İçeriğe geç
· 4 dk okuma

Francis Ford Coppola: Sinemayı Sarsan 5 Film

Francis Ford Coppola: Sinemayı Sarsan 5 Film

Coppola 1970 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın Amerikan generallerinden Patton’ı anlatan aynı isimli film ile en iyi senaryo dalında Akademi Ödülü Oscar’ı kucaklayınca, kimse büyük bir sinema dehasının gelmek üzere olduğunu düşünmemişti. Roger Corman’a asistanlık yapmış, birkaç korku filmi yönetmiş olan Francis Ford Coppola 1970’lerde çektiği filmler ile yalnızca Amerika’nın değil, dünya sinemasının zirve noktasını oluşturan yapıtlara imza attı. Gelin beş önemli filmi ile İtalyan/Amerikan yönetmenin “mucizevi” kariyerine bir bakalım.

The Godfather (Baba) – 1972

the-godfather

The Godfather (Baba) filmi hem seyirciler (hatta seyirci kitleleri) hem de eleştirmenlerden gelen tepkilere göre değerlendirdiğimizde dünyada yapılmış en başarılı filmdir. Hem her türlü izleyicinin hem de eleştirmenlerin böylesine ortaklaştığı başka bir film bulmak mümkün değildir diye düşünüyorum. Coppola’dan bu filmi yönetmesi istendiğinde, yönetmenlik başarısı bulunmayan iyi bir senaryo yazarı olarak biliniyordu Hollywood’da. Sergio Leone ve Peter Bogdanovich de filmi geri çevirince stüdyo istemeye istemeye Francis Ford Coppola’ya yanaşmıştı. Ancak bu üç saate yakın süren New York İtalyan mafyaları epik-filminin çekimi Coppola için hiç kolay olmamıştı. Cast seçimi yüzünden sürekli üstüne gidiliyor, başarısız olacağından korkuyor ve gerilimli bir set ortamına sebebiyet veriyorlardı. Hiçbir şeye kolay kolay ikna olamayan stüdyoya karşı Coppola, Mario Puzo’nun eserini sinemaya görülmemiş bir başarı ile aktardı. Bunun yanı sıra, unutulmuş bir Brando’yu sinemanın zirvesine tekrar yerleştirdi hem de Al Pacino, Robert Duvall, Taliha Shire, James Caan, Diane Keaton gibi bir oyuncu kadrosunu dünya sinemasına kazandırmış oldu. En iyi yönetmen dalında Oscar adayı olan Coppola, senaryo dalında ikinci Oscar’ını da The Godfather ile kazandı.

The Conversation (Konuşma) – 1974

the-conversation

İlginçtir ki 1966 yılında Altın Palmiye’yi kucaklayan Antonioni başyapıtı Blowup’ı önemli bir referans göstererek 1974’e taşıyan The Conversation (Konuşma) da 74 yılının Altın Palmiye’sine uzanmıştı. Başrolde Gene Hackman’ın oynadığı ve bir cinayete tanıklık eden dinleme uzmanı Harry Caul’ü anlatan başarılı bir politik/psikolojik-gerilim filmi olan The Conversation, Francis Ford Coppola’ya The Godfather’dan sonra büyük başarı getiren ikinci film olmuştu. Dönemin Watergate olayı ve benzeri paranoyalarını ustaca kurduğu filminde muhteşem bir şekilde yansıtan film, Gene Hackman’ın minimal ama gösterişli oyunu ile de unutulmaz bir performansa yer veriyor.

