En Yenilikçi 10 Görüntü Yönetmeni
Hevesli bir sinefil ve ileride sinema yapmak isteyen tutkulu bir genç olarak, lisede yönetmenin işlevini kavradığım zamanlarda, yeni bir soru işareti karşımda belirdi. Peki görüntü yönetmeni ne yapıyordu? Bir an önce bunu öğrenmeliydim. 56k bağlantılı internet, orta düzey İngilizce ve elimdeki kısıtlı kaynaklardan öğrendiğim kadarı ile, filmin görselliğinin oluşturulmasından sorumlu olan kişiydi görüntü yönetmeni. Ama, filmi gördüğümüz şekline kavuşturan, metni görselleştiren kişi yönetmenin kendisi değil miydi? Bu sorunun cevabı kitaplarda yahut internet sitelerinde değil, sette yönetmen ile görüntü yönetmeni arasında kurulan ilişkide saklı aslında. Görüntü yönetmenleri, yönetmenin izin verdiği ölçüde filme müdahale edebiliyorlar bazen; fakat, bazen de, filmin önüne geçen ya da yönetmenin muhayyilesindekini peliküle aktaran, o sevdiğimiz filmde bizi etkileyen şeyi gerçekleştiren birer sanatçıya dönüşüyorlar. Bu sebeple ressamlarla eş tutuldukları, fotoğraf ile yakın ilişki içinde bulundukları oluyor. İster 35 milimetre ister dijital olsun, görüntü yönetmenlerinin filmin görselleştirilmesindeki katkısı çok büyük. Yönetmenin imgelemine en büyük yardımı sunan kişinin görüntü yönetmeni olması, yönetmen ile görüntü yönetmeninin benzer sularda yüzmesini de elzem kılıyor. Hatta, bazı işbirlikleri o kadar başarılı şekilde sonuçlanıyor ki, film her şeyi bir yana sinematografisi ile tarihte yer ediyor. Bütün büyük yönetmenlerin genelde aynı görüntü yönetmeni ile çalışmayı seçmesinin sebebi de bu olsa gerek.
Görüntü yönetmenleri, sundukları her çözüm ve özgürlükleri oranında seçtikleri her sahne, her çekim ile sinematografi sanatına bir katkıda bulunuyorlar. Bu katkı bazen öylesine büyük ve etkileyici oluyor ki, filmin önüne geçmese bile, filmin akılda kalıcılığını görüntünün gücünü kanıtlarcasına artırıyor. Bazı görüntü yönetmenleri bu dönüştürücü, değiştirici katkıyı çalıştıkları birçok filmde gerçekleştiriyor. Bu yazıda da, sinematografi sanatını ve dolayısıyla sinemayı değiştirmiş; yaptıkları ile unutulmaz filmlere imza atmış görüntü yönetmenlerinin izini en yenilikçi 10 görüntü yönetmeni listesinde süreceğiz.
Ancak, Spielberg’ün filmlerinde akıla kazanan sahnelere imza atmış Janusz Kaminski, Ingmar Bergman’ın sinema dilinde belirleyici bir etkisi olan Sven Nykvist, yakın planlarını ve kırsal çekimlerini gördüğümüzde “İşte bu bir Spagetti Western!” diyebilmemizi sağlayan Tonino Delli Colli, modern Hollywood’a giderayak yaptığı katkıları unutmanın mümkün olmadığı Conrad L. Hall, The Godfather (Baba) filmlerinden Woody Allen’ın Annie Hall’una kadar 70’lerin en üretken ve yaratıcı işlerine imza atmış Gordon Willis, Lawrence of Arabia (Arabistanlı Lawrence) ile çölün de büyüleyici olabileceğini bizlere kanıtlamış Freddie Young ve klasik Hollywood’un Çinli görüntü yönetmeni James Wong Howe’un isimlerini anmadan geçmenin haksızlık olacağını düşünüyorum.
İşte kronolojik sıra ile, sinema sanatına damgasını vurmuş en yenilikçi 10 görüntü yönetmeni:
1. Eduard Tisse (1897 – 1961)
Sovyet Montaj sinemasının en önemli isimlerinden Sergei Eisenstein, yaptığı bir avuç film ile sinemayı emekleme çağından ayağa kaldırarak diğer saygın sanatların yanında ona yer vermiş yönetmenlerden biridir. Çekimin içeriğinden ziyade çekimlerin kurgusunun filmin gücünü kuran, ideolojik ve entelektüel mesajını ileten unsur olduğunu söyleyen teorinin en önemli filmlerinin birçoğu da Eduard Tisse’nin vizöründen geçmiştir. Yalnızca Sovyet Devrimlerine dair değil, dünya sinema tarihinin en önemli filmleri arasında gösterilen Grev (Stachka – 1924), Potemkin Zırhlısı (Bronenosets Potemkin – 1925) ve Ekim (Oktyabr – 1926) filmlerinde görüntü yönetmenliğini üstlenen Tisse, 1897 yılında şu anda Letonya’ya bağlı Kurzeme’de doğdu. Rus İç Savaşı boyunca haber kameramanlığı yapan Tisse, Eisenstein ile tanışarak, sinema tarihinin ilk kuramı sayılabilecek Sovyet Montaj’ın kurucuları arasında yer aldı. Eisenstein’ın teknik eksikliğini doldurmak için film ekibine kattığı Tisse, Potemkin Zırhlısı’ndaki Odessa Merdivenleri sahnesi gibi birçok etkileyici anı sinema tarihine kattı. Korkunç İvan (Ivan Grozniy – 1944/46) serisi ve Aleksandr Nevsky (1938) gibi önemli filmlerde de beraber çalışan Eisenstein – Tisse ikilisi, sinema tarihinde bolca rastlanan yönetmen – görüntü yönetmeni işbirliklerinden ilkine imza attılar. Kalabalık sahnelerdeki başarısı, detay çekimleri ve kamerayı tiyatro seyircisi bakışından alıp farklı açılara taşımasıyla Tisse’nin sinematografiye katkılarının çok önemli olduğu bir gerçek.
2. Gregg Toland (1904 – 1948)
En Yenilikçi 10 Görüntü Yönetmeni listemize, az zamanda büyük işler başarmış Gregg Toland ile devam ediyoruz. 44 yaşında hayata veda etmiş Amerikalı görüntü yönetmeni Toland’ın en bilinen eseri kuşkusuz Orson Welles’in sinema anlatımını alt üst eden yapıtı Yurttaş Kane (Citizen Kane – 1941). Net alan derinliği (deep focus) tekniğinin en önemli temsilcisi olan Toland, sahnelemede önemli objelere veya kişilere odaklanarak, arka planı flulaştıran anlatım tekniğinin yerine, hem arka hem de önü netleştirerek gölgeyi dramatik bir unsur olarak kullanmayı tercih etmiştir. Üç boyut hissiyatını artırarak, mekansal derinliği sağlamak ve mikrofonu sahnenin arka tarafına kadar gizli bir şekilde uzatmak amacı ile stüdyo çekimlerinde bile sahte bir tavan kullanmıştır. Işık ve gölge kullanımında, hem dönemdaşı olduğu kara film (film-noir) türünden hem de Alman dışavurumculuğundan izler bulunabilir. Yurttaş Kane’deki devrimci görselliğin mimarı Orson Welles kadar Gregg Toland’dır da diyebiliriz. Welles, Yurttaş Kane’in çeşitli sebeplerle Oscar heykelciğine sadece senaryo dalında ulaşmasına üzülmüş, en azından Toland’ın kamerasının bu ödülü almaya hak kazandığını söylemişti. 30’lar ve 40’larda John Ford ve Wiliam Wyler gibi yönetmenlerle de çalışan Toland’ın sinematografi alanında bu kadar kısa sürede başardıklarını sanırım ancak sadece iki filmle sinema diline yepyeni bir soluk getirmiş Jean Vigo ile kıyaslayabiliriz.
Net alan derinliği, yani deep focus, tekniğinin hem görsel hem de dramatik bir unsur olarak ne kadar etkili olduğunu belki de en iyi Yurttaş Kane’deki bu sahne anlatıyor:
https://www.youtube.com/watch?v=U0_9Z0I–AM
3. Kazuo Miyagawa (1908 – 1999)
Geldik klasik Japon sinemasının ressamı Kazuo Miyagawa’ya. 1908 yılında doğan Miyagawa, Kon Ichikawa’dan Akira Kurosawa’ya, Kenji Mizoguchi’den Masahiro Shinoda’ya Japon sinemasında büyük işler başarmış birçok yönetmenin görüntü yönetmenliğini yaptı. Vizörünü doğrulttuğu filmler arasında Kurosawa’nın başyapıtları Rashomon (1950) ve Yojimbo (1961), Mizoguchi’den Sansho Dayu (Efendi Sansho – 1954) ve Ugetsu (1953), Yasujiro Ozu’dan Ukigusa (Floating Weeds – 1959) gibi filmler bulunuyor. Yıllarca Japon komedilerinde çalıştıktan sonra kaydırmalı çekim (tracking shot) için yenilikçi yöntemler geliştiren Miyagawa, geleneksel Japon sanatlarından ödünç aldığı kompozisyon tekniklerini de sinematografiye aktarmayı başaran önemli bir görüntü yönetmeni. Kurosawa’nın hızlı kaydırmalarından, Mizoguchi’nin yavaş vinç çekimlerine (crane shot) kadar birbirinden farklı yönetmenlerle farklı inovatif teknikler geliştiren Miyagawa, yalnızca Uzak Doğu sinemasına değil sinema tarihine benzersiz teknikler kazandırdı.
Miyagawa’nın usta işi kaydırmalı çekimlerinden birini bu videoda izleyebilirsiniz:
4. Robert Krasker (1913 – 1981)
Ünlü İngiliz yapımcı Alexander Korda’nın stüdyolarında sinemaya ilk adımını atan Avustralya doğumlu görüntü yönetmeni Robert Krasker, tıpkı Gregg Toland gibi Alman dışavurumculuğu ve kara film türlerinden oldukça etkilenmiş bir sinemacı. Görev yaptığı filmlerde gölgelerin en az oyuncular kadar önemli birer dramatik unsur olduğunu söylemek yersiz olmaz. 1940’larda İngiltere sinemasının en önemli işlerinden birkaçının altına imza atan Krasker, Carol Reed ve David Lean gibi büyük isimlerle çalıştı. Robert Krasker’in en önemli eseri hiç şüphe yok ki İngiliz sinemasının bir nevi Yurttaş Kane’i olarak sahiplenilen The Third Man (Üçüncü Adam – 1949). Yapımcıların baskısına rağmen gerçekleştirilmiş muhteşem finali, savaş sonrası Viyana’sının benzersiz tasviri ve Orson Welles’in bulunduğu iki kritik sahnede (dönme dolap sahnesi ve aşağıda izleyebileceğiniz kanalizasyon kovalamaca sahnesi) hem Welles’in hem de deyim yerindeyse yönetmen Reed’in bile önüne geçen parlak müdahaleleri ile The Third Man Robert Krasker’in olduğu kadar sinema tarihinin de başyapıtlarından biri. Neredeyse tümü gece sahnelerinden oluşan filmin tedirgin edici ve tekinsiz atmosferinden sorumlu Krasker, bu filmdeki çalışması ile Oscar’a uzanan ilk Avustralyalı olmayı da başarmıştı.
5. Raoul Coutard (1924 – )
Eduard Tisse ne kadar Sovyet Montaj sinemasının görüntü yönetmeni ise, Raoul Coutard da herhalde Fransız Yeni Dalgasının (La Nouvelle Vague) görüntü yönetmenidir. 1924 doğumlu Coutard, akımın iz bırakan filmlerinden birçoğunda, Godard ve Truffaut ile çalıştı. Bunun yanı sıra, Costa-Gavras’ın benzersiz politik-gerilim filmi Z’nin (1969) de görüntü yönetmenliğini yaptı. Ancak, Coutard’ın aslen Godard’ın ekürisi olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Sinema tarihinin en verimli ikililerinden biri olan Godard-Coutard ikilisi beraber, Yeni Dalga’nın çıkış filmi A bout de souffle (Serseri Aşıklar – 1959), Vivre sa vie (1962), Le Mepris (1963), Pierrot le Fou (Çılgın Pierrot – 1965) ve Week-End (1967) gibi akımın en önemli filmlerine imza attılar. Buna ek olarak, François Truffaut ile de, Jules et Jim (Jules ve Jim – 1962) dahil olmak üzere üç filmde çalışan Coutard, siyah-beyaz filmlerde el kamerası ve doğal ışık kullanımı ile Godard’ın istediği belgesel havayı başarılı bir şekilde yansıtır. İç mekan çekimlerinde tavana beyaz kağıtlar yapıştırarak, beyaz kağıtlara küçük bir taşınabilir ışık doğrultur. Böylece kusursuz bir iç aydınlatma yakalamayı başarır. Renkli filmlerde de doğal ışık kullanımının sonuna kadar taraftarı olan Coutard, Godard’ın değişen sinema perspektifine ayak uydurarak daha uzun ve yavaş çekimleri de alabildiğince canlı renkler ile çekmenin yollarını keşfeder. Bu döneme ait en önemli sahne de, muhtemelen, 60’lı yıllarda beraber son çalışmaları olan Week-End isimli filmdeki tek plan, kaydırmalı çekim otoyol sahnesidir:
6. Nestor Almendros (1930 – 1992)
Nestor Almendros 1930 yılında İspanya’da doğdu. Sinema kariyerine de İspanya’da başladı. Franco rejiminin sıkı muhaliflerinden olan babasını görmesi için 18 yaşına kadar beklemesi gerekti. 18 yaşında Küba’ya gittikten sonra uzunca bir süre farklı ülkelerde çalıştı. Fidel Castro için belgesel filmler yönetti. Ancak, ilk ve tek Oscar’ını kazandığı Days of Heaven (Cennet Günleri – 1978) filmine kadar uluslararası düzeyde pek de tanınmıyordu. Terrence Malick’in ikinci uzun metraj filmi Days of Heaven için özellikle Almendros’u istediği ve bu filmden sonra Almendros’a Hollywood yolunun açıldığını biliyoruz. 70’lerde Oscar yarışındaki birçok filmin görüntü yönetmeni olarak tarihe geçen Almendros, belki de en unutulmaz işini Days of Heaven ile çıkardı. Mükemmeliyetçi ve olabildiğince doğal ışık taraftarı Malick ile çok iyi anlaşan Almendros, filmin büyük bir kısmını altın saat denen, güneşin batmadan hemen önceki kızıllığında çekmeyi planladı. Büyülü bir etki yaratan bu hamle filmin giderek karamsarlaşan atmosferi ile de büyük bir uyum sağlar. Almendros, sinemanın görsel bir sanat olduğunu içten bir şekilde bilen bir görüntü yönetmeniydi. Bu sebeple, görselliği atmosferi yaratan bir ögeden de öteye taşıyarak önemli bir dramatik unsur haline getiren isimlerden biridir. Filmdeki manzara kullanımları ve altın saatteki doğal ışığı olabildiğince iç mekana da yansıtmak için yapılan düzenlemeler ile Almendros’un sinema tarihinin en etkileyici işlerine imza atmış, yenilikçi bir görüntü yönetmeni olduğunu söylemek haksızlık olmaz.
7. John Alcott (1931 – 1986)
John Alcott’un şansı Kubrick’in bilimkurgu başyapıtı 2001: A Space Odyssey (2001: Bir Uzay Macerası – 1968) filminin çekimleri sırasında dönmüştü. Çünkü çekimlerin ortasında, görüntü yönetmeni görevini devralması gerekti. Bu Stanley Kubrick ile çekeceği 4 filmden ilkiydi. Bu beraberlikteki çalışmaları yalnızca dünya sinema tarihinin en önemli filmlerini üretmeyecek, Alcott’un devrimci sinematografisini de dünyaya tanıtacaktı. 1931 doğumlu İngiliz görüntü yönetmeni John Alcott, ışıkçılıktan görüntü yönetmenliğine adım adım yükselmişti. 2001’i saymazsak, imzasını taşıyan ilk film olan A Clockwork Orange (Otomatik Portakal – 1971), yarattığı tekinsiz, dünya-dışı atmosfer, parlak ve canlı renkler, mekan boşluğu ve derinliğinin eşsiz kullanımı ve tekdüze, muntazam aydınlatması ile dikkat çekicidir. Kubrick’in 2001’den memnun kalarak Otomatik Portakal’a da çağırdığı Alcott, her yeni Kubrick filminde başka bir zorluk ile karşılaşır. Çünkü mükemmeliyetçi Kubrick her zaman yenilik istemektedir. Bir sonraki ortak işleri olan Barry Lyndon (1975), büyük bir kısmı doğal ışık ile çekilmiş; film için, ışığı en doğal hali ile yakalamak amacıyla göze yakın mercekler üretilmişti. Çoğu sahnesi tabloyu andıran Barry Lyndon, özellikle yalnızca mum ışığının kullanıldığı sahneler ile dikkat çekiyor. Alcott’a bir de Oscar kazandıran filmde doğal ışığın kullanılamadığı iç mekan sahnelerde de, küçük ışık kaynakları pencerelerden yansıtılarak doğal ışık etkisi vermekte kullanılmış. Alcott’un Kubrick ile yaptığı verimli işbirliğinin son meyvesi olan The Shining (Cinnet – 1980) ise yeni geliştirilmiş Steadicam’in kullanıldığı dördüncü filmdi. Kullanıcının hareketlerini kameranın hareketlerinden ayırarak, kameranın pürüzsüz hareketine izin veren Steadicam, The Shining’de özellikle koridor sahnelerinde kullanılmış ve filme büyüleyici, gergin havasını katan en önemli unsurlardan biri olmuştu.
8. Vittorio Storaro (1940 – )
İnsanlığın gerçekleştirdiği en çılgın şeylerden birinin bir sinema filmi olması şaşırtıcı olsa da, Apocalypse Now (Kıyamet – 1979) filmi, çekim hikayesinden içinde barındırdığı sahnelere kadar büyük bir özveri ve delilik içeriyor. Bu başyapıtın en büyük mimarı kuşkusuz yönetmen Francis Ford Coppola, fakat, görüntü yönetmeni Vittorio Storaro’nun patlama ve savaş sahnelerinden, nehir sahnelerine ve Marlon Brando’nun muazzam bir şekilde oynadığı Albay Kurtz karakterinin inşasına kadar filmi ele alışının da hakkını vermek gerekiyor. 1940 doğumlu İtalyan görüntü yönetmeni Storaro, Coppola ile çalıştığı Apocalypse Now’daki büyük katkısı ile tanınıyor; fakat, memleketlisi Bernardo Bertolucci ile de uzun soluklu bir işbirliği var. 1900’den (1976), Il Conformista (Konformist – 1970), Ultimo Tango a Parigi (Paris’te Son Tango – 1972) ve The Last Emperor (Son İmparator – 1987) filmlerine kadar birçok filme beraber imza attılar. Farklı renklerin sahip olduğu farklı psikolojik etkiler ve renklerin farklı durumlarda algıya etkilerini araştıran Goethe’nin renk teorisinden etkilenen Storaro, özellikle epik ölçekteki filmlerde farklı yönetmenlerle üstün başarılı işler gerçekleştirdi. Dört kere Akademi Ödülleri’ne aday gösterilen Storaro üç kez kazanarak (Reds, The Last Emperor, Apocalypse Now) en çok Oscar kazanan görüntü yönetmenlerinden (4 ödülü olan Leon Shamroy ve Joseph Ruttenberg’in ardından) biri oldu.
9. Roger Deakins (1949 – )
En Yenilikçi 10 Görüntü Yönetmeni listemizde sıradaki isim bir Britanyalı. Fakat biz onu en çok Hollywood’daki işleri ile tanıyoruz. 1949 doğumlu görüntü yönetmeni Roger Deakins dediğimizde akla doğrudan 60 yaşına merdiven dayamalarına rağmen “fırlama” sıfatı ile anabileceğimiz Coen Kardeşler geliyor. 2016’da vizyona girecek Hail, Caesar! filmini de sayarsak, 12 filmde Coen’ler ile çalışmış Deakins. 1991’de Barton Fink ile başladıkları bu işbirliği de en verimli yönetmen – görüntü yönetmeni ortaklıklarından biri, belki de birincisi. Bunun dışında herkesin hafızasında yer etmiş birçok filmde çalışmış olan Deakins’in beraber çalıştığı yönetmenler arasında Sam Mendes, Norman Jewison, Martin Scorsese, M. Night Shyamalan gibi önemli isimler var. Barton Fink’teki yangın sahnesinden, Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli – 1994) filmindeki hapisten kaçışa, Fargo’da karlar altındaki kenti gerilim ve absürdlük ile sunan yaklaşımına kadar birçok unutulmaz sinemasal anın yaratıcısı Deakins. 12 adaylık ve 0 ödül ile Oscar’larda rekora doğru koşsa da, Coen Kardeşler’in unutulmaz sahnelerinden ötürü Deakins’e şükran duymamak mümkün değil.
10. Emmanuel Lubezki (1964 – )
Şimdi listemizdeki en genç isme geliyoruz, hem de en yakını Deakins’ten 15 yaş genç bir isim. 1964 doğumlu Meksikalı görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki mesleğe Alfonso Cuaron ve Alfonso Arau gibi iki farklı kuşaktan iki önemli Meksikalı yönetmen ile başladı. Cuaron’dan çok önce Hollywood semalarında görünmeye, hem de önemli isimlerle birlikte anılmaya başladı. İlk Oscar adaylığını 31 yaşındayken aldı. Mike Nichols, Tim Burton ve Michael Mann ile çalıştı. Almendros’un erken ölümü sonrasında The Thin Red Line (İnce Kırmızı Hat – 1998) filminde John Toll ile çalışan Terrence Malick, daha sonraki filmlerinde hep Lubezki’yi seçti. Cuaron ve Meksika’nın son kuşak temsilcisi Inarritu son filmlerinde Lubezki ile çalışmayı tercih etti – ki Lubezki o iki filmle de (Gravity ve Birdman) beklediği Oscar heykelciğine kavuştu. Görece kısa kariyerine birçok önemli iş, birçok ödül ve birçok büyük sinemacı ile çalışma fırsatı sıkıştıran Emmanuel Lubezki, çağdaş sinematografinin en yenilikçi isimlerinden biri olarak kabul ediliyor. Children of Men (Son Umut – 2006) filmindeki tek plan sahnelerdeki başarısı, özellikle de çekimlerinin günler aldığı araba sahnesinde (bkz. aşağıdaki video), arabanın tepesine yepyeni bir ekipman tasarlayarak kamerayı yukarıdan yönetmesi, sondaki çatışma sahnesinde sıçrayan kanın silinmemesini Cuaron’dan ısrarla istemesi gibi irili ufaklı müdahaleleri ile camianın gözbebeği haline gelmişti. Tree of Life (Hayat Ağacı – 2011) filmindeki büyüleyici ve abidevi sahneleri başarıyla yansıtarak yönetmenin vizyonunu yakalaması; Birdman ve Gravity’de devamlı hareket eden kamera ile hem Steadicam kullanımının hem de tek plan çekimin sınırlarını zorlaması ile gelecekte de kendinden söz ettireceği kuşkusuz. Tüm işleri ile Lubezki’yi şimdiden bu listeye koymakta bir beis görmüyor ve sizi Children of Men’deki unutulmaz araba sahnesi ile başbaşa bırakıyoruz:
Ekin Can Göksoy
119 yazı · 1987 yılında Bursa'da doğdu. Mühendislikten tarihe savruluşunda bir öykü kitabı, bir de roman çıkarmayı başardı. Ancak, sinema yapma isteğini rafa kaldırmayı düşünmüyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →









