· 8 dk okuma

Game Of Thrones ve Gerçek Tarih

Game Of Thrones ve Gerçek Tarih

Game of Thrones ve gerçek tarih birbiriyle ne kadar örtüşüyor dersiniz? Diziyi bir yandan tarihsel bir perspektife oturtmaya çalışıp bir yandan dizide asla olamayacakları sıraladık.

Öncelikle, şu aralar internette viralleşen bir videonun belirttiği, Game of Thrones‘un hikayesinin aslında War of Roses yani Güllerin Savaşı olarak anılan İngiltere’nin önde gelen aileleri arasındaki iktidar mücadelesinden esinleniyor oluşu gerçeğine değinmemiz lazım.

İngiliz tarihini öğrenmemizi kolaylaştıran bir şey varsa, o da İngiliz dizileridir. Tudors vesilesiyle İngiliz tarihinin 1500 civarındaki kısımlarına bir nebze hakimiz. Daha az bilinen bir İngiliz yapımı, The White Queen ise Tudors’ın hemen önceki dönemini, 1400’lerin ortasını ele alan bir dizi. Baş kahramanımız diziye lakabıyla ismini veren Elizabeth Woodville.

Elizabeth Woodville‘in ilk eşi Lancaster ailesinden bir şövalye olan John Grey of Groby, ikinci eşi ise ilk York‘lu kral olan IV. Edward. İsimler tanıdık gelmediyse belirtelim: York‘lar bizim için Stark‘lar ve Lancaster‘ler de Lannister‘lar.

İki diziye de çok bulaşmadan (The White Queen‘de de sık sık fantastik öğeler karşımıza çıkıyor keza) hemen tarihe dönelim. 1377 yılında İngiltere kralı III. Edward ölüyor. Ölümünden bir sene önce ise, III. Edward’ın oğlu Edward ölmüş durumda, böylelikle tahta Edward’ın oğlu ve III. Edward’ın torunu 10 yaşındaki II. Richard geçiyor. II. Richard’ın 10 yaşında olmasının dışında bir problem daha var, III. Edward’ın başka çocukları da var. Edward’ın üçüncü oğlunun soyundan gelen jenerasyonlar Lancaster‘lar, dördüncü oğlunun soyundan gelenler ise York’lar.

Hikayenin bundan sonrası karışıklaşıyor o nedenle Güllerin Savaşı ve Game of Thrones bağlantısını bu denli kuvvetlendiren videoyu hemen alta koyduk.

Yukarıdaki videoda buraya kadar anlattıklarımız dışında Cersei ve Joffrey‘in de esin kaynaklarına dair ipuçları var. Cersei için kullanılan ilham perisi, Fransız Prenses Margaret d’Anjou. Lancester soyundan gelen VI. Henry ile evlenen Margaret d’Anjou‘nun oğlu Edward of Lancaster’ın 13 yaşında iken en büyük hobisi insanların kafasını kesmek. Tıpkı Joffrey gibi gayrimeşru olduğuna dair dedikoduları da var. Edward of Lancaster, zehirlenerek değil, gerçek hayatta Rob Stark‘a denk düştüğünü söyleyebileceğimiz, VI. Edward tarafından bıçaklanarak öldürülüyor. Detaylara bakınca Game of Thrones‘un hikayesinden uzaklaşsak da, kaba hatlarıyla İngiliz tarihinin dizi için büyük bir ilham kaynağı olduğunu görememek imkansız.

Güllerin Savaşı‘nda karşımıza çıkan bir diğer Game of Thrones‘a devşirilmiş kahraman da George Plantagenet. George Plantagenet Theon’un orijinal hali, Theon bildiğiniz gibi Robb Stark‘ın kardeşi olarak büyümüştü, ve Beş Kralın Savaşı sırasında da Robb‘un en güvenilir danışmanıydı. Fakat babasıyla görüşmeye giden Theon, Greyjoy kimliğiyle geri dönüp Robb’u sırtından vurmuş ve Kuzey’i işgal etmişti. George Plantagenet de IV. Edward‘ın kardeşi ve Güllerin Savaşı’nda başta York‘un savunucusu. Daha sonra biraz gönül işleri yüzünden, biraz da egosundan gaza gelip kardeşine sırt çevirip Lancaster‘ların tarafında mücadele veriyor. Edward savaşı kazanınca da, Plantagenet ceza olarak bir şarap fıçısında boğularak öldürülüyor.

Güllerin Savaşı, Game of Thrones‘un esinlendiği düşünülen, en azından feci paralellikler taşıyan tarihsel olaylardan yalnızca bir tanesi. Game of Thrones‘da karşımıza Cersei‘nin kardeşi olarak çıkan Jamie, Alman Tarihi’nden ilham alınarak yazılmış. Tıpkı Jamie gibi Gottfried von Berlichingen de soylu bir aileden geliyor ve İmparatorluk Şövalyesi oluyor. Bir savaş sırasında Gotz topunun isabet etmesi sonucu elini kaybediyor. Yine de sahalardan uzak kalamayan Gotz, kendine çok havalı bir demir el yaptırıyor. Jamie’nin Lannister olmasının en havalı yanlarından biri muhtemelen, elinin altından olması.

Game of Thrones hepimizde düğün fobisi yarattı bildiğiniz gibi, iki düşman ailenin evliliği artık en tırstığımız şeylerden biri. Daha çok tırsmamızı gerektirense, hikayenin gerçek olaylardan ilhamını alıyor olması. Öncelikle ismi Black Dinner (Kara Akşam Yemeği) olan İngiliz tarihinden bir hikayeye uzanıyoruz: 1440 yılında 16 yaşındaki Douglas’lı VI. Earl ve küçük kardeşi David, on yaşındaki İskoçya Kralı II. James tarafından Edinburg Kalesi‘nde bir yemeğe davet ediliyorlar. Aslında bu daveti yapan kralın danışmanı Sir William Crichton. Yemek daveti vesilesiyle iki soylu gencin de kafaları kesiliyor. Kırmızı Düğün’ün bir başka esin kaynağı Japon’ların yarı tarihi yarı mitolojik metni Kojiki‘nin ikinci bölümünde anlatılanlar. Söylenenlere göre İmparator Jimmu, politik tehdit olarak gördüğü insanları büyük ziyafetler esnasında öldürürmüş. Ve yemek eğer bir katliama dönüşecekse, her şeyin başlangıcı Jimmu’nun söylediği bir şarkı olurmuş.

blackwater bay-filmloverss

Bu işin ucu bir şekilde buraların tarihine de değmeli, gönlümüzden kopan o diye düşünüyorsanız, galiba bunu da başarabiliriz. Karasu Savaşı, nam-ı diğer The Battle of Blackwater Bay, ilhamını Constantinopolis’in ikinci kez Arap İşgali altında olduğu 674-678 tarihli olaylardan alıyor. Game of Thrones‘da yer alan o yeşil renkli alev toplarına benzer bir madde olan Rum Ateşi ile bu savaş neredeyse kaybedilmek üzereyken kazanılmıştır. Rum Ateşi’nin stratejik bakımdan en önemli özelliği, su eklendikçe alevin artması.

Yine kültürel olarak çok uzak olmadığımız bir konu, Melisandre‘nin ‘Kırmızı Din’inin ne olduğu. Lise tarih kitaplarını anımsayın, birileri var, tek tanrılı bir din gibi bir şeyi benimsemişler, aynı zamanda ateşe tapıyorlar, bugünkü İran’da Pers İmparatorluğu tarafından benimsenmiş bir din… Bu cümleleri hatırladınız mı? Evet zerdüştlükten bahsediyoruz, kabaca belirtebiliriz ki gerçek hayatta Melisandre bir Zerdüşt. Zerdüşt’ler yaygın kanaatin aksine ateşe tapmıyorlar, nasıl ki Müslüman’lar Kabe’ye tapmıyorsa. Melisandre’nin yarı-sosyopat dininin birebir Zerdüştlük olduğunu da iddia edemeyiz aynı şekilde, ama kesinlikle Işığın Efendisi‘ni merkezine alan dinin en büyük ilhamı Zerdüştlük.

Bunların dışında kısaca değinmemiz gerekirse Duvar Romalıların Hadrian Duvarı‘ndan, Demirdoğan‘lar Viking‘lerden, Eski Tanrılar Kelt tanrıları, Bravos Venedik‘ten, Yedi Krallık Heptarchy olarak da anılan İngiltere’nin 7 Krallığı’ndan, Kralın Eli statüsü Vezir’lerden (ve hatta Sadrazam’lardan), Dorthraki‘ler Moğollar‘dan, Brienne Jean d’Arc’tan, Rhine Nehri Ren Nehri‘nden, Kralın Şehri Bizans‘tan, ve burada kaçınılmaz olarak unuttuğumuz nice detay tarihin başka başka köşelerinden esinlenerek yaratılmış vaziyette.

Peki Game Of Thrones’un Tarihle Örtüşmeyen Yanları?

Game of Thrones ve gerçek tarih yukarıdaki örneklerde ve daha gözümüzden kaçan nice başka olayda örtüşse de, ejderhalar, gölge şeklinde doğan bebekler yada Ak Gezenler gibi fantastik unsurları elediğimiz zaman dahi Ortaçağ Dünyası’na kıyasla farklılıklar gösteriyor. En basitinden, Ortaçağ kesinlikle Game Of Thrones gibi bitmek bilmez olay ağlarıyla örülü, bu denli yüksek tempolu bir zaman aralığı değil, hatta Avrupa ekseninde Ortaçağı ele alırsak, kabaca olaylar kilisenin baskıcı tavırları etrafında gelişiyor çoğu zaman. Yani Game of Thrones evrenine alışmışsanız Ortaçağ’ı sıkıcı bulmanız dahi mümkün.

Kafamızda kadınlar Ortaçağ’da bugünkünden çok daha farklı konumlandırıyormuş gibi dursa da, aslında Ortaçağ’da gücü elinde tutmayı başarmış belli başlı kadınlar gerçekten de var. Bir Khaleesi kolay kolay yetişmese de, bilhassa Cersei Baratheon, Margaery Tyrell  veya Catelyn Stark gibi kadın figürler Ortaçağ’ın her köşesinde. Fakat eğer İngiltere nezlinde düşünürsek bir tek VIII. Henry‘nin Anne Boleyn‘i hainlikle suçlayarak öldürttüğü görünüyor. (Margaery’nin de Anne’in de kafamızda aynı suratla canlanıyor olması ne ilginç bir detay oldu, değil mi?) Yani Ortaçağ tarihinde bol bol güçlü kadın da var, lakin tam olarak hükümran konumuna gelmeleri alışılmışın dışında. İşler Harem taktikleriyle dönüyor genellikle.

Gelelim Lekesizlere… Kabul etmek lazım ki burada da ciddi bir devşirme esinlenmesi var. Devşirmeler bildiğiniz gibi genç yaşta sünnet edilip müslüman ailelerin yanına daha sonra asker ve bürokrat olmak üzere yerleştirilen çocuklar. Bir yandan da Harem Ağaları var. Bunlar özünde daha önceden hadım edilmiş (hadım İslam’a aykırı ama hadım edilmiş köleleri satın almak sakıncalı görülmüyor) siyahi erkekler arasından seçiliyor ve Kızlar Ağası statüsü Osmanlı Sarayı‘nda padişah ve sadrazamdan sonra en yüksek mertebe. Cinsel ilişkiye girememeleri, çocuklarının veya akrabalarının olmaması bakımından bir hayli güvenilir kabul ediliyorlar ve en alt statüden başlayarak sırayla acemi ağası, nöbet kalfası, ortanca, hasıllı, on ikinci hasıllı, yaylabaşı gulamı, yeni saray baş kapı gulamı oluyorlar ve en başarılı olanları Kızlar ağası olarak atanıyor. Nasıl ki Harem zamanla Batı’da sarayda kadınların kaldığı yer olmaktan sıyrılıp ömür boyu geçerliliği olan bir kerhane havasına sokulmuşsa oryantalist bakış açısıyla, Lekesizlerin durumu da biraz öyle. Ama burada bir batı fantezisi haline gelen iki farklı unsurun birbirine sokulması dışında bir problem daha var, o da hadım edilmiş bir askerin bilimsel olarak sıkıntı yaratacak olması. Hadım etmek demek, vücutta testesteron dengesinin bozulması demek, bu da Lekesizlerin ortalama bir erkekten daha az kas üreteceği manasına geliyor. Her ne kadar bu bilgi teknik olarak Lekesizlerin neden nispeten çelimsiz bir fiziğe sahip olduğunu kanıtlamada karşı bir argüman olarak da kullanılabilecek olsa da, bu denli testesteron noksanları Lekesizleri dünyanın en harika ordusu olmasına kaçınılmaz olarak engel olacaktır.

lekesizler-filmloverss

Buna benzer bilimsel temel kaynaklı bir diğer uyumsuzluk ise Dorthraki’lerin kılıçları. Kılıcın şekli çok havalı olsa da, pratikte onu kullanışsız hale getiriyor. Ki silahlara değinmişken, ucuna popüler kültür değmiş tüm diğer eserlerde olduğu gibi Game of Thrones‘da da kılıç düelloları bir hayli hatalı, yarın öbür gün kılıçla biriyle savaşmak durumunda olursanız kendinize eskrim müsabakasında olmadığınızı anımsatıp kılıçları şaklatmanın sizi yormak ve belki de kılıcınızı kaybetmekten başka bir şeye yaramayacağını kendinize hatırlatmanız naçizane tavsiyemiz. Ortaçağ’da amaç kendinizi korumayı ihmal etmeksizin rakibinizi hızlıca elimine etmekti. Kimse hayatta kalmaya çalışırken işin estetik kısmını düşünmez. Ha düello sahnelerini biz de seviyoruz, ama bu sevgi maalesef düelloların tarihe uygun bir biçimde gerçekleştiğini göstermiyor.

Hikaye ve tarih arasındaki en büyük farklılıklardan biri, Ortaçağ’da genellikle tahta çıkacak bir aday olmadığı zaman iç savaşların çıkması. Çünkü ancak kesin olarak tahta çıkacak bir kral yoksa, o zaman taht üzerinde iddiası olanlar meydana çıkıyor. Keza Güllerin Savaşı‘nda da durum bu: II. Richard‘ın bir çocuğu olmadığı için II. Richard‘ın ölümünün ardından tahta amcası, Lancaster‘lardan  IV. Richard geçince savaş başlamıştı. Fakat Joffrey tahta geçtiğinde ortada böyle bir es geçilen jenerasyon veya güç boşluğu durumu söz konusu olmadığı halde savaş çıkıyor. Bu noktada Joffrey’in ensest bir ilişkinin gayrimeşru çocuğu olması da iyi bir gerekçe sayılmaz, çünkü dedikodular iktidar devirse, çoğu krallık kolay kolay ayakta kalmazdı.

joffrey-filmloverss

Game Of Thrones‘un kafamızda geçmişe dair olan önyarılar sebebiyle es geçtiği bir başka detay, Ortaçağ’ın sandığımızdan daha renkli olması. Her ne kadar bugün bize tarihi binaların kabası kalsa da Ortaçağ binalarının rengarenk, hatta grafitilerle kaplı olduğuna dair bilgiler elimizde mevcut. Yani Game Of Thrones’un atmosferi ekstra bir karanlık efekte ihtiyaç duymadığından, bu detay pekala yapımın avantajına kullanabilinirdi. Duvarlarda Cersei ve Jamie’nin münasebetsiz ilişkilenmesine dair detayların yer aldığını düşünün mesela, tatlı olmaz mıydı?

Karanlık atmosfer ve Ortçağ’a dair önyargıların bir başka bileşimini de herkesin pis pis ortalıkta dolaşması örneğinde görüyoruz. Biz insanlar daha pisken kendimizi atmosfere hepten kaptırıyor olabiliriz ama aslında insanlar o denli pislik içinde dolaşmıyorlardı. Halkların sabuna ulaşma imkanı olduğu gibi, hayatlarında diş macunu olduğu gibi, dişlerine bir hayli özen gösterdiklerini de belirtelim. Malum Ortaçağ’da çürük dişin anlamı kerpetenle anestezisiz bir biçimde dişinizin yolunmasıydı.

Sonuç olarak Game Of Thrones ve gerçek tarih, tüm fantastik öğelere rağmen birbirleriyle pekala uyum içerisindeler. Bizim yaptığımız biraz cımbızla detay avına çıkmak oldu. Game of Thrones fantastik bir roman uyarlaması değil de, evrimin ejderhaların oluşumuna imkan verdiği, fizik kurallarının büyüye elverişli olduğu bir paralel evrenin Ortaçağ’daki hali gibi.

Kaynaklar: 

http://www.quora.com/What-historical-parallels-or-allusions-are-there-in-Game-of-Thrones-Are-there-any-societies-or-countries-or-political-sagas-that-Game-of-Thrones-ASOIAF-is-based-on-or-similar-to, 

http://mentalfloss.com/article/56558/7-historical-parallels-game-thrones, 

http://www.livescience.com/44599-medieval-reality-game-of-thrones.html


Hazan Özturan

Hazan Özturan

231 yazı · Galatasaray Üniversitesi'nde 7 yıl boyunca felsefe okudu. Şu sıralar toplumsal cinsiyet alanındaki yüksek lisansı gereği sinemanın doğduğu şehirde, Paris'te yaşıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →