Game of Thrones’un Esinlendiği 9 Yaşanmış Olay
Muazzam bir yapım süreci, oyunculuk performansları ve akıl almaz senaryosuyla dizi tarihine damga vuran Game of Thrones, yazarı George Martin’in müthiş hayal gücünün bir ürünü olarak altyapısını oluşturuyor. George Martin tarihe olan tutkusunu her fırsatta dile getidiği gibi yarattığı fantastik dünyayı usta kalemiyle okuyucusuna aktarıyor. Hatta Martin’in dizide yaşanan bazı olayları tarihten ilham alarak oluşturduğunu söylersek yanılmış olmayız.
Game of Thrones’un Esinlendiği 9 Yaşanmış Olay!
The Red Wedding (Kızıl Düğün)

The Red Wedding , nam-ı diğer Kızıl Düğün. Ned Stark’ın ölümüne yeni alışmışken tüm umutlarımızı Robb Stark’a bağladığımız dönemde ortaya çıkan bu olay dizinin en vurucu anlarından biri olarak hafızalara kazınıyor. Dizinin 3. sezon 9. bölümünde gerçekleşen Kızıl Düğün, sakin ve pek fazla olayın yaşanmadığı 3. sezonda bomba etkisi yaratmıştı. Babası öldükten sonra başa geçen Kuzeyin Kralı Robb Stark, annesi Catelyn Tully ve bir sürü Kuzeyli insanın katledildiği bir olay Kızıl Düğün, Robb Stark’ın Frey Hanesi’nin Lordu Walder Frey’in kızlarından biriyle evlenmek için anlaşma yapıp daha sonradan anlaşmayı çiğnemesi üzerine intikam alınarak gerçekleşmiştir. Anlaşma bozulduktan sonra Walder Frey’in talebi doğrultusunda Lord Edmure Tully ile Frey’in kızı Roslin arasında bir düğünün gerçekleşmesini ister. Bunun üzerine Robb , annesi Catelyn ve çok sayıda atlı askeri ile birlikte düğüne katılır. Aralarında Roose Bolton’un da bulunduğu düğün normal bir şekilde ilerlerken Edmure ile Roslin’in yatak töreni sırasında Rains of Castamere (Castamere Yağmurları) şarkısının çalınmasıyla işler farklı bir hal alır. Bir tür sinyal niteliğinde olan bu şarkı çalındıktan sonra Frey ve Bolton askerleri Stark askerlerini öldürürler. Robb Stark oklarla vurulur ve Roose Bolton tarafından kalbine bıçak sokularak öldürür. Catelyn ise boğazından kesilerek öldürülür. Roose Bolton’ın Robb Stark’ı öldürdüğü sırada “Lannisterlar selamlarını iletti.” demesi üzerine Lannisterların bu işte parmağının olduğunu anladığımız olay, dizi tarihinin izleyiciyi şoke uğratan olaylarından biri olaral akıllarda kalıyor.
Kızıl Düğün ilhamını İskoçya’da 1440 yılında devlete düşman olan 16 yaşındaki William Douglas’ın ve onun erkek kardeşinin İskoçya’nın on yaşındaki kralı Kral James II’in akşam yemeğine davet edildiği geceden alır. Edinburg Kalesi’nde gerçekleştirilen bu yemekte, masaya ölümü simgeleyen bir siyah öküz başının getirilmesiyle işin gerçeği ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine William Douglas ve ekibindekiler, organizasyonu ayarlayan ve katliamın gerçekleştirilmesini sağlayan William Chirchton önderliğindeki ekip tarafından boğazları kesilerek öldürülmüştür. Her ne kadar bir düğünde olmasa da bir yemekte gerçekleştirlen bu olay tahtı ele geçirmek ve devlette baskın taraf olmak adına yapılan bir faaliyeti gözler önüne seriyor. İşte bu sıra dışı olay da George Martin’in kitapta Kızıl Düğün’ü yazmasına neden olmuştur.
The Lannisters vs the Starks

Dizide hanedanlar arası -çoğu taht kavgasının ekseninde olan- Lannisterlar ve Starklar arasındaki çekişme birçok sahnede etkisini gösteriyor. İlk olarak Catelyn’in kız kardeşi Lysa ile evli ve Ned Stark’ın kardeşi gibi olan Robert Baratheon’un sağ kolu Jon Arryn’in ölümünde Lannisterların parmağının olduğunu gösteren mektup, dizideki olayların başlamasına sebep olmuştur.Dizinin ilk başlarında Lannisterlar ve Starkları karşı karşıya getiren bu olaydan sonra Jon Arryn’in ölümünü araştıran Ned, Joffrey’nin Robert’ın gayrimeşru çocuğu olduğunu öğrenir. Bunun üzerine Robert Baratheon ölünce tahta geçen Joffrey için Ned Stark itiraz eder. Joffrey’nin emri doğrultusunda idam cezasına çarptırılan Ned Stark ölür ve dizinin ilk şok edici ölümü gerçekleşrilerek bugüne kadar yapılan dizilerden farklı bir proje izleyeceğimizin sinyalleri verilir. Bunun yanında yukarıda bahsettiğimiz gibi Lannisterların Kızıl Düğün’de Freyler araclığıyla Robb ve Catelyn Stark’I öldürmesi de Lannisterlar ve Starklar arasındaki çekişmenin hat safhada olduğunu gösteriyor. Lannisterların “Lannisterlar her zaman borçlarını öderler.” sözünü kullanmaları kendilerine yapılan bir yanlışın asla karşılıksız kalmayacağını gözler önüne seriyor. Zaten dizide Stark ailesinden bugüne kadar birçok kayıbın verilmesi bunu doğrular nitelikte.
Kitapların yazarı George Martin’in Lannisterlar ve Starklar arasındaki çekişmeyi, İngiltere tarihinde 1455-1485 yılları arasında gerçekleşen Güller Savaşı (Wars of Roses) isimli ibr iç savaştan ilham alarak yaratmıştır. Lancaster ve York Hanedanları arasında yapılan Güller Savaşı’nda York Hanedanlığı Starkları , Lancaster Hanedanlığı ise adından az çok tahmin edileceği gibi Lannisterları temsil ediyor. Savaşın detayları dizideki olaylarla benzerlik taşımassa da bu savaşta yer alan bazı bir iki karakteri dizideki karakterlerle başdaştırmak mümkün . Örnek vermek gerekirse VI. Henry ile evlenen Margaret de Anjou’yu Henry’in yerine ülkeyi yönetmesi, ipleri elinde tutması bakımından Cersei karakterine benzetebilriz.
Joffrey

Dizide gözüktüğü süre boyunca birçok insanın nefret ettiğini, davranışlarıyla itici bulduğu, ölmesini canı gönülden istediği bir karakter Joffrey Baratheon. Jack Gleeson’ın başarılı oyunculuğla hayat bulan Joffrey, Kral Robert Baratheon ve Kraliçe Cersei Lannister’ın en büyük çocuğu ve tahtın varisidir ama aslında Jaime Lannister’ın oğludur. İnatçı, öfkesini kontrol edemeyen ve sadist bir kişilik olan Joffrey, insanlara çok acımasız bir şekilde davranmasıyla da bilinir. Krallıkta çıkan sıkıntılarla daha da sevilmeyen biri olan Joffrey Sansa’yı terk edip Margaery ile evlendiği düğünde Olenna Redwyne ve Baelish tarafından düzenlenen bir kumpasla bütün saray halkının gözleri önünde zehirli şarabı içti ve boğularak hayatını kaybetti. 4.sezonun 2.bölümünde gerçekleşen bu olayda dizinin hayranları her ne kadar Joffrey’nin ölmesini istede bu şekilde öleceğini tahmin etmeyerek ilginç bir sezon izleyeceklerinin işaretlerini aldılar. Ölünce birçok insanın içinin yağlarını eridiğine yüzde yüz emin olduğumuz Joffrey’nin dizi tarihinde sonrasında yaşananlara bakarak en sansasyonel ölümlerden birine sahip olduğu söyleyebiliriz.
Joffrey karakterinin tarihteki tam karşılığının Edward of Lancaster yani Lancaster’lı Edward olduğunu söyleyebiliriz. VI. Henry ve Margaret de Anjou’nu oğlu olan Lancaster’lı Edward’ın Joffrey gibi gayrimeşru bir çocuk olduğu bilinmektedir. Joffrey gibi kötü huylu, kinci, düşmancıl tavırlarla insanlara yaklaşan ve sadist bir kişiliğe sahip olan bir karakterdi Lancaster’lı Edward. Hobileri arasında savaşmak, arkadaşlarına rastgele saldırmak, insanların kafasını kesmek gibi uçuk aktiviteler var. Akıllara durgunluk veren bir yaşam anlayışına sahip olan Edward’ın hayatı ise Joffrey gibi zehirlenerek değil, IV.Edward tarafından bıçaklanarak öldürülmesiyle son buluyor. Buradan da anlaşılacağı üzere Joffrey ve Edward birçok yönden birbirlerine benzeyen psikopat kişilikler olduğunu söylersek abartmış olmayız.
The Wall

The Wall yani Duvar , Game of Thrones’un tarihinde insan yapımı dokuz harikadan biri olarak kabul edilen ve ülkeyi ötesindeki vahşi topraklardan korumak için yapılan bir yapı olarak kendini gösteriyor. Barbarları ve Ak Gezenleri dışarda tutan, Yedi Krallığın kuzey sınırında 300 mil boyunca uzanan, 700 fit yüksekliğindeki buzdan yapılma olan bu duvar Gece Bekçileri tarafından savunuluyor. Kalın demir parmaklıklar ve devasa zincirler tarafından güvenle kilitlenmiş birkaç tünel dışında hiç kapısı bulunmayan Duvar, devasa ve görünüş bakımından düşmanlarını kaçırtabilecek tüyler ürpertici bir yapıdır.
George Martin ise kitapta Duvar’ı yaratırken Hadrian Duvarı’ndan esinlenmiştir. Hadrian Duvarı, İngiltere’yi doğu-batı doğrultusunda ikiye ayıran Roma İmparatorluğu zamanında taştan yapılmış bir settir. Britanya eyaletinin kuzey sınırını korumak için yapılan bu duvar, Romalıların Britanya’yı işgal edip İskoçya’ya geldikleri dönemde bu ilerleyişi durdurmak için İmparator Hadrianus tarafından yaptırılmıştır. Aynı zaman çeşitli efsanelerin ortalıkla kol gezdiği dönemde yapılan Hadrian Duvar’ı tıpkı dizideki Duvar dibi düşmandan korunmak amacıyla yapılması bakımından büyük benzerlik taşıyor.
The War of the Five Kings ( Beş Kralın Savaşı)

The War of the Five Kings yani Beş Kralın Savaşı’nı dizide daha çok ikinci sezonda başlayan süreçte gördüğümüz olayların toplamından oluşur. Kral Robert Baratheon’ın ölmesiyle başlayan bu savaş; Joffrey Baratheon, Stannis Baratheon, Renley Baratheon, Robb Stark ve Balon Greyjoy’dan oluşan beş kral arasındaki taht mücadelesini anlatır. Joffrey Baratheon, Stannis Baratheon, Renley Baratheon Demir Taht için mücadele ederken; Robb Stark ve Balon Greyjoy ise Yedi Krallık’tan ayrılarak ayrı krallıklar kurmak isterler. Bu amaçlarla başlayan Beş Kralın Savaşı, dizide izleyiciyi şaşırtan ve izleyicinin her bölümü büyük bir sabırsızlıkla izlemesini sağlayan olaylara ışık tutar.
Beş Kralın Savaşı ise tarihte 1337–1453 yılları arasında İngiltere ve Fransa arasında yapılan Yüz Yıl Savaşları’nın bir nevi yansımasıdır. İngiltere kralı III. Edward’ın Fransa tahtında hak iddia etmesiyle başlayan olaylar 116 yıl sürecek bir savaşın başlangıç noktasını oluşturur. Feodalite ve hanedan savaşı olarak anılan Yüz Yıl Savaşları; Fransa’nın galibiyeti ile sonuçlanmış ve İngiltere’de ise Güller Savaşı’nın çıkmasına neden olmuştur.Karada ve denizde yaşanan savaşlar ve birçok insanın ölmesi bakımından tarihe damga vuran bu savaş aslında Game of Thrones’da yaşanan taht kavgalarının ilham noktası olmuş, dizide gördüğümüz olayların fantastik dünyada geçen bir yansıması olarak karşılık bulmuştur.
The Dothraki

Essos’un göçebe yaşam halkını temsil eden Dothraki’ler, göçebe yaşamlarının bir parçası olan atlara büyük bir bağlılık beslerler. Atlarını yiyecek, ulaşım, kıyafet, el sanatları için malzeme kaynağı olarak kullanırlar. Dothraki insanlarının binicilik yetenekleri çok gelişmiştir. Savaşmaya çok önem verirler. Bu halkta yaşayan insanlar, kahramanlıklarının bir göstergesi olarak saçlarını uzatırlar ve kazandıkları her zafer için saçlarına bir çan takarlar. Savaşı kaybederlerse de saçlarını keserler. Khal Drago’nun başını çektiği Dothraki’ler Drago’nun Daenerys ile evlenmesi sonucu dizide yer almaya başlarlar ve birinci sezonda bu devletin yaşamını yakından görürüz. Khal Drago’nun ölümüyle bir arada olan klanların dağılması devletin kaderinin hepten değişmesine de sebep olmuştur. Dizide barbarlar olarak kendilerini gösteren Dothraki’ler toplu tecavüz etmeleriyle, insanları yağmalamalarıyla, savaşçı olmalarıyla ve insanları öldürmeleriyle bilinir.
Yukarıda da söylediğimiz gibi Daenerys aracılığılya yakından tanıma fırsatı bulduğumuz Dothraki’ler dizide tarihte 13. Yüzyıl döneminde yaşayan Moğol toplumundan ilham alınarak oluşturulmuştur. Moğol toplumu tıpkı Dothraki’ler gibi göçebe bir yaşam sürüp, çadırlarda yaşamayı benimsemişlerdir. Atlara çok önem veren Moğollar, 13. yüzyılda Avrupa’nın birçok yerini istila etmelerinden dolayı bir tehdit unusuru olarak algılanmıştır. Göçebe oldukları halde birlik içerisinde olan Moğollar Cengiz Han’ın ölümünden sonra eski güçlerine kavuşamamışlardır. Buradan anlaşılacağı üzere dizide Dothraki’ler tıpkı Moğolların tarihte yaşadığı kaderi yaşamışlardır ve bu durum George Martin’in Dothraki halkını oluşturmasına olanak sağlamıştır.
Mad King Aerys Targaryen

Mad King Aerys Targaryen yani Deli Kral Aerys Targaryen. Daenerys ve Viserys Targaryen’in babası olan Aerys, Demir Tahtta oturan son üyesidir aynı zamanda. Dizide belli bir aktörün
canlandırmadığı bu karakter, inanılmaz zekasıyla krallığa çok büyük bolluk ve rahatlık yaşatmış ancak kısa süreli bir ayaklanmada, asi bir lord tarafından birkaç ay esir tutulduğunda giderek dengesizleşmiş psikopat, aksi, paranoyak bir karakter olmuştur. Bundan sonra deli lakabını alan Aerys, öfkesiyle krallığa kök söktürmüştür. Ölümü de Kral Muhafızı olarak seçilen Jaime Lannister’ın elinden olmuştur ve bu olaydan sonra Jaime Lannister Kingslayer lakabını almıştır.
Deli Kral Aerys Targaryen tarihte Fransa’nıın akıl hastası olarak bilinen kralı VI. Charles ile büyük bir benzerlik taşır. Delirmeden önce yakışıklı ve başarılı bir kral olan VI. Charles, bir gün ordunun başındayken etrafında bulunan asiller ve şövalyelere kılıcı ile saldırmaya başladı ve dört şövalyenin ölümüne sebep oldu. Bundan sonra eski haline dönemeyen VI. Charles, etrafında saldırgan bir kişilik olarak tanındı. Delirmesi yönünden VI. Charles Aerys Targaryen ile benzer kaderi paylaşmış diyebilriz.
The Cannibal Wildlings

Dizide Sur’un Ötesi’nde en kuzeyde yer alan bölgelerden birinde yaşayan Thenn’ler , yamyam olarak bilinirler. Vahşi savaşçılar olarak bilinen Thennler dizinin bir bölümünde ölen bir Gece Nöbetçisi’nin kolunu yerken görülürler.
Yamyamlığın bir kimlik olarak üzerine yapıştığı Thenn’lerin ilhamını tarihte 15. yy da İskoçya’da yaşayan Beane Ailesi’nden ilham alır. The Hills Have Eyes filminde konu olarak yer alan bu aile, Sawney Beane’nin mağarada eşi ile birlikte yaşamasıyla yamyamlık dahil her türlü psikopat davranışı sergilemeleriyle tanınmışlardır. 14 çocuk ve 32 tane toruna sahip olan bu aile o zamanlar bölgede yaşayan insanlara korku salmışlardır. Thenn’lerin Beane ailesi kadar olmasa da yaymyamlık belirtisi göstermelerinden dolayı bu aile ile aralarında bir benzerlik kurulmuştur.
Bran ve Rickon Stark

Stark Hanedanlığı’nın en küçük iki çocuğu olan Bran ve Rickon Stark, babaları Ned Stark’ın idamından ve Theon Greyjoy’un Winterfell’I ele geçirmesinden sonra Osho, Hodor ve kurtlar ile birlikte bölgedegn kaçmayı başarırlar. Buradan sonra dizinin 3. sezonunda Bran’in kargayı bulmak için Sur’un ötesine gitmesi gerektiğini düşünmesi üzerine sezon sonunda Rickon ile yolları ayrılır. Çünkü Bran kardeşine zarar gelmemesi için Osha’ya Rickon’ı Starkların sadık sancak beyi İrijon Umber yerleşkesine götürmesi için emir verir. Buradan sonra izleyici Bran’ı 6. sezonda gelmek üzere bir sezon boyunca dizide göremez. Rickon da aynı şekilde dizide gözükmez ve ona akıbeti konusunda kimsenin en ufak bir fikri yoktur.
Dizide Bran ve Rickon kardeşlerin yaşadığı bu durum tarihte 15. yüzyılda İngiltere’de kral naibi olan III. Richard’ın Edward IV oğulları 12 yaşındaki Edward’ı ve 9 yaşındaki Richard’ı kuleye hapsetmesinden ilhamını alıyor. 1483’da amcaları yeni kral olan III. Richard’ın emirleri doğrultusunda hapsedildiği düşünülen bu kardeşlerin yaşadığı durum dizide Theon Greyjoy’un Winterfell’I ele geçirmesinden onları tutsak tuttuğu dönemdeki olaylar arasında bir bağlantı kurduruyor. Theon’un da bir zamanlar onların amcaları ya da abileri konumunda olduğunu düşünürsek bu olaylar arasında rahatlıkla bir bağlantı yakalayabiliriz.
Sıla Şahinöz
3338 yazı
Yazarın diğer yazılarını gör →