· 6 dk okuma

Filmlerin Sonunda Yer Alan En İyi 10 Ek Sahne!

Filmlerin Sonunda Yer Alan En İyi 10 Ek Sahne!

Filmlerin sonunda yer alan ek sahneler (post-credits scenes) pek çok sinemaseverin filme dair en fazla merak ettiği kısım oluyor. Kimi zaman sinemaseverlere eğlenceli birkaç dakika daha yaşatmak için hazırlanan bu sahneler, kimi zamansa bir sonraki filmin olay örgüsüne veya karakterlerine dair ciddi göndermelerde bulunarak önemini katbekat arttırıyor. Bu da haliyle çizgi roman uyarlamalarını -ve elbette ki Marvel evreninin vazgeçilmez yapımlarını- akla getiriyor. Ancak merakla beklenen ek sahnelerin yalnızca çizgi roman uyarlamalarıyla sınırlı kalmadığını da hatırlatalım. Biz de bu vesileyle film hakkındaki düşüncelerimizi bile değiştirebilecek kadar önemli olan birbirinden eşsiz en iyi 10 ek sahneyi sizler için derledik.

***Bu yazı keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içermektedir.***

Filmlerin Sonunda Yer Alan En İyi 10 Ek Sahne!

The Avengers (2012)

Marvel hayranları, her filmin sonunda kendilerini bekleyen ve serinin bir sonraki filmine gönderme yapan ek sahnelerin merakıyla yanıp tutuşurlar. Iron Man’de Samuel L. Jackson’ın Tony Stark (Robert Downey Jr.)’ın evinde görünmesi ile başlayan bu gelenek bir bakıma The Avengers serisine de zemin hazırlamıştı. 2012 yapımı The Avengers’a gelirsek, Manhattan’a atılan bombanın ardından son gücünü kullanmaya karar veren Tony Stark’ın, savaşın sona erdiğini düşünmesiyle bir anda Shawarma’da yemek yemek istemesini hatırlarsınız. Senaryonun orijinalinde bulunmayan bu sahne aslına bakılırsa Robert Downey Jr.’ın set anında yaptığı bir espriyle gündeme geliyor. Hiçbir diyaloğun geçmediği bu ek sahne için savaştan bitap düşen altı süper kahramanın bir yansıması diyebiliriz aslında. Dahası yorgunluktan yemek yiyemeyen Thor’u görmek bile bu keyifli sahnenin neden eklendiğini açıklıyor.

Young Sherlock Holmes (1985)

Young Sherlock Holmes, birlikte Londra’daki Brompton Academy’ye giden Sherlock ve Watson’ın gençlik maceralarına odaklanan, izlemesi oldukça keyifli bir film. Sherlock her zaman olduğu gibi parlak zekasıyla filmin kötü karakteri Profesör Rathe’yi alt etmeyi başarıyor, ta ki filmin ek sahnesini görene dek. Bu sahnede Rathe’nin yeni bir kimlikle karşımıza çıkması dikkatlerden kaçmıyor hatta akılların bir anda karışmasına sebep oluyor. Zira filmin sunduğu yeni bir karakter zannetiğimiz Moriarty, Sherlock’un ezeli düşmanı çıkıyor. Dolayısıyla Young Sherlock Holmes’ün ek sahnesi yalnızca bir karaktere gönderme yapmaktan ya da filme dair bir ipucu olmaktan çıkıp, filme olan bakış açımızın da tamamen değişmesine yol açıyor.

Airplane! (1980)

Airplane!, taksi sürücüsü kahramanımızın içinde müşterisi varken taksiyi terk edip, eski sevgilisine yetişebilmek için havaalanına doğru beklenmedik bir maceraya yelken açmasıyla başlıyor. Hemen döneceğini söylese de, işler bir anda sarpa sarıyor. Zira artık kurtarması gereken bir uçak dolusu yolcunun sorumluluğu ile başa çıkmaya çalışıyor. Bu noktaya kadar her şey belki de olması gerektiği gibi diyebiliriz. Ancak filmin kapanış jeneriğinden sonra gelen ek sahne izleyenlerde büyük bir şok etkisi yaratıyor. Filmin en başında taksideki yolcu olarak gördüğümüz oyuncu Howard Jarvis’in hala, evet hala, takside beklediğini görüyor ve ister istemez kahkahalara boğuluyoruz.

Pirates Of The Caribbean: At World’s End (2007)

Karayip Korsanları serisinin, belki de en can alıcı noktaları başlı başına ek sahnelerde işlemesiyle nam saldığını söyleyebiliriz. 2003 yapımı Karayip Korsanları: Siyah İnci’nin Laneti’nde maymun Jack’in sonraki filmlerde ölümsüz olacağına dair ipucu veren ek sahneyi kaçırmak pek çok şeyi anlamsız kılıyor. Serinin üçüncü filmi olan Karayip Korsanları: Dünya’nın Sonu da bu yolda ilerliyor elbette ki. Yalnızca on yılda bir karaya çıkmakla lanetlenen Will (Orlando Bloom)’in Elizabeth (Keira Knightley)’e vedası yürekleri burkuyor ve geriye ‘Bir daha görüşebilecekler mi?’ şüphesini bırakıyor. Hal böyle olunca, düğümün bir sonraki filmde çözüleceğini zannedebilir ve peşi sıra gelen filmde Will ve Elizabeth’in yer almadığını görerek bir kez daha hayal kırıklığı yaşabilirsiniz; filmin ek sahnesini görmediyseniz tabii.

The Grey (2011)

Joe Carnahan’ın yönetmenliğini üstlendiği The Grey, ucu açık bırakılan bir finalin ardından pek çok sinemaseverin mutsuz olmasına yol açmıştı. Filmin başrolünde yer alan ve Taken serisiyle adından sıkça söz ettiren Liam Neeson, yaklaşık iki saat boyunca kurtlarla ölüm kalım mücadelesi vereceği bir maceranın habercisiydi bir bakıma. Filmin sonunda Ottway (Neeson)’in akıbetiyle ilgili en ufak bir ipucu verilmezken, gözler bir anda kimi sinemaseverin çok sonra fark ettiği ek sahneye çevrildi. Yalnızca birkaç saniyeden ibaret olan bu sahne aslında filmin fragmanlarından bile daha çok şey ifade ediyordu. Zira çok net anlaşılmasa bile, yorgun düşen kurt ve üzerinde yatan Ottway’in silüeti derin bir oh çekmemize vesile oldu.

Big Hero 6 (2014)

87. Oscar Ödülleri’nde En İyi Animasyon Ödülü’nü kucaklayan Big Hero 6 de filmin sonunda yer alan ek sahneleriyle ünlü filmler kervanına katıldı. Öyle ki, Don Hall ve Chris Williams’ın yönetmenliğini üstlendiği filmin bir Marvel uyarlaması olması, bir ek sahne ile sinemaseverlerin yüzünü güldüreceğine dair ipuçları veriyordu haliyle. Üstelik bu ek sahne sadece bir devam filmine işaret etmekle kalmıyor, pek çok filme cameo olarak katılmasıyla renk veren usta bir oyuncuyu da içeriyor. Fred (T.J. Miller) filmin sonunda çok özlediği ailesinin fotoğrafına bakıp iç geçirirken hiç beklemediği bir mucize gerçekleşiyor ve Stan Lee’nin silüetiyle ve sesiyle hayat verdiği babası bir anda karşısında beliriveriyor.

DodgeBall: A True Underdog Story (2004)

Ben Stiller’ın başrolde yer aldığı ve Las Vegas’ta düzenlenen bir yakar top turnuvasının etrafında dönen Dodgeball: A True Underdog Story başladığı andan itibaren kahkahanızı tutamayacağınızın sinyalini veriyor. Peter LaFleur (Vince Vaughan)’a karşı her şeyini ortaya koyan White Goodman (Stiller)’a ne olduğu asıl merak edilen konu aslında. Düşününce cevabı bulmak çok da zor değil. Zira yenilgiyi kabullenememek yeterince acı verirken, bir de LaFleur tarafından aşağılanmak tarif edilemez bir hüzün. İşte bu noktada Goodman çareyi yalnızca ve yalnızca yemek yemede buluyor ve aşırı kilolar kaçınılmaz son oluyor. Daha da önemlisi hayattan zevk almayı ihmal etmiyor, kendi tarzıyla elbette ki.

Rise Of The Planet Of The Apes (2011)

Maymunlar Cehennemi serisinde, insanlığın nasıl yok edildiği ve maymunların nasıl hükmetmeye başladığı gizemini  koruyor diyebiliriz. 2011 yapımı Rise of the Planet of the Apes de başkaldıran maymunların yükselişine yani hikayenin başlangıcına odaklanıyor. Ancak filmin sonunda insanlığın devam ediyor olması işlerin bir parça karışmasına sebep oluyor haliyle. Zira film insanlığın nasıl yok olacağına dair en ufak bir ipucu bile vermiyor. Bu noktada filmin sonunda yer alan ek sahne devreye giriyor ve insanlığın sonunu getirecek virüsün Franklin ile tüm dünyaya nasıl yayıldığına tanık oluyoruz bir anda. Böylelikle ikinci film olan 2014 yapımı Dawn of the Planet of the Apes’te maymunların gelişen zekalarıyla tüm insanlığı yerle yeksan etmesinin mantıklı bir açıklamasını da bulmuş oluyoruz.

22 Jump Street (2014)

21 Jump Street ile liseli iki polis kılığına bürünerek gönlümüzü fetheden kahramanlarımız Jonah Hill ve Channing Tatum’un 22 Jump Street’te yeni maceralara yelken açmasını beklememek olmazdı. Serinin dünya çapında büyük ilgiyle karşılanmasının, ‘Neden 23 Jump Street ve daha fazlası olmasın?’ sorusunu yönetmen Phil Lord ve Christopher Miller ikilisinin aklına getirmiş olmasına da şaşmamak gerek. Elbette Hill ve Tatum ikilisinin mükemmel uyumundan da bahsetmeden geçmek olmaz. İşte bu noktada sinemaseverlerin de çağrısına kulak veren Lord ve Miller filmin sonunda izleyenleri kahkahalara boğan ve ‘Daha fazlasını istiyoruz!’ dedirten bir ek sahne ile veda etmeyi tercih ediyorlar. Liseden üniversiteye teşrif eden kahramanlarımızı gelecekte nelerin beklediğine odaklanan bu sahne 32 Jump Street’e kadar uzanıyor. Gerisi ise bol kahkaha!

X-Men: Days of Future Past (2014)

Uzun bir süre merakla beklediğimiz X-Men: Days of Future Past’in dolayısıyla yönetmen koltuğunda gördüğümüz Bryan Singer’ın X-Men evrenine nasıl yön vereceği, elbette ki çizgi roman uyarlamalarının olmazsa olmaz ek sahnesiyle aydınlattı sinemaseverleri. Daha önce The Wolverine’in Days of Future Past’e dair ilk sinyalleri vermiş olması, Days of Future Past’in de X-Men Apocalypse için zemin hazırladığını düşünmeye sevk ediyor haliyle. Öyle bir an geliyor ki, gözünüzü kırpmadan izlediğiniz yaklaşık bir dakikalık bu ek sahne yalnızca X-Men Apocalypse’te neler olacağını düşünmenizi, dahası En Sabah Nur’un akıbetine odaklanmanızı sağlıyor.

 


Damla Durmaz

Damla Durmaz

166 yazı · 1989 yılında Denizli’de doğdu. Boğaziçi Üniversitesi İlköğretim Matematik Öğretmenliği bölümünü bitirdi. Halen İstanbul Teknik Üniversitesi Ekonomi bölümünde yüksek lisans yapmakta. Güne müzikle başlar, günü müzikle kapatır. Gece yaşamayı, gündüz uyumayı sever. Sinema ile dünyayı unutur haliyle. Tüm bunlardan artakalan vaktinde ise küreselleşmeye inat azimle akademisyen olmaya çalışır.

Yazarın diğer yazılarını gör →