Gittiler Sair ve Meçhul
Kenan Korkmaz’ın 2011 yapımı, kendisine Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Görüntü Yönetmeni ödülü getiren Lüks Otel’den sonra çektiği ikinci uzun metraj filmi olan Gittiler “Sair ve Meçhul”, yönetmenin TRT için çektiği bir belgesel sırasında tanıştığı Süryani bir ailenin öyküsünden yola çıkılarak yazılmış bir senaryoya sahip. Uzun zamandır Mezapotamya’da bulunan Süryaniler’in bir köyünde, Aynvert’te geçen film, bölgede hüküm süren şiddetin insanları başka yurtlar aramaya itmesini ve doğdukları toprakları terk etmek istemeyen bir grup azınlığın hikayesine odaklanıyor. Köyün muhtarı ve oğulları üzerinden şekillenen film, tek filmde başta birbirinden ayrı gibi gözüken iki öykü etrafında şekilleniyor.
Kalmak ve gitmek olgularını iki kardeş üzerinden veren film, sinemasal anlamda çok vasat bir iş olarak dikkat çekiyor. Yakın plan yüz çekimlerine yüklenen film, ters ışıkla bir sanatsallık yakalamaya çalışıyor fakat sadece çalışıyor. Sinemamızın vazgeçilmezlerinden olan sigara içen adamların yine bolca bulunduğu film, çıkış noktası olarak iyi ve örneğine az rastlanan bir konu kendine seçse de öğrenci işi kalitesiyle ve rastgele senaryosuyla sınıfta kalıyor. İlk bölümünde hristiyan mistisizmini kendine adıyan film, ikinci bölümünde de aynı şeyi tekrar edip bir yerden sonra sıkmaya başlıyor. Rastgele sıralanmış hissi yaratan ve gereksiz uzun sahneler, yeni bir kurguyla kısa filme dönüştürülse çok daha iyi olabilirmiş hissi uyandırıyor film için.
Gittiler “Sair ve Meçhul”, neresinden değerlendirmeye çalışırsak çalışalım vasatın üstüne çıkamıyor. Zaten mutsuzluklar silsilesi olan ülke sinemamıza armağan edilen bir mutsuzluk güzellemesi -çirkinliği- olarak dikkat çekiyor film.
Nuri Şimşek
138 yazı · 1990 yılında İstanbul’da doğdum. 13 yaşına kadar yaşadığım bu büyük şehrin ne kadar büyük olduğunu tam kavrayamadan Çorlu’ya taşındık. 4 sene sonra da Milas’a. Yaşadığım şehirlerin küçülen coğrafyaları, beni daha büyük dünyalar aramaya yönlendirdi. Benim büyük dünyam sinema oldu. 80′lerde nasıl VHS’ler uçuşuyorsa ortalıkta, benim gençliğimin başları da önce VCD ardından da DVD’lerle geçti. Her fırsatta film izliyor, farklı dünyalara yolculuk ediyordum.Bir gazetenin haftasonu verdiği DVD’ler ile başlayan koleksiyonum ilerleyen yıllarda büyük bir arşive dönüştü.
Yazarın diğer yazılarını gör →