· 7 dk okuma

Felsefe Öğrencileri İçin Film Önerileri

Felsefe Öğrencileri İçin Film Önerileri

Bu listeyi felsefe meraklıları için hazırladık, işte felsefi bilgilerinizi tazeleyecek birkaç film önerisi…

Felsefe öğrencilerinin neredeyse tamamının ortak özelliği, bir süre sonra kitap okumayı, filozofları keşfetmeyi bırakıp, arkadaş sohbetleriyle genel kültür bombardımanları arasında bir yerlerde kalıp, sınav kağıdına ne yazacaklarını bilememeleri olabilir- geriye kalanları da kütüphanede bir yerlerde kayboluyor, bir süre kendilerine ulaşamıyoruz.

Felsefe okuyanların sınavlardan önce izleyebileceği filmlerin bir listesini hazırlayalım dedik biz de, çünkü biliyoruz ki, son dakikaya ertelediğiniz kitapları okumayıp, başka şeylere dikkatinizi vereceksiniz. En azından bu listede yer alan filmlere bir göz atabilirsiniz. Elbette felsefe okumanız şart değil, yalnızca kendinizi feylesof ruhlu hissediyor da olabilirsiniz.

Listenin bir kısmı zaten izlemiş olacağınız filmleri, felsefi bir bakış açısıyla ele almanızı sağlayacaktır. Bir kısmı ise, oradan buradan, felsefi perspektifinizi geliştirmenizi sağlayacak filmler…

Matrix Üçlemesi (1999-2003)

Listemize bir klişeyle başlıyoruz. Herkes Matrix’in Platon’un ünlü Mağara Benzetmesinin en iyi modern uyarlamalarından biri olduğunu bilir. Fakat Matrix pek çok açıdan bir felsefi bilgi bombardımanı, örneğin Baudrillard’ı anlamak istiyorsanız, Matrix izlemeniz size yardımcı olacaktır, çünkü Simülakrlar ve Simülasyon artık gerçek dünya ile imgeleri arasında ayırım yapma becerisine sahip olmayışımızı anlatır. Kaderin cilvesi olarak, Matrix doğrudan bir Marx göndermesi barındırmasa da, Baudrillard Marx’tan oldukça etkilendiği için, Matrix’te Marx etkilerini de görebiliriz: insanlar artık insan değil, makineler tarafından yönetilen ve gücün bizzat kendisinin hükümdar olduğu sistemi besleyen şey’ler haline gelmişlerdir.

Matrix’te Descartes’ın izlerine de rastlarız. Filozofun ünlü sözü “Düşünüyorum öyleyse varım”, filozofun Meditasyonlar kitabından bir alıntıdır ve günümüzde kartezyen felsefeyi özetleyen bir cümledir. Descartes Meditasyon’larda o ana kadar hiçbir şey bilmediğini, bildiğini sandığı her şeyin onu kandırdığını varsayarak, her şeyi sorgulayıp gerçekten neyi bilebileceğini düşünmeye başlar: Neo’nun başına gelen de aynen budur.

Matrix’te aynı zamanda rastladığımız bir diğer hikaye, Delfi kahininin hikayesi. Delfi kahini Sokrates’e, dünyanın en bilge kişisinin Sokrates’in kendisi olduğunu söyler. Sokrates de buna inanmaz ve kendisinin hiçbir şey bilmediğini söyler. Daha sonra aradan geçen yıllar içerisinde Sokrates mevzuyu çözer, ve kahine geri dönüp hiçbir şey bilmediği, ama bunu bilen tek kişi kendisi olduğu için dünyanın en bilge insanı olabileceğini kabul ettiğini söyler. İşte Kahini Morpheus, Socrate’ı da Neo yapın; taşlar yerli yerine oturacak.

Neler öğrenebildik: Antik Felsefe, Epistemoloji, Modern Felsefe, Batı Felsefesi, Post-Modern Felsefe, Çağdaş Felsefe

matrix-filmloverss

Dias de Nietzsche em Turim (2001)

Türkçe meali Nietzche’nin Turin’de geçirdiği günler. Ünlü filozofun İtalya’daki Turin’de geçirdiği zamanı ele alan film, diyalog içermiyor. Onun yerine Nietzche’nin kendi yazdığı metinler bir anlatıcı tarafından arka planda okunuyor. Filmin türkçe altyazılı versiyonları da mevcut. Nietzche ile ilgili bilgi edinmek isteyenlere, sınavı olanlara önerilir. Nietzche okumayıp da filmin altyazılarını okumanın dilemmasının sınav için ekstra ilham verecek olması da muhtemel. Brezilya yapımı bu filmin Portekizce olması, ayrıca üşengeçliğin insana ne kadar sınır zorlatabildiğinin kanıtı olacaktır.

Neler öğrenebildik: Batı Felsefesi, Ontoloji, Varoluşçuluk, Nihilizm

DIAS-DE-NIETZSCHE-EM-TURIM-filmloverss

The Truman Show (1998)

Matrix’te yalnızca adını yad ettiğimiz Mağara Benzetmesi’ne şu an daha detaylı değinebiliriz. Mağara benzetmesi ya da alegorisi, Platon’un en ünlü metaforudur. İnsanı elleri ayakları zincirli, karanlık bir mağaranın içerisinde, ona gösterilen gölgelere inanır vaziyetteyken, ışığı takip edenler önce ateşi ve gölgelerin kaynağı olan kuklaları, daha sonra da mağaranın dışını keşfedebilirler. Dışarı çıkmak sizi gerçek ışığın(bilginin) kaynağıyla tanıştıracak olsa da gözleriniz yanar en başta fakat dışarıya bir defa çıktınız mı, geri dönüp mağarada gördüklerinize asla inanamazsınız. Matrix’in de The Truman Show’un da genel anlamda ilham kaynağı mağara benzetmesidir. Fakat Truman Show’da daha farklı felsefi sorular ve sorunlar da karşımıza çıkıyor; bireycilik ve bir takım etik problemlerle de yüzleşmeniz gerekiyor.

Ayrıca, her ne kadar film 1998 yılında yayınlanmış, Antonio Negri ve Michael Hardt “Duyuru” kitabını 2012 yılında yayınlamış olsa da, Duyuru’da bahsedilen “borçlandırılan”, “medyalaştırılan”, “güvenlikleştirilen” ve “temsil edilen” başlıklarının dördünü de Truman Show’da çok net anlayıp, felsefenin en güncel haline vakıf olduğunuz için kendinizle gurur duyabilirsiniz. Medyalaştırılma meselesiyle ilgili çok güzel bir görsel bilgi kaynağı da Black Mirror’ın Fifteen Million Merits adlı bölümü. Negri ayrıca son yıllarda olup biten toplumsal hareketlerin dinamiklerini çözebilmek için de önemli bir isim. Göz atmanızda fayda var, Duyuru’yu kısaca anlatan bir metne bu linkten ulaşabilirsiniz.

Neler öğrenebildik: Antik Felsefe, Batı Felsefesi, Etik, Post-modern Felsefe

truman-filmloverss

Eternal Sunshine Of The Spotless Mind (2004)

Arada bir, Eternal Sunshine’ı aşk filmi sanıp da geçen insanlar çıkıyor, lakin daha derinlikli şeyleri seven pek çok insanı izleyince ciddi anlamda sarsar film. Peki neden?

Daha düz bakıp aşk kader demek mümkün, hatta bu bir sanatsal yapım, yani herkesin şahsi yorumu doğrudur fakat film aslında bize çok mühim bir soru yöneltiyor, John Locke tarafından da yöneltilmiş bir soru: Hafıza insanın bir parçasıdır. Teknik olarak hafızamızla beraber kendimizin de değişmesi zaruridir. Dolayısıyla acaba iki farklı zaman aralığında izlediğimiz Clementine ve Joel, iki farklı zamanda gerçekten aynı kişiler mi? Felsefenin güzel yanı, önemli olan sorular, cevapları değil- o yüzden soruyu ortaya atıp cevabı bulma işini tümüyle size bırakacağız.

Aynı zamanda film çok tatlı bir ütilitaryen(faydacı) sorunla yüzleşmemizi de sağlıyor. Ütilitaryenizmde bir şeyin etik olup olmadığının değerlendirilmesi, sağladığı fayda üzerinden ölçülür. Ve Eternal Sunshine örneğinde yöntem başta işe yarasa da, daha sonra durumun hepten betere sürüklenmesi, acının dindirilmesinin illa ütilitaryen etik bakımından doğru bir çözüm olup olmadığını sorgulattırıyor.

Neler öğrenebildik: Etik, Ütilitaryenizm, Modern Felsefe, Epistemoloji

Eternal Sunshine-filmloverss

Examined Life (2008)

Examines Life, felsefeyi akademinin elinden alıp da ait olduğu yere, sokağa çıkartan bir film. Filmde bize günümüzden önemli düşünürler de eşlik ediyor: Az önce andığımız Ütilitaryenliğin günümüzdeki en önemli temsilcilerinden, uygulanabilir etikçi Peter Singer, Amerika’nın Bağdat Caddesi olan Fifth Avenue’de tüketim çılgınlığını tartışıyor. Gene az önce anmış olduğumuz Duyuru’nun yazarlarından olan Hardt devrimin doğasını, konfor ve servet sembolleriyle kaplı bir alanda tartışıyor. Judith Butler ve engelli bir arkadaşıyla etrafta dolaşırken bireyciliği tartışıyor… Çekimler Türkiye’de de yapılmış olsa kesin rakı sofrası girerdi içine… Felsefe sevdalısıysanız ama akademiyle bir türlü geçinemiyorsanız, izleyebileceğiniz bir film Examined Life. Gene de akademiyle, yazılı metinlerle aranız iyiyse, bize sonradan kızmayın saydığımız tüm güzel isimler ve niceleri eşliğinde bile film bir nebze Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer etkisi bırakabilir. Ha, felsefeyi öğrenmek istiyor, karmaşık cümleler sizi yoruyorsa, o kitaba da göz atabilirsiniz. Eğlencelidir. (Evet, filmde Zizek de var)

Neler öğrenebildik: Batı Felsefesi, Etik, Siyaset Felsefesi, Toplumsal Cinsiyet, Çağdaş Felsefe, Kıta Felsefesi

thma tech

Agora (2009)

375-415 yılları arasında İskenderiye’de yaşayan, neo-platoncu, matematikçi ve felsefeci genç bir kadın olan Hypetia’nın hikayesini anlatan film, biraz daha romantikleştirilmiş, birazcık da anakronizmalar içerse de, sınav öncesindeki öğrenciye ilaç gibi gelir. Hypetia’da astronomi ve ontolojik hususlar hakkında bilgi edinmenizi sağlayacak bir sürü bilgi bulabilirsiniz ayrıca, keza devrini aşkın şeyler yaşanıyor filmde; Dünya merkezli dünyanın sorgulanmasından tutun, gayet Newton’cu bir fizik anlayışına kadar o zaman için tartışılması olağanüstü olan mevzular…

Pagan olan Hypetia’nın hikayesiyle, İskenderiye kütüphanesinin yakılış hikayeleri filmde bir araya getiriliyor, hem benzer tarihlerde geçtiği için olaylar, hem de Hypetia’nın İskenderiye Kütüphanesi’nde çalıştığını bildiğimiz için kurgusal olarak yapılabilecek bir şey, üstelik bu iki hikayeyi iç içe geçirmiş başka kaynaklar da mevcut. Ayrıca Pagan olan Hypetia’nın, Hıristiyan bir çete tarafından öldürüldüğünü biliyoruz fakat etini kemiklerinden midye kabuklarıyla soyarak öldürüldüğü de geçer birkaç kaynakta- film biraz daha insaflı yaklaşıyor meseleye korkmayın. Ayrıca Hypetia felsefe aşkı için ne acılar çekmiş, siz iki kitap okumaya üşendiniz diye de oturup üzülürsünüz belki.

Neler öğrenebildik: Antik Felsefe, Batı Felsefesi, Neoplatonculuk, Astronomi

agora-filmloverss

American History X (1998)

American History X’in insanları etkilemiş olma nedenlerinden biri, çoğu filmin aksine sorunun kaynağına değinip geçmektense, derinlikli olarak meseleyi ele almasıdır. Hatta pek çok doktrinin yazarıyla örtüşecek düşünceleri barındıran bir film aynı zamanda. İnsanların günlük hayatlarında göçmenlere ve mültecilere dünyanın istisnasız tamamında gösterdiği mübalağalı tepkiler göz önünde bulundurulduğunda, filmin bize attığı yumruğun o kadar da sert olmadığını bile fark edebiliriz hatta. Ayrıca, alman idealizmiyle içli dışlı olanların kendi içlerindeki anti-semitizmin nerdeyse doğmak üzere oldukları anlarda açıp açıp American History X izleyip, silkelenip kendilerine gelebilirler. Alman idealizminin doğuşuna sebebiyet vermiş, Alman Felsefesi’nin temel taşlarını yerleştiren Kant’tan alıntıdır: “Zannımca ırkların karışması, dereceli olarak insan türünün kalitelerinin azalmasına sebebiyet veriyor“. Felsefenin içinde bir yerlerde, ciddi bir faşist anlayışın yerleşmiş olduğunu arada bir hatırlamakta fayda var. American History X, bunu fazlasıyla yapan bir film.

Neler öğrenebildik: Çağdaş Felsefe, Alman İdealizmi, Etik, Batı Felsefesi

american-history-filmloverss

The Philosopher Kings (2009)

Başlığa aldanmayın, aslında bu film bir belgesel, hem de akademik olarak öğrendiklerinizden çok daha uzak bir hikaye anlatıyor. Adının hakkını veren de bir belgesel, fakat tam olarak beklediğiniz şey değil. Cornish Sanat Üniversitesi, Berkeley, Duke Üniversitesi, Florida Üniversitesi, Princeton Üniversitesi , Cornell Ünversitesi ve California Teknoloji Enstitüsü’nde çekilen belgesel, burada çalışan mavi yakalı emekçilerin hikayelerini anlatıyor. Fakat filmin başlığı sadece estetik bir çağrışımdan ibaret değil: Philosopher King yani Filozof Kral, Platon Felsefesi’nde yer alan bir kavramdır. Filozof krallar mal mülk sahibi olamazlar, erdemlidirler ve doğru bilgiyle donatılmışlardır. Kaderin cilvesi; Platon’un dünyasındaki tanımla biraz oynayınca bugünün Amerika’sının mavi yakalı üniversite çalışanları çıkıyor karşımıza.

Filmde bize, tanıştığımız kahramanlarının kendi hayatlarından öğrendiklerine dair cümleler eşlik ediyor ve arada bunlarla örtüşen, ünlü düşünürlerden alıntıları da görüyoruz. Bu arada mavi yakalı işçiler bize, çalıştıkları üniversitelerde öğrendikleri şeyleri ve hayatları boyunca başlarına gelenleri anlatıyorlar: sanat, bilim, tarih, biyoloji, sağlık sorunları, maddi sıkıntılar, evlilikleri, çabaladıkları şeyler…

 Neler öğrenebildik: Antik Felsefe, Felsefenin sadece belli akımlar ve normlarla sınırlı tutulamayacağı; hayatın ta kendisi olduğu

ThePhilosopherKings-filmloverss

Hazırlayan: Hazan Özturan


FilmLoverss

FilmLoverss

7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı

Yazarın diğer yazılarını gör →