Haftanın Kısa Filmi: Please Say Something
Bu haftanın kısa filmi içerisinde insanlık dışarısına taşan bir ilişki dünyasını görüyoruz. Please Say Something bir kedi ile bir farenin ilişkisine değiniyor fakat bu hikaye anlatımı bir zamansallık içerisinde ve mekansal olarak belirlilik içerisinde ilerlemiyor. Hikaye birçok çizgi üzerinden ilerleyerek bir ilişkinin temellerini sorunsallaştırıyor.
İlişkinin sadece insanlar üzerinden ilerleyen bir yapı olduğunu düşünen zihniyete bir eleştiri olarak yönelen kısa film hayvanlar üzerinden yeniden hayatın içindeki sevgisel bağları tekrar sorguluyor. Bu sorgulama içerisinde bazen bazı şeyleri yok ederken bazı şeyleri de yeniden kurguluyor. Öncelikle insanlıkla büyük bir kavgası olduğunu düşünüyorum kısa filmin. İnsanlıkla yaptığı kavga ile insana vaat edildiğine inanan tek tanırılı dinin öğretilerini hayvanlar üzerinden yeniden kurguluyor ve taşlamasını hikayenin örgüsü ile yapıyor. Şehirlerin, arabaların ve gökdelenlerin insanların doğayı kullanması için bir güç savaşına dönüşüyor olması içerisinde haftanın kısa filmi tüm bunları hayvanlara vererek insanın egoist tavırlarını yerle bir ediyor. Hayvanların yazarlık ile beraber elde ettiği gücün altında insanlığı yok etmesi bir yerde muazzam bir eleştiri olsa da bu eleştiri kendi içinde çatışıyor. İnsanın hırsının ve şiddetinin de hayvanlar üzerinden yeniden kurgulanması bu eleştiriyi bir yerde sönükleştiriyor. Anlatılmak istenin aile için şiddet ve dört duvar arası ilişkinin sakat yanları da olsa hetero normatif bir düzenek ile şiddetin, hırsın tekrar yaratılması kısa filmin eleştirisinde nereye oturduğu bilinmeyen bir sorun oluyor.
Hayvan Üzerinden İnsan Hırsı Kurgulanması: Please Say Something

Yönetmen David OReilly tarafından çekilen deneysel kısa film ile bazı duvarlar yıkıldığını söyleyebiliriz. Öncelikle bir zamansızlık konusu hakim. Hikayenin zamansızlığının yanında hikayede meydan gelen olayların arasındaki zaman geçişleri sadece ileriye giden bir doğrultuda olmuyor bazı anlar geçmişe doğru hareket ediyor ve bazıları ise paralellik içerisinde başka bir evrende var oluyor. Bu geçişler ile zamanın çürütüldüğünü görebiliriz. Fakat bu zaman çürütmesi içerisinde var olan her zaman bir öfke oluyor. Bir adamın partnerine uyguladığı fiziksel ve duygusal şiddet ile bir hikaye çatısı oluşuyor ve klişe biten bir son ile pişman olan bir güç kaynağını görüyoruz. Karakterlerin farklı sonlarıyla şekillenen hikayede değişen yaşam, ölüm, hareketler ve sonuçları olsa da insanın içindeki hayvani iç güdü aynı kalıyor.
Osman Karakülah
290 yazı · Osman çocuğun ölüm ile imtihanı 92 yılının mayıs ayında Antalya'da başladı. Sonuçta doğduğu anda ölümle son bulacak bir geri sayım saatinin düğmesine basılmıştı. Fakat altı yaşında bir gün ablası sevgilisi ile yalnız kalmak için onu tek başına sinema salonunda bırakınca bu çocuğun hayatı değişti. O an ölümden nasıl kaçacağını öğrendi ve sinemaya olan aşkı başladı. O şu an akademik kariyeriyle cebelleşirken ve hala ölümden korkarken ölümsüzlüğü, aşkı ve huzuru sinemada buluyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →