Filmlerle Dil Öğrenmek
Yabancı bir dil öğrenmenin isteğe bağlı bir olgudan çıkıp zorunluluk halini aldığı günümüzde, hepimiz mutlaka yeni dil bir öğrenmenin zorluklarından şikayet etmişizdir. Eğitim sisteminde yeterli saat ayrılmadığı halde, işverenlerin “advanced” seviyelerle dolu özgeçmişler beklemeleri çoğumuzun ortak derdidir. Üstelik, biz tam “Evet artık oldukça ilerlettim” diyecekken, o dili anadili olarak konuşan biriyle karşılaşmamız ise trajikomik anlar yaşamamıza sebep olabilir. Nitekim kurumlarda bize bizzat Türk aksanıyla öğretilen şeklini duymaya ve konuşmaya alışmışızdır bile! Nerden çıktı bu aksanlar? Bu adamlar bizi neden anlamazlar?
Bu noktada bir eğitimci edasıyla ders anlatmak bize düşmez, ama aslında filmler vasıtasıyla eğlenceli bir hal alabilen bu süreç hakkında ufaktan sizinle deneyimlerimizi paylaşalım istedik. Fransızca, İspanyolca, Almanca ve İngilizce’yi kapsayan bu dosyayı, aynı dertten müzdariplere adadığımız bir playlist gibi de düşünebilirsiniz.
Fransızca – L’homme Qui Aimait Les Femmes (1977)
Fransız sineması dendiği anda ilk akla gelen, uzun diyaloglu ve ağır akan filmlerdir. Genel anlamda yerinde bir değerlendirme olan bu durumun ise aslında Fransızca öğrenmek isteyenler için pozitif bir nitelik taşıdığı söylenebilir. Zira saf aksiyondan ziyade edebiyat ve felsefeyle bütünleşmiş diyaloglarla beslenen Fransız sineması, dil öğrenmek isteyenlerin kitap sayfalarından uzaklaştığı anlarda dahi edebi anlatımdan kopmamalarını sağlayabilir. Sinemayı sokağı çıkaran ve diyaloglarıyla hayatın akışını sorgulamaya yönelen Yeni Dalga akımı yönetmenlerinden François Truffaut ise, edebi yönünü beyazperdede en iyi gösteren yönetmenlerden biri oldu. “Kitapsever yönetmen” olarak da bilinen Truffaut’nun başyapıtları olan Les Quatre Cents Coups, À Bout de Souffle, Jules et Jim, La Femme d’à Côté, Le Dernier Métro, Fahrenheit 451, L’Histoire d’Adèle H. gibi filmleri hem sinemaseverlerin hem de Fransızca öğrenmek isteyenlerin listesinde mutlaka izlenilmesi gerekenler arasında yer almalı.
Yönetmenin, saydığımız bu filmlerinin yanında bir de 1977 yapımı L’homme Qui Aimait Les Femmes filmi var ki, hali hazırda anılarını kaleme alan bir karakteri anlattığından ötürü sizi direkt olarak bir kitabın içine sokuyor. Hal böyle olunca filmi bir kere altyazılı izlemenin ardından bir sonraki adımı ise altyazısız atınca, bir kitabı derinlemesine okumuş gibi olabiliyorsunuz. Kanımca, filmi ikinci kez izlerken kulaklıkla dinleyip, uyku geldiğinde dahi kulaklıkları çıkarmamak en ideali. Zira bu durum, rüyanızdaki görsellerle birlikte akan anlatım sayesinde sizi de kitap yazabilecek hale getirebilir.
Bunların yanında biraz daha basit anlatımlı filmler izlemek isteyenler için ise; Les Sentiments, Chacun Cherche Son Chat, La Belle Personne, Le Mari de la Coiffeuse gibi filmler önerilebilir.
Le Fabuleux Destin d’Amélie Poulain’ı da unutmamak gerekiyor tabii, ama siz onu zaten çoktan izlediniz. İyi seyirler… (Gubse Tokgöz)
Filmlerle Dil Öğrenmek
İspanyolca – La cara oculta (2011)
İspanyolca çoğunlukla yazıldığı gibi okunan, kulağa hoş gelen ve İngilizce ’den sonra en çok tercih edilen estetik dillerden birisi… Kursa gitmek, şarkı dinlemek, seyahat etmek bir yana İspanyolca öğrenmek ya da dile aşina olmak için film izlemeyi tercih ediyorsak Los lunes el sol, El cuerpo, Diarios de motocicleta, La piel que habito listenize girmeli. Ama benim kişisel tercihim, İspanyol Sineması’nın son döneminde yükselişe geçen psikolojik – gerilim türünde dikkat çeken filmlerden olacak: La cara oculta.
2011 yılında çekilen İspanya – Kolombiya ortak yapımı film, seyirciyi Adrián ve Belén’in sıra dışı hikâyesine ortak ederken başarılı kurgusunun ve senaryodaki sıçrayışların yanı sıra dilin etkili kullanımıyla da iz bırakıyor. Adrián ve Belén içinde panik odası olan, 2. Dünya Savaşı sırasında inşa edilmiş bir eve taşınıyor ve gerilim hikâyenin gidişatına paralel olarak kademe kademe yoğunlaşarak artıyor. Aşk, tutku, kıskançlık, çaresizlik, intikam gibi olağan tepkimelerin adeta başrol olduğu filmde doğal olarak bu durum, İspanyol dilinin erotik yanını da besliyor. Sonuç olarak film izlerken empati yoluyla gerilmek ve gerilirken de güzel kadınların ve güzel adamların akıcı aksanları eşliğinde İspanyolca’nın güzelliğiyle mest olmak istiyorsanız “kapana kısılmak” temalı Andres Baiz imzalı bu filmi gönül rahatlığıyla izleyebilirsiniz.
Not: Bir sürprizbozanla moral bozmamak için öncesinde filmin fragmanını izlemekten sakının. (Özge Yağmur)
Filmlerle Dil Öğrenmek
Almanca – Good Bye Lenin! (2003)
Wolfgang Becker’in 2003 tarihli filmi Good Bye Lenin!, 1989 yılında Doğu Berlin’de geçer. Komünist rejimin son günlerinde isyan olaylarına karışan Alex, polis tarafından göz altına alınırken, bu olaya tanıklık eden ve rejime gönülden bağlı olan annesi komaya girer. Rejim yıkıldıktan sonra komadan çıkan annesini heyecan yaratacak gelişmelerden uzak tutmak isteyen Alex, evin düzeninden televizyondaki programlara kadar her şeyi eski düzene göre korumaya çalışır. Peki ya değişen dünyanın getirdiği yenilikleri annesinden ne kadar süreyle uzak tutabilecektir?
Filmle tanışmam, lise hazırlık sınıfından itibaren öğrenmeye gayret ettiğim Almanca’dan fazlasıyla soğuduğum dönemlere rastlar. Bilenler bilir; Almanca, bol kurallı ve istisnalı; tam “bir şey öğrendim” derken karşınıza yeni şartlar çıkaran biraz çileli bir dildir (Ama çok kaba değildir, o konuda mesela Felemenkçenin eline su dökemez!) Fakat film sadece Alex’in anlatıcı sesi ya da diyaloglarıyla değil, Almanya tarihinin en önemli dönemlerinden birine ışık tutmasıyla da ilgi çekici ve sürükleyici bir yapıdadır. O dönem filmi defalarca izlemiş ve dil öğrenirken yaşanılan en büyük sorunun duygudaşlık eksikliği olduğunu düşünmüştüm. Alex’le kafa kafaya verdiğinizde, onun sesi sizin sesiniz olduğunda artikellerin ya da wechselpräpositionen’in (!) pek bir önemi yoktu. Hatta ilginç bir not: Filmde Lara rolünde gördüğümüz Chulpan Khamatova, iyi Almanca konuşamamasına rağmen hikayenin doğallıktan kopmaması için gramer hatalarına göz yumulmuş. “Her şeyi geçtik sonuç ne?” diye soracak olursanız, bu kadar romantizmden sonra uzun vadede Almanca ile yıldızım yeniden barışmadı. Ama filmi kare kare hatta diyalog diyalog hatırlarım, orası ayrı. Filmde eski bir astronot olan ve taksicilik yapan Doğu Alman Sigmund Jähn sosyalizm için şunu söylüyordu:
“Sozialismus heiß t nicht, sich nicht einzumauern. Sozialismus heißt, auf den anderen zuzugehen, mit dem anderen zu leben.” Yani sosyalizm duvarlar ardında yaşamak değildir. Sosyalizm diğerlerine ulaşmak ve birlikte yaşamaktır.
Dil de böyle değil midir zaten? (Batu Anadolu)
Filmlerle Dil Öğrenmek
İngilizce – The Third Man (1949)
Hiç kuşku yok ki; internet üzerinden ücretsiz dizi seyretme platformları yaygınlaştığından bu yana ülkedeki İngilizce bilen veya bildiğini iddia eden kişi sayısında bir hayli artış oldu. Öyle ki; İstiklal Caddesi’nde turlarken en az bir Greenpeace üyesine yakalanma ihtimalimiz neyse “İngilizce Öğrenmek İster Misiniz” isimli bir broşürün elimize tutuşturulmuş olması da aynı doğrultuda fazla. Lakin, bu dil kursları dil öğretme konusunda ne kadar yetersiz ise film/dizi izlemek ise bir o kadar eğitici olabiliyor. Bu sebeple tüm Dünyada en çok konuşulan dil olmasa da nedeni bilinmeyen bir şekilde dünyanın en önemli dili durumunda bulunan İngilizceyi öğrenmek için de film seyretmek yararlı tercihlerden biri olacaktır. Madem, İngilizceyi öğrenmek için film seyretmek gibi bir tercih yapıyoruz; sırtımızı Hollywood’a dönelim ve dili öğrenmek için anavatanından, İngiltere’den bir öneride bulunalım: The Third Man (1949).
Carol Reed tarafından, Graham Greene’in aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan film, muazzam sinematografisiyle, seyircisini kendine hayran bırakacak bir yapıya sahip olsa da, gizemli havasını solumak için muazzam diyalogları da anlamak aynı ölçüde önem taşıyor. Filmde yer alan her bir repliğin, filmin geneli açısından oldukça önemli olduğunu belirtmekte fayda var. Peki, sen bu filmi neden seçtin diye soracak olursanız; filmi altyazısız seyretmek zorunda olduğumdan ilk seyredişimde neredeyse hiçbir şey anlamayarak, büyüsüne kapıldığım filmi, kısa süre sonra tekrar açıp elimde sözlükle izlemişliğim vardır. (Utku Ögetürk)
FilmLoverss
7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı
Yazarın diğer yazılarını gör →