak kullanılsa da, bu durumu başka bir üslupla anlatmak da mümkün ve denenmemiş olması, seyirci açısından farklılık yaratacaktır- hele ki David Fincher’ın Gone Girl’de uygulamış olduğu taktik izlenirse…

Of Woman Born isimli ABC belgeselinde Kathleen’in hikayesi anlatılıyor olsa da henüz hikayesi sinemaya uyarlanmadı.

David ve Catherine Birnie

David-and-Catherine-Birnie-filmloverss

Seri katiller hep tek başlarına çalışacak diye bir kural yok: David ve Catherine Birnie de evli bir çiftler. Aslında hikayelerini anlatan belgeseller var (hatta bir tanesine

target="_blank">bu linkten ulaşabilirsiniz) ama kimse henüz ikilinin filmini çekmemiş gibi duruyor.

David ve Catherine’in dört kadını öldürmesi, Moorhouse cinayetleri olarak da geçiyor çünkü çiftin yaşadığı sokağın adı Moorhouse Sokağı. Catherine David’in ikinci eşi ve ikilinin ortak noktalarından biri sağlıksız bir çocukluk geçirmiş olmaları, üstelik de birbirlerini çok küçük yaşlardan beri tanıyorlar. Çift beraber yaşları 15 ila 31 arasında değişen dört genç kadını öldürüyorlar, son kurbanları ise ellerinden kurtuluyor. Kurbanları genellikle Catherine seçiyor ve ilk kurbanları dışında cinayetleri planlı işliyorlar. Kurbanlarına mektuplar yazdırıp, ailelerine düzenli olarak telefon ettirip kendi dedikleri şeyleri söyletiyorlar ve bunu yapmazlarsa onları öldüreceklerini söylüyorlar.

Catherine cinayetleri David için işlediğini söylese de pek çok kadın seri katil hikayesinin yer aldığı “Women Who Kill”in yazarlarından Ruth Wykes, Catherine’le anlaşmazlığa düştükleri bir gün çocuksu o kadının gözünün ferinin bir anda nasıl da değişip, ona birini öldürmeden gücün ne olduğunu hissedemeyeceğini söyleyişini anlatmasıyla her şeyi sadece David için yapmadığı da açığa çıkıyor. David kendini 2005’te asarak öldürdü. Ruth ise hala hayatta.

Peter Stumpp

peter stumpp-filmloverss

Peter Stumpp, Elizabeth Bathory’ninkine benze bir hikayeye sahip keza kendisi halk arasında “kurtadam” olarak biliniyor, nasıl ki Bathory vampir olarak anılıyorsa. 1500’lü yıllarda bugünün Almanya’sında yaşamış olan Peter Stumpp’un 18 kurbanı olduğu düşünülüyor.

Stumpp’un hikayesi bir sürü efsaneyle karışmış durumda (ki bu yönüyle de Dracula’yı çağrıştırıyor). Kimi kaynaklarda ismi Abil Griswold olarak da geçiyor ve Stumpp sol kolunun kesilmesiyle beraber kendisine takılmış bir isim de olabilir. İki çocuğunun olduğu düşünülüyor, kızıyla ensest bir ilşki yaşayıp oğlunun beynini yemiş olduğuna inanılıyor. Kızı ve uzaktan akrabası olan sevgilisi de kendisiyle beraber ölüme mahkum ediliyor. Üçü de bir tekerleğe bağlanıp, derileri yüzülüp, kol, bacak ve kafaları kesilerek öldürülüyor.

Hikayenin arka planında muhtemelen katolikler ve protestanlar arasında o sırada devam eden savaş var: Stumpp’ın bir protestan olduğunu ve ibret olsun diye yakılan cadılar ve kurtadamlar arasında olduğunu düşünenler de var. Orijinal hikayeyi asla bilmemiz mümkün değil keza şehir efsaneleri ve tarih bu defa birbirine girmiş vaziyette ama seri-katil bir kurtadamın tarihsel gerçeklere dayanan öyküsü, sinema izleyicisine her devirde cazip gelecektir.

Ali Kaya

Ali Kaya-filmloverss

Sıradaki seri katil “Türkiye’de seri katil var mı ki?” diyenlere gelsin. Ali Kaya’nın lakabı “Bebek Yüzlü Katil”. Masum görünüşü nedeniyle Ali Kaya bu lakaba sahip.

10 cinayet işlemiş ve hali hazırda hapisanede olan Ali Kaya 2003’te hapisten kaçıp 2004’te yakalandı. Ocak 2014’te görüş esnasında ikinci kez kaçmayı başarıp, iki ay sonra tabanca ve on kişilik bir kurban listesiyle yakalandı. Yakalandıktan sonra gazetecileri görünce de “Bugün olmazsa yarın olacak Allah’ın izniyle. Allah böyle haklısını layık gördü, başka bir şeye gerek yok. Kimse zulüm etmesin. Bugünün yarını da var” diyerek tekbir getirmişti.

Ali Kaya’nın ilginç taraflarından biri Dexter’vari cinayetleri: kurbanları arasında çocuklara tecavüz edip onları öldüren “İzmir Canavarı” lakaplı Ayhan Kartal var. Aynı zamanda öz annesine tecavüz ettiği söylenen Zeynel Abidin Gümüş adında bir kurbanı da var. Ali Kaya cinayet işlediği yerlere şu notu bırakmayı da ihmal etmiyor: “Allah beni çağırıyor. Hakkımı almak için ben Allah’ın yanına gidip geleceğim. Ve en kısa zamanda günahkarlarla ve düşmanlarımla hesaplaşacağım”

Ali Kaya’nın listesinde kendisine kötü davranan ve tacizci olduğunu söylediği isimler ilk sıralarda yer alıyor. İfadelerinde söylediği kadarıyla amacı ise toplumu kötü insanlardan temizlemek.

Liu Pengli

liu pengli-filmloverss

Liu Wu’nun oğlu Liu Pengli tarihin en eski seri katillerinden biri olarak kabul ediliyor, hatta kimileri kayıtlardaki en eski seri katilin bizzat kendisi olduğunu savunuyor. Çin hanedanının en acımasız isimlerinden biri Liu Pengli. Tebaasından avlanmak amacıyla faydalanan, salmış olduğu namıyla cümle alemi korkudan titreten Liu Pengli’nin hikayesi, Richard Connell tarafından kaleme alınmış 1932 yılında sinemaya adapte edilmiş, 1945’te de A Game Of Death ile yeniden sinemaya uyarlanmış “The Most Dangerous Game”i akıllara getirmiyor değil.

20 yıl kadar bir süre zarfında 100 civarı insanı öldüren Liu Pengli’nin zulmüne dur diyen şey, kurbanlarından birinin oğlunun imparatora olup biteni aktarması oluyor. Önüne çıkartıldığı kurul Pengli’nin öldürülmesini istese de, imparator Jing kuzenini öldürmek istemiyor. Onun yerine Penli sürgüne yollanıyor. Liu Pengli hakkında bildiğimiz son şey de bu sürgün.

John Wayne Glover

glover-filmloverss

Mosman Canavarı ve Büyükanne katili olarak da tanınan John Wayne Glover’ın nasıl bir katil olduğunu az çok isminden çıkartmanız mümkün. Glover resmi bilgilere göre öldürmeye 56 yaşında 1989 yılında başlıyor. 1989-1990 yılları arası 14 aylık bir süre zarfında Glover altı yaşlı kadını öldürüyor. Glover başta birden fazla partneri olmuş olan annesi olmak üzere yaşlı kadınlarla hiçbir zaman geçinememiş. 1989 yılında hem annesini göğüs kanserinden kaybediyor, hem de kendisine göğüs kanseri teşhisi konuluyor. Bunun üzerine 20 yıllık karısından ayrılıyor, o da kızlarıyla birlikte Yeni Zellanda’ya taşınıyor.

Cinayetlerin öncesinde yine 1989 yılında yaşları 77 ve 86 arasında değişen 8 kadına daha saldırıyor, öncelikle saldırılara kapkaç süsü veriyor, sonrasında ise yaşlı kadınların evlerine veya yattıkları hastanelere girmeye kadar varıyor işler. İlk kurbanı 85 yaşındaki Margaret Pahud oluyor. Bu olaydan 24 saat sonra 81 yaşındaki Olive Cleveland,  ölü bulunuyor. 20 gün sonra 93 yaşındaki Muriel Falconer öldürülüyor. Son kurbanı ise platonik olarak sevdiği 60 yaşındaki Joan Sinclair. Bu sırada polis zaten kendisinden şüphelenmeye başladığı için Glover’ı takip ediyor. Joan Sinclair’in evinde uzun süre bir hareketlilik olmayınca polis içeri giriyor ve kadını ölü buluyor, Glover ise küvette ve o sırada bilinci yerinde değil. Olayın ardından Glover gözealtına alınıyor. Glover kurbanlarının hepsinin çorabını çıkartıp boyunlarına doluyordu ve kıyafetlerini baştan düzenliyordu. Sinclair de aynı şekilde bulundu, tek fark belden aşağısının çıplak olmasıydı.

Yakalandığında cinayetleri itiraf ediyor. Kurbanlarının kim olduğunu önemsemediğini sadece onları öldürdüğünü ve öldürmeyi durdurmak istediğini ama yapamadığını söylüyor. Cinayetlerin sonrasında ise hiçbir şey olmamış gibi normal hayatına dönüyormuş. Glover tahliyesiz ömür boyu hapisle yarılandığından 2005 yılında kendisini astı. Kendisinin hakkında bir film olmasa da, olup bitenleri anlatan bir belgesele target="_blank">bu linkten ulaşabilirsiniz.

Madame Brinvilliers

Brinvilliers-filmloverss

Brinvilliers Markizi Marie Madeleine Marguerite d’Aubray, üç cinayetle suçlanan bir fransız aristokratı. Sevgilisi Sainte-Croix’lı Kaptan Godin (Nam-ı diğer Sainte Croix Şövalyesi) tarafından babası Antoine Dreux d’Aubray’ı öldürmeye ikna ediyor ve Madame Brinvilliers aynı şekilde kardeşleri  Antoine ve François d’Aubray’ı da öldürdüğünü itiraf ediyor. Suç ortağının sevgilisi olduğunu beyan etse de o esnada Sainte Croix Şövalyesi doğal sebeplerle ölmüş olduğundan ceza almıyor. Madame Brinvilliers’in sadece babası ve kardeşlerini değil, fakir insanları da zehirleyere öldürdüğü söyleniyor. (Dexter’daki Hannah McKay’i hatırlayan?)

Madame Brinvilliers’ın kurbanlarını Tofana isimli bir zehirle öldürdüğü düşünülüyor. İşkence ile alınan ifadesi sırasında kendisinin bu zehri yapmayı Sainte Croix’dan öğrendiğini söylüyor. Sainte Croix Bastille hapisanesinde iken hücre arkadaşının İtalyan zehirci Exili olduğundan da bu senaryo oldukça akla yatkın.

Madame Brinvilliers rahip kılığına girmiş bir polis tarafından tutuklanıyor ve su ile işkence edilerek 9 litreden fazla su içiriliyor. (O dönemin yaygın işkence yöntemlerinden biri bu, kısa zamanda çok fazla su içirilerek yapılan işkence, ölümlere dahi sebebiyet verebiliyor). Daha sonra suçlu olduğuna ve öldürülmesine karar veriliyor.

Madame Brinvilliers’in hikayesi bu şekilde sonlansa da bu olay, 14. Louis zamanında geçen Zehir Meselesi’nin başlangıcı oluyor. 36 aristokrat zehirleme ve büyücülük sebebiyle öldürülüyor.

Joachim Kroll

joachim kroll-filmloverss

1933-1991 yılları arası yaşamış olan Joachim Kroll, Ruhr Yamyamı, Ruhr Avcısı Duisburg İnsan-Yiyicisi gibi isimlerle anılıyor. Ayrıca bu listede öldürmeye annesinin ölümüyle başlamış ikinci isim.

Kroll’un 14 kurbanı var, kurbanlarının yaşları 4 ve 61 yaş arasında geniş bir yelpazede. Kurbanlarına tecavüz ediyor, ve bunlardan biri de 5 yaşındaki Ilona Harke. Bir kısmını ise pişirip yiyor. Yani kendisi katil, tecavüzcü, yamyam, pedofil ve nekrofil.

1955 yılında başlayan cinayetler Kroll tutuklanana kadar devam ediyor. Cinayetleri işlerken aynı yerde işlememeye özen gösteriyor, aynı cinayet mahallinde ancak yıllar sonra bulunuyor. Bu sayede ve o yıllar işlenen başka cinayetlerin de dikkat dağıtıyor olması vesilesiyle uzunca bir süre gizlenmeyi başarıyor. Kurbanlarını şaşırtacak biçimlerde karşılarına çıkıp onları boğarak öldürüyor, sonra ölü bedenlerine tecavüz ediyordu. Ölü bedenlerini parçalara ayırdıktan sonraysa ilerleyen bir zamanda yemek için saklıyordu.

Hannibal Lecter’ın asaletini ve zekasını atınca işin içinden, geriye kalan 78 IQ’lu bir ruh hastasının hikayesi kısıtlı bir izleyici kitlesine hitap edebilir. O yüzden bu hikayenin neden hala sinemaya uyarlanmadığını anlayabiliyoruz.

Louay Omar Mohammed al-Taei

enjektör-filmloverss

“Doktor Ölüm” lakaplı Louay Omar Mohammed al-Taei seçtiğimiz seri katillerin arasında en kabarık profile sahip olanı: çünkü mesleği buna uyuyor. Altı ayda 43 kişiyi öldüren katilimiz Irak asıllı bir doktor. Doktor Louay Kerkük’te hastaları tedavi ediyormuş ayağına yatarak onları öldürüyor. Kurbanları polisler, askerler ve resmi görevliler. Koalisyon güçleri yanlısı kişileri Doktor Louay çoğu zaman kan pıhtılaşmasını önleyen bir ilaç enjekte ederek öldürüyor. Bunun  dışında çeşitli tıbbi yöntemlere de başvuruyor.

Louay yalnız değil. Malla Yassin 2006 yılında tutuklandığında bir cerrah örgütünün başında olduğunu itiraf ediyor ve Doktor Louay’da bu örgütün bir üyesi.

İşgalci Koalisyon Güçleri karşısında, Doktor Louay ve Malla Yassin’in başında olduğu örgütün tıp etiğini rafa kaldırışının hikayesini izlemek oldukça ilginç olabilirdi. Fakat Hollywood’un elinde hikaye Amerikan propagandası yapmak için harcanacakken, muhtemelen herhangi bir müslüman ülke de Louay’ı mübalağalı bir biçimde kahramanlaştırmadan bu hikayeyi anlatamaz – öldürdüğü insanların çoğunun oranın yerel görevlileri olmasına rağmen. O yüzden de bu hikayenin filme uyarlanmaması, en azından yakın bir gelecekte, daha hayırlı olacaktır.

Hazan Özturan

Hazan Özturan

231 yazı · Galatasaray Üniversitesi'nde 7 yıl boyunca felsefe okudu. Şu sıralar toplumsal cinsiyet alanındaki yüksek lisansı gereği sinemanın doğduğu şehirde, Paris'te yaşıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →