· 8 dk okuma

Hayatın Anlamını Sorgulayan Karakterleri Konu Alan 13 Film!

Hayatın Anlamını Sorgulayan Karakterleri Konu Alan 13 Film!

“Yaşamak şu anlama gelir: inanmak ve ümit etmek; yalan söylemek ve kendine yalan söylemek”

Cioran içinde olduğumuz çarkı böyle tanımlamayı tercih eder; söylesenize kaç kişi hayattan kaçar ya da onun için ağlar veya dans eder? Belli bir arayışın içine girmek mi yoksa kaçıp gitmek mi en kolay yoldur; aslında her ikisi de aynı sonuçla bağlanan iki başlangıç noktası olmadan öteye geçemez. Kendinde aradığın gerçeği bazen başka birinde bazen ise başka bir şehirde bulursun; bazen mistik bir gücün etkisi altında kalır bazen ise geçmişe doğru uzun bir yolculuğa çıkarsın… Çocukken aradığımız kahramanların aslında olmadığını fark ettiğimiz an büyümüşüzdür aslında, hayat bize eliyle bir pelerinli kahraman vermez. Hayat aslında hiç bir şeyi altın tepside sunmayacaktır. Çocukluktan koşar adım uzaklaşırken, içimize hapsettiğimiz çocuğun masalsı ve umut dolu yarınlarını düşlerimizle birleştirir ve esas gerçeği arayamaya koyuluruz. Kimi zaman sonunu getirdiğimiz bu arayış, bazı zamanlarda ise seni farkına bile varmadan çoktan hapsetmiştir bile… Kendimizi bu sorgulamaya dahil ettiğimiz an adıma attığımız edebiyat ve felsefe dünyası, beraberinde her zaman sinemayı getirir. Biz de bu kapıdan içeri girerek sizler için hayatın anlamını sorgulayan karakterleriyle bizim içine hapsolduğumuz arayışı anlatan filmleri sıraladık. Belki de bu arayışı sinemanın büyülü dünyasında sonlandırırız; kim bilir…

Hayatın Anlamını Sorgulayan Karakterleri Konu Alan 13 Film

Signs – 2002

signs-filmloverss

 

Bir arayış ve yolu bulmak için başvurduğumuz işaretler… Özellikle mistik olaylarda takip ettiğimiz bu işaretler, hayatı ve arayışta olduğumuz anlamları fark edebilmemiz için gereklidir. Eski bir rahip olan Graham Hess, çok sevdiği eşinin altı ay önce ölmesinin ardından biri erkek diğeri kız iki çocuğuyla Pennysylvania’daki çiftliğine yerleşerek çiftçilik yapmaya başlamıştır. Ailesini ayakta tutmak için büyük çaba sarf eden Graham’a destek olmak için çiftliğe küçük kardeşi Merrill de gelir ve onlarla birlikte yaşamaya başlar. Fakat Graham aksi yöndeki tüm çabasına rağmen eşini genç yaşta kaybettiği için Tanrı’ya olan inancını yitirmeye başlamış ve rahiplikten soğumuştur. Bu günlerden birinin sabahında uyanır ve çiftliğindeki tarlada yüzlerce metre çapında daireler olduğunu görür…

Babel – 2006

babel-filmloverss

Alejandro González Iñárritu’nun yönetmen koltuğunda oturduğu ve dört farklı aileyi bir düğümde buluşturan bir hikayeye sahip olan Babel; Iñárritu’nun yaptığı açıklamaya göre adını İncil’de yer alan yaradılış efsanesinden alır. İnsanın var oluş üzerine sürekli bir arayış içinde olduğunu anlamamızı sağlayan efsaneye göre; kendisini, her yönden gelişmiş ve ilerlemiş gören insan, göğün en yükseklerine ulaşma, Tanrı’yı görme, cennete varma arzusu ile birleşerek, ‘babil kulesi’ olarak adlandırılan. göğe doğru yükselen bir yapı inşa etmeye başlarlar. Bu kibirlerinden dolayı öfkelenen Tanrı ise bu insanları cezalandırmak için, aynı dili konuşabilme özelliklerini yok eder ve her birine ayrı bir lisan verir. Artık birbirleriyle iletişim sağlayamayan insanlar kule yapımını bırakmak zorunda kalacaklar ve anlaşamamazlık da zamanla sevgisizlik ve huzursuzluğu da beraberinde getirince dünyanın dört bir tarafına dağılmak zorunda kalacaklardır…

Into the Wild – 2007

into-the-wild-filmloverss

 

Tüm kartlarını yırtıp, yıllarca kurduğu kariyer temellerini yerle bir edip, sırtına taktığı çantasıyla yollara düşen ve tek amacının Alaska’ya gitmek olduğunu gördüğümüz Christopher McCandless’ın kurgusal olmayan hikayesinin anlatıldığı Into the Wild, Jon Krakuer’in  1996 yılında yayımladığı aynı adlı kitaptan uyarlanmış, yönetmenliğini ise oyuncu kimliğiyle de tanıdığımız Sean Penn üstlenmiştir. Tek başına yaptığı bu yolculukta birçok insanla tanışan, birçok grupla yaşayan ve yalnızlığın da gerçekte ne olduğunu keşfeden Christopher, Alaska’ya varana kadar geçen iki yıl boyunca özgürlüğünü kanıtlamış ve hayata karşı kazanmaya çalıştığı meydan okumayla aslında baş başa kalmıştır…

My Blueberry Nights – 2007

my-blueberry-nights-filmloverss

Wong Kar Wai’nin yönetmen koltuğunda oturduğu; oyuncu kadrosunda ise Norah Jones, Jude Law, Natalie Portman ve Rachel Weisz gibi isimlerin yer aldığı My Blueberyy Night; kalbi kırılan ve hayata karşı umudunu da kaybetmek üzere olan Elizabeth’in her şeyi geride bırakarak Amerika’da çıktığı yolculuğu anlatıyor. Sevgilisinden ayrıldığı ve oldukça mutsuz olduğu bir gece tanıştığı Jeremy ve onun sayesinde tattığı turta ile mutluluğa göz kırpan; ama yine de bir yerleri terk etmeden bazı şeylere ulaşamayacağını düşündüğü için bir yolculuğa çıkmaya karar veren Elizabeth’i bu yolculuğunda birçok farklı karakter ve bir o kadar da farklı olay bekler… Film aslında izleyiciyi kırgınlık ile yeni başlangıçlar arasındaki uzun mesafede dramatik bir yolculuğa çıkarıyor.

In Bruges – 2008

in-bruges-filmloverss

İrlandalı oyun yazarı Martin McDonagh tarafından senaryosu yazılmış ve yönetmenliği yapılmış olan; başrollerinde Colin Farrell, Ralph Fiennes, Brendan Gleeson ve Clémence Poésy’nin yer aldığı In Brugge; Londra’da olan bir ‘patron’ iki adamını bir işi halletmeleri için Brugge’a yollamasıyla gelişen olayları anlatır. Ray ve Ken birçok kişi için geçiş noktası olan ve gelinen-gidilen bir durak olan Brugge gelir ancak burası onlar için bir geçiş noktası olmayacaktır. İkilinin patronu işi halletmek için onlara haber vereceğini ve bu zamana kadar dikkat çekmemelerini söylese de bu yolculuk ikili için bütün sorunları üzerlerine çekmelerine sebep olur…

Biutiful – 2010

biutiful-filmloverss

Uxbal karakterinin gözünden bir dünya tasvirini gözler önüne seren Biutiful;  Barselona’nın yeraltı dünyasıyla bizleri buluşturur. Bu yeraltı dünyasında para kazanmak için yaptığı kötü şeylerle yaşayan ve bu yüzden başı her zaman belada olan Uxbal, aslında bir babadır ve çocukları için her şeyi yapmaya hazırdır.  Karşısına çıkan engellere, kötülüklere, hayatın onu sürüklediği karanlık dünyaya inat; bir baba olarak tüm bunların karşı tarafında durabilen ve bu tasvirin aksi bir resim çizen Uxbal, aslında hayatın bize sunduğu bir çok tanımı kendi üzerinde anlatmayı başarıyor. Baba olmayı, sevgiyi, pişmanlığı, sadakati ve ölümlülüğü…

Eat Pray Love – 2010

eat-pray-love-filmloverss

Liz Gilbert bir yandan kendi gerçek iç dünyasını yeniden keşfedip, onunla tekrar bağ kurarken, bir yandan da dünyayı meraklı gözlerle gezmeyi arzu eden bir kadındır. Boşanmasının ardından bir yol ayrımına gelen Gilbert, işinden bir yıllığına izin alarak, karakterine hiç uymayan bir şekilde güvenli limanından çıkacak ve hayatını değiştirmek uğruna her şeyi riske atmayı göze alacaktır. Bu yolculuğu sırasında Liz; İtalya’da yemek yemeğinin yalın zevkini, Hindistan’da duanın gücünü, ve son olarak ,sebeklenmedik bir şekilde, Bali’de ise içsel huzur ile aşkın dengesini yaşayacaktır. Gerçek bir hikayeye dayanan Eat Pray Love; insanın kendi sınırlarından çıkarak, özgürlüğü ve yaşamı dolu dolu hissetmenin çeşitli yollarını arayışa geçmenin nasıl hissettirdiği yansıtmayı başarıyor.

127 Hours – 2010

127-hours-filmloverss

Kafasına estiği gibi yaşayan bir dağcı olan Aron Ralston, yine tek başına Utah Eyaletindeki Moab dağlarına doğru bir yolculuğa çıkar. Burada bir kayanın düşmesi sonucu kolu sıkıştığında birilerinin ona gelip yardım etmesi için ümitlidir ancak beklediği gibi olmaz. Kimsenin olmadığı bu yerde 127 saatlik bir esarete mahkum olan Aron’un kendi çabaları dışında kurtulma şansı yoktur. Gerçek bir hikayeden uyarlanan film 127 Hours; çekim açıları sayesinde daha da etkileyici olmayı başarırken, hayattaki seçimler konusunda da adeta izleyiciye ders veriyor. Çaresizliği, yaşam ile ölüm arasında kalan o ince çizgiyi ve insanın nefes aldığı müddetçe tutunduğu umut ışığını başarılı bir şekilde ele alan filmin başrolünde ise James Franco yer alıyor.

The Tree of Life – 2011

the-tree-of-life-filmloverss

Sinematografisiyle her zaman izleyiciyi büyülemeyi başaran Terrence Mallick’in etkileyici görüntülerle bezeli filmi The Tree of Life; kaderin varlığı, kendini bulmak ve hayatı, kararları sorgulamak üzerine bir hikayeyle karşımıza çıkıyor. Jack’in çocukluk yılları ile orta yaşlı halini bir düzlem dahilinde değil de farklı bir kurguyla sunduğu filmde; biz bahsettiğimiz kavramları geçmişte saklı olan hikayelerin içinde; bazen ise direkt Jack’in karakterinde bulmaya çalışıyoruz. Hayata ve aslında insanın kendine dair sordukları soruları, Mallick kendi evreninde öyle güzel cevaplar ve yarattığı karakterlere de filmde yer alan oyuncular öyle güzel hayat verir ki; film beyazperdeden çıkarak adeta hayatın kendisi oluverir.

Midnight in Paris – 2011

midnight-in-paris-filmloverss

“Mesele şu ki nostalji inkar demektir. Şimdiki acı veren zamanın inkarı.”

Listedeki gerçeklikten beslenen diğer filmlerin aksine biraz masalsı bir dünyaya adım atalım… Genellikle anlattığı hikayede, karakterin yaşadığı şehri de başrol olarak taçlandırmayı seven Woody Allen; Midnight in Paris’te de aynı yöntemi başarılı bir şekilde uygular aslında. Paris’e bu filmde başrolde, kendini arayan bir adam olana Gil eşlik eder. Paris’in büyülü dokusuyla, zamanın belirsizliğinin harmanlandığı bu film, Paris’i ve Paris’i yaşayan insanların fotoğrafını çeker aslında. Gil’in kendini bulmasını zamanda yaptığımız muazzam bir yolculukla tanık olurken; film  bu yolculukta bizleri tarihin en görkemli anlarına götürmeyi ihmal etmez. Owen Wilson, Rachel McAdams, Marion Cotillard, Adrian Brody gibi isimleri bir araya toplayan film, şiir kokan diliyle izleyeni büyüleyen bir Allen klasiği!

Beasts of the Southern Wild – 2012

beasts-of-the-southern-wild-filmloverss

Büyülü gerçekliğin en güzel temsillerinden biri olan; Juicy and Delicious adlı iyatro oyunundan beyazperdeye uyarlanan Beasts of the Southern Wild; altı yaşında olan Hushpuppy’nin dünyasını konu alır. New Orleans’ın kıyılarında fakir olsa da mutlu bir şekilde babasıyla birlikte yaşayan altı yaşındaki Hushpuppy’nin alkolik babası Wink günden güne iyileşirken gizemli bir hastalığa yakalanır. Eşi benzeri görülmeyen ve ne olduğuna dair tanı koyulamayan bu hastalık dünyanın işleyiş düzenini derinden sarsar ve bir nevi kıyameti tetikler. Tarih öncesinde yaşamış olan ‘Auroch’ isimli antik ordu mezarlarından çıkar ve dünyanın sonunu getirmek için savaşmaya başlar. Şimdi küçük Huspuppy yaşadığı topluluk olan Delta’yı terk ederek dünyanın diğer ucundaki annesini aramaya başlayacaktır… Hem babasını, hem sular altındaki evini kurtaracak tek kişi Hushpuppy’dir!

The Broken Circle Breakdown – 2012

the-broken-circle-breakdown-filmloverss

Elise ve Didier karakterlerindeki farklılıklara rağmen ilk görüşte birbirlerine aşık olurlar. Biri hep konuşur, diğeri ise sürekli dinler; Didier romantik bir ateist, Elise ise hakikati tercih eden bir dindardır. Tüm bu zıtlıklara rağmen birbirine aşık olan bu çiftin küçük kızları ciddi bir hastalığın peçesine düşünce, aşkları ve ilişkileri de büyük bir sınavdan geçmeye mahkum olacaktır… Ölümle müziği. aşkla nefreti, batılla inkarı iç içe sunan ve bize bir nevi pişmanlığı sorgulamayı anlatan The Broken Circle Breakdown; hayatın gerçek bir tasvirini bir aşkın ekseninde karşımıza çıkarıyor.

Third Person – 2013

third-person-filmloverss

Paul Haggis’in senaryosunu kaleme aldığı ve muazzam bir oyuncu kadrosuna sahip olan film Third Person; aslında birbirinden ne kadar farklı olsa da benzer hayatları yaşayan insanların hikayelerinin eksenin hayatın aslında bir kurgu olduğunu kanıtlar gibi bir sonla kafamızda sorular bırakmayı seven bir film.  New York, Roma ve Paris’te geçen üç hikayeyi birbirine bağlayan ana karakterimiz Michael’in yazdığı kitapla birlikte çıktığımız yolculuk; yetişkin bir insanın içinde boğulan küçük çocuğu ararken, aşkı ve ilişkileri aslında hayatın bize tepside sunduğu veya bizim zorla elde ettiğimiz her şeyi sorgulamamızı sağlıyor. Filmin oyuncu kadrosunda; Liam Neeson, Mila Kunis, James Franco, Olivia Wilde, Casey Affleck, Adrian Brody, Mario Bello ve Kim Basinger yer alıyor.

 


Elif Barış

Elif Barış

586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →