· 5 dk okuma

Genetiği Değiştirilmiş Filmler

Genetiği Değiştirilmiş Filmler

Geçtiğimiz aylarda genetiği değiştirilmiş tohumlar üreten, zirai kimya ve biyoteknoloji firması Monsanto’nun bitki öldürücü ilacında bulunan glifosat adlı maddenin kanserojen olduğuna dair bir tartışma başladı. Genetiği değiştirilmiş tohumlar ile zaten yeterince gündeme gelen ve çevre örgütleri ile Avrupa’daki yeşil partilerin her daim protesto ettiği en büyük şirketlerden biri olan Monsanto, ilacın kanserojen olmadığını öne sürdü. Ancak, Avrupa Birliği Komisyonu ilacın lisansını uzatma. Birkaç gün önce tekrar görüşülen ve lisansı 18 aylığına uzatan karara rağmen tepkiler sürüyor. Bununla ilgili en geniş çaplı kampanyaya buradan ulaşabilirsiniz.

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), hayatımızı tehdit eden kimyasallar, nükleer santraller ve büyük şirketlerin kar amacı dışında bir şey gütmeyen politikaları ile iyice tehdit edilirken, genetik, genetiğe etki eden kimyasallar, büyük şirketler ve bununla ilgili korkunç senaryoları içinde barındıran filmlere genel bir bakış atalım dedik. İşte, öjeni, mutasyon, değişim, kontrol, distopya vb. farklı açılardan meseleye yaklaşan genetiği değiştirilmiş filmler.

Genetiği Değiştirilmiş Filmler

Gattaca

gattaca-FilmLoverss

Daha çok Truman Show’un yazarı olarak tanınan Andrew Niccol’ün, ilk filmi olan Gattaca, çocukların genetik olarak oynanarak kalıtsal sorunlara sahip olmadan doğabildiği yahut doğar doğmaz geleceklerinin tayin edildiği ve böylece belli bir kast sistemine yerleştirilebildiği bir gelecekte geçiyor. Öjeni fikrinin – insan nüfusunun genetik manipülasyon ile iyileştirilmesi fikri – sosyal veçhelerine bakan ve bunların ekstrem bir vaziyette seyrettiği bir distopya yaratan Gattaca aslında Cesur Yeni Dünya’nın düşman kardeşi sayılabilir. Yazarı Aldous Huxley’nin bile “ütopya mı distopya mı, bilemiyorum” dediği Cesur Yeni Dünya’ya nazaran çok daha gerçekleşebilir bir yakın gelecek portresi çizen Gattaca, bilim adamlarınca da en gerçekçi bilimkurgu film olarak nitelendirilmişti.

The Fly

the-fly-filmloverss

David Cronenberg’in erken dönem filmlerinden biri olan The Fly, aslında bir yeniden çevrim. Uyumsuz bir bilim adamının deneylerinden birinde yanlışlıkla bir sinek ile beraber kendini teleport etmesi sonucu bir sinek melezine dönüşmesini anlatıyor. Her ne kadar doğrudan genetik ile ilgili olmasa da, insan-hayvan melezi fikrinin (hem bilimde hem de korku edebiyatında) zirve yaptığı, uzaylı-insan melezleri ya da ordunun güçlü insan-hayvan melezi çalışmaları yaptığı haberlerinin yayıldığı 50’lerden gelen bu öykü Cronenberg’in elinde hak ettiği görselliğe ulaşıyor.

X-Men

X-Men-Days-Of-Future-Past

Aslında, Spiderman ya da birçok çizgi roman karakterini bu başlıkta inceleyebiliriz. Fakat, X-Men’in yeri biraz daha ayrı sanıyorum. Temelde doğal bir mutasyon ile aktarılan ve farklı insanlarda farklı şekilde işleyen bir gen mutasyonu sayesinde insan-üstü (ya da insanda farklı diyebiliriz) işlevlere sahip kişilerin toplumun bir parçası haline gelmesi, kendilerini kabul ettirmeye ve görünür olmaya çalışan bir grup ile aslında insanlardan üstün olduklarını (evrimin bir sonraki aşaması olduklarını) iddia eden diğer bir grup arasındaki çatışmayı anlatıyor. X-Men, genetik farklılığın (her anlamda) kabul edilmesinin ne denli güç olduğunu anlatan ırkçılık, homofobi vb. nefret politikalarına ayna tutan bir yapım olarak da izlenebilir.

District 9

district-9

District 9 alt metninde yabancı düşmanlığı, sosyal tabakalaşma ve göçmen problemine dair iç görüler barındıran, sürpriz bir Güney Afrika bilimkurgu filmi. Johannesburg yakınlarında bulunan hasta ve zayıf uzaylıların kapatıldığı bir “toplama kampından” adını alan film, uzaylı-insan melezi fikri üzerine de bir açılım. Güney Afrikalı bir diplomatın uzaylı atıklarından damıtılmış bir özsuyu ile temas edince yavaş yavaş uzaylı DNA’sı ile birleşmesi ve bu sebeple uzaylıları “toplama kampında” tutan zihniyetin hedefi haline gelmesini anlatıyor.

Jurassic Park

Westworld ile bilim kurgu sinemasına önemli bir film kazandıran Michael Crichton’ın yaratıcısı olduğu, yönetmenliğini Steven Spielberg’ün gerçekleştirdiği Jurassic Park, milyarder girişimci John Hammond’ın milyonlarca yıl önce dinazor kanı emmiş ve reçinede hapsolarak bozulmadan günümüze kadar gelebilmiş sivrisineklerden aldığı DNA ile dinazorları yeniden üretmesi ve onları Jurassic Park isimli bir “eğlence parkında” tutmasını anlatıyor film. Ancak, doğa ile oynanan her oyun gibi hiçbir şey planlandığı gitmiyor.

Womb

wombfilmloverss

Burada da bir park söz konusu. Womb, genetik kopyalama ile üretilen hayvanlardan oluşan bir eğlence parkının açılmasına karşı duran aktivist bir çifti anlatıyor. Erkek karakter talihsiz bir kazada ölünce, kadın sevgilisini kopyalayarak onu doğuruyor ve kendi çocuğu gibi büyütüyor. Ancak, kopyaların çoğaldığı bu “yakın” gelecekte, kopya insanlara karşı ciddi bir ayrımcılık da baş gösteriyor. Kadın oğlunu (sevgilisini?) kopya olduğunu söylemeden büyütmek zorunda kalıyor. Ancak, oğlan babasının (kendisinin?) öldüğü yaşa geldiğinde, sorulması gereken bazı sorularla baş başa kalıyoruz. Genetik gelişmelerin onaylandığı ama sonuçlarının bütünlüklü olarak onaylanmadığı çeşitli olası gelecek senaryolarından biri Womb.

Multiplicity

multiplicitiy-filmloverss

Ağır filmlerden biraz uzaklaşıyoruz ve 1990’ların başına Michael Keaton’ın henüz Birdman değil de Batman olduğu yıllara yolculuk ediyoruz. Multiplicity’de Doug (Michael Keaton) kopyalama konusunda önemli bir atılım elde etmiş bilim adamı bir arkadaşından kendini kopyalamasını ister. Böylece, o işte çalışırken, kendi hayatın tadını çıkarabilecek, ailesine vakit ayırabilecektir. Doug, klonların birbirinden farklı ve kendilerine özgü karakterleri olduğunu fark ettiğinde iş işten geçmiştir. Kopyaları kontrol edemeyen Doug başka kopyalar da yaratmak zorunda kalır. Kopyalama işine biraz bilimsellikten uzak bir şekilde yaklaşsa da konu üzerine yapılmış başarılı bir Harold Ramis komedisi.

Code 46

code-46-filmloverss

Code 46, şehirlerde ve dışında yaşayanların ikiye ayrıldığı, otoriter bir distopyada geçiyor. Şehirlerde yaşamak için ciddi sağlık raporlarının devamlı olarak alınması gerekiyor. Ayrıca, genetik açıdan ya da yaşam şartları açısından uyulması gereken birçok kod var. Farklı şirketlerce yönetilen belgelere sahip olunmadan bir şehirde yaşamak, şehire girmek yahut seyahat etmek mümkün olmuyor. Görevini suistimal ederek yasak bir ilişkiye giren William (Tim Robbins), yasak ilişkiye girdiği Maria’nın (Samantha Morton) hamile olduğunu ve hamileliğin genetik olarak ensest üremeyi engelleyen Kod 46 dolayısıyla sona erdirildiğini öğreniyor. Klonlama, baskıcı genetik, cinsel, sağlık politikaları ile biyoiktidar odağı haline gelmiş bir ağdan oluşan dünyada geçen bir Brief Encounter (1945) olarak anılan filmin yönetmeni Michael Winterbottom.

Island of Lost Souls

island-of-filmloverss

Gelelim andığımız filmlerin en eskisine. Sessiz sinemanın üretken ama pek bilinmeyen yönetmeni Erle C. Kenton tarafından yönetilen filmin başrollerini Charles Laughton ve Bela Lugosi paylaşıyor. H. G. Wells’in Dr. Moreau’nun Adası isimli eserinin ilk film uyarlaması olan yapıt, hayvanların “evrimini tamamlamalarını” sağlayarak onları insan benzeri canlılara dönüştüren Dr. Moreau’nun hikayesini anlatıyor. 1932 yapımı filmde, Moreau rolünde Laughton’un her zamanki gibi şüphe uyandırıcı edici, onun sağ kolu Sayer rolünde Lugosi’nin de her zamanki gibi tedirgin edici olduğunu söylemeye gerek yok.

The Boys from Brazil

boys-from-filmloverss

Franklin J. Schaffner’in yönettiği The Boys from Brazil, bir veteran oyuncu kadrosunu içinde barındırıyor öncelikle: Gregory Peck, Laurence Olivier, James Mason, Denholm Elliott. 70’li yıllarda Paraguay’da bir grup eski Nazinin bir arada olduklarını öğrenen genç bir adam, ünlü bir Nazi avcısı olan Ezra Lieberman’a (Laurence Olivier) haber verir. Dahası, Auschwitz’in Ölüm Meleği lakaplı doktoru Josef Mengele (Gregory Peck) de oradadır. Planlarıysa, Hitler’i hayata döndürecek bir genetik projedir. Canlı otopsiden, kimyasal deneylere kadar 2. Dünya Savaşı’nda birçok insanlık dışı uygulamada bulunan Mengele’nin, Arjantin ya da başka bir Güney Amerika ülkesinde yaşamış olduğuna dair haberler devamlı çıkıyor. 30 küsür ikiz kardeşin olduğu bir köy Mengele’nin deneylerinden biri olarak gösteriliyor.


Ekin Can Göksoy

Ekin Can Göksoy

119 yazı · 1987 yılında Bursa'da doğdu. Mühendislikten tarihe savruluşunda bir öykü kitabı, bir de roman çıkarmayı başardı. Ancak, sinema yapma isteğini rafa kaldırmayı düşünmüyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →