· 7 dk okuma

Gözden Kaçan Ödüllü Türk Filmleri

Gözden Kaçan Ödüllü Türk Filmleri

Film festivalleri, sinemayı en çok şekillendiren unsurlar olmuştur her zaman. Her festivalde ödüller, kazanan filmler ile ilgili salt olarak kesin kararlara varmaktan ziyade, izleyiciye fikir vermek veya filmlere ya da festivallere değer katmak için dağıtılıyorlar. Her festivalin kendine has bir prestiji olduğunu varsayarsak, her bir ödül de kendi alanında oldukça değerli oluyor.

En klişe tabirle sorulan bir soru vardır: Türkiye Sineması yurt dışında neden başarı kazanamıyor? Birçok olumlu noktayı kaçıran ve sabit fikirli bir soru olmasından dolayı, aslında asıl sorulması gereken soru bu değil. Çünkü Türkiye Sineması az ya da çok, yeterli ya da yetersiz olarak değerlendirilse de çok uzun zamandır uluslararası alanda temsil ediliyor. Genelde algılarımız, Avrupa merkezli büyük festivallerin en prestijli ödüllerine kilitlendiğinden dolayı olsa gerek, bazı başarıları ya da bu başarıların önemli etkilerini kaçırmamız işten bile değil. Ali Özgentürk’ün Bekçi ve Muammer Özer’in Bir Avuç Cennet filmlerinin, aynı gün Strasbourg Film Festivali’nde ödül kazanmasının 20. yıldönümünde, Gözden Kaçan Ödüllü Türk Filmleri’ni sıraladık. Geçtiğimiz yıl 100. yılını kutlayan Türkiye Sineması’nın aslında sandığımızdan daha eskiye dayanan bir uluslararası etkiye sahip olduğunu göstermeyi amaçladık.

Bekçi (1985)

Sinema kariyerine Atıf Yılmaz ve Yılmaz Güney gibi isimlerin yanında asistanlık yaparak başlayan Ali Özgentürk’ün üçüncü uzun metraj filmi Bekçi, yurt dışındaki başarısına karşın hak ettiği ilgiyi göremeyen filmlerden bir tanesi. Orhan Kemal’in “Murtaza” isimli romanından uyarlanan ve başrollerinde Müjdat Gezen ile Halil Ergün’ün bulunduğu film, birçok festivalde görücüye çıkmıştır.

Film, Balkan savaşının kahramanlarından Kolağası Hasan Bey’in torunu olan Murtaza’nın yaşamını anlatıyor. Bir fabrikada bekçilik yaparak hayatını kazanan Murtaza işine çok bağlı bir çalışandır. Ancak bu bağlılığı, sınırları aşarak fabrikada çalışan işçiler üstünde despotça ve acımasızca bir baskı oluşturmaya başlar. Bir süre sonra herkesin alay etmeye başladığı bu  ‘vazife tutkusu’  Bekçi Murtaza’yı giderek hasta ve çekilmez bir hale getirirken, çevresinden de koparmaya başlar.

Henüz ilk filmi “Hazal” ile adını duyuran ve devamında ikinci filmi “At” ile dünyanın birçok ülkesinde festivallere katılarak belli ödüller kazanan Ali Özgentürk, üçüncü filmiyle de bu başarısını devam ettirebilmiş bir isim. Özgentürk’ün hem yazıp, hem de yönettiği Bekçi, Uluslararası Venedik Film Festivali’nin yarışma seçkisinde yarışan ilk Türk filmi. Ayrıca Strasbourg İnsan Hakları Film Festivali’nden de ikincilik ödülüyle dönmüştür.

Hitit Güneşi (1956)

Sabahattin Eyüboğlu ve Mazhar İpşiroğlu’nun yönetmen koltuğunda oturduğu Hitit Güneşi için, Türkiye’den çıkan arkeoloji belgesellerinin ilki denebilir. İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi ve Arkeoloji Enstitüleri ile Ankara Hitit Müzesi ortaklığı ile hazırlanan bu kısa belgesel, sessiz sedasız çıktığı yurt dışı macerasından yine sessiz sedasız aldığı ödül ile dönmüştür.

Film, Anadolu’daki Hitit kültürünü birçok farklı pencereden inceleyerek, araştırmalarını net bir biçimde ortaya koyuyor. Hitit Güneşi, yurt içinde 8. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin ardından Berlin’de gösterilmiş ve 6. Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı / Onur Ödülü’ne layık görülerek ödüllü Türk filmleri arasına katılmıştır.

Propaganda (1999)

Kemal Sunal’ın birçok harikayla dolu olan kariyerinin son halkası olan, başrolünü Metin Akpınar’la paylaştığı Propaganda yalnızca ülkemizde ses getirmekle kalmadı. Sinan Çetin’in yönetmen koltuğunda oturduğu film, uluslararası macerasını biraz daha uzak coğrafyalarda yaşayan filmlerden.

1948 yılında geçen hikayede, doğduğu kasabaya Gümrük Muhafaza Müdürü olarak dönen Mehdi (Kemal Sunal) ile çocukluk arkadaşı Rahim (Metin Akpınar)’in ailelerini ve hayatlarını, köyün ortasından geçen sınır telleri ayırır. Köyü ikiye bölen bu teller, hem sosyal hem de ticari hayatı mahvetmektedir. O zamanlar henüz kariyerinin başında genç bir oyuncu olan Meltem Cumbul ile birlikte Rafet El Roman gibi isimlerin de rol aldığı film, Türkiye’nin sosyal ve bürokratik sorunlarına parmak basar nitelikte bir iş olarak karşımıza çıkıyor.

Propaganda, 1999 ve 2000 yılları boyunca yurt dışında birkaç festival gezip, bunlardan iki tanesinden ödülle dönmüştür. Asya’nın en büyük ve önemli festivallerinden biri olan Şangay Uluslararası Film Festivali’nden aldığı Altın Kadeh ödülünün yanı sıra Almanya’daki Bogey Ödülleri’nden de boş dönmemiştir.

Bir Avuç Cennet (1985)

Muammer Özer’in 1985 yılında hem yazıp hem de yönettiği filmi Bir Avuç Cennet, döneminin öne çıkmayı başaran filmlerinden bir tanesi. Tarık Akan ile Hale Soygazi’nin başrolünü paylaştığı film, Türkiye’de yaşanan göç sorununun ve çeşitli ekonomik sıkıntıların odağında geçen hikayesini başarılı bir şekilde işliyor. Film, gerçekçi üslubuyla bilinen Muammer Özer’in elinde daha da etkileyici bir hal alıyor.

Film, iki çocuklarıyla mutlu bir şekilde yaşayan Emine (Hale Soygazi) ve Kamil (Tarık Akan)’in İstanbul’a yerleşme hikayelerini anlatıyor. İstanbul’a geldikten sonra akrabalarını bulmaya çalışan çiftimiz, sonunda şehirde yalnız kalırlar. Ekonomik adaletsizlik ve sosyal eşitsizlik sebebiyle düşük yaşam standartlarını benimsemek durumundadırlar.

İsveç – Türkiye ortak yapımı olan Bir Avuç Cennet, Antalya Altın Portakal’da yarıştıktan sonra İsveç, Fransa ve Portekiz gibi birçok ülkeyi gezmiştir. Strasbourg Avrupa Film Festivali’nden En İyi 2. Film Ödülü ile dönmüştür.

Hayde Bre (2010)

Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Dünya Prömiyerini yapan Orhan Oğuz’un filmi Hayde Bre, yine macerasını sessiz sedasız sürdüren filmlerden bir tanesi. Oğuz’un hem senaryosunu yazdığı, hem de yönetmen koltuğunda oturduğu Hayde Bre, Antalya’dan aldığı ödülden sonra yurt dışından da eli boş dönmeyen ödüllü Türk filmleri’nden.

Şaban Ağa (Şevket Emrulla) karısı ile Makedonya’daki köyünde yaşamaktadır. En yakın arkadaşı Vanya (Mustafa Yaşar) ile Şaban Ağa’nın üvey kızı Saadet (Nilüfer Açıkalın) ise İstanbul’da üç çocuğu ile yaşamaya çalışmaktadır. Şaban Ağa bir kazada eşini kaybedince Saadet ile İstanbul’a gelir. O andan itibaren sıla hasreti duymaya başlar.

Orhan Oğuz’un sınırlar arasında sıkışan insanların hikayelerini, adaptasyon süreçlerini ve aidiyet sıkıntılarını işlediği filmi Hayde Bre, 2010 yılında Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü’nü aldıktan sonra Asya’nın yolunu tuttu. Şangay Uluslararası Film Festivali’nden En İyi Film Ödülü’nü kazanarak döndü.

Sürü (1978)

Usta yönetmen Zeki Ökten’in en başarılı filmlerinden biri olan ve senaryosu Yılmaz Güney tarafından yazılan Sürü’nün de ünü yurt dışına taşmış. Filmin çekildiği yıllarda Yılmaz Güney yasaklı olduğundan, Sürü’de yönetmen olarak yalnızca Ökten’in adı yer almış.

Sürü’nün hikayesi herkesçe malumdur. Bir aşiretin şehre doğru göç etmesi sırasında eriyip bitmesini, en klasik tabirle epik bir biçimde anlatan kült bir filmdir Sürü. Yılmaz Güney’in kaleminden çıkması bir yana, Zeki Ökten’in başarılı yönetimi de filmi daha değerli bir yere taşıyor. Başrollerinde Tarık Akan ve Tuncel Kurtiz’in yer aldığı film için, Yılmaz Güney’in Yol’dan önce yurt dışında adını duyurduğu ilk filmi diyebiliriz. Yine diğer birçok film gibi yurt içinde Antalya Altın Portakal’da yarıştıktan sonra yurt dışındaki festivallerde boy gösteren Sürü; Locarno Film Festivali, İngiliz Film Enstitüsü Ödülleri, Berlin Uluslararası Film Festivali gibi birçok festivalden de ödüllerle dönerek ödüllü Türk filmleri arasına adını yazdırır.

Kuzunun Gülümseyişi (1987)

Hiuch Hagdi – Kuzunun Gülümseyişi, David Grossman’ın aynı adlı romanından uyarlanan ve yönetmen koltuğunda Shimon Dotan’ın bulunduğu bir film. Batı Almanya yapımı filmi elbette bir Türk filmi olarak sayamasak da başrolde Tuncel Kurtiz’in yer alması, filmi bizim için de önemli kılıyor. Oldukça saklı kalmış bu filmdeki rolüyle gösterildiği festivallerde büyük beğeni toplayan Tuncel Kurtiz, ülke sınırlarını aşan oyuncuların başında geliyor.

Oğlu gerilla olan bir İsrail subayı ile akli dengesi bozulmuş Filistinli bir ermişin hikayesini anlatan filmde, Tuncel Kurtiz kendini toplumdan soyutlamış ama buna rağmen politik olayların ortasına düşen bir Arap’ı canlandırmıştır. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde yarışan filmdeki rolüyle, Kurtiz Gümüş Ayı Ödülü’ne layık görülmüştür.

Bu ödülün ilginç bir de hikayesi var. Ödül töreninde Gümüş Ayı’yı alan Tuncel Kurtiz, o an için ödülünü filmin yapımcısına verir. Fakat bundan sonra ödüle bir daha ulaşma imkanı olmamıştır. Aradan 13 yıl geçtikten sonra tesadüf eseri, ödüle yapım şirketinin eşyaları arasında rastlanır. Bu enteresan keşifin ardından Kurtiz’e ödül İsrail Film Festivali’nde bir kez daha, ama bu sefer İsrail Büyükelçisi tarafından verilir.

Ateşin Düştüğü Yer (2012)

Yönetmen İsmail Güneş’in hem yazıp, hem de yönettiği filmi Ateşin Düştüğü Yer, 2012 yılının sürpriz filmlerinden biri olarak tanımlanabilir. Tecrübeli yönetmenin son filmi olan Ateşin Düştüğü Yer, bu dosyada bulunan diğer filmlerden farklı bir özelliğe de sahip.

Başrollerinde Elifcan Ongurlar ve Hakan Karahan gibi pek tanınmamış isimler bulunan film; yurt dışında, ülke içinde erişemediği bir başarıya erişti dersek yanlış olmaz. Malatya Uluslararası Film Festivali’nde gösterildiğinde pek ilgi görmeyen film, bunun ardından yurt dışındaki uluslararası festivallerde gösterildikçe ilgileri üstünde topladı. Almanya’dan Kanada’ya kadar festivallerde gösterilen film, ayrıca Kanada’da Montreal Uluslararası Film Festivali’nden de iki ödülle dönmüştür.

Bunların yanı sıra Türkiye’nin 2012 yılı Yabancı Dilde En İyi Film Oscar Aday Adayı olması gereği, bu dosyada bulunan ödüllü Türk filmleri arasında ayrı bir yere sahip.

Pehlivan (1984)

Zeki Ökten’in başarılı işlerinden bir diğeri olan Pehlivan, usta yönetmenin yurt dışında tanınan filmlerinden biri. Başrollerinde Tarık Akan, Erol Günaydın ve Meral Orhonsay’ın bulunduğu film, hayat karşısında tutunmaya çalışan bir çiftin deneyimlerini ve umutlarını resmediyor.

En büyük hayali Libya’ya işçi olarak gidip, ailesinin iyi bir yaşan sürmesini sağlamak olan Bilal (Tarık Akan), başvurusunun ardından sırasını beklerken Kırkpınar güreşlerine katılır. Çünkü büyük ödülün bütün sıkıntılarına ilaç olacağını düşünmektedir.

Türkiye insanını, pek çok farklı açıdan sayısız defa inceleyen ve beyazperdeye yansıtan Zeki Ökten, ülke şartlarına paralel olarak insanların hayatlarını ve umutlarını resmederken kendini hiç tekrar etmiyor. Tarık Akan’a hem Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, hem de Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Onur Ödülü’nü kazandıran Pehlivan, aynı zamanda Berlin’den Onur Ödülü ile dönmüştür.


Tolga Demir

Tolga Demir

127 yazı · 1994'te İstanbul'da doğdu. Dünya algısı ve hayal gücü sinemayla şekillendi. Sinema, akademik hayatına yön vermemiş olsa da, her daim hayatının ayrılmaz bir parçası oldu.

Yazarın diğer yazılarını gör →