En Temel İçgüdülerimize Hitap Eden 20 Erotik Gerilim Filmi
Sinema, fantastik hikayeleri bir kenara bıraktığımızda -hatta fantastik hikayelerde dahil- insan doğasından ayrı düşünmesi çok da mümkün olmayan bir sanat. İnsanla, insan hikayeleriyle ve insan bakışıyla bu denli iç içe ilerleyen sinemanın elbette cinsellikten soyutlanması -baskıcı dönemler ve sansür haricinde- çok da mümkün değil. İnsanın en ilkel iç güdülerinden şiddet ve cinselliğin toplumsal normlar tarafından daha kabul edilir bir formu olarak görebileceğimiz erotik gerilimler aslında izleyici olarak bizim güdülerimizi besleyen yapımlar. Aşağıda listelenmiş olarak bulacağınız 20 filmin bir kısmı dikkatinizi çekeceği üzere femme fatale kadın karakterler barındırıyor. Femme fatale ve başına çeşitli işler açılan dedektif minvalinde ilerleyen filmlerin ise genel anlamda II. Dünya Savaşı sırasında iş kollarında azalan erkek nüfusunun yerini kadınların alması sonucu kadınların güçlendiği ve erkekler için tehlike arz ettiği döneme dayanıyor. Erkeklerin bir bakıma kadın korkusuna dayanan bu filmlerin gerilimi de benzer bağlamlarda kuvvetli oluyor. Öyleyse hem femme fatale karakterleri hem de genel anlamda hikayenin getirisi olan gergin anlatıları içerisinde barındıran 20 erotik gerilim filmini kısaca inceleyelim.
En Temel İçgüdülerimize Hitap Eden 20 Erotik Gerilim Filmi
Body Heat (1981)

Lawrence Kasdan’ın ilk filmi olan Body Heat, Billy Wilder filmi olan Double Indemnity’den esinlenilmiş bir senaryoya sahiptir. Özünde Body Heat için kara filmlere öykünen bir potpuri yorumu yapılabilir. Filmin başrollerinde William Hurt ve Kathleen Turner yer alır.
Basic Instinct (1992)

Bir döneme damgasını vurmuş ve hala erotik gerilim dendiğinde akla gelen ilk film olma özelliğine sahip Basic Instinct, Sharon Stone’un birçok benzer rolde yer almasına da sebep olmuş bir film. Film noir’ın en güzide örneklerinden biri olan Basic Instinct’te Sharon Stone’a Michael Douglas eşlik ediyor.
Eyes Wide Shut (1999)

Stanley Kubrick’in son filmi Eyes Wide Shut elbette içinde birçok gizem barındırıyor ancak filmin sahip olduğu bu gizemli havayı oluşturduğu kafkaesk atmosfere borçlu. Arthur Schnitzler’in aynı adlı romanından uyarlanan filmin başrollerinde Dr. William ‘Bill’ Harford rolünde Tom Cruise’u Alice Harford rolünde Nicole Kidman’ı, Helena Harford rolünde Madison Eginton’ı, Victor Ziegler ile Illona Ziegler rollerinde Sydney Pollack ile Leslie Lowe’ı ve Nick Nightingale rolünde Todd Field’ı muazzam performansları ile izliyoruz.
The Handmaiden (2016)

The Handmaiden, ülkemizde vizyona girme konusunda çeşitli zorluklar yaşasa da film birçok ertelemenin ardından sonunda izleyiciyle buluştu. Son dönem filmler içerisinde erotik gerilimin hakkını en sağlam biçimde veren ve olay örgüsünde birçok başarılı twist barındıran The Handmaiden izlenmeyi kesinlikle hak eden yapımlardan biri.
Wild Things (1998)

Wild Things, başlangıcında alışılageldik bir hikaye sunuyor gibi görünen yapısını filmin sonlarına yaklaştıkça dozunu artırdığı entrikalarla dengelerken Kevin Bacon, Matt Dillon, Neve Campbell ve Denise Richards gibi isimlerle ön plana çıkıyor.
Body Double (1984)

Birbirine benzeyen iki kadın (Vertigo) ve voyeur eylemleri (Rear Window) göz önünde bulundurulduğunda Brian de Palma’nın Hitchcock’a saygı duruşunda bulunduğunu söyleyebileceğimiz filmi Body Double, Melanie Griffith, Craig Wasson, Deborah Shelton ve Gregg Henry’nin oyunculuklarıyla başarılı klasiklerden birine dönüşmüştür.
Crash (1996)

David Cronenberg’in en rahatsız edici filmlerinden biri olarak anılabilecek Crash, bir grup insanın arabalara ve arabaların çarpışma anına duyduğu cinsel haz konusu üzerinden yola çıkar. Bu grup, bir araya gelip ünlü araba kazalarını yeniden canlandırıp orgazma ulaşırlar. James Dean’in kazası filmde canlandırılan bir kaza olarak bu üzücü an’a izleyiciyi de ortak eder ancak izleyici bundan tuhaf bir zevk alan karakterlere yabancılaşır. Bu grupta toplumsal cinsiyet rollerinin de dışına çıkılabilmesine rağmen arabaların kavislerine yapılan vurgular kadın bedenini hatırlatır ve filmdeki yoğun cinselliğe rağmen vajinadan kaçınmak akla vagina dentata (dişli vajina) korkusunu getirir.
Elle (2016)

Paul Verhoeven’ın Isabelle Huppert’e Altın Küre Drama Dalında En İyi Kadın Sinema Oyuncusu ödülünü kazandıran filmi Elle, hem karakterin soğuk hissizliği hem de en yakınında duran tehlike ile fazlasıyla gergin aynı zamanda bu tehlikenin bir noktada erotizme dönüştürüldüğü bir anlatı yapısına sahip.
Cat People (1982)

Paul Schrader’ın yönetmenliğini üstlendiği erotik gerilim filmi Cat People, bir dönüşüm hikayesi içeriyor. Malcolm McDowell ve Nastassia Kinski’nin başrollerini paylaştığı filmde Irena ve Paul, kedi/panter – insan karışımı tuhaf varlıklardır. Cinsellik esnasında pantere dönüşen karakterlerin yeniden insan hallerine geri dönmek için insan öldürmesi gerekmektedir.
The Piano Teacher (2001)

Film, Viyana konservatuarında piyano öğretmenliği yapan ve kırk yaşını aşmasına rağmen otoriter korumacı annesiyle birlikte yaşayan Erika Kohut’un ekseninde aşkın ve cinselliğin boyutlarını Schubert ve Bach gibi klasik müziğin büyük ustalarının eserleri eşliğinde anlatıyor. Erika’nın genç ve yakışıklı öğrencisi Walter’ın çekimine kapılarak hayatı boyunca bastırdığı tehlikesi arzuların kölesi olmasını izlerken; aynı zamanda da annesi tarafından yıllardır sürdürülen psikolojik baskılarla örülen dugusal duvarların bir anda yıkılmasına şahit oluruz. Kışkırtıcı ve tabu yıkıcı filmleriyle tanıdığımız usta yönetmen Michael Haneke’nin başyapıtı niteliğinde sayılan The Piano Teacher, Cannes Film Festivali başta olmak üzere birçok festivalden ödülle ayrılmıştır.
Stranger by the Lake (2013)

Bir tek mekan filmi olarak tanımlayabileceğimiz Stranger by the Lake, bu listenin önemli filmlerinden biri çünkü en nihayetinde erotizm dendiğinde konuyu heteroseksüel erotizme indirgemek bir hayli kısıtlayıcı olacaktır. Ancak ne yazık ki gerilim ve erotizmi bir arada içeren filmler hakim ideolojinin bir getirisi olarak heteroseksüel ilişkiler içeriyor. Gerilim unsurunun oldukça başarılı bir biçimde kullanıldığı film, kesinlikle izlenmeyi hak ediyor.
Fatal Attraction (1987)

Adrian Lyne tarafından yönetilen Fatal Attraction, Glenn Close ve Michael Douglas’ı bir araya getiriyor. 1987 yılında Glenn Close’un performansıyla En İyi Kadın Oyuncu ödülüne aday olduğu film, karısını aldatan bir erkeğin başına gelen olayları konu ediniyor.
Sur mes lèvres

Vincent Cassel’ın başarılı oyunculuğuyla taçlandırdığı Sur mes lévres’te Cassel’in yanı sıra Emmanuelle Devos’u izliyoruz. Problemli iki karakterin hikayesini izlediğimiz film gerilim ve cinsellik unsurlarını oldukça başarılı bir biçimde harmanlıyor.
Swimming Pool (2003)

Dünyaca meşhur İngiliz cinayet romanları yazarı Sarah Morton, tatil yapmak ve biraz da çalışmak amacıyla, editörü John Bosload’ın Fransa’daki evine misafir gelir. Bölgenin sezonu olmadığı için sessiz bir ortamdır ve yazara iyi geleceğinden emindir John. Bu harika şehir, telaşsız adımları ile Sarah için son derece canlandırıcı bir motivasyon kaynağıdır. Ta ki bir gece yarısı John’un tembel ve ilgisiz Fransız kızı Julie’nin umulmadık bir biçimde eve gelişine dek. Bir gece, Fransız editörün genç kızı Julie, Sarah’ın hayatına altüst edici bir giriş yapar ve kadın yazarın yaşamındaki bütün sükunet, bir daha geri dönmemek üzere bozulur. Sarah’nın yaratıcılık süreci ile olası bir gerçek hayat cinayeti tehlikeli bir biçimde harmanlanmaya başlar. Sous le Sable’de Ozon ile birlikte çalışan Charlotte Rampling’in başrolde yer aldığı Swimming Pool’da Rampling’in yanı sıra 8 Femmes’in en masum küçüğünü Ludivine Sagnier’i de izliyoruz.
Alleluia (2014)

Listemizin günümüze en yakın filmlerinden biri olan Alleluia, Calvaire filmiyle de tanıdığımız Fabrice Du Welz’in yıkıcı bir ilişkiyi odak noktasına aldığı bir film. Alışılageldik bir yaşam süren ve kadınlarla ilgili belli başlı klişe düşüncelere sahip olan Michel’in Gloria ile tanışma sürecini ve birlikte yaşadıkları uç deneyimleri konu eden Alleluia, kanlı bir hikaye içeriyor.
Dressed to Kill (1980)

Listemizin bir diğer Brian de Palma filmi Dressed to Kill. Michael Caine ve Nancy Allen’ın rol aldığı gerilimi yüksek bir film olan Dressed to Kill, özellikle son sahnelerinde gerilimi en üst düzeye taşır. Gerilim türünü sevenlerin kesinlikle kaçırmaması gereken bir film olarak not düşelim.
Blue Velvet (1986)

David Lynch’in Blue Velvet ile listeye girebilecek bir diğer filmi de Mulholland Drive olarak görülebilir. Ancak birçok listemizde Mulholland Drive filmi halihazırda yer aldığından bu kez David Lynch kontenjanımı Blue Velvet’ten yana kullanmak istedim. Güzel ve estetik görüntülerin birden kesik kulaklara çevrilebildiği bir David Lynch filmi olan Blue Velvet, Lynch huzursuzluğunu barındırıyor.
The Postman Always Rings Twice

Bob Rafelson yönetmenliğinde çekilen The Postman Always Rings Twice, Jack Nicholson ve Jessica Lange’ı bir araya getiriyor. James M. Cain’in kitabından sinemaya ikinci kez uyarlanan film, Jack Nicholson’ın karizmasından yararlanıp seks sahnelerini artırmayı amaçlayan bir yeniden çevrim aslında. Yine de bir döneme damgasını vuran dillerden düşmeyen bir filme evriliyor.
The Neon Demon
Özellikle görselliğiyle büyüleyen bir film olan Neon Demon, saf ve oldukça güzel genç bir kızın dönüşümünü konu eder. Müzikleriyle de ön plana çıktığını söyleyebileceğimiz Neon Demon, her ne kadar cinselliğin üstü biraz daha kapalı olsa da içerdiği ürkütücü sahnelerle başarılı bir erotik gerilim seyri sunuyor.
The Hunger

Tony Scott yönetmenliğindeki The Hunger, başrolünde David Bowie’nin yer alması gibi mühim bir detayla ön plana çıkıyor. Tabi ki filmin kadrosu Susan Sarandon, Catherine Deneuve’ün eklenmesiyle de bir hayli güçleniyor. Aşk üçgenleri, vampir motifleri eşliğinde izleyeceğiniz bu erotik gerilim, korku janrına da göz kırpıyor.
Ecem Şen
675 yazı
Yazarın diğer yazılarını gör →
