· 13 dk okuma

Devrimden Günümüze En Etkili 15 Rus Yönetmen

Devrimden Günümüze En Etkili 15 Rus Yönetmen

Sinema tarihindeki yeri ve önemi göz ününe alındığında devrimden günümüze Rus Sineması dediğimizde karşımıza sadece nicelik olarak değil nitelik olarak da dev bir külliyat çıkar. Günümüzde geriye dönüp baktığımızda da bu külliyatın arkasında yatan dahilerin isimlerini bazen apaçık bazense biraz zorlayarak görmek mümkündür. Ama net bir şekilde şunu söyleyebiliriz ki Rus Sineması hiçbir şekilde tek bir yönetmene ya da tarza indirgenemeyecek kadar derin ve de geniştir.

İşte bu derinliğe ve genişliğe olabildiğince nüfus etmek için yeri geldiğinde tüm sinema tarihini yeri geldiğindeyse daha özelde Rus Sineması’nı değiştiren en etkili on beş yönetmene şöyle bir göz attık. Elbette burada belirli bir rakam koyarak da olsa sınırladığımız bu liste herhangi bir önem sırasını göre yapılmamıştır. Zaten listeyi hazırlarken de sayısı elliye yaklaşan yönetmenleri göz önüne aldığımızda bu listenin Rus Sinaması’na dair bir bakış açısı getirmek için tarihse ve tarzsal olarak belli bir sıraya gör oluşturulduğunu hemen anlayacaksınız.

Listemizde Sergei Parajanov ve Tengiz Abuladze gibi Sovyetler Birliği içerisinde olmalarına karşın Rus kimliğinden uzakta duran yönetmenleri ve zamanında Amerika’ya yerleşip kariyerini tamamen orada kuran Anatole Litvak’ı özellikle dışarıda tuttuk. Mikheil Chiaureli ve Vsevolod Pudovkin’e ise dönemsel ve tarzsal sebeplerden ötürü listede bir türlü yer bulamadık. Daha çok akademik alandaki varlıklarıyla ön plana çıkan Lev Kuleshov, Mikhail Romm, Igor Talankin ve Efim Dzigan gibi yönetmenlere de en azından burada da olsa değinmek istedik.

Nihayetinde bütüncül bir Rus Sineması külliyatını sunamamış olsak da genel portresini görebilmeye yardımcı olacağını temenni ediyoruz.

Sergei M. Eisenstein

Eisy_skull_2_0

1910’lu yıllarda, henüz çok gençken sanat dünyasına atılan Eisenstein ilk başlarda tiyatrolarda çalıştı. O dönem büyük değişimlerin yaşandığı bu alanda avangart yaklaşımların güdüldüğü bir tiyatro topluluğunda birçok deneysel işe imza attı. Zamanla tiyatronun getirdiği mekan kısıtlmasını aşmak için sinemaya kayan yönetmen 1920’lerin ortalarından itibaren sinema tarihine geçecek yapımlara imza atmaya başladı.

Sinema tarihindeki hiç kuşkusuz en etkili isimlerden biri olan Eisenstein, sinemanın, özellikle komünist rejimle birlikte Sovyetler’de çok farklı bir şekilde gelişmesindeki en etkili isimlerden biridir. Zaten onunla anılan ve bu konuda kuramsal çalışmalarının da olduğu biçimci yaklaşımı ortaya koyması değerini anlamak için gayet yeterli bir sebep. Bu açıdan aslında bugün izlediğimiz ağırlıklı sektörel filmlerin kuramsal altyapısını kuran kişi Eisenstein’dır.

Eisenstein sinemayı bir anlatı aracı olarak tanımlıyordu. Özellikle rejimin de desteğiyle çektiği devrim temalı filmler o dönemde izleyici üzerinde daha önce görülmemiş bir etki yaratmıştı. Bir dönem Sovyetler’in dışına çıktıktan sonra çektiği filmlerde yavaş yavaş belli bir standarda doğru yaklaşsa da ilk dönem filmlerinde kesinlikle bariz bir avangart yan bulunmaktadır. Zaten aslında yönetmenin gerçek anlamda değerinin anlaşıldığı ve daha sonra anıldığı filmleri de bu dönemde çekmiştir.

