Game of Thrones’un 6. Sezonundaki Nefes Kesen 15 Sahne
HBO’nun reyting rekorları kıran efsanevi dizisi Game of Thrones’un muazzam bir sezonunu daha geride bıraktık. Gelin dizinin altıncı sezonunda neler yaşandığını hatırlamanızı sağlayacak nefes kesen sahnelere bir göz atalım.
*** Bu yazı Game of Thrones ve A Song of Ice and Fire serisine dair keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içermektedir.***
Game of Thrones’un 6. Sezonundaki Nefes Kesen 15 Sahne
1 – White Walkers Nasıl Ortaya Çıktı?
Game of Thrones adından da anlaşılacağı üzere taht etrafında dönen entrikaların büyük yer kapladığı bir dizi. Ancak geniş açıdan bakacak olursak dizinin odak noktasını en iyi özetleyen cümle “Winter is Coming!” Altı sezondur gelmesi için günleri saydığımız kış nihayet Hisar’dan gelen beyaz kuzgun ile resmiyet kazandı. Bu ürkütücü kışın kapıyı aralamasıyla da White Walker tehlikesi daha da yaklaşmış oldu. White Walkers ile karşılaşmamız ilk günden beri bu ırkın nasıl ortaya çıktığı ve amaçlarının ne olduğunu çok merak ettik. Bu ırkı bu kadar tehditkâr hale getiren ya da güneye doğru ilerledikleri yolda büyük gayeleri neydi?

Uzun süredir göremediğimiz Bran Stark, aklımızdaki bu soruları cevaplayarak büyük oyuna iddialı bir giriş yaptı. Geçmişleri hakkında hiçbir bilgimizin olmadığı White Walkers konusunda bizi aydınlatan Bran, ırkın nasıl oluştuğunu gözler önüne serdi. İnsanlar ile olan savaşta büyük hezimete uğrayan Ormanın Çocukları, ellerindeki tek çarenin White Walkers’ı yaratmak olduğuna karar verirler. Ejderha camını bir insanın göğsüne saplanmasına şahit olan Bran, insanlığın en büyük tehditinin çocukların elinden çıktığının farkına vardı.

2- Stark Kardeşlerin Buluşması
Game of Thrones’un altıncı sezonu hiç beklemediğimiz kadar Stark dostu oldu. Uzun süre boyunca imkânsız olarak tabir ettiğimiz Jon Snow’un inanılmaz geri dönüşünden tutun, adeta görmediği işkence kalmayan Sansa’nın nihayet intikamını almaya başlamasına kadar pek çok olay ile Ned’in evlatlarının yüzlerinin gülmeye başladığını söyleyebiliriz. Ancak bu olayların arasından öyle bir tanesi vardı ki, bizim hem sevinmemize hem de son derece duygulanmamıza neden oldu. Birinci sezonun ardından bir kez bile yan yana gelemeyen, hatta tam buluşacaklar dediğimizde Red Wedding gibi korkunç bir katliama kurban giden Stark Hanesi, nihayet altıncı sezonda bu kısır döngüye son verdi.

Ölümü göze alarak Ramsay Bolton’ın elinden kurtulan Sansa nerede olduğunu bildiği tek kardeşinin yanına doğru yola çıktı. Ölümden geri dönmesinin ardından yaşanan olaylara hala bir anlam veremeyen Jon’un karşısında Sansa’yı görmesi aslında her şeye cevap olmuştu. Kardeşlerim dediği insanlar tarafından bıçaklanan, sözlerine inandığı her insan tarafından kandırılan kardeşler birbirlerine sarıldıkları anda uzun süredir ilk defa kendilerini güvende hissetti.
3 – The Hound’un Dönüşü

Game of Thrones altıncı sezonunda öldüğüne üzüldüğümüz karakterleri alışık olmadığımız bir şekilde geri getirmeye başladı. “Eğer ekranda öldüğüne şahit olmadıysanız, karakterin aramızdan ayrıldığına hiçbir zaman emin olmayın” cümlesini kanıtlayan yaratıcılar, iki sezondur teori kazanlarını bol bol körüklüyor. Dizinin öldürmekten hiçbir zaman kaçınmadığını göz önüne alarak Sandor Clegane’nin Arya ile helalleşemeden aramızdan ayrıldığına kesin gözüyle bakmıştık. The Broken Man adlı bölümle büyük oyuna yeniden katılan tazı, huzuru yedinin yolunda ilerleyen bir toplulukta bulmuştu ama dizi adının hakkını vererek kısa süre içinde bu mutluluğa son verdi. O sırada ormanlıkta olduğu için kanlı katliamın önüne geçememiş olsa da bunu planlayanların hemen peşine düşen The Hound’un yolu yeniden The Brotherhood Without Banners ile kesişti. Lady Stonheart?
4 – Arya’nın Hayat Mücadelesi
İki yıl önce mottosunu Valar Morghulis, rotasını ise Braavos olarak belirleyen Arya Stark inanılmaz bir serüvene doğru yelken açtı. Benliğinden vazgeçmek pahasına Faceless Men’e dahil olmak isteyen Stark, bizim süresini bilmediğimiz ama iki sezon boyunca aralıksız devam eden eğitimi boyunca belki de çekmediği çile kalmadı. Hatta dizginleyemediği intikam duygusu yüzünden görme kabiliyetini bile kaybetmesinin ardından sokaklarda dilenci olarak yaşamaya başladı. Bu tabii ki sadece bir ceza değildi, aynı zamanda diğer duyu organlarını geliştirmesini sağlayan bu sürgün, farkında olmasa da hayatının düellosundan sağ çıkmasını sağlayacaktı.

Jaqen H’ghar dan aldığı suikast emrine karşı gelmesiyle hedef haline gelen Arya, kimseye güvenemeyeceği bir pozisyonda kaldı. Hedefleri yok edilene kadar durmayacak olan tarikat ününün hakkını vererek, kısa süre içinde tapınağa geldiği günden itibaren Arya’yı bir rakip olarak gören Waif tarafından köşeye sıkıştırıldı. Sonunun yaklaştığını hissettiğimiz anda kanlar içinde kalmış perişan haldeki Arya ise gardını alarak ortalığı zifiri karanlığa bürüyecek hamlesini yaptı. O anları ne kadar görmüş olmak istesek de Waif’in yüzünün duvardaki yerini almış olması sevinç nidaları atmamıza sebep oldu.
5 – Melisandre’nin Gerçek Yüzü
Altıncı sezonun ilk bölümü olan The Red Woman’a ismini veren Melisandre Kara Kale’de adeta tükenmiş haldeydi. Yıllardır Azor Ahai olduğuna inandığı Stannis’in inanılmaz çöküşüne şahit olduktan sonra inandığı her şeyin bir yalan olduğunu anlayan kızıl rahibenin Işığın Tanrısı’na olan inancı şüphesiz olsa da, onun ışığını insanlara ulaştırması gereken kişinin kendisi olmadığına kanaat getirmişti. Melisandre’nin artık pes etmenin eşiğine gelmesiyle de uzun senelerdir yaşadığı bilinen rahibenin büyük sırrı ortaya çıktı.

Bu duruma ne kadar sevindiniz bilmiyorum ama büyücünün gerçek görünüşü gerçekten dehşet vericiydi. Daha önce de kolyesiz gördüğümüz Melisandre’nin gençlik sırrının aynanın yanındaki iksir olması büyük ihtimal ancak aklımızda takılan soru ise “Bu sahne ne anlam ifade ediyor?”. Yalnızca ne kadar perişan halde olduğunu gözler önüne sermek miydi? Yoksa Winterfell’i terk eden rahibenin gelecek sezonda gizli bir kimliğimi ortaya çıkacak?

6 – Jon Snow’un Gerçek Ailesi Ortaya Çıktı
R + L = J olarak bilinen teori hikâyedeki rolünün çok önemli olacağına inanılan Jon Snow’un gerçek ebeveynlerinin Rhaegar Targaryen ve Lyanna Stark olduğunu iddia ediyordu ve uzun bir süre boyunca da bir iddiadan öteye gidemedi, ta ki geçtiğimiz gün yayınlanan The Winds of Winter adlı sezon finaline kadar. İki yıllık aranın ardından, aklımızdaki en büyük soruları cevaplayarak, iyi ki büyük oyuna yeniden dahil oldu dediğimiz Bran Stark dizi tarihinin belki de en büyük muammasını aydınlattı.

Ned Stark’ın, Rhaegar Targaryen tarafından kaçırılan kardeşini kurtarmak üzere Tower of Joy’da yaşadıklarını öğrenmek için geçmişe giden Bran, altıncı sezonun tartışmasız en merak uyandıran anlarından birine şahitlik etmemizi sağladı. Kanlar içinde bulduğumuz Lyanna’nın kardeşi Ned’den, her ne pahasına olursa olsun korumasını istediği yeni doğan bebeğinin Jon Snow olduğu ortaya çıktı. Direkt söylenmemiş olsa da yaratılan atmosfer ve geçişler dizi tarihinin en büyük teorisini kanıtlar nitelikteydi. Kısa süre içinde ise akıllarda hiçbir soru işareti bırakmak istemeyen HBO, Jon Snow’un gerçek ebeveynlerini ortaya çıkaran bir infografik yayınladı.

7 – Cercei The Mad Quenn
Yaşanacak olan büyük olayları, okuyucuya fark ettirmeden ima etme sanatı olarak bilinen foreshadowing’i ustaca kullanması ile tanınan G.R.R. Martin, aslında Cersei’nin korkunç dönüşümünün sinyallerini çok uzun zaman öncesinden vermeye başlamıştı. Kitaplarda pek çok kez hiddeti yeşil alev olarak tasvir edilen Cersei’nin, dizide ise Tommen’i sonsuza kadar koruyacağına dair yemin ettiği sırada “Senin için şehirleri küle çeviririm” ifadesini kullandığını biliyorduk ancak The Mad Queen sıfatını hakkedecek kadar delirebileceği konusunda şüphelerim vardı. Sezon boyunca gönderme yapılan Wildfire’ın sezon sonunda ortaya çıkacağını, hatta bunun duruşmanın gerçekleşeceği Yüce Baelor Septi’nde olacağını tahmin etmiştik ve ne yazık ki haklı çıktık.

Tüm düşmanlarının yer aldığı duruşma Cersie’nin katliam planı için kelimenin tam anlamıyla kaçırılmayacak bir fırsattı ve kaçınılmaz sonuna doğru bir adım daha yaklaşmak pahasına bu şansı sonuna kadar kullandı. Septin altındaki wildfire fıçıları ile adeta taş üstünde taş bırakmayan The Mad Queen, bütün düşmanlarını tek hamlede yok etti. Margaey’nin ölümü ise bu patlamanın etkisini daha da artırdı. Altı sezon boyunca Cersie karşında eğilmeyen Margaery, dizginleri kendisi tutmak yerine başkasına devrettiği ilk anda yenilgiye mahkum oldu. Büyük oyuna veda etmeden önce, yüzündeki son bakışta da bunun pişmanlığını yüzünde oldukça net gördüğümüz kraliçe, Cersei’yi küçümseyen birine güvenmenin cezasını çok büyük ödedi.

8 -Rickon’un Erken Vedası
Winterfell’den kurtulmalarını sağlayan Osha ile abisi Bran’in yanından ayrıldığından beri hiçbir haberini almadığımız Rickon Stark altıncı sezonda diziye yeniden teşrif etti ancak bu duruma hiç sevinemedik. Umberlar tarafından Ramsay Bolton’a hediye olarak sunulan genç kurt, ailesinden kimin sağ olduğundan habersiz kendisini Ramsay’nin elinde bir savaş stratejisi olarak bulmuştu. Aslında Rickon’un kaderi Bolton ile aynı karede göründüğü anda yazılmıştı ama biz yine kurtulabilme ihtimaline inanmıştık.

Televizyon tarihinin en destansı savaşı olarak anılan Battle of the Bastards’ın başlamasına neden olan kıvılcımı yaratan Rickon, hayatı için bir psikopatın delice oyununa katılmak zorunda kaldı. Bu oyunun nedeni ise Jon Snow’u yüreğinden vurarak meydan muharebesine önde başlamaktı ve amacına da başarı ile ulaşan Ramsay Bolton Winterfell’in gerçek varisini katlederek genç kurdun tek kelime edemeden aramızdan ayrılmasına neden oldu.

9 – Kızıl Düğün’ün İntikamı
İzleyenlerin uzun süre boyunca etkisinden kurtulamadığı Red Wedding katliamının yaşandığı yere sezon finalinde yeniden konuk olacağımızın farkına vardığımız anda bunun herhangi bir olay olmayacağı belliydi. Bu gelişmeden kısa süre önce ise Arya’nın geçmiş defterlerini kapatmak üzere Westeros’a geri döneceğini öğrenmiştik. Aklımıza “Yoksa Kızıl Dügün’ün intikamı sonunda alınacak mı?” sorusunu getiren Arya yüzümüzü kara çıkartmadı ve Winterfell’e doğru olan yolculuğunda ölüm listesinin ilk sırasında yer alan Walder Frey’e selam vermek adına The Twins’e de uğradı.

Sonuçta her koşulda Freyler ve Lannisterlar adına selam yollayan Walder Frey’in selamına karşılık vermemek olmazdı, değil mi? Blackfish’i yenilgiye uğratmanın ardından Walder Frey’in kanlı evinde düzenlediği kutlamaya herhangi bir hizmetçi olarak katılan Arya Stark, etrafı kolaçan ettikten sonra eğlencenin bitmesinin ardından Frey ile başbaşa kaldı. Önce öz evlatlarını Walder Frey’e yedirten Arya, uzun ve sancılı bir dönemin sonunda annesinin ve abisinin öcünü sonuna kadar aldı.
10 – Hold The Door!

Bildiği ya da söyleyebildiği tek kelime ile gönülleri fetheden Hodor’un büyük sırrı sonunda ortaya çıktı. Açıklığa kavuşturduğu konular sayesinde minnettar olduğumuz Bran’in meğerse Hodor’un bu duruma gelmesine yol açan isim olduğunun farkına vardık. The Night King tarafından mühürlenerek artık hiçbir yerde güvende olmayan Bran, korunmasız kalan mağaraya ölülerin akın etmesine neden oldu. Akının başladığı anda ise Üç Gözlü Karga’dan son dersini almak üzere trans halindeydi. Bran’i korumak adına canı pahasına savaşan çocukların ardından sıra ise geç tanıştığımız ve ne yazık ki çabuk kaybettiğimiz Blood Raven’a geldi.

Artık kaçacak bir yer olmadığında Summer’ın yoldaşı için kendini feda etmesiyle tek umut geçmişten bağlantı kurduğu Hodor olmuştu. Yalnız bu bağlantının sonuçları ise acı verici oldu. Yıllar sonra yaşanacak olan ölümünün acısını küçük yaşta hisseden Willis, kriz geçirerek artık hayatı boyunca tek söyleyebileceği kelime olan Hodor’un gerçek anlamını unutmamak üzere öğrendi. Meera’nın “Hold The Door!” çığlıklarının aklımıza kazınmasına neden olan sahne sezonun tartışmasız en üzücü anı oldu.

11- Jon Snow’un Hayata Geri Dönmesi

Game of Thrones’un beşinci sezonu öyle bir olayla tamamlamıştık ki, Jon Snow’un şok eden ölümünün ardından cevapları alabilmek için on ay beklemek belki de televizyon tarihinde seyirciye yapılmış en büyük eziyetti. Game of Thrones tarihinde Starkların bir bir ölmesine ne yazık ki alıştık ve ne kadar istesek de hiçbir ana karakterin ölümden döndüğüne de şahit olmadık, hatta kitapta ana karakterler arasında yer alan Catelyn Stark’ın bile Lady Stoneheart olarak diziye yeniden katılmaması Jon için de bütün ümitlerimizin solmasına neden olmuştu. Hayatta hiçbir amacı kalmamış Melisandre’nin gerçekleşmeyeceğine kesin gözüyle baktığı diriltme büyüsünün ardından ise dizi tarihinde yaşanmamış bir olaya şahitlik ettik.
12 – Bran Stark’ın Geçmişe Etkisi
Bran Stark’ın geçmişe gidebileceğini öğrendiğimizden andan itibaren “Acaba Bran geçmişe etki edebilir mi?” sorusu aklımızda büyük yer etti. Hatta bunu daha da ileri taşıyan hayranlar The Mad King’in delirmesine neden olan kişinin Bran olabileceği iddiasını ortaya attı. Anlatılanlara göre kralın deli olarak anılmasına neden olan en büyük etkenlerden biri de durmadan fısıltılar duyduğunu söylemesiydi. Game of Thrones evreninin dönüm noktası olan isyanın çıkmasına neden olan kişi gerçekten de Bran olabilir miydi?

Aslında bunun ilk sinyallerini büyük yankı uyandıran Tower of Joy sahnesi ile gördük. Artık geri dönmeleri gerektiği söyleyen Üç Gözlü Karga’yı dinlemeyen Bran, kulenin merdivenlerine tırmanan babasına seslendi. Hiç beklemediğimiz bir tepki vererek aynı anda arkasına dönen Ned, sanki birisinin onu çağırdığını duymuş gibiydi ancak bunu kesinleştiremeyecek sürede şimdiki zamana geri döndük. Sezon finalinde yer alan sahnede ise bu konuya yeni bir kanıt sunmayan dizi bakalım gelecek sezonlarda daha açık olacak mı?
13 – Daenerys’in Yeniden Yükselişi
Sons of the Harpy tarafından büyük yenilgiye uğratılan Khaleesi, beş sezondur Narrow Sea’i aşabilmek adına büyük emek verdiği yolda kelimenin tam anlamıyla başa döndü. Dothraki halkı tarafından esir alınmasının ardından Khal Drogo’nun eşi olduğu anlaşılana kadar adeta köle muamelesi gören ejderhaların anası hakkında hayatı sona eren kadar Dosh Khaleen tapınağında yaşama hükmü verildi.

Daenerys’in böyle bir yaşamı kabul etmeyeceği başından beri belliydi ancak amacı bir mahkum gibi gizlenerek kaçmak da değildi. Eski gücüne kavuşabilmek için ikinci sezonda da şahit olduğumuz, ateşten etkilenmeyerek tanrısal bir güce sahip olduğunu herkese yeniden kanıtlayan ejderha kanı daha önce sahip olmadığı kadar büyük bir orduyu zorlu yolda peşinden yürümesini sağladı.

14 – Tormund, Brienne’i Seviyor!
Bu talihsiz aşk bir ölüm kalım meselesi olmasa da sinirlerimizi sonuna kadar geren dizide bizi gülümsetmeyi çok güzel başardı. Şu ana kadar her zaman kaba ve kavgaya hazır olarak gördüğümüz Tormund’un Brienne’i gördüğü ilk anda yıldırım çarpmışa dönmesi Sur’un buz gibi havasını bir anda bahara çevirdi.

İlk görüşte aşkın pençesine kapılan yabanıl sezon boyunca da kalbinin sesini dinlemeyi ihmal etmedi. Şansını yakaladığı her an kalbinin sahibine hayranlıkla baka dursun, Tarth’ın güçlü şövalyesinin pek de bu aşkta gözü varmış gibi görünmüyor. Boyu boyuna huyu suyuna deyimin vücut bulmuş hali olan ikili umarız yakın zamanda mutluluğu birbirinde bulur der ve yüzümüzü güldürdükleri için bir kez daha teşekkür ederiz.
15- Arthur Dayne’ne Yakışmayan Ölüm
Üçlü Gözlü Karga tarafından eğitilmek üzere geçmişe tanık olan Bran, bu sahnelerde dizi tarihinin tartışmasız en iddialı olaylarını gün yüzüne çıkardı. Bu görülerden biri ise evrende yaşanmış en epik düelloya şahit olmamızı sağladı. Kısaca anlatmak gerekirse; Ned Stark’ın kardeşini kurtarmak adına Tower of Joy’a gelir ancak önüne çıkan iki kral muhafızı prenslerinin emri üzerine kuleye canlı kimseyi sokmayacaktır. Kan döküleceğini ilk anda anladığımız sahne aynı zamanda Westeros’un en iyi silahşörü Arthur Dayne ile tanışmamızı sağladı.

Ned Stark’ın oğullarına efsanevi olarak yıllarca anlattığı düellonun gerçek yüzü ise bizi şaşkına çevirdi. Onuru ile tanıdığımız Ned Stark son nefesini vereceği ana yaklaşırken, Howland Reed’in Arthur Dayne‘i arkasından bıçaklaması kesinlikle beklemediğimiz bir hareketti. Tabii ki yoldaşının hayatını kurtarmak için yapılacak her hareket mubahtır ancak yüzyılın kılıç ustasının sırtından bıçaklanmasının çok şaşırdığımızı kabul etmek gerek.
Berat Devecioğlu
489 yazı · Küçük bir karıncanın hayatıyla sinemanın sonsuz evrenine giriş yaptı. Film kiralamak ile devam eden sinema deneyimi yaşının tutmasıyla her cuma akşam seansına yetişme serüvenine dönüştü. Bu sayede sinemanın nabzını tutmaya başlarken rakamlara hep çok dikkat etti. Şimdi ise hayatındaki kodlama ve sinemayı nasıl bütünleştirebileceğini planlıyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →