Fight Club’tan Psycho’ya Olumsuz Eleştiri Alan 11 Klasik Sinema Filmi
Filmlerin genellikle başarısından bahsedilmesine alışkın olunulsa da sinema sektörü içerisindeki bazı başarılı ve klasik filmler için de olumsuz eleştiriler yapılmıştır. Bu olumsuz eleştirileri derleyen Joey Paur’ın listesinden hakkında olumsuz eleştiriler yapılan 11 klasik sinema filmi!
Sinema dünyasında başarılı olan tüm noktaları yüzeye çıkarma, başarısız bulunan tarafları da biraz dibe gönderme eğiliminin olduğu çok da inkar edilebilir bir durum değil. Ne de olsa müthiş emeklerle çıkan modern yapımların hiçbir şeyi olmasa bile; arkasındaki çaba, özveri, zaman ve izleyiciyi memnun etme çabası tek başına takdir edilmeye layık olabilir. Geektyrant sitesi yazarlarından Joey Paur da, çok dikkat çekilmeyen bir noktaya odaklanmış ve muhteşem övgülerle sinema dünyasında yer etmiş olan 11 klasik yapım hakkında söylenmiş olumsuz eleştirilerden birer örnek sunmuş. Joey Paur, aslında listenin çok genişletilebileceği ama kendisinin bu kadarını sunmanın yeterli olduğunu düşünerek 11 örnek ile kısıtlamaya karar verdiği derleme; Fight Club, The Exorcist, The Shining ve Home Alone’un aralarında olduğu bir çeşitleme niteliğinde. Gelin Paur’ın listesine bir göz atalım!
Fight Club’tan Psycho‘ya Olumsuz Eleştiri Alan 11 Klasik Sinema Filmi
Fight Club

Fight Club ile ilgili Roger Ebert’in düşünceleri:
“Fight Club’la (David Fincer) kendisini bir teste sokuyor sanki-zirveden daha ne kadar yükseğe çıkabilir gibisinden. Film, eylem altında ve üstüne barındırdığı ironi ve eleştirileriyle içgüdüsel ve keskin ifadeli. İlk bölümündeki damardan devam etseydi, muhteşem bir film olabilirdi. Fakat ikinci bölüm kötülüğe teşvik ediyor ve üçüncü bölüm de hile dolu, ve Fincher ne mesaj verdiğini düşünüyorsa da, çoğu izleyicinin aldığı mesaj o değil. ‘Fight Club’ felsefesi bir korku-gerilim turu yanılsaması-kimilerinin kusacağı, kimilerinin de tekrar binmek için can atacağı bir tur.”
The Shining

Stanley Kubrick’in The Shining’i için Variety’de yazılanlar:
“Nicholson çılgınlaştıkça daha da aptal görünüyor. Shelley Duvall kitaptaki anlayışlı eşi sırıtık, yarım akıllı bir histeriye dönüştürmüş.”
Predator

Predator hakkında Variety’de yazılanlar:
“Predator, dokusu zayıf hikaye örgüsünü dehşet verici ölüm sekansları ve etkileyici özel efektleri ile telafi etmeye çalışan, ortalamanın biraz üstünde bir aksiyon.”
Star Wars: Episode V – The Empire Strikes Back

The Empire Strikes Back için NY Times’daki yorumlar:
“The Empire Strikes Back çok kötü bir film değil. Güzel bir film. Star Wars kadar asla güzel değil. Onun kadar taze, komik, sürprizli ve ince esprili değil, fakat yine de güzel ve kendi halinde ve onunla bağlantılı kimseyi utandırmayacak şekilde aptal da. Bu filmi izlemek bir çizgi romanın ortasını okumak gibi. Dağınık parçalarıyla eğlenceli, fakatb bir New york liman pilotunun Kralize II. Elizabeth’i Hudson River’daki yatağına götürdüğünü izlerken – ki The Empire Strikes Back bana bunu hatırlatır – daha çok güzellik, gerilim, disiplin ve beceri ile karşılaşabilirsiniz. Bu büyük, pahalı, zaman harcayan, ve özünde mekanik bir operasyon. The Empire States Back ise bir bankadan gelen Noel kartı kadar özel sadece.”
Psycho

Hitchcock’un Psycho’su ile ilgili NY Times’da yapılan yorumlar:
“Düşük bütçeli olduğu aşikar olan bu yapımda bir ince zeka yoğunluğu yok ya da son zamanlarda bilindiği şekliyle Hitchcock’un anlamlı ve renkli bir görünüme eğildi…Bu eğilimi bize göre gayet başarısız bir sonuç doğurdu. Hayal kırıklığı içinde kaydedeceğimiz bir not da, Mr. Perkin’in ofisinini süsleyen doldurulmuş kuşlar arasında, kayda değer bir yarasa yok.“
The Exorcist

The Exorcist için NY Times’da söylenenler:
“Bir elegant büyü saçmalığı yumağı… Sonuna kadar başında oturmanın neredeyse imkansız olduğu bir film… Garip ve anlamsız özel efektlerde de yeni aşağı seviyeyi belirliyor.”
Alien

Alien için Time’ın sözleri:
“Teknik olarak içi boş ve ticari olarak da tek zihniyette olan film, Jaws’ın korkutma taktikleriyle Star Wars’un bilim kurgu donanımını karıştırmaya çalışmış. Sonuç sinematik bir taklit, ve bayağı vasat bir taklit. ‘Alien’ birkaç dahiyane vuruş, inandırıcı özel efektler yaylım ateşi ve çocukları iğrendirebilecek kadar peş kesme içeriyor. Olmayan şey ise ince zeka, hayal gücü ve insani duygulara en üstü kapalı gönderme.”
Blade Runner

Blade Runner için Roger Ebert’in söyledikleri:
“(Ridley Scott) filmlerini makul karakterlerle doldurmaktanda kendi film dünyalarını yaratmakla daha çok ilgili, ve bu sefer problem bu. ‘Blade Runner’ şaşırtıcı derecede ilginç bir görsel başarı, fakat hikaye olarak da bir fiyasko… Filmin zayıf yönü, özel efektlerinin hikayenin önüne geçmesine izin vermesi… Zoraki aşk ilişkisi formaliteden, kötüler standart çizgide ve doruk noktası da, (Harrison) Ford’un parmaklarıyla tutunur şekilde bir uçurumdan aşağıya sarkmasıyla bir çekişme. Filmin problemi, filmdeki kopyalarla (replicant) aynı: Et ve kan yerine, mekanik adamlar üzerine kurulu rüyalar.”
Halloween

Halloween için The New Yorker yorumu:
“(John) Carpenter’ın filmler dışında bir hayatı yok gibi: Filmlerinde görünen neredeyse her fikir Hitchcock, Brian De Palma ve Val Lewton yapımlarına benzetilebilir. Belki de, bir korku filmini saçma korkutuculuğu dışında her şeyden arındırdığında – bu film türünün en bayat malzemesini (kaçak deli) kullanmaktan çekinmiyorken – izleyiciyi de sofistike korku filmlerinden daha ilkel ve çocukça bir yönde tatmin ediyor.”
Home Alone

Home Alone hakkında Roger Ebert’in yorumu:
“Kevin’ın ailesi onu unuttuklarını fark ettikten sonra panik içinde yaptıkları hiçbir telefon görüşmesinden sonuç alamazlar – bir tanesi başarılı olsaydı, film biterdi. Senaryo o kadar akıla yatmaz ki, bizi (izleyici olarak) çocuğun durumuna üzülmekten alıkoyuyor.“
Caddyshack

Caddyshack hakkında Roger Ebert’in yorumu:
“Caddyshack tutarlı bir komedi notası tutturamıyor, fakat bazen aynı filmde olduklarına dair şüphe uyandıran yıldızlarının her türlü yaklaşımına ev sahipliği yapıyor… Caddyshack gevşekçe yazılmış bir film gibi, yani çekim başladığında özgürlük vardı, fazla özgürlük, mizahi ilham ararken her yöne sapmaya olanak tanıyacak kadar.”
Zeynep Şentürk
179 yazı · 1987 yılında, en sevdiği mevsim olan sonbaharda doğdu. Üç kardeşin en büyüğü. Sokakta oynadı, deli gibi çizgifilm izledi, ilk olarak annesinin hediye ettiği masal kitaplarıyla okuma tutkusu başladı. Hayal kurar, resim yapar, psikolojiden anlar, modayı takip eder, Paulo Coelho ne yazsa okur, Jane Austen’ı takdir eder, sevdiği şiirleri ezberler. Yüksekte başı döner, derinlikten ürker, izlediği her korku filmi rüyasına girer. Boğaziçi Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık mezunu, bol kahve tüketen bir beyaz yakalı olarak hayatına devam eder. Kitaplardan biraz başını kaldırınca devreye girer filmler. Önce uyarlamaların peşinden gider, sonra tavsiyelerden beslenir, en sonunda kıyıda köşede kalmışları ararken bulur kendini. Baktı yetmedi, bir de üretmek ister. “Belki bir gün kendi kısa filmimi çekerim.” diye geçirir içinden.
Yazarın diğer yazılarını gör →