Önerilen filmi: Bronenosets Potemkin (1925) – Battleship Potemkin

Dziga Vertov

vertov

Asıl adı Denis Arkadievich Kaufman olan daha sonra bunu Dziga Vertov olarak değiştiren Rus yönetmen, özellikle 1920’li yıllarda avangart eğilimli çevrelerde giriştiği döneminin çok ötesinde işlerle tanınmaktadır. Sinemayla olan ilişkisi ardından ailesi ve yakın çevresinden de önemli kişilerin çıkmasını sağlamıştır aynı zamanda Vertov. Örneğin daha çok 1987 yapımı Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği ve 1983 yapımı epik filmi Boşluktaki Kahramanlar ile tanınan Philip Kaufman’ın amcasıdır yönetmenimiz. Ayrıca yine ailesinden birçok görüntü ve sanat yönetmeni de çıkmıştır.

Vertov sinemanın ilk dönemlerinde dramaturji ve biçimci yaklaşımlara karşı olarak sine-göz manifestosunu ortaya atmıştır. Bu yaklaşım, her türlü dramayı ve senaryoyu red etmenin yanısıra gerçeği yaratmayıp ona tanık olmayı temel hedef olarak belirler. Bu açıdan Vertov’un birçok filmi belgesel gibi görünmesine karşın kurgusal hamleleri de içinde barındırmaktadır. Özellikle 60 sonrası dönemde sinemaya yeni bir soluk getiren yeni dalga hareketleri, birçok açıdan Vertov’u orijin kabul etmişlerdir. Onun, biçimci kuramın gerçeği yok etmesine karşı giriştiği hakikat mücadelesinin önemi ölümünden ancak yıllar sonra anlaşılmış ve Vertov’un bu konudaki çalışmalarına yeniden bir geri dönüş yapılmıştır.

Önerilen filmi: Chelovek s kino-apparatom (1929) – Man with a Movie Camera

Aleksandr Dovzhenko

довженко

Eisenstein ve Vertov’un dönemdaşlarından olan ve özellikle sinemaya kazandırdığı yönetmenlerle ön plana çıkan Dovzhenko yazarlık, yapımcılık ve yönetmenlik gibi birçok farklı dalda başarılı eserler vermiştir. Özellikle Larisa Shepitko ve Sergey Parajanov gibi sistem tarafından dışlanan değerli yönetmenlere film çekebilmeleri için arka çıkmıştır. Ayrıca daha sonraki dönemde Tarkovsky gibi yönetmenler onun işlerinden doğrudan etkilendiklerini belirtmişlerdir.

İlk aşamada yapımcı kimliğiyle öne çıkmasına karşın Dovzhenko’nun toplamda yedi tane filmi vardır. Bunlar, Eisenstein ve Vertov’un kuramsal çalışmalarının neticesinde ortaya çıkan deneysel ağırlıklı filmlerden tarz olarak oldukça uzak yapımlardır. Yönetmenin filmleri içerdiği ruhanilik ve duygu yoğunluğuyla dikkat çeker. Belgesel filmleri de olmasına karşın özellikle asıl mesleği olan gazeteciliğin aksine didaktik olan uzak durmaya sürekli olarak özen göstermiştir. Yönetimle yaşadığı çatışmalara ve baskılara karşın sinemayla olan bağını politikadan uzak tutarak daha sonraki dönemde yetişecek olan apolitik yönetmenlerin de önünü açmıştır.

Önerilen filmi: Bitva za nashu Sovetskuyu Ukrainu (1944) – Ukraine in Flames

Mikhail Kalatozov

Mikhail-Kalatozov_grande

Aslen Gürcü asıllı olan Kalatozov sinemaya atılmadan önce ekonomi okumuş. İkinci Dünya savaşı sırasında konsolosluklarda çalıştıktan sonra propaganda bakanlığında kültürel çalışmalar yürütmüş. İktidar’la olan bağları üzerinden temelde sipariş olan  birçok film çeken yönetmenin buna rağmen hiçbir zaman iktidarla da arası iyi olmamış. Fakat bu bir çatışmadan ziyade Kalatozov’un sanatsal yaklaşımında kaynaklandığı için film çekmesine izin verilmiş ve desteklenmiştir.

Kalatozov’un çektiği filmlerin hepsi aslında bir propaganda filmidir ve Devlet hepsini bolca desteklemiştir. Fakat Sovyet’lerdeki onlarca şu an hiçbirini hatırlamadığımız propaganda filmi çekmiş yönetmenlerin yanında Kalatozov’u farklı kılan çok önemli bir durum vardır. Kalatozov için sinema görsel anlamda görkemin bir yansıması olarak kendini gösterir. Bu sebeple filmlerinde kullandığı ve en hafif tabirle avangart yaklaşımlı görseller, kamera hareketleri ve açıları günümüz sineması için bile hala çığır açıcı teknik başarılar barındırmaktadır.

Önerilen filmi: Soy Cuba (1964) – I Am Cuba

Sergey Bondarchuk

bondarchuk_88

1920 doğumlu yönetmen kariyerine tiyatro oyuncusu olarak başladı. İkinci Dünya Savaşı’nda birçok oyun sergiledi. Savaş sonrasındaysa sinema oyunculuğuna doğru kaymaya başladı. Özellikle edebiyat uyarlamaları olan filmlerde gösterdiği başarılı performansın ardından İtalyan yönetmen Roberto Rossellini’nin bir filminde dahi rol aldı. Ardından zamanla kamera arkası çalışmalara kayan Rus yönetmen çektiği filmlerin birçoğunda kendisi de oyuncu olarak bulunmayı sürdürdü.

Bondarchuk özellikle tiyatro geleneği ile yetişmesinin de etkisiyle edebi uyarlamalara hep daha yakın durdu. Yönetimle olan sıkı ilişkileri sayesinde büyük bütçeli edebiyat uyarlamaları ve tarihi filmler çekti.  Bu filmlerin temel özelliği uyarlandığı kitaba ya da tarihi gerçekliğe olan detaylı bakışıydı. Ayrıca yönetmen bu detaylı bakışı, filme, her alanda yedirerek ortaya eşine az rastlanır derecede görkemli eserler çıkarmıştır. Az sayıda film çekmesine karşın filmlerini çektiği bütçelerle sinema tarihinin en pahalı eserlerine imzasını atan yönetmen; böylesine büyük bütçeli ve beklentili filmlere, sanatsal bakış açısını feda etmeden yaklaşmasıyla günümüz için hala görkemini koruyan eserler ortaya koymayı başarmıştır.

Önerilen filmi: Voyna i mir (1966) – War and Peace

Aleksey German

Aleksei German

Tam adı Aleksey Yuryevich German olan yönetmen aynı zamanda yine kendisi gibi yönetmen olan Aleksei Alekseivich German’ın babasıdır. Ayrıca yönetmenimizin babasının da ünlü Rus yazar Yuri German’dır ki üç kuşak boyu sanat tarihine damga burmuş nadir ailelerden biridirler. İlk başlarda çeşitli tiyatrolarda çalışan German daha sonra LenFilm stüdyolarında yönetmen asistanı olarak çalışmış. İlk başlarda başka yönetmenlerle ortak filmler çekse de zamanla kendi filmlerini çekmeye başlamıştır. Ama tüm kariyeri boyunca yönetimle yaşadığı çatışmalar peşini hiçbir zaman bırakmamıştır.

German, özellikle yarattığı anti kahraman figürlerle dikkat çeken filmler ortaya koyarak fark yaratmıştı biridir. Bu açıdan filmlerinde politik açıdan hoş görülemeyecek karakterlere yönelik getirdiği derinlemesine bakış açılarıyla oldukça derin ve ruhani bir yaklaşım gütmüştür. Zaten bu sebeple de filmlerine  yönelik sürekli bir baskı olmuştur. Bu yüzden yönetmenin filmlerinde sansürden kurtulabilmek için yapılmış bazı yan hikayeler de bulunur ama German bu sahnelerle amaçladığı şeyi filmlerine öyle güzel yansıtır ki izleyen herkes aslında yönetmenin ne anlatmak istediğini hemen anlar. İzleyiciyle kurduğu bu gizemli bağa ek olarak yönetmenin sinemasına hakim olan karamsar bakış açısı ve geçmişe yönelik derinlemesine bakış, filmlerini, oldukça etkileyici eserlere dönüştürmesini sağlamıştır.

Önerilen filmi: Proverka na dorogakh (1971) – Trial on the Road

Larisa Shepitko

Female-Directors-Larisa-Shepitko

İkinci Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında doğan ve Sovyetler Birliği’nin sayılı kadın yönetmenlerinden olan Shepitko, sinema eğitimi almak içim Moskova’ya gelip Dovzhenko’dan dersler almıştır. 1950’lerde Orta Asya’daki tarım politikasıyla ilgili olarak henüz 22 yaşında mezuniyet projesi olarak çektiği filmle dikkatleri üzerine çekti. Devam eden yıllarda aynı zamanda listemizde de bulunan, en önemli Rus yönetmenlerden biri olan Elem Klimov’la evlendi. 1979’da film çekimi esnasında araba kazası ile yaşamını yitiren yönetmenin filmini eşi tamamlayarak 1983’te Farewell ismiyle gösterime sokmuştur.

