En İyi 10 Kim Ki-Duk Filmi
Sinema dünyasına sıfır bilgiyle giren, deneme-yanılma yöntemiyle kendini geliştiren ve zaman içinde kalıpları yıkıp kişisel sinema dilini yaratabilen bir isim Kim Ki-Duk. Berlin, Venedik, Cannes gibi üst düzey sinema festivallerinden bolca ödülü olan Güney Koreli yönetmen, #filmekimi2014 ‘te izleme şansına ulaştığımız son filmi Bire Bir-One on One ile kendisine duyulan bütün saygıyı sıfırlamış durumda. Gerileme dönemini yaşayan yönetmenin, filmografisi içindeki -muhtemelen yeni filmleriyle de güncellenemeyecek- en iyi 10 filmini sizler için seçtik.
9 yaşına kadar Güney Kore’nin taşra kentlerinden birinde yaşayan Kim Ki-Duk, daha sonra ailesiyle birlikte Seul’e taşınır. Maddi yetersizliklerden dolayı eğitimini yarıda bırakarak bir fabrikada işçi olarak çalışmaya başlayan bu genç adam, 20 yaşında orduya katılır ve burada 5 sene çavuş olarak görev yapar. Ordudan ayrıldıktan sonra ani bir kararla sanat eğitimi almak üzere Fransa’ya giden ve orada 3 sene geçiren geleceğin usta yönetmeni, daha sonra Güney Kore’ye geri döner ve burada senaryo yazmaya başlar. Yazdığı iki senaryo yarışmalarda ödül alınca hırslanan Kim Ki-Duk, 3 tane film çeker. Eleştirmenler tarafından beğenilmeyen, gişede de başarılı olamayan filmler, yönetmenin üretme isteğinden hiç bir şey kaybettirmez.
2000 yılında çektiği Ada-The Isle filmi ile Venedik Film Festivali’nde gösterim şansı bulan, tam olarak anlaşılmasa bile takdir toplayan Kim Ki-Duk için sinemadaki emekleme dönemi artık bitmiştir. Bu filmden sonra 4 film daha yapan yönetmen asıl patlamasını ise 2003 yılındaki İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar filmi ile gerçekleştirmiştir. Müthiş görselleriyle hafızalara kazınan filmin ardından Fedakar Kız ile 2004 yılında Berlin Uluslararası Film Festivali’nde, Boş Ev ile de Venedik Film Festivali’nde En İyi Yönetmen seçilen Kim Ki-Duk artık tüm dünyanın tanıdığı ve takip ettiği bir yönetmen haline gelmiştir.
Sonraki dönemde çektiği filmler ile 2000’lerin ilk yarısındaki başarısını hiç bir zaman yakalayamayan, Arirang’dan sonra sinema dilinde de önemli değişiklikler yaşayan Kim Ki-Duk, özellikle son filmiyle bu güne kadar yakaladığı başarıların da tesadüf mü olduğu sorusunu getirtiyor akıllara.
1-YAY/ THE BOW/ 2005
Yönetmenin 12. filmi olan Yay, yaşlı bir adam ile 16 yaşındaki bir kızın sıradışı öyküsünü anlatmaktadır. İyi ile kötünün Ying Yang gibi birbirine karıştığı, boşluğun ortasında, kısıtlı-kapalı mekana hapsolmuş bir aşk hikayesi bu. Geleneksel kültürden ve budizm inancından çok fazla metafor barındıran film, muhteşem görselliği, hikaye anlatımındaki başarısı ve oyuncularının performansları yanında epik finaliyle de listenin en tepesinde olmayı hak ediyor.
2-BOŞ EV/ BIN JIP/ 2004
İnsanoğlunun en temel ihtiyaçlarından barınma olgusunu, bir modern dünya göçebesi üzerinden , kendi bakış açısıyla ele alan yönetmen, sessizliği bir çığlığa çeviriyor bu filmde. Başrollerinin hiç konuşmadığı Boş Ev, zengin çıkarımlara müsait alt metninin yanında Natacha Atlas gibi eşsiz seslerden müzik seçimleri ile de yaratmak istediği yalnızlık hissini çok başarılı şekilde seyirciye geçirebiliyor. Hem insana, hem topluma dair bir modern zaman klasiği.
3-İLKBAHAR, YAZ, SONBAHAR, KIŞ VE İLKBAHAR/ SPRING, SUMMER, AUTUMN, WINTER AND SPRING/ 2003
Pek çok film görsel başarılarıyla akılda kalabiliyor fakat seviyeyi bu kadar yükseğe taşıyan işlere pek sık rastlayamıyoruz. Büyüleyici doğa manzaralarıyla hayattan izole yaşayan budist rahip ve öğrencisinin dış etmenler ile değişen hayatlarının mevsimsel dönüşümlere incelikle dokunduğu bu film, yönetmenin sinema dünyasına bir armağanı. Yönetmenin su takıntısını işleyişi ve hayvanları sembolikleştirmesi ise filmden alınan tatminlik duygusunu bir hayli arttırıyor.
4-FEDAKAR KIZ/ SAMARITAN GIRL/ 2004
Odak noktasındaki karakterleri değiştirerek ilerleyen bir hikaye kurgusuna sahip olan film; ölüm, ahlak, toplum ve aile gibi kavramlar üzerinden çeşitli sorgulamalara yöneliyor. Tam olarak içine girmenizin istenmediği bu dünyayı biraz dışarıdan bir gözle izliyorsunuz. İki kız arkadaşın hayalleri uğruna yaptıklarını ve sonrasındaki gelişmelerin anlatıldığı, seyri herkes için kolay olmayan film, gereksiz bir diyalog veya görüntü fazlalığına sahip olmadığı için yönetmenin filomgrafisi içinde önemli bir noktada bulunuyor.
5-ADA/ THE ISLE/ 2000
Durağanlık, sakinlik içine gerilim ve stres yüklemeyi çok ustaca gerçekleştiren yönetmen, 2000 yapımı bu filminde kapalı bir anlatımı yine görüntüleriyle desteklemeyi biliyor. Göl kıyısında balıkçılara oda kiralayan bir kadın ile bir kaçağın etkileşimleri, sessizlik ve semboller ile süslenirken, yönetmen seyirciyi rahatsız etmekten de geri durmuyor. Bildiğini anlatmaktan ziyade, anlamadığını anlamak için kamera kullanan Kim Ki-Duk’un evrenselleşmeye başladığı ilk film olan Ada, karakteristik üslubuyla yönetmenin kilit filmlerinden.
6-ACI/ PIETA/ 2012
Arirang’da anlatmaya çalıştığı buhrandan sonra hem kendisi hem de filmleri farklılaşan Kim Ki-Duk, kızgınlık ve nefretle bezediği intikam filmlerine ilk olarak Acı-Pieta ile başlıyor. Anne-oğul ilişkisini çok uç noktalarda ele alan film, kişisel ve toplumsal alanlardaki şiddetin pornografikleştirildiği, yönetmenin sonraki fimlerinde de tercih edeceği bir stile sahip. Genel izleyici kitlesinin kaldıramayacağı Acı, yönetmenin gerileme dönemine girmeden önce yaptığı son başarılı iş.
7-ZAMAN/ TIME/ 2006
Yönetmen, bu filminde güzellik ve estetik kavramlarını akıp giden zaman ve aşk ile şekillendirmeyi seçmiş.Sevgilisinin kendisine karşı kaybolmaya başlayan ilgisini tekrar canlandırmak için estetik operasyonla farklı bir yüze sahip olan saplantılı bir kadının, yaşadığı içsel döngüler yer yer mizahi, genel olarak da sıradışı bir şekilde perdeye aktarılmış. Tüketmeye odaklanan insanın güzel bir portresinin çizildiği Zaman’da, benliğinin derinliklerine bir yolculuğa çıkartıyor Kim Ki-Duk bizleri.
8-NEFES/ BREATHE/ 2007
Hikaye, bir idam mahkumu ile onu televizyondan görüp aşık olan bir kadının, hapishanenin ziyaretçi odasında geçen buluşmaları üzerine kurulmuştur. İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar’ın minimal versiyonu diyebileceğimiz filmde,yine mevsimsel dönüşümlerden faydalanan yönetmen, derin bir sessizlik içinde, karakterlerine tek kelime ettirmeden seyirciye çok fazla his geçirebiliyor. Aşk oyunu oynamaya çalışan iki mutsuz insanın tutkuyu hatırlamak için girdikleri yolun şiirsel tasviri olarak niteleyebileceğimiz filmde, kendi filmlerine göndermelerden hoşlanan yönetmen bu davranışını tekrarlıyor.
9-BİLİNMEYEN ADRES/ ADDRESS UNKNOWN/ 2001
Genç Kim Ki-Duk, henüz tedirginliğini üstünden atamamışlığından ötürü bütün derdini tek filmde anlatmak istiyor. Hayatında önemli olan bütün imgeleri, karakter gruplarını tek filmde toplamaya çalışan Kim, fakir bir Kore kasabasındaki ABD üssünü ve buradaki askerlerin halk ile iletişimini her türlü kalabalığa rağmen, üst düzey bir tarafsızlıkla oldukça kaliteli şekilde aktarıyor. Seyirciyle bir köprü yakalamak söz konusu olduğunda sonraki işlere göre daha güçlü olan ilk filmlerinden Bilinmeyen Adres, köpek metaforu ve onu kullanımıyla da akılda kalan filmlerden.
10-ARIRANG/ ARIRANG/ 2011
Cannes Film Festivali’nde ‘Belirli Bir Bakış Ödülü’ de alan bu belgesel- dramada Kim Ki-Duk, Dream filminde yaşanan bir kaza sonucunda girdiği bunalımı ve neden film çekemediğini kendiyle ve dünyayla hesaplaşarak anlatıyor. Kim Ki-Duk’u ve sinemasını daha iyi anlamak için önemli ve samimi bir kaynak olan film, yönetmenin filmografisini de iki bölüme ayıran kalın bir çizgi niteliğinde. Adını bir Kore halk türküsünden alan Arirang, teknik olarak da sinemada örneğine rastlanmamış bir deneyim.
Nuri Şimşek
138 yazı · 1990 yılında İstanbul’da doğdum. 13 yaşına kadar yaşadığım bu büyük şehrin ne kadar büyük olduğunu tam kavrayamadan Çorlu’ya taşındık. 4 sene sonra da Milas’a. Yaşadığım şehirlerin küçülen coğrafyaları, beni daha büyük dünyalar aramaya yönlendirdi. Benim büyük dünyam sinema oldu. 80′lerde nasıl VHS’ler uçuşuyorsa ortalıkta, benim gençliğimin başları da önce VCD ardından da DVD’lerle geçti. Her fırsatta film izliyor, farklı dünyalara yolculuk ediyordum.Bir gazetenin haftasonu verdiği DVD’ler ile başlayan koleksiyonum ilerleyen yıllarda büyük bir arşive dönüştü.
Yazarın diğer yazılarını gör →