Görmeniz Gereken 10 Dini Epik Film
Sinemanın dinle ilişkisi yedinci sanatın ilk dönemlerine kadar uzanıyor. Bazen filmin ana teması veya hikayeyi besleyici bir unsur olarak karşımıza çıkarken, sık sık da gönderme ve atıf yapıldığına şahit oluruz. Sembolik mesajlar ise en çok başvurulan yöntem denilebilir. Bazen içsel bir sorgulama, bir yakarış, bazen de inanç ve inançsızlığın, bağnazlığın toplum nezdinde bulduğu karşılık eleştirel bir tutumla konu edilir. Bilim-din çatışması ve “Evrim mi, Yaratılış mı?” sorusu da sinemanın vazgeçilmezleri… Hollywood’un zaman zaman ticari amaçlar doğrultusunda dini sömürdüğünü söyleyebilir, hatta misyonerlik faaliyetleri için kullandığını bile iddia edebiliriz. Şüphesiz ki, dinin sinemada bulduğu karşılık, her ülke sinemasında, kendi toplumunun bakışı ve inancı doğrultusunda farklılık taşımakta.
Darren Aronofsky’nin Nuh Tufanı’na bir mit olarak yaklaştığı Noah’ın ardından bu ay Hz. Musa’nın hikayesini tekrar beyazperdeye taşıyan Exodus: Gods and Kings (Göç: Tanrılar ve Krallar)’in vizyona girmesi sebebiyle filmin ait olduğu tür olan dini epiklere bir bakış atmak istedim. Epik sinemanın bolca ürün veren alt türü dini epiklerin, klasikleşen ve pek bilinmeyen örneklerinden görülmesi gerektiğini düşündüğüm 10 tanesini derledim. Seçtiğim filmlerinin birçoğunun, 60’lı yıllara ait olmasının sebebi ise türün altın çağı olmasından kaynaklanıyor.
Dini epikler; kutsal kitaplarda yer alan hikayeleri görselleştirir ve peygamberlerin biyografileri biçiminde karşımıza çıkar. Noah ve Exodus: Gods and Kings gibi filmlerle yeni bir hüviyet kazanan alt tür, önümüzdeki yıllarda hangi filmlere sahne olacak, bu iki film yeni bir eğilim başlatabilecek mi zaman gösterecek.
Epik sinemanın en iyi örneği Ben-Hur’u da dini epikler içinde değerlendirebiliriz. Ancak geçtiğimiz aylarda En İyi 10 Epik Film dosyasında ele aldığımdan bu seçkide yer vermedim.
The Gospel According to St. Matthew (1964)
Aykırı işlere imza atmasıyla da tanıdığımız büyük usta Pier Paolo Pasolini’nin üçüncü filmi olan bizdeki adıyla Aziz Matyas’a Göre İncil, yönetmenin senaryosunu da kendisinin kaleme aldığı aykırılıkla sıradanlık arasında gidip gelen bir uyarlama denilebilir. Pasolini, İsa’nın çektiği acıları bir kenera koyup, söylemleriyle ilgileniyor. Evet, karşımızda çok konuşan ve hatta hiç susmayan bir İsa var. Çok konuşmasının yanında söylemlerinin sertliğini düşünürsek Pasolini’nin kendi kafasındaki İsa’yı, olmasını istediği İsa’yı yarattığını söyleyebiliriz. Yönetmenin sinema dili ve estetiğiyle akıllarda kalan The Gospel According to St. Matthew, didaktik olmasıyla da puan kaybeden bir film. Gösterime girdiğinde Vatikan başta olmak üzere çeşitli eleştiriler aldığını da hatırlatalım.
The Ten Commandments (1956)
Cecil B. DeMile’in 1923’te sessiz olarak çektiği The Ten Commandments’ı daha büyük bir bütçe, yıldız oyuncular ve aynı adla tekrar karşımıza çıkardığı 1956 yapımı film; Firavun’un zulmettiği İsrailoğullarının, beklenen kurtarıcı Musa önderliğinde vaat edilen topraklara yaptığı yolculuğun hikayesini anlatıyor. DeMille, Tevrat ve İncil’den yaptığı uyarlamayı klasik bir anlatıyla ve oldukça detaylı olarak ele alıyor. On Emir’in yazıldığı sahne ve Kızıl Deniz’i geçiş sahnesinde o günkü efekt teknolojisini oldukça iyi bir biçimde kullanan The Ten Commandments, dini epik veya peygamber hikayesi denildiğinde akla ilk gelen birkaç filmden biri. 220 dakikalık süresi filmin biraz hantal kalmasına sebep olsa da, epik kodlarını iyi bilen DeMille, 60’lı yıllarda özeliikle Hollywood’un epik filmlere olan ilgisini artıran başarılı bir filme imza attı. Charlton Heston’ın Musa kompozisyonu da onu türün aranılan ismi haline getirdi.
Görmeniz Gereken 10 Dini Epik Film
King of Kings (1961)
Nicholas Ray’in 1961 tarihli dini epik denemesi King of Kings, temelde klasik bir İsa biyografisi olmasına karşın, birçok özelliğiyle ikonografinin dışına çıkan, detaylarda farklılık gösteren bir uyarlama. İsa öncesi dönemde başlayıp, kısaca bir Roma portresi çizen, İsa’nın hikayesini anlatırken Roma’nın olaya yaklaşımını detaylarıyla aktaran bir film bu. Barabbas’ın hikayesinin, İsa ile paralel anlatılması, çarmıha giden yolun farklı bir şekilde bağlanması King of Kings’i dönemin diğer klasiklerinden ayırıyor. Kudüs’e giriş sahnesi başta olmak üzere bazı bölümlere yönetmenin kendi yorumunu katması bir artı olarak değerlendirilebilir. Tanınmamış bir isme İsa gömleğini giydirme düşüncesiyle rolü kapan Jeffrey Hunter’ın donuk oyunculuğu filmin duygusunun seyirciye geçmesini zorlaştırıyor. Oyuncu seçimi bilhassa peygamber biyografilerinde filmin başarısını doğrudan etkiliyor. King of Kings’in zayıf karnı da burası.
The Bible: In the Beginning… (1966)
Klasik sinemanın ustalarından John Huston’ın 1966 yapımı dev prodüksiyonu The Bible in the Beginning (Peygamberler Tarihi), alt türün en önemli yapımlarından biri. Hikaye akışı, kutsal kitaplardaki ikonografi ile birebir örtüşüyor; Adem’in yaratılışı, Havva’nın yaratılışı, İyiliği ve kötülüğü bilme ağacından yasak meyvenin yenişi, Cennetten kovuluş, Habil ve Kabil, Nuh ve Gemisi, Tufan, İbrahim, Sodom ve Gomorra ve İshak’ın kurban edilişi… Tamamlanmamış bir ikonografi olsa da film yarım kalmış hissiyatı bırakmıyor. Hikayelerin bazıları daha uzun, bazıları daha iyi kotarılmış ama söylemimiz gereken şey, Huston’ın bütünlüklü bir film çıkarmayı başardığıdır. İnsanlık tarihinin en meşhur hikayeri kutsal metinlere bağlı kalarak ele alan yönetmen, pek çok unutulmaz an barındıran damardan bir dini epik çekmiş diyebiliriz. Hikayeler arası geçişte sıkıntı olmasa da biraz ağır bir film olduğunu da kabul etmemiz gerekiyor The Bible in the Beginning’in.
Görmeniz Gereken 10 Dini Epik Film
The Robe (1953)
İsa filmlerinin, biyografik nitelik taşımayan ve İsa sonrasına odaklanan örneklerinden biri olan The Robe, pek de tanımadığımız bir yönetmenin, Henry Koster’in elinden çıkma. Filmin merkezinde İsa’yı çarmıha geren üst düzey bir subayı (bir Tribün), bu olaydan etkilenmesi ve Hristiyanlığa geçişi var. İsa, Kudüs’e giriş sahnesiyle filme dahil oluyor ve çarmıha gerilip hızlıca çıkıyor. The Robe, bu süreci hızlıca geçerken biz de olayı Romalı subay Marcellus ve kölesinin bakış açısından izliyoruz. Sonrası ise Hristiyanlığın temellerinin atılması, Roma’da yaygınlaşmaya başlamasına uzanan klasik hikaye.. Amerikan sinemasının her zaman yaptığı şey, aynı hikayeyi tekrar ve tekrar önümüze çıkarmak ve bunu da hikayenin farklı bir yerinden tutarak yeni bir hikaye gibi sunmayı başarmasıdır. Bizim de tarihimize bakarken örnek almamız gereken bir yaklaşım bu. The Robe, inanç mekanizmasının nasıl işlediğini gösteren, yeni bir dinin kalplerde filizlenmesini etkili bir şekilde beyazperdeye aktaran kıymetli bir dini epik diyebiliriz sonuç olarak.
The Last Temptation of Christ (1988)
Nikos Kazancakis’in The Last Temptation of Christ adlı romanını aynı adla sinemaya uyarlayan Martin Scorsese, en az roman kadar fırtınalar koparan bir filme imza attı. Filmde İsa’ya Willem Dafoe hayat verirken, diğer filmlere nazaran kendine önemli bir rol bahşedilen Yahuda İskariot’u Harvey Keitel’ın yorumuyla izliyoruz. Mesih olmaktan memnun olmayan olamayan, bu kutsal görevi geri çevirmek için çareler arayan ve zaafları olan (Hatta Scorsese biraz ileri giderek Meryem ve Hz. İsa arasında geçen bir seks sahnesi bile iliştirmişti filmine) tam bir insan portresiydi onun ki. Günaha Son Çağrı’yı bu kadar tartışılır yapan kutsal metinleri elinin tersiyle itip, Kazancakis’in eserine sıkı sıkıya bağlanmasıydı. Üzerine konuşabilecek, tartışılabilecek birçok detayı olan Günaha Son Çağrı, sırf bu özelliğiyle bile önemli bir sinema yapıtına dönüşüyor. Scorsese’nin sinema dilini de üzerine koyduğumuzda filmin değeri daha da artıyor.
Görmeniz Gereken 10 Dini Epik Film
Quo Vadis (1951)
Mervyn LeRoy’un Henryk Sienkiewicz’in 1896’da yayınlanan aynı adlı romanında uyarladığı Quo Vadis, İsa sonrasına bakan dini epiklerin bir başka örneği. Filmde bir Hristiyan efsanesi konu ediiyor. Efsaneye göre Havari Peter, Roma’dan kaçarken yolda İsa ile karşılaşır ve ona “Nereye gidiyorsun?” diye sorar. İsa, “Roma’ya yeni baştan çarmıha gerilmeye gidiyorum çünkü sen benim kurtaracağım insanları bırakıp kaçıyorsun” der. Filmde diyalog değiştirilmiş olsa da verilmek istene mesaj aynı. Neron dönemide geçen hikaye, Hristiyanların yaşadıkları zulme ve var olma çabalarına odaklanıyor. Roma’yı Neron mu yaktı sorusuna da kendi yorumunu katmaktan geri durmayan Quo Vadis, filmde çok da önemli bir işlevi olmayan aşk hikayesine rağmen amacına ulaşmayı başarıyor.
The Greatest Story Ever Told (1965)
George Stevens’ın dönemin diğer epiklerinden özenerek kamera arkasına geçtiği The Greatest Story Ever Told ( Anlatılmış En Büyük Hikaye), İsa’nın hikayesini kapsamlı bir biçimde beyazperdeye taşıyan, görkemli bir prodüksiyon. Suya sabuna dokunmayan, oldukça klasik bir uyarlama olan film, Fulton Oursler’in kitabından adapte edildi. Detaylara ineceğim derken, gereksizce zaman harcayan ve kimi önemli ayrıntıları es geçen Stevens, İsa’nın mucizelerine ağırlık vermiş. Onun en önemli mucizesi olarak görülen Lazarus’u hayata döndürmesini nedense İsa biyografilerinde pek görmeyiz. Bu sebeptendir sanırım Stevens’ın filmindeki en önemli sahne Lazarus’un dirilişi diyebiliriz. Max von Sydow’u İsa, Charlton Heston’u Vaftizci Yahya rolünde izlediğimiz The Greatest Story Ever Told, görüntü ve sanat yönetimindeki işçilikle takdir edilmesi gereken bir dini epik. Filmin teknik dallardaki Oscar adaylıkları da bunu destekliyor.
Görmeniz Gereken 10 Dini Epik Film
The Message (1977)
Hollywood’dan çıkan bir İslamiyet’in doğuşu filmi, özellikle 11 Eylül sonrasındaki sürece baktığımızda bugün için imkansız görünmekte. Suriye doğumlu Mustafa Akad’ın kamera arkasına geçtiği The Message (Çağrı), İslam geleneklerine uygun olması ve hoşgörülü yaklaşımıyla her kesimden övgü toplamayı başarmış bir dini epik. Film, bir peygamber biyografisi olsa da diğer dini epiklerden farklı olarak bir dinin doğuşu ve yayılışı ekseninde ilerler. Bunu da peygamberin amcasını merkezine alarak gerçekleştirir. Akad’ın David Lean’i andıran yönetmenliğiyle bir hayli görkemli bir epik film kotardığını, hatta kendi türü içinde bir klasik yarattığını söylersek abartmış olmayız. Anthony Quinn’in Hamza karakteriyle ön plana çıktığı yapımın bir de Arapça olarak çekilmiş versiyonu olduğunu not düşelim.
Barabbas (1961)
İsveçli yazar Per Lagerkvist’in kitabından Robert Fleischer’ın uyarladığı Barabbas, birçoğumuzun İsa yerine çarmıhtan kurtulan kişi olarak bildiği suçlunun hikayesini anlatmayı deniyor. Barabbas, The Robe ve Quo Vadis gibi İsa sonrasına odaklanıyor ancak çok daha ilginç bir figürü merkezine alıyor. Filmde salıverildikten sonra Barabbas’ın İsa’ya, Hristiyanlığa bakışı, Gladyatörlüğe uzanan yaşamı ve sık sık “Tanrı’nın oğlu yerine neden ben?” sorusuna cevap araması ve nihayetinde doğru yolu buluşu, hikayenin farklı bir bakış açısından aktarılmasının yanında diğer dini epiklerden ayrılan detaylarıyla yer alıyor. İsa çarmıhtayken yaşanan güneş tutulması, mucize sonrasının Lazarus’unu görmemiz aklımızda kalan ilk farklılıklar diyebiliriz. Sinematografisi, sanat yönetmenliği ve Anthony Quinn’in Barabbas yorumu filmin kıymetini artıran detaylar.
Serdar Durdu
131 yazı · Kendisini yazarak bulan bir sanat tutkunu, sinemaya yönetmen, janr ve sinema tarihinden bakmayı seven bir yazar. Biraz mükemmeliyetçi, azılı Kubrickçi.
Yazarın diğer yazılarını gör →