Filmlerinde giriştiği derinlemesine ruhsal analizlerle dikkat çeken yönetmenin, Dostoyevski’nin varlık sorunu üzerine inşa ettiği filmleri, belirli çatışmalar sonucunda insan ruhunda yaşanan kırılmalara odaklanarak genel anlamda eleştirel bir bakış açısı getirmesiyle öne çıkar. Bu derin ve eleştirel yaklaşımdan ötürü özellikle Tarkovsy ile belli bir ruhani akımın öncüsü olarak kabul edilmiştir.

Önerilen filmi: Voskhozhdenie (1977) – The Ascent

Nikita Mikhalkov

Nikita-Mikhalkov-

Devrim öncesi kraliyet ailesinden gelen Mikhalkov’un aile fertlerinin birçoğu devrimden önce prens ve ya kont iken devrimden sonra sanat alanında bireysel çalışmalar yaparak adlarını duyurmuş kişilerdir. Ayrıca bir sonraki bölümde bahsettiğimiz Andrei Konchalovsky, Mikhalkov’un abisidir. İlk aşamada tiyatro oyunculuğu yapan Rus yönetmen, daha sonra Rusya’nın en önemli sinema okulu olan VGIK’ta sinema eğitimi aldı. Özellikle abisi ve onunla bağlantılı olarak Tarkovsky ile olan ilişkisi sinemasına tamamen orijinal bir tarz katmasını sağladı.

Ağırlık olarak tarihi filmler çeken yönetmen, politik olarak da kesin bir şekilde koyduğu tavır üzerinden filmlerinde beklenilenin dışında bir bakış açısıyla izleyicinin karşısına çıkar. Kendisinin de sıklıkla dile getirdiği burjuvazi-sanat ilişkisine paralel olarak genellikle monarşi dönemini anlatan filmler çeker ve bunları her türlü karalamadan, propaganda unsurundan uzakta kalarak yaratır. Yönetmenliğinin yanında oyuncu olarak da oldukça elle tutulur bir kariyeri olan Mikhalkov, kendi filmlerinde de sıklıkla kamera karşısına geçer.

Önerilen filmi: Neokonchennaya pyesa dlya mekhanicheskogo pianino (1977) – An Unfinished Piece For The Player Piano

Andrei Konchalovsky

2008+Marrakech+International+Film+Festival+9npp74H3j6Gl

Mikhalkov’un abisi  ve Tarkovksy’nin ilk dönemlerde en yakın dostu olan Konchalovsky ilk dönemde Moskova Konsenvaturı’nda piyano eğitimi almasına karşın daha sonra sinemaya ilgi duyarak bu alana kaymıştır. Özellikle Tarkovsky ile olan işbirliği neticesinde 1966 yapımı Andrei Rublev filminde senarist olarak yer almıştır. Ardından abisi ile ortak projeler üreten yönetmen daha sonra bazı yaşadığı sıkıntılar dolayısıyla Amerika’ya gidip yerleşmiş ve kariyerine orada devam etmiştir.

Farklı dönemlerde ortaya koyduğu işler ile birbirinden çok uzak tarzlarda işler ortaya koyan yönetmen, özellikle sinema tarihine geçen filmleriyle yine de hala hatırlanmaya devam ediyor. Özellikle ilk dönemine ait olan bu görkemli eserlerinde, Rus tarihine getirdiği farklı bakış açısı ve sinemasal anlamda ortaya koyduğu deneysel yaklaşımlarla auteur bir yönetmen kimliğine bürünen Konchalovsky, bir anlamda Rus Sinema tarihinin kolajını sunabilmesiyle ayrı bir öneme sahiptir.

Önerilen filmi: Sibiriada (1979) – Siberiade

Andrei Tarkovsky

tumblr_inline_mno0hpofn21qz4rgp

Ünlü şair Arseniy Tarkovsky’nin oğlu olan yönetmen, sinemayla ilgilenmeden önce müzik ve Arapça eğitimi almış. Ardından VGIK’ta sinema eğitimi alan Rus yönetmen henüz ilk uzun metrajlı filmiyle büyük yankı uyandırdı. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’nı konu ediniyor olmasıyla otoritenin beğenisini toplasa da ardından kariyeri boyunca sürekli olarak iktidarla çatışma içinde oldu. Ama bu çatışma filmleri yasaklanan ya da hapsedilen yönetmenlerden farklı bir şekilde gerçekleşmiştir. Çünkü özellikle yurt dışında elde ettiği başarı ve Sovyet Sineması adıyla onlarca ödül kazanması sayesinde oldukça önemli bir konuma gelen yönetmen yönetim tarafından sevilmese de yine de film çekmesine izin verilmiş ve yurt dışında zaman zaman çıkmasına izin verilmiştir.

Şiirsel sinema dendiğin ilk bahsedilen isimlerden biri olan Tarkovsky, sinemaya getirdiği yoğunluk ve derinlikle sinema tarihini oldukça derinden etkilemiştir. Sinemayla zamanla çok daha ruhani bir ilişkiye evrilen yaklaşımını ağırlık olarak felsefi ve psikolojik temeller üzerinde inşa eden yönetmen, görsellikten müzik kullanımına kadar birçok konuda klasikleşmiş sinema kurallarını yıkmıştır.

Önerilen filmi: Stalker (1979)

Elem Klimov

0_c9d6d_bfd6b312_orig

Kariyerine ilk önce gazeteci olarak başlayan Klimov ardından VGIK’e girerek Efim Dzigan’dan dersler almış. Ayrıca okulda tanıştığı Shepitko ile kısa süre sonra evlenen yönetmen, tarihi filmlerden kara komedilere hatta çocuk filmlerine kadar birçok farklı alanda eserler vermiştir. Özellikle 1979’da eşinin hayatını kaybetmesinin ardından bunalımlı bir dönem geçiren yönetmen başyapıtı kabul edilen ve sinema tarihine geçmiş Gel ve Gör filmini bu bunalımdan sonra çekmiştir.

Özellikle daha önceki usta yönetmenler ve onun döneminde hocaları olan kişilerle yürüttüğü çalışmalarıyla kaliteli işler ortaya koyan Klimov, yine de daha ziyade Gel ve Gör filmiyle tanınmakta. Sinemayla olan akademik bağları ve eşinin kendine has olan tarzına gösterdiği destekle yönetmenliğin ötesinde çalışmalar gerçekleştirmiş ve katkılarda bulunmuştur.

Önerilen filmi: Idi i smotri (1985) – Come and See

Karen Shakhnazarov

9896159548

Rus Sineması’nın komedi türündeki en önemli yönetmenlerinden biri olan Ermeni asıllı yönetmen Shakhnazarov, aynı zamanda yapımcı ve senarist kimliğiyle de biliniyor. 1998 yılındaysa Mosfilm stüdyolarının genel müdürlüğüne atanan yönetmen, bu pozisyonun getirdiği baskılarla da birlikte yüksek gişe odaklı yüzeysel filmler yapmakta doğru evrilmiştir.

Komedi konusunda genellikle kalitesi düşük yapımların çok olduğu bir sinema çevresinde, ağırlıklı olarak Rus Edebiyatı göndermeleri ve yakın tarihle beslenen filmler çeken yönetmen uluslararası arenada pek fazla tanınmıyor olsa da ortaya koyduğu işlerle belirli bir kaliteyi yakalamayı başarmıştır.

Önerilen filmi: Kuryer (1987) – Courier

Konstantin Lopushansky

lopushansky

Sovyetler Birliği’nin son dönemlerinden itibaren yeni bir şekle bürünmeye başlayan Rus Sineması’nda felsefi alıntılı, derinlikli filmleriyle Tarkovsky’nin önünü açtığı yolda ilerleyen en önemli yönetmen olan Lopushansky, aslında ilk eğitimini konservatuarda keman üzerine almış. Daha sonra sanat eleştirmenliğiyle ilgili çalışmalar yürüten yönetmenin son durağıysa sinema olmuş. Tarkovsky’nin Stalker filminde asistanlık yaparak sinemaya atılan yönetmen günümüzde de hala aktif olarak çalışmaya devam ediyor.

Daha ilk filmlerinden itibaren kendine gösteren yaklaşımsal farkla birlikte tamamen kendine has bir sinema dili oluşturan Lopushansky, filmlerinden ağırlıklı olarak özellikle modernizm ve sosyalizmin materyalist görüşü ile insanın ruhani ontolojisi arasındaki gerilimi işlemektedir. Üstelik bunun yanında hem müzik kullanımı hem de görsel yaklaşım itibariyle filmlerinde kendini gösteren birçok deneysel yaklaşım da vardır. Lopushansky’nin sineması hem epik hem de minmalisttir. O, sinemayla ruhani olarak kurduğu bağı diyalektik bir çatışmayla sürekli harekete zorlayarak, cevaptan çok soru soran filmler yaratmaya çalışmaktadır.

Önerilen filmi: Posetitel muzeya (1989) – Visitor of a Museum
(Filmin derinlemesine incelemesini yaptığımız yazıya şuradan ulaşabilirsiniz.)

Aleksandr Sokurov

TASS_sokurov468

Aslen tarih eğitimi alan ama zaman içinde sinemayla daha güçlü bir bağ kuran Sokurov, yakın dönem Rus Sineması’nın en farklı yönetmenlerinden biri. Lopushansky ile benzer şekilde Tarkovky ile yakın bağları bulunan ama her ikisinden farklı olarak sinemasını ruhanilik üzerine inşa etmek yerine yeni anlatım yolları aramayı seçerek deneysele kayan yönetmenin birçok kısa filmi, belgeseli ve deneysel filmleri bulunuyor. Ağırlıklı olarak öğrencilik yıllarının olduğu dönemde iktidarla büyük tartışmalar yaşayan Sokurov’un birçok filmi yıllarca yasaklı olarak kaldı. Rus yönetmen bu filmlerini ancak yıllar sonra, artık Sovyetler Birliği’nin dağılmasına yakın gerçekleştirilen reformlar sayesinde yeniden izleyiciyle buluşturabildi.

İlk dönem filmlerinde ağırlıklı olarak edebiyat uyarlamaları yapan yönetmenin bugün tanımladığımız gerçek anlamdaki tarzına ulaşması yaklaşık olarak Sovyet’lerin dağılmasına denk gelmektedir. Yine de buradan yönetmenin tek bir tarzı olduğu yanılgısı çıkmasın. Yönetmenin bahsettiğimiz tarzı, her türden oluşturduğu tarzın her defasında daha ötesine gitme çabasından ileri gelmektedir. Avangart olarak nitelendirilebilecek deneysel işleri arasında hiç bir oyuncunun olmadığı filmlerden tamamı tek planda çekilen yani tek bir sahneden oluşan filmlere kadar oldukça sıra dışı eserler var. Bu uç noktalardaki çalışmalarına karşın yönetmen yine de kurgusal filme olan ilgisini kaybetmemiştir ve hala birbirinden değerli yenilikçi filmlerini çekmeye devam etmektedir.

Önerilen filmi: Otets i syn (2003) – Father and Son

(Yönetmen ile ilgili hazırladığımız retrospektife şuradan ulaşabilirsiniz.)

Andrey Zvyagintsev

Andrew_Zvyagintzev

Aldığı oyunculuk eğitimi ardında uzun bir süre çeşitli film ve tiyatrolarda oyunculuk yapan Zvyagintsev, ardından bir televizyon kanalında kamera arkası işlerde çalışmaya başlamış. İlk yönetmenlik deneyimini de yine aynı kanalda yönettiği bir dizi ile yaşamış. Ardından tamamen sinemaya yönelen Rus yönetmen çektiği ilk filmden itibaren kazandığı büyük başarıyla günümüz Rus Sineması’nın en çok tanına yönetmenlerinden biri haline geldi.

Genel filmografisi içinde ağırlıklı olarak iktidar ve güç meselelerine yoğunlaşan ve bu doğrultuda baba figürüyle sıkı sıkıya bağları olan filmlerinde, görkemli bir minimalizm yaratmaya çalışan yönetmen, daha çok oluşturduğu etkileyici atmosfer ile dikkat çekiyor. Felsefi ve sanat tarihine yönelik göndermeler ile güçlü alt metinlere sahip filmlerden oluşan filmografisi içinde genel olarak kendine has bir tarz oluşturmayı başaran Zvyagintsev, sinemasal yaklaşımın ötesinde, uluslararası arenada kazandığı başarılar ile Rus Sineması’nda ikinci bir Tarkovsky uyanışının da ilk sinyallerini veriyor.

Önerilen filmi: Izgnanie (2007) – The Banishment

(Yönetmen ile ilgili hazırladığımız retrospektife şuradan ulaşabilirsiniz.)


Kerem Duymuş

Kerem Duymuş

177 yazı · Bir gün soğuk ve karlı bir akşamda izlediği Kieslowski filmi onu iflah olmaz bir idealiste çevirdi ve kendini şimdiye kadar ona kimsenin bahsetmediği bambaşka bir dünyada buldu. Hem izleyen hem yapan olarak gece yattığında heyecandan uyuyamamasına sebep olacak sinemaya ulaşmaya çalıştı ve hala çalışıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →