· 6 dk okuma

Çocukluk ve Gençlik Arasında Kendini Keşfetmenin Vahşi Doğası Üzerine 10 Çarpıcı Film

Çocukluk ve Gençlik Arasında Kendini Keşfetmenin Vahşi Doğası Üzerine 10 Çarpıcı Film

Kişiliğimizin en belirgin ve en saklı yanlarının derin derin zihnimize kazındığı ve ileriki dönemde değiştirmenin, farklılaşmanın git gide zorlaştığı özelliklerinin keşfi çocukluk ve gençlik yıllarının arasındaki değişken zamanlarda gerçekleşir. Bu keşifler genellikle sancılıdır çünkü artık yeni bir “şey” oluyor olmanın benlik üzerinde yarattığı çatırdama hâli vahşileşmeyi de beraberinde getirir. Bu insanın özünde iyi ya da kötü oluşunun bir tartışması olmasa da fırsat bulduğunda kötü olabilme hâlinin de bir yansımasıdır. Çünkü çocukluk ve gençlik yılları arasında vahşi ve naif olan bir aradadır. Bu bir savaş değil, birlikte bir varolma hâlidir. Çocukluğun naif gençliğin ise daha yıkıcı olarak tanımlandığını düşünürsek ikisi arasındaki geçişte meydana gelen bu iç içe olma durumu daha da ilgi çekici bir hâl alır. Biz de bu sebeple çocukluk ve gençlik yılları arasında bir yerlerde kendi kimliğini sancılı bir biçimde keşfeden karakterlerin yansıdığı birbirinden başarılı 10 filmi bir araya getirdik.

Çocukluk ve Gençlik Arasında Kendini Keşfetmenin Vahşi Doğası Üzerine 10 Çarpıcı Film

The 400 Blows (1959)

the-400-blows-filmloverss

Okulu kırmak, okuldan kaçmak anlamına gelen Fransızca bir deyimden ismini alan François Truffaut imzalı 400 Darbe, sinemanın unutulmaz eserleri arasındadır. Okulda yapmadığı bir ödevden kurtulmak için bir çocuk okuldan kaçar. Okuldan kaçtığı gün annesini yolda başka bir adamla görür ve bu gördüğüne bir an için anlam veremez. Ertesi gün okula gittiğinde öğretmeninin “Dün nerdeydin?” diye bir soru yöneltmesi çocuğu boşluğa düşürür ve annesinin öldüğünü dile getirir. Buradan sonra film ikiye ayrılır, yetişkinlerin toplanması ve çocuğun bu yalanını irdelemesi filmin bir yerindeyken diğer tarafta da çocuk ve arkadaşları kaçıp denize ulaşmaya çabalarlar, hayal kurarlar. Denize ulaşmak gerçeklerden kaçmak olduğu kadar bir yandan da büyüme hâlidir.

Village of the Damned (1960)

Village of the Damned-filmloverss

İngiltere’nin bir kasabasında gizemli bir biçimde doğan ve doğa üstü güçlere sahip bir grup çocuğun hikâyesinin anlatıldığı Wolf Rilla imzalı Village of the Damned, yıllar sonra John Carpenter tarafından yeniden çevrimi yapılan bilimkurgu ve korku ögelerini bir arada bünyesinde barındıran bir film. Özellikle bir grup çocuğun ürkütücü yapısı üzerinden beslenen filmde çocuklar sahip oldukları gücü büyük çoğunlukla kötüye kullanma eğilimindedir. Bu tehlikenin ardından kasaba halkı çocuklardan kurtulmaya karar verir.

 

Lord of the Flies (1963)

Lord of the Flies-filmloverss

William Golding’in 1954 yılında kaleme aldığı aynı adlı kitaptan beyazperdeye uyarlanan Lord of the Flies; II. Dünya Savaşı’nın ardından yazarın kendi yakın geleceğinde, gerçek olmayan bir nükleer savaş sırasında geçer. Çocukların ve gençlerin iyilik potansiyellerinden bahsetmek yerine, kökenlerimizde olan vahşiliğe dönüşü göstermeyi tercih eden film; başlıca insanın doğası ve içinden gelen kötülüğü sorgulamaktadır. Hikâye; liderlik savaşının insanların doğal yapısında olduğunu ve bunu kazanmak için de dost kazanma ve düşman kaybetme yöntemlerini uygulamasını gösterirken; gruplaşmaların temelinde insanın en derinlerinde saklı kötülükleri meydana çıkarma uğraşındaki insanları betimliyor

Au Hasard Balthazar (1966)

Au Hasard Balthazar-filmloverss

Robert Bresson’un sevilen filmlerinden biri olan Au Hasard Balthazar – Rastgele Baltazar, bir eşekle genç bir kızın arkadaşlığını konu ediyor. İnsanların kötü davrandığı Baltazar ve kendini yeni yeni bulmaya çalışan genç bir kız olan Marie’nin aynı lens kullanımıyla da eşlendiği filmde, hem dönemin sınıfsal şartlarına hem de varlığın neliğine dingin ve gerçekçi bir bakış sunulur.

A Clockwork Orange (1971)

Alex-DeLarge-A-Clockwork-Orange-filmloverss

A Clockwork Orange, ünlü yönetmen Stanley Kubrick’in Anthony Burgess’ın kitabını sinemaya uyarlamasıyla gerçekleşen bir film. Alex ve arkadaşları bir çete kurup geceleri umarsızca şiddet uyguladıkları, girdikleri evlerde kadınlara tecavüz ettikleri bir döngünün içerisindedirler. Çetenin diğer üyelerinin, liderliğini istememeleri sonucu polis tarafından yakalanan Alex, suçluyu topluma geri kazandırmak için ilk kez uygulanacak olan yöntemle tedavi edilmeye çalışılır. Alex üzerinde gerçekten işe yarayan bu yöntem sonucu topluma geri kazandırılan ve artık onlardan biri olan Alex’in toplumla yeniden hesaplaşması başlar. Fiziksel bir şiddetin izleyici üzerinde bırakacağı rahatsız edici etkiden çok bunu psikolojik yollarla yapan filmin yarattığı gerginlik, kendini keşfetme sürecinde olan bir gencin zorla kendinden bir başka şeye dönüştürülmesinin yarattığı gerginlikle birbirini tamamlar.

Heathers (1988)

heaters-filmloverss

Michael Lehmann’ın yönetmen koltuğunda oturduğu Heathers, bir gencin içerisinde bulunduğu kalıpları yıkmak için uğraşırken bir anda kendini başka bir noktada bulmasını konu ediniyor. Bir Amerikan lisesinde geçen hikâye insanların sınıfsallaştırıldığı ve bu sınıflardan çıkamadığı bir düzeni konu alıyor. Filmde zeki olan Veronica okulun popülerleri arasında da yerini almak istediği için isimleri Heather olan üç kız ile arkadaşlık kurmaya başlar; ancak daha sonra bu arkadaşlıktan ve grubun getirdiği kalıplardan sıkılan Veronica okulun isyankarı ve sorunlusu olan J.D. ile bir birliktelik kurarak Heather kızları için planlar yapmaya başlar. Ancak bu planlar gün geçtikçe tehlikeli olmaya başlamıştır. Filmin başrollerinde ise Winona Ryder ve Christian Slate yer alıyor.

Fat Girl (2001)

fatgirl-filmloverss

12 yaşındaki Anaïs (Anaïs Reboux) henüz genç olmasına rağmen gençliğin dünyasından atılmış ve yetişkinliğin verdiği hüsranı ve kaygıyı yaşamaya zorlanmış bir karakterdir. Aslında buna onu zorlayan kendisidir, kendisi bedeni ile büyük bir savaş vermektedir. Anaïs için vücudu onun felaketinin kaynağı iken aynı zamanda dünyadan kaçarak sığındığı sığınağıdır. Fakat bu sığınak kız kardeş tarafından her zaman rahatsız edilir. Elena (Roxane Mesquida) 15 yaşında güzeldir, çekicidir, Anaïs’in olmak istediği her şeydir. Bir yaz günü Elena tanıştığı İtalyan çocuk ile yakınlaşmaya başlar ve Anaïs tüm bunlara şahit olur. Gençliğin filizlenmesi ile cinsel arzunun yanında kıskançlığın, özgüvensizliğin de ortaya çıktığı Catherine Breillat imzalı film beklenmedik sonu ile izlenmesi gereken bir aile trajedisine ve cinsel uyanışa dönüşüyor.

The White Ribbon (2009)

The White Ribbon-filmloverss

Hikâyesi; 1913 yıllarında, Almanya’nın Protestan kuzeyinde bir köyde geçen film, insan ilişkilerine sinemasal anlamda röntgenci bir bakış atıyor. Köy sakinlerinin birbiri ardına yaşadığı tuhaf kazalar finale doğru bir tür ceza ayinine dönüşüyor. Nasyonal sosyalizmin ortaya çıkışını, Alman okul sistemini sorgulayarak anlatan film, 2009 yılında Cannes Film Festivali’nde Michael Haneke’ye Altın Palmiye Ödülü’nü kazandırmıştı. The White Ribbon, hikâyesindeki derinliği aktarabilmek adına siyah ve beyazın en çok yakıştığı filmlerden biri.  Çocuk karakterlerin bakışındaki nefreti vurucu bir sinematografiyle izlemek isteyenler olacaktır.

We Need to Talk About Kevin (2011)

We Need to Talk About Kevin-filmloverss

Gençliğe ve özgürlüğe duyulan hasret ve o dönemden kalma bağımsız olma arzusu. Bir insanın içerisindeki tüm deliliği ve her şeyi yapma arzusunun bir anda içinde büyüyen bir ‘şey’ ile kesilip atılması, hadım edilmesi. Ve tıpkı hadım edilen gibi hadım edenin de bütün arzularının yok edilmiş olarak hayata başlaması, devam etmesi. Bir anne ile oğlunun arasındaki ince çizginin yok olduğu film We Need to Talk About Kevin’da, yıkanan yüzlerde sular arası geçişin yüzler arası geçiş olması gibi yok etme, yok olma ve var olmanın dayanılmaz ağırlığının arzuda ve delilikte kendini göstermesi izleyici için hem çok ağır hem de etkisinen çıkılamayan olgular arasındadır.

Raw (2016)

raw-filmloverss

Yılın önemli keşiflerinden olarak nitelendirebileceğimiz ve kesinlikle es geçilmemesi gereken Raw, çarpıcı ve yer yer rahatsız edici bir hikâye sunuyor. Film, veterinerlik fakültesine başlayana kadar hayatını vejetaryen bir ailede, vejetaryen olarak geçiren Justine’in, sıra dışı bir şekilde değişen hayatını konu alırken, filmin yönetmeni Julia Ducournau, büyüme hikâyesini metaforlarla zenginleştirdiği bu ilk uzun metraj kurmacası ile modern bir başyapıta imza atıyor. Yetiştirildiği şekilde hayatını yaşayan ve gizli arzularının farkında dahi olmayan Justine’in “günah” ile ilk tanışması ve bu günahın günahlara dönüşmesi ve tüm bunların vazgeçilemez birer haz unsuru olması karakterin büyüdüğü anlara tekabül eder.


FilmLoverss

FilmLoverss

7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı

Yazarın diğer yazılarını gör →