The Godfather Part II (Baba Bölüm II) – 1974

the-godfather-ii

The Godfather Part II (Baba Bölüm II) sinema tarihinin tartışmasız en iyi devam filmidir. Mario Puzo’nun romanının hemen sonrası Michael Corleone’nin yükselişini, babası Vito Corleone’nin İtalya’ya gelişinden ilk filmin başladığı yere kadar olan dönemi paralel kurguyla anlatır. Hiç karşılaşmasalar da film iki büyük oyuncunun, Al Pacino ve Robert de Niro’nun (Vito Corelone’nin gençliğini oynamaktadır), beraber oynadığı ilk film olma özelliğini de taşır. Ayrıca filmde Actors Studio’nun kurucularından Lee Strasberg de önemli bir rolde oynamaktadır. Yardımcı oyuncular şöleni olan The Godfather Part II, üç saati aşkın uzunluğu ile Las Vegas’ın kurulması, Küba Devrimi gibi birçok önemli olay fonunda bir mafya ailesinin kuruluşunu ve zirveye yükselişini olabilecek en etkili şekilde perdeye aktaran film olarak tarihe geçer.

Apocalypse Now (Kıyamet) – 1979

apocalypse-now

Tamamıyla kişisel fikrime göre dünya sinemasında çekilmiş en iyi savaş (savaş-karşıtı?) filmi olarak niteleyebileceğim Apocalypse Now (Kıyamet) isminin hakkını veren film. Hem de en az isminin hakkını veren bir çekim macerasına sahip. Setinde ölümlerin yaşandığı, fırtınayla mahvolduğu, Coppola’nın süreçte battığı, filmin ortasında başrolde oynayan Harvey Keitel’in kovulduğu ve Martin Sheen ile tüm sahnelerin baştan çekildiği, efsanevi ses kurgucusu/kurgucu Walter Murch’ün dediğine göre her bir karesi için kullanılmamış doksan karenin çekildiği epik bir film Apocalypse Now. Francis Ford Coppola apar topar yarım kurgulanmış halini Cannes Film Festivali’ne gönderip son günde orada da bir kıyamete sebebiyet vererek Altın Palmiye’ye ikinci kez sahip olmuştu. Marlon Brando’nun yine devleştiği, napalm sahnesi gibi tarihe geçen “delilikte” sahnelere sahip bu başyapıt, Joseph Conrad’ın Heart of Darkness (Karanlığın Yüreği) isimli kitabının serbest bir uyarlamasıdır. Hiçbir sinemaseverin kaçırmaması gereken bu muazzam başyapıt, sinemada aşırılığın ne olduğunu/olabileceğini merak edenler için özellikle dikkate değer.

Rumble Fish (Siyam Balığı) – 1983

rumble-fish

Francis Ford Coppola’nın yukarıda anlattığımız diğer dört filmine kıyasla ne kadar sinemayı sarsmıştır bilmesek de, Rumble Fish (Siyam Balığı) hem çekildiği dönemde hem de sonrasında “teenage” gençlerin ve genç yetişkinlerin en sevdiği filmler arasında hep yer aldı. Bir kaybetme, değişme ve büyüme hikayesi olan Rumble Fish’te genç Matt Dillon, yeteneğinin ve yakışıklılığının zirvesinde Mickey Rourke, Coppola’nın yeğeni iltimasından Nicholas Cage kariyerlerinin en iyi birkaç performansından birine imza atıyorlar. Neredeyse tamamen siyah beyaz çekilmiş bu gençlik başyapıtında, eski çete lideri The Motorcycle Boy’un (Rourke) uzun bir süre sonra kasabaya değişmiş bir şekilde dönüşü ve kendisine özenen, onu özlemle arayan gençlerin – başta kendi kardeşi(Matt Dillon) – yaşadığı hayalkırıklığın anlatılıyor. Kısa ama etkili rolü ile baba rolündeki Dennis Hopper’ı da anmadan geçmeyelim.


Ekin Can Göksoy

Ekin Can Göksoy

119 yazı · 1987 yılında Bursa'da doğdu. Mühendislikten tarihe savruluşunda bir öykü kitabı, bir de roman çıkarmayı başardı. Ancak, sinema yapma isteğini rafa kaldırmayı düşünmüyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →