· 3 dk okuma

Emmy Adaylarının Kamera Tercihleri

Emmy Adaylarının Kamera Tercihleri

Her ne kadar sinematografik başarıyı kazandıranın kendisi kameranın değil onu kullananların kabiliyeti de olsa yine de geçtiğimiz Emmy Ödülleri’nde de kendine yer bularak dünya çapında başarısını kanıtlamış dizilerin kamera ve lens kullanımlarına bir bakmakta fayda var. Listeye baktığımızda ise Arri Alexa ve Red Epic kameralarının dominesini görürken lens kullamımında Panavision Primos ve Cook S4 ağırlığını görüyoruz.

Geçtiğimiz Emmy Ödülleri’ndeki durumu, Oscar Ödülleri’ndeki durumla karşılaştırdığımızda yapımların seçtiği kameralar çok benzer görünüyor. 2/3 oranla Alexa başı çekerken, 1/3 oranla RED onu takip ediyor. Aynı dominasyonu hiç şüphesiz televizyon şovlarında göremiyoruz. Malumunuz kamera seçimleri sadece yönetmen ve görüntü yönetmeninin sinematografik bakışlarına değil bütçelerine de bağlı.

Büyük Yapımlarda Lens Kullanımı

mozart-in-the-jungle-filmloverss

Lens kullanımlarına baktığımızda nispeten demokratik bir dağılım görüyoruz. Tabii yine Zeiss Ultra veya MasterPrime, Cooke S4 ve Panavision Primo gibi belli modellerin ağırlığı var. Tabii ki bu modellerin kendini kabul ettirmesinin çok geçerli sebepleri var. Geniş görüntü hacmi ve daha eski ve kameralar uyumu daha az olan lenslerin sıkışık televizyon programları takvimine pek de uymaması bakımından bu lensler en mantıklı seçenek gibi gözüküyor. Fakat bu mantık silsilesinden ayrılan iki film var. Bu filmler tarz olarak da teknik olarak da vizyonun diğer filmlerinden farklı bir konumda. Speed Panachros kullanan Carol ve Panavision APO Panatar kullanan Hatefull Eight lensleriyle de resimdeki farklı olanı bulduruyor.

Listeye baktığımızda adını göremediğimiz Sony’nin dramı iç burkuyor tabii. Özellikle de listeye girme çabalarını düşündüğümüzde… Çünkü hiç şüphesiz bir kamera markası için en büyük prestij kaynağı televizyonun başarılı projelerinde yer almak ve aslında daha da iyisi televizyon dünyasını domine edebilmek. Her ne kadar ”en”ler listesinde kendine yer bulamasa da pek çok başarılı projeye imza atmış durumda Sony’nin kameraları. Buna örnek olarak görüntü yönetmenliğini Claudio Miranda‘nın yapmış olduğu Oblivian ve Vittorio Storaro‘nun yaptığı Cafe Society‘yi gösterebiliriz. Ayrıca Marco Polo, Preacher ve Mozart in Jungle gibi başarılı diziler de Panavision Sony ile çekildi. Fakat Netlfix ve Amazon gibi 4K platformlarında her ne kadar Alexa hakimiyeti olsa da Red Epic Dragon, Sony’yi sollamış görünüyor. Tabii bunda David Fincher‘ın yönettiği başarılı dizi House of Cards‘ın çekimlerinde RED’i kullanması büyük rol oynuyor. Onun açtığı yoldan giden The Man In High Castle‘ın görüntü yönetmeni James Hawkinson‘u da başarıya ortak etmemek olmaz tabii.

Ödüllü Diziler Tek Kameraya Sadık Kalmıyor

Son duruma baktığımızda genel olarak dizilerin tek bir modele bağlı kalmadığını görüyoruz. Farklı kameraların kullanımı ile kameraların eksikliklerini birbirleri üzerinden tamamlamayı hedefleyen görüntü yönetmenleri, A kamerada çoğu zaman Alexa’nın modellerini tercih ederken B kamerada RED Dragon modellerini kullanıyor.

Tabi bütçe gereği kimse Alexa’nın Arri 65 modelini kullanmıyor. Daha çok karışık olarak, Alexa M, XT, ST veya klasik Arri tercih ediliyor. Ana kamera/lar olarak tercih edilen Alexa’nın yanına da çoğunlukla kurguda kolaylık sağladığı için ve slow- motion çekim imkanı sunduğu için Epic Dragon yakıştırılıyor.

Emmy Ödüllerine Damga Vurmuş Yapımlarda Kullanılan Kameralar

Bates Motel

Kamera: Arri Alexa

Lens: Panavision Primos

Downton Abbey

Kamera: Arri Alexa

Lens: Cooke S4

Game Of Thrones

Kamera: Arri Alexa, Red Epic

Lens: Cooke S4, Angeneix Optimo

Gotham

Kamera: Arri Alexa

Lens: Panavision Primo

Homeland

Kamera: Arri Alexa, Red Epic

Lens: Ultra Primes, Canon Cinema Zooms

House Of Cards

Kamera: Red Epic

Lens: Master Primes

The Man In The High Castle

Kamera: Red Epic Dragon

Lens: Ulaşılabilir bir bilgi yok.

Kaynak: no film school


Damla Deniz Cengiz

Damla Deniz Cengiz

44 yazı · Damla Deniz Cengiz İstanbul'da 92 yılında, annesiyle babasının tanıştığı yerde, Çapa'da dünyaya geldi. Ailesinin götürdüğü ilk sinemada huzuru bulup uykuya dalan küçük çocuk hayatını devamında artık uyuya kalmadan sinemanın büyüleyen dünyasının bağımlısı buldu kendini. Malum hayat gercegi artık kendine meslek seçmesi gereken zaman geldiğinde de sadakatini korudu. Sinemanın büyülü dünyasının sadece izleyicisi değil sihirbazı da olmayı tercih etti. Lisede tiyatro çabalarından sonra gözünü sahnenin arkasına dikti ve Galatasaray Üniversitesine gitti. Sinemayla etkileşimi boyunca (gerek eğitimi, gerekse üretimleri sırasında) hep daha fazlasının olabileceğini düşündü. Ferzan Özpetek'in dostluğu, Wes Anderson'ın renkleri, Haneke'nin analizi, Méliès'nin kurnazlığı ve daha nice ustaların zekaları, bakışları hep onu büyüledi. Gözlerini kapamadan önce her gece Sandman çapaklarını bırakmadan hemen önce, iyi ki sinema var diyen bu sinema aşığı damla oldugunun farkında olarak gözü denizden ayrılmadan, geleceğin daha ne sahneler sunacağını bilmeden, yuvarlanıp gitmeye devam ediyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →