Dönüşüm İçeren En İyi 25 Oyuncu Performansı
Yedinci sanatın demirbaşlarından olan aktör ve aktrisleri düşündüğümüzde, çok farklı tarzda oyunculardan bahsedebiliriz. Bunlardan biri mesela; yıldız oyunculardır. Tüm dünyaca bilinen, bütün filmi sırtında taşıyabilecek, topluma mal olmuş bu isimleri sadece görmek için bile para öderiz bazen. Yani oynadıkları karakterlerden ziyade, yıldız isimlerin genel beyazperde personası çeker bizleri oynadıkları filmlere. Tom Cruise’un dünyayı kurtardıktan sonraki o gülümsemesini, Harrison Ford’un hangi film olursa olsun maceradan maceraya atılmasını, Scarlett Johansson’ın sinema perdesinde her belirdiğinde yarattığı o aurayı görmek için gideriz bu yıldız isimlerin filmlerine genelde.
Bir de karakter oyuncuları vardır örneğin. Genelde daha az tanınan bu oyuncular yan rollerde güçlü performanslar vererek oynadıkları filmlere değer katarlar. Bu oyuncuları sima olarak tanısak da adlarını genelde hemen hatırlayamayız ama performanslarını her zaman takdir ederiz bu isimsiz kahramanların. Steve Buscemi, Ellen Burstyn, John Hawkes, Melissa Leo, Jacki Weaver, James Cromwell ve daha nice usta oyuncuları bu kategoriye sokabiliriz.
Son olarak, “bukalemun” oyuncular vardır hepsinin yanında. Birbirinden çok farklı karakterlere kolaylıkla bürünebilen bu tecrübeli oyuncular, hayal gücünün onları götürebildiği her rolün altından başarı ile kalkarlar. Mental, fiziksel ve duygusal olarak büyük çapta dönüşüm gerektiren rollere karşı inanılmaz bir adaptasyon yetenekleri olan bu oyuncular, sinema tarihine geçmiş pek çok performansa imza atmışlardır. Bu yazıda, bahsedilen muazzam derecede dönüşüm gerektiren performanslardan radarımıza giren en iyi 25’ini ele alacağız.
Not: Bu listenin sinema tarihinin en iyi 25 makyajı ya da en iyi 25 oyuncu performansı listesi olmadığı unutulmamalıdır. Belirtilen dönüşüm tanımına uyan performanslar arasından bizim seçtiklerimizi derledik. Eğer, “Bu listede kesinlikle olmalıydı” dediğiniz bir performans var ise, lütfen yorum kısmında belirtmekten çekinmeyin.
Dönüşüm İçeren En İyi 25 Oyuncu Performansı
25- Eric Bana – Mark Brandon ‘Chopper’ Read – Chopper (2000)

Adam kaçırma, kundakçılık, silahlı soygun, dolandırıcılık, darp, tecavüz, adam öldürmeye teşebbüs, cinayet… Avustralya tarihinin en azılı suçlularından Mark Brandon Read’i ‘Kasap’ yapan, yukarıda belirtilen suçlardan oluşan sabıka kaydı olsa da, Read’i bir insan olarak tanımlamak için bunların tek başına yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Read’in aynı adlı kitabından uyarlanan film Chopper, tam olarak bu boşluğu dolduruyordu. Kariyerine komedyen olarak başlayan Eric Bana’nın sadece fiziksel değil, ayrıca mental olarak da bir dönüşüm geçirerek ortaya koyduğu ‘Chopper’ Read performansı o kadar gerçekçi ve rahatsız ediciydi ki Read’in kendisi bile aktörü övmüştü. Bana’nın performansının başarısı; Read’i direkt olarak taklit etmeyip, Read’in yaşadığı genel ruh halini analiz edip bunu kara komedi ile birleştirmesinde yatıyor. Bu kara komedi soslu performans; bir suçlu olan ana karakteri, ekrana tek boyutlu olarak yansıma tehlikesinden kurtarıyor.
24- Tony Curtis – Joe – Some Like It Hot (1959)

Jack Lemmon bu filmdeki rolü ile Oscar adaylığını kaptı ama, o dönem kimse Tony Curtis’e filmdeki performansı için gereken saygıyı göstermedi. Kariyeri boyunca birbirinden çok farklı rollere bürünen Curtis’i aynı bedende üç karaktere hayat verirken izledik Some Like It Hot’ta. Aynı filmde; Joe (Arkadaşı ile birlikte kaçmakta olan müzisyen), Josephine (Sugar’ın grubuna girmeye çalışan yetenekli müzisyen) ve Junior (Klas sahibi bir zengin) gibi birbirinden çok farklı üç personayı başarıyla canlandıran Curtis’in bu performansı, inandırıcılığın seyirciye aktarılmasının son derece önemli olduğu film adına çok değerli oluyor.
23- Jim Carrey – Grinch – How The Grinch Stole Christmas (2000)

Kabul etmek gerekir ki, How The Grinch Stole Christmas iyi bir film değildi. Onu izlenebilir kılan ise kesinlikle Jim Carrey idi. Ünlü komedyenin performansının bu denli başarılı olması, üzerindeki tonlarca makyaj ve kostüm çalışmasına rağmen vücut dilini büyük bir ustalıkla kullanmasından geçiyor. Carrey’nin, Grinch gibi benmerkezci ve alaycı bir yaratığı canlandırırken o yeşil deriyi rahatlıkla üstüne giymesi, büyük oyunu ile birleşince tutarlı bir ana karakter ortaya konulmuş oluyor. Küçük Cindy Lou Who’nun Grinch’in mağarasına girip yeşil yaratıkla karşılaştığı sahne, Jim Carrey’nin performansının bir özeti niteliğinde adeta.
22- Nicole Kidman – Virginia Woolf – The Hours (2002)

2003 Oscar’larında En İyi Kadın Başrol Ödülü’nü takdim eden Denzel Wahington, “Kazanan isim, ‘burun farkı ile’ Nicole Kidman” demişti, The Hours’da takma bir burunla Virginia Woolf’u oynayan ünlü aktris için. Washington her ne kadar burada kelime oyunlu bir şaka yapsa da, Kidman’ın bu rolle aldığı övgüyü, sadece bir prostetik buruna bağlamak o dönem için gayet popüler bir algıydı. Günümüzde filme tekrar dönüp baktığımızda aktrisin Woolf tasvirinin, filmin başarısı için ne kadar önemli bir öge olduğunu daha rahat görüyoruz. Ve takdir edersiniz ki, böyle bir karakter tasvirini sadece takma buruna indirgemek; hem filme, hem de Kidman’a haksızlık olur.
21- Lon Chaney – The Phantom – The Phantom Of The Opera (1925)

Eğer 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşıyor ve içinde yaratık bulunan bir korku filmi yapıyor olsaydınız, gideceğiniz ilk isimlerden biri Lon Chaney olurdu. The Hunchback of Notre Dame’da Quasimodo’yu da oynamış Chaney’i, bugün en çok Phantom rolü ile hatırlıyoruz. Chaney’nin korku filmlerinin diğer kült oyuncularına göre farkı; oyunculuk yeteneğinin yanında, makyaj gibi konular üzerinde ustalaşması. Oynadığı korku filmlerinin birçoğunda fiziksel değişim gerektiren karakterlere can veren Lon Chaney, bu filmlerde kendi bulduğu ve sonradan sinema dünyasına mal olmuş makyaj tekniklerini kullanmıştır.
20- Ralph Fiennes – Voldemort – Harry Potter Serisi

Belki Ralph Fiennes bize hiç hissettirmedi ama, oynaması gerçekten çok zor bir rol Voldemort. Edebiyat tarihinin gördüğü en büyük kötülerden biridir sonuçta Voldemort. Çekici aksanı ve karizması ile bildiğimiz Fiennes, bu özelliklerini farklı bir perspektifte kullanarak oynuyor ‘Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen’i. Harry Potter kitaplarında okuduğumuz, varlığı ile etrafa kötülük yayan, kurnaz, güce tapan, ölümüne korkutucu, son derece manipülatif ve karizmatik Voldemort’u kanlı canlı bir şekilde görüyorduk Ralph Fiennes’in sayesinde; belki de hayal ettiğimizden de iyi bir şekilde.
19- Jackie Earle Haley – Rorschach – Watchmen (2009)

2009 yılında, yani henüz süper kahraman filmleri vizyonu ele geçirmemişken, Watchmen gösterime girdi ve çizgi romandan fırlayıp gelen Rorschach filmi izleyenleri esir aldı. Christian Bale’in ancak rüyalarında duyabileceği bir Batman sesine sahip, maskeli haliyle bile hissedebildiğiniz sert ve donuk bakışları olan bir Rorschach ortaya koyan Jackie Earle Haley, uyarlama filmin başarısındaki en büyük etmenlerden biriydi. Çocuk oyuncu olarak The Bad News Bears ile çıkış yakalayan ama bu başarısını sürdüremeyen Jackie Earle Haley, 2006 yapımı Little Children ile sahalara dönüşünün sinyalini vermişti. Watchmen’de yarattığı Rorschach ile sadece çizgi romanın hayranlarını değil, tüm izleyenleri etkiledi Earle Haley.
18- John Hurt – John Merrick – The Elephant Man (1980)

Bazıları John Hurt’ün The Elephant Man’deki performansının başarısını kapsamlı makyaj çalışmasına bağlayabilir. Fakat, her yönüyle emsalsiz bu rolde aslan payını John Hurt’e vermek gerekir. Deforme bir surattan gözünüzü bir dakika ayırıp, karakterin gözlerine ve sesine dikkat ederseniz, John Hurt’ün nüansta gizli oyunculuk başarısını yakalayabilirsiniz. Bu kadar ağır bir makyajın altında konuşurken çektiği zorluğu, akıllıca bir şekilde karakterin çektiği acıya yönelten Hurt, kullandığı ses tonu ile de karaktere ayrı bir boyut katıyor.
17- Boris Karloff – The Monster – Frankenstein (1931)

Günümüzde Frankenstein’ın nispeten azalan popülerliği yüzünden Boris Karloff’un kült performansını unutuyoruz ara ara. Lon Chaney gibi Boris Karloff da, erken dönem korku sinemasının aranan isimlerinde biriydi. Dünyadan bir habersiz görüntüsü ile yine de korkunç bir yaratık olan canavarın, bu kontrast halini vermede inanılmaz bir başarı yakalamıştır Karloff. Dr. Frankenstein’ın eserinin ateşe olan yoğun korkusunun gösterildiği sahneler, bu gibi anların özetidir aslında.
16- Michael Fassbender – Bobby Sands – Hunger (2008)

IRA’nın tutuklu üyelerinden Bobby Sands’i ve seslerini duyurmak amacıyla hapishanede başlattığı açlık grevini anlatıyor Hunger. Yönetmen Steve McQueen’i sinema dünyasının radarına sokan film, başrol Michael Fassbender’ı da tüm dünyaya tanıtmış oldu. Film boyunca açlık grevi sebebiyle sürekli bir fiziksel değişim içerisinde olan Fassbender, 17 dakikalık tek plan şeklinde çekilmiş rahiple konuşma sahnesinde psikolojik olarak da role ne kadar hazır olduğunu gösteriyor. Muazzam bir yönetmenlik ile duygusal ve ölümsüz bir dansa giriyor Fassbender Bobby Sands rolünde.
15- John Cameron Mitchell – Hedwig – Hedwig And The Angry Inch (2001), Felicity Huffman – Bree – Transamerica (2005)

Doğu Berlin’li transseksüel bir ‘punk-rocker’ olan Hedwig ve varlığından yeni haberi olduğu oğlunu bulmaya giden transseksüel Bree… Çok farklı tonlarda benzer roller. Hedwig and the Angry Inch’te yönetmenlik ve senaristliğin yanında başrole can veren John Cameron Mitchell, hikayesini çok iyi bildiği Hedwig’i adeta yaşıyor ve ancak Broadway’de görülebilecek bir performans sergiliyor. Öte yandan, Desperate Housewives’tan tanıdığımız Felicity Huffman ise Bree ile kariyerinin performansına soyunuyor. Huffman’ın bu performansı, hiç görmediği oğlunun yanında, tüm dünyaya kendini kabul ettirmeye çalışan Bree’nin hikayesini iyice yukarıya taşıyor.
14- Robert Downey Jr. – Kirk Lazarus – Tropic Thunder (2008)

Robert Downey Jr.’ın Kirk Lazarus’ı için son yılların en riskli performanslarından biri diyebiliriz. 20. yüzyılın ilk yarısında çokça örneğini gördüğümüz, siyahi insanlarla dalga geçmek için kullanılan ırkçı gösteri anlayışı ‘blackface’i meşrulaştırdığı ithamlarına maruz kalabilirdi Robert Downey bu rolü ile. Fakat Robert Downey, bu ince çizginin öteki tarafında kalarak aslında method oyunculuk ile dalga geçiyor Kirk Lazarus rolünde. Filmde ünlü bir aktör olan Kirk Lazarus, girdiği otantik güney aksanlı siyahi çavuş rolünden hiçbir türlü çıkmaz. Kirk Lazarus, tartışmasız son yılların en akılda kalıcı karakterlerinden biri.
13- Gary Oldman – Drexl Spivey – True Romance (1993)

Rasta saçları, alışık olmadığımız aksanı, nereden bakılırsa bakılsın tiksindirici görüntüsü ile Drexl Spivey’i görünce onu oynayanın İngiliz beyefendisi Gary Oldman olduğunu fark etmemiş olabilirsiniz. Oldman’ın en başarılı performanslarından Drexl Spivey filmde belki altı ya da yedi dakika gözüküyor ama Tarantino’nun yazdığı senaryoda olay örgüsünü ateşleyen isim oluyor.
12- Jared Leto – Rayon – Dallas Buyers Club (2013)

Rayon başka birinin ellerinde karikatürize edilmiş bir role dönüşebilirdi. Yakalandığı AIDS hastalığına rağmen genelde neşeli, umut sahibi bir karakter Rayon. Fakat Leto, Rayon’u tüm doğal halleriyle yansıtıyor. Rayon’un o kendine has büyük jestleri Leto’nun büyük değişime uğramış bedeninde gayet doğal duruyor. Belki de Akademi sırf bu yüzden bu karaktere kayıtsız kalamadı. Eklemeliyiz ki, bu filmde rol alan Matthew McConaughey de listede yer alabilecek bir iş çıkardı, fakat bu filmden bir dönüşüm performansı seçmek zorundaysak bu kesinlikle Jared Leto’nunki olurdu.
11- Max Schreck – Graf Orlok – Nosferatu (1922)

Sessiz dönemin en iyi korku filmlerinden Nosferatu, Bram Stoker’ın Dracula’sının ekspresyonistik anlatım ile perdeye taşınmış haliydi. Filmin günümüzde bile zevkle izlenen bir yapım olmasının temel ögesi, şüphesiz ki başrolü oynayan Max Schreck’in büyüleyici performansı idi. Dönemine göre yapılmış başarılı makyajının yanında, günümüzdeki yakışıklı vampirlerin aksine gayet çirkin ve ürkütücü bir Dracula tasvir eden Schreck, bu performansı ile sonraki vampir filmlerini kökten etkilemişti.
10- Andy Serkis – Gollum – Lord Of The Rings Üçlemesi

Gollum, King Kong, Captain Haddock’tan sonra, ‘Maymunların Musası Caesar’ olarak izledik Andy Serkis’i. Fark ettiyseniz oyuncunun bu en ünlü rollerinde direkt olarak kendisini izlemiyoruz. Ama Serkis’in listede olmasının bir nedeni var: vücut dili ve ses kullanımındaki ustalığı. Smeagol’ın o ürkek hallerinden bir anda kurnaz planlar peşindeki Gollum’a geçiş, oyunculuk anlamında azımsanacak bir başarı değil. Öte yandan, Serkis’in o muazzam ses kullanımı olmasa, Gollum’un birçoğu akıllarımıza kazınmış cümleleri de aynı değerde olmayacaktı muhtemelen.
9- Christian Bale – Trevor Reznik – The Machinist (2004)

Uzun bir süredir uyku yüzü görmemiş, gerçekle bağını yavaş yavaş yitiren, kasvetli, aşırı zayıf bir adam Trevor Reznik. Brad Anderson gerçek-sanrı ilişkisinden yakaladığı gerilim damarını tüm filme yaymak için bütün süre boyunca Reznik’i ayırmıyor kamerasından. Rolü için bir süre sadece ton balığı ve elma yiyerek 30 kilo veren Christian Bale’in işi tam da bu yüzden burada bitmiyor. Reznik’in o sancılı ve tükenmiş halini tüm filme yaymak zorunda olan Bale, bu işin altından alnının akıyla çıktığı için bu listede yer alıyor.
8- Cate Blanchett – Jude – I’m Not There (2007)

Transseksüel insanları oynayan oyuncularla belli oranda karşılaşıyoruz. Ama Cate Blanchett’in I’m Not There’de yaptığı çok ender rastladığımız bir şey. Blanchett bir erkeği, sadece bir erkekte değil, Bob Dylan’ın filmde yansıtılan versiyonlarından birini canlandırıyor. Kariyeri boyunca karakter çeşitliliği sağlamada başarılı olan Blanchett, Bob Dylan’ın en ikonik ve verimli olduğu zamanını aktarıyor bizlere. Kasıntı ama yinede bir şekilde gizemli Bob Dylan’ı inanılmaz bir şekilde tasvir eden aktrisin bu performansı, Akademi tarafından sadece bir adaylıkla geçiştiriliyor.
7- Charlize Theron – Aileen Wuornos – The Monster (2003)

Aileen için şimdiden Charlize Theron’un hayatının rolü diyebiliriz. Amerika tarihinin ünlü seri katillerinden Aileen, işlediği cinayetlerin ötesinde, trajik geçmişi ile ilgi çeken bir karakter. Charlize Theron’un Aileen’i oynamak için geçirdiği dönüşümü bilmeyen yoktur. Gerçekten de bir oyuncunun geçirdiği en büyük değişimlerden biridir. Fakat Theron’un başarısı sadece bu fiziksel değişimi sağlamakta gizli değil. Aileen’ın paranoyaya varan düşüncelerini, konuşma şeklini, gülüşünü, bakışını adeta bir kıyafet gibi üzerine giyiyor Theron. Bu performansın asıl başarısı da buradan geçiyor.
6- Peter Sellers – Dr. Strangelove/Merkin Muffley/Lionel Mandrake – Dr. Strangelove (1964)

Delifişek bir Alman bilim adamından İngiliz hava kuvvetleri kaptanına, ondan da Amerikanın bir numaralı ismine… Peter Sellers filmde bu üç karaktere can veriyor ve bu üç karakterde kendi kişiliği ile yakından uzaktan alakalı olmayan roller. Sellers’ın adaptasyonu kuvvetli bir oyuncu olduğu biliniyordu fakat birbirinden bu denli farklı üç karaktere böyle bir filmde hayat vermek, nereden bakılırsa bakılsın her yiğidin harcı değil.
5- Hilary Swank – Brandon Teena – Boys Don’t Cry (1999)

1993 yılında tecavüz edilerek öldürülen Brandon Teena’nın gerçek hikayesinden uyarlanan film, kadın vücudunda kendini daha çok erkek hisseden trans Brandon’ı takip ediyor o hazin sona kadar. Kısa saçları, kot pantolonu, çekingen bakışları ile bir oğlan çocuğundan farksız Hilary Swank, Brandon rolüne kendisinden daha uygun biri olamayacağını hissettiriyor bizlere.
4- Heath Ledger – Joker – The Dark Knight (2008)

İlk ciddi çıkışını yaptığı Brokeback Mountain’a kadar Avustralyalıların ve romantik komedilerin karizmatik çocuğu olarak biliniyordu Heath Ledger. Kısacası Ledger’ın kariyerinde seyirciyi Joker rolüne hazırlayacak, seyircinin nasıl bir Joker’le karşılaşacağının ipuçlarını verecek bir performansı olmamıştı hiç. Zaten canlandırması çetrefilli bir karakter olan Joker’i daha önce Jack Nicholson gibi bir usta oyuncunun başarı ile canlandırması Heath Ledger’ın işini hiç kolaylaştırmıyordu. The Dark Knight vizyona girdiğinde, Heath Ledger’ın tahmin edilemez, rahatsız edici, psikopat Joker performansı kalmıştı herkesin aklında. Ne yazık ki, oyuncu aldığı övgüleri ve Oscar’ı göremeden aramızdan ayrıldı.
3- Daniel Day-Lewis – Daniel Plainview – There Will Be Blood (2007)

Daniel Day-Lewis’in tüm kariyerine baktığımızda büyük çapta dönüşüm içeren rollerle bezeli bir oyunculuk geçmişi görürüz. Yani benzer bir liste sadece Day-Lewis’in kariyerine bile yapılabilir. Oyuncuyu en son Abraham Lincoln’ü oynarken bu tarz bir rolde görmüş olduk. Ama bir tane seçmek gerekiyorsa bu There Will Be Blood’dan Daniel Plainview olmalı. Kalın bıyığı, cam gibi gözleri, büyük egosu ve çılgın cinnet anları ile Daniel Day-Lewis’i Daniel Plainview olarak izlemek bizler için büyük ayrıcalık.
2- Robert De Niro – Jake LaMotta – Raging Bull (1980)

De Niro’nun Jake LaMotta performansını bu kadar değerli kılan en büyük faktör, oyuncunun LaMotta’nın iki farklı dönemdeki halini büyük fiziksel değişimler geçirerek canlandırması. De Niro’yu filmin yarısında fit bir boksör olarak izlerken, diğer yarısında 27 kilo alarak oynadığı emekli boksör olarak izlemekteyiz. Kısa bir süreçte tüm bu değişimleri ancak De Niro gibi azimli bir oyuncu gerçekleştirebilirdi. De Niro’nun LaMotta performansını Akademi’de Oscar’la ödüllendirdi.
1- Marlon Brando – Don Vito Corleone – The Godfather (1972)

Don Corleone’nin bir numara olması biraz klişe olabilir ama Brando’nun unutulmaz performansı burayı hak ediyor. Ama Marlon Brando’nun Don Corleone olması sandığımızdan daha zorlu bir süreçti. Corleone’yi oynadığında 47 yaşındaydı Brando ve yüzünü daha yaşlı göstermek için prostetik kullanmak istemiyordu. Dick Smith’in usta işi makyajı da burada devreye girdi. Corleone’nin kendine has çenesi için de, Brando için özel bir aparat üretilmişti. Ama ünlü aktörün A sınıfı oyunculuğu, tüm bunları birleştiren ana unsur oldu.
Emre Serbes
179 yazı · İlkokul yıllarında sinemada izlediği Matrix’i tam anlamasa da filmin ve sinemanın büyüsüne kolayca kapıldı. Liseye geçtiğinde edebiyatı keşfetse de sinema hep gönlünde yatan sanat oldu. Twelve Monkeys, The Usual Suspects, Memento, Fargo filmlerini izlediğinde sinemanın anlatı konusundaki potansiyelini hayretle tecrübe etmiş oldu. Küçük bir filmin bile yüzlerce insanın hayatını değiştirebileceği düşüncesi, onun sinema heyecanını ayakta tutmaya yetti. Şimdi ise, İTÜ Gemi İnşaat Mühendisliği bölümünü bitirmeye çalışıyor ve çok sevdiği sinemadan kopmamak için uğraşıyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →