Disney Prensesleri Üzerinden Cinsiyetçi Yaklaşımlar
Hepimizin çocukluğumuzda bir şekilde duyduğu prenses masalları zannedildiği kadar ‘güvenli’ olmayıp ataerkilliğin baskın bir şekilde kadını objeleştiren bakışını nesilden nesile aktarır nitelikte. Brigham Üniversitesi’nden Sarah M. Coyne bu masalların sinemadaki karşılıkları olan Disney filmlerinde ve Disney prensesleri ile kadın kahramanlar üzerinden yapılan tektipleştirmenin kız çocukları üzerindeki bedenlerinden memnun olamama gibi olumsuz etkilerini Pretty as Princess adlı çalışmasıyla ortaya koymuş.
Çocukların toplumsal düzene dahil edilmeden bir ara geçiş olarak okutulduğu zamansız, mekansız ‘bir varmış, bir yokmuş’lu masalların prensesler, cadılar, cüceler, kötü kalpli üvey annelerle dolu diyarı ne yazık ki kadın kahramanları sadece dış görünüşle sınırlandırıp ne istediğini bilmeyen, sığ ve tek boyuta indirgeyen söylemi sinemada Disney prenses filmleriyle benzer şekilde sürmüştür.
Pamuk Prenses’in dişlediği dolgun, kırmızı elmayla beraber masallar kadına atfedilen ilk günahı sembolleştirirken dış dünyanın erkeğe ait olduğu kabulüyle kadını evlilik bağı yoksa erkek kurtarıp başka bir düzene hapsetmeden önce dışarıdan muaf tutarak evin sınırlarına hapseder. Kadın kahramanın içini boşaltarak sadece dış güzellikleri üzerinden cinsel objelere dönüştüren prenses masallarında kadın cinselliği bastırılarak kadının bedeni sadece bir erkeğin tekeline sunulur ve o erkeği beklemesi salık verilir.
Bekaret ve masumiyetin temsilcisi prenseslerin arzu ve şehvetleri mümkün mertebe kontrol altına alınıp cinsellikleri edilgenleştirilir, Cinderella’da olduğu gibi ev işlerinin ağırlığından özgürleşmesinin yolunun kendini güzelliği ve nazik oluşuyla erkeğe feda etmesinden geçtiğini öğütleyen, Ariel’in sevdiği erkek için sesinden vazgeçmesi gibi kişiliğini yitirişini meşru kılan anlatılar sinemanın var oluşuyla beraber de beyazperdede daha 3-4 yaşlarından itibaren kız çocuklarını kabul görmüş toplumsal cinsiyet kalıplarına hazırlar nitelikte.
Disney Prensesleri Çocukların Bedenleriyle Barışık Olmaları Önünde Engel!
İyi ve kötü kadar güzelliğin de keskin olarak bölüştürüldüğü masallarda prensesler en güzelken; cadılar, kocakarılar, üvey anneler suratlarında benlerle, yamuk burunlarıyla çok çirkin yaratılmalarıyla kadın sadece görsellikten ibaret, ruhsuz, erkeğin bakışına bağımlı olarak resmedilmiştir. Sinemada ve edebiyatta bu tarz keskin bakış açılarının bir olumsuz etkisi kişilerin bedenleriyle barışık olmalarının önünde engel oluşu.
Sinemada prensesler üzerinden yaratılan cinsiyet tektipleştirmesinin çocuklar üzerindeki etkisini araştıran Sarah M. Coyne’nin çalışması Pretty as Princess ile kız çocuklarının anaokulu çağlarından itibaren Disney ürünlerine maruz kaldıkça kendilerini güzellik ve zayıflık kalıplarına uydurma eğilimine başladıkları sonuna varılmış. Kız çocukları üzerinde fiziksel endişeler yaratan Disney filmleri aynı zamanda psikolojik olarak matematik ve bilimde kendilerine olan güvenlerini azaltıp kötü gözükmekten korktukları için bu alanda deneyimlere fazla açık olmadıkları da fark edilmiş.

Coyne aynı zamanda kızıyla beraber izlediği ve daha sonra üzerine ne kadar özgür, cesur ve güçlü olduğu konusunda konuştukları Brave’deki Merida’nın elinden savaş araçlarının alındığı, kıyafetinin değiştirildiği, yüzüne makyaj eklendiği ve yüz ifadesindeki değişimle Disney tarafından yaratılan yeni imgesini de protesto ettiğini belirtti.
Dila Senem Haznedar
28 yazı · Dila Senem Haznedar Sinemanın karanlık salonunda düşlerini şekillendirecek ilk hayranlığı şuan bile yarattığı duyguyu derinden hatırladığı The Mask of Zorro'yu izlemesiyle başladı.Hala dönmek istediği çocukluğunun ütopik, hayat dolu zamanları aynı 'Z' harfinde gizli. Bağının güçlenmesini ise 16 yaşlarında bir dvd dükkanında siyah beyaz filmlerin bulunduğu raftan tamamen şans eseri bulup hayran olduğu Bergman filmine rastlamasına borçlu. Lisede geçirdiği zor zamanların en büyük avuntusu yeni yönetmenler keşfedip harçlıklarını arttırarak edindiği film arşivi oldu. O zamandan beri sinema, iç dünyasını da gittikçe genişleterek insana ve hayata dair bitmez anlam arayışındaki güzel hissiyatların yansıması olan yegane alan. Hala günlük dilde kaybolduğunu hissettiği anlarda duyguyu ön planda tutan sinema dilinde gizli olduğuna inandığı 'daha güzel bir dünya' umuduyla hayata direnmeye çalışıyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →
