· 6 dk okuma

Sinema Sektöründe Çalışan Kadınlara Sorduk: Sektör İçerisinde de Cinsiyetçiliğe Maruz Kalma Söz Konusu mu?

Sinema Sektöründe Çalışan Kadınlara Sorduk: Sektör İçerisinde de Cinsiyetçiliğe Maruz Kalma Söz Konusu mu?

FilmLoverss olarak, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde sinema sektöründe çalışan kadınlara karşılaştıkları zorlukları ve bu zorlukların neler olduğunu sorduk. Fikirlerini esirgemeden, dosyamıza katkı sağlayan herkese teşekkür eder, Dünyanın her yanında, mücadelesini her alanda sürdüren kadınların 8 Mart’ını kutlarız!

Soru: Erkek egemen toplumun sinema sektörüne yansımalarını göz önüne alacak olursak; sektör içerisinde de cinsiyetçiliğe maruz kalma söz konusu mu? Eğer sektör içerisinde de böyle bir durum varsa, bu durum ne tür zorluklar yaşatıyor?

Biket İLHAN (Yönetmen – Yapımcı)

biket_ilhan_filmloverss

Sinema sektöründe de erkek egemenliği değişmiyor, yine sayıları kadınlardan fazla ve yine filmlerin çoğu onların bakış açısı ile gerçekleşiyor. Bu egemenliğin cinsiyetçi olarak belli bir yansıması olsa da giderek daha etkisiz kaldığı inancındayım. Kendimden yola çıkarak bu baskı ve cinsiyetçi yaklaşım beni etkilemedi ve böyle bir sıkıntı yaşamadım diyebilirim. Önceleri bazı fısıltılar duysam da üzerinde bile durmadım. Giderek sektörde hem kadın sinemacılar çoğalıyor hem de eni konu egemenler.

En uzun soluklu ve en çok film çekmiş kadın yönetmen olarak Bilge Olgaç’dan örnek vermek isterim. İlk zamanlar ekmek kapısı olarak gördüğü bu erkek egemen sektörde kendini kabul ettirmek için onlar gibi davranmış ve erkek dünyasına uygun filmler çekmiştir. Kendini kanıtladıktan sonra farklı bir sinema yapmaya başlamıştır.

Bu konuda karamsar değilim, giderek meslek yaşamımızda yaşanan zorluklar yok oluyor, tam bir eşitlik yolunda çok güzel ilerliyoruz.

Zeynep ÖZBATUR ATAKAN (Yapımcı)

ZEYNEP OZBATUR ATAKAN

Sinema sektöründe bazı alanlarda ‘kadınlar yapamaz’ gibi önyargılar her zaman oldu. Özellikle, görüntü yönetmenliği, kurgu ve teknik konularda kadınları görmek beni çok mutlu ediyor. Zira sektöre girdiğim 80’li yılların sonunda, bu anlamda kadın teknik eleman neredeyse yok denecek kadar azdı. Şu anda aksine kadınların sektörde hızla arttığını görüyoruz. Ancak beni sinema filmlerinin içeriklerindeki kadın karakterlerin edilgen olarak konumlandırılması daha çok endişelendiriyor. Bu da cinsiyetçi tavrın başka türlü yansıması… Bu noktada içeriklerde ‘kadının konumlanması’ çok önemli ve dikkat edilmesi gereken bir durum…

Janset PAÇAL (Aktris)

janset_fl

Bizim sektörde de her yerde olduğu gibi erkek egemen bir durum var elbette. Oyuncular Sendikası’nın kuruluş aşamasında çocuk oyuncular kadar kadın oyuncuların da ayrıcalıklı olması gereken durumları olduğunu gördük. Ya da filmlerde daha ziyade erkek hikayelerinin çoğunlukta olduğunu görüyoruz.


Özlem KINAL (Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali – Festival Koordinatörü)

ozlem-kinal

Türkiye sineması 100 yaşında! Ne var ki kadın yıldızların parlatıldığı ve sinemanın altın çağı olarak kabul edilen Yeşilçam döneminden Yeni Sinema’ya uzanan bu yüz yıllık tarihte “kadınların temsili” her zaman sorunlu oldu. Türkiye sineması her ne hikmetse yerleşik toplumsal cinsiyet kodlarının dışına çıkmamakta direniyor. Perdedeki kadın temsili, kamusal alanın dışına itilen, kutsanan ya da kurbanlaştırılan öteki olarak kurgulanmaya devam ediliyor ısrarla. Hikayelerde yer alan cinsiyete dayalı rol dağılımlarını, güçlü kadın karakterler yaratılamamasını, başrolde yer alan kadın oyuncuların azlığını, orta yaşın üzerindeki kadın oyuncuların sadece yan rollerde yer almasını veya sektörün tamamen dışına itilmelerini başka neyle açıklayacağız? Peki ya kamera arkasındaki kadınların durumu farklı mı? Yönetmen, yapımcı, senaryo yazarı, görüntü yönetmeni, kamera, ses, ışık, özel efekt, görsel efekt, ses tasarımı gibi kategorilerde, fikir aşamasından dağıtım ve pazarlamaya kadar uzanan tüm süreçlerde kadınlar ya sadece asistan statüsünde görev alıyorlar, ya süreçlerin sadece belli aşamalarına girip çıkıyorlar ya da hiç yoklar. Buna karşılık kadınlar ağırlıklı olarak kostüm, makyaj, oyuncu seçimi veya basın ve halkla ilişkiler gibi alanlardalar. Bu tablo geleneksel cinsiyet rollerinin sinema sektöründe sadece senaryo, hikaye, karakterler ekseninde kalmadığının, sektörün baştan sona tüm yapılanmasındaki eşitsizliğin göstergesi değil de ne!

Esra EVEN (Randevu İstanbul Uluslararası Film Festivali – Festival Direktörü)

esra-even-filmloverss

Bu sektörün içinde çalıştığım 13 yıldan fazla süre içerisinde sadece kadın olduğum için farklı bir muamele ile karşılaşmadım. Bir zorluk yaşamadım ya da yaşadıysam da farkına varmadım. Hatta 2008 yılında Antalya Film Festivali kapsamında düzenlenen Avrasya Film Festivali’nin direktörüyken, Toronto Film Festivali’nin Artistik Direktörü Cameron Bailey jüri üyemizdi ve dünyada dahi çok az kadın festival direktörü varken, Türkiye’de 3 önemli festivalin (bizimle birlikte !fistanbul ve İstanbul Film Festivali’nden bahsediyordu) direktörünün kadın olmasını çok şaşırtıcı bulmuştu.

İş hayatından çok, özel hayatımda hem anne hem eş hem de çalışan kadın olduğum için pek çok zorlukla karşılaşıyorum ve kendimce fedakarlıklar yaparak bu zorlukları iş hayatıma yansıtmamaya çalışıyorum ama sanırım bu bambaşka bir yazının konusu.

Selin GÜREL (Sinema Yazarı)

selin-gurel-filmloverss

Türkiye’de hiçbir iş kolu, kadınlara cinsiyetçiliğe maruz kalmama “lüksü”nü tanımıyor ne yazık ki. Sinema yazarlığı da bir istisna değil. Profesyonel olarak sinema yazarlığı ile uğraşan kadın ve erkeklerin oranına bakarsanız, ne demek istediğimi anlarsınız. Yine de bizim yaşlarımızda olup, son 10-15 yılını bu işe vermiş insanların, 30 yıl öncesinde aynı uğraşı verenlere göre daha şanslı olduğunu söyleyebilirim. Kadınların sinema gibi bir konuda kalem oynatması, 30 yıl önce daha sıra dışıydı. Buna karşılık, bugün, ciddiye alınan kadın sinema yazarlarının sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Meslek grubunun içindeki değil belki, ama dışındaki genel algı, erkek sinema yazarlarının daha işlerinin ehli olduğu yönünde. Diğer yandan en baştan beri genel olarak yazarlığın başlı başına bir erkek işi olarak görüldüğünü de unutmayalım. Daha kat etmemiz gereken çok yol var.

Sevim GÖZAY (Sinema Yazarı)

1966901_10152086791294401_946126325_n

Sinema yazarlarından oyunculara, yönetmenlerden yapımcılara, senaristlere, dağıtımcılara, sektör profesyonellerinin yanısıra önde gelen sanat ve kültür simalarının da sinemayla ilişkilerini inceliyorum. Sektörün kalbine bakınca, cinsiyetçi yaklaşımlar sinema tarihi boyunca hem Hollwood’da, hem de eski Yeşilçam’da kendini göstermiştir. Gerek hikâyelerde, gerekse oyuncu kontratlarında. Kadın oyuncuya yatırım yapmayan yapımcı-yönetmen geleneği bilinen bir gerçektir. “Âşık olur, evlenir, hamile kalır, projeyi yarı yolda bırakır” diye riskli görülüyordu kadın oyuncular. Karşılığında da kısıtlayıcı hükümlerle karşılaşıyordu. Yaş kotası da filmcilik sektörünün kadına koyduğu en yaygın cinsiyetçi tavırlardan bir diğeri. Erkek oyuncular her yaşta rol bulabiliyorken, 40 yaş kadın oyuncu için kâbus anlamı taşıyan faşizan bir engel olarak çıkıyor karşımıza. İstisnalar var tabii, ama sektörde varolmaya devam edebilmek için estetikle yüzünü değiştiren kadın starların sayısı günden güne artıyor. Son olarak, Patricia Arquette’in “cinsiyet eşitliği” çağrısı yaptığı, ayakta alkışlanan Oscar 2015 konuşmasını hatırlayalım. Gelir adaletsizliği, kadının iş dünyasında uğradığı en büyük haksızlık hala. Sinema sektöründe de işler farklı değil ne yazık ki. Durmak yok mücadeleye devam!

Türkiye özelinde de söylemek isterim ki, dizilerde sergilenen kadına şiddet görüntülerinde korkunç bir artış var. Tüm yapımcı ve oyuncuları bu konuda sorumluluk taşımaya davet ediyorum. Kadın oyuncular dizilerde dayak yemeye bir an önce son vermeli ve buna karşı çıkmalı. Yapımcılar da ‘ağlak’ reyting formüllerini çöpe atmalı ve duygu sömürüsüne son vermeli. Diziler ve filmler toplumu dönüştüren ve geliştiren unsurlardır, bu gerçeğin bilincine varmak için daha neyi bekliyoruz? Reyting gücü olan oyuncuların başı çekeceği cesur aktivitelerin karşılık bulacağına inanıyorum. Beren Saat’in Özgecan için yazdığı mesajla başlayan #sendeanlat akımı bunun en iyi göstergesi. Özgür kadının mücadelesi Türkiye’nin mücadelesidir. Kadın erkek el ele vermeli bu mücadelede. Bu ülke ve bu dünya ancak bu şekilde daha güzel bir yer olacak.


Banu BOZDEMİR (Sinema Yazarı)
banu-bozdemir

Sinema yazarı olarak bu durumla çok karşı karşıya kaldığımı söyleyemeyeceğim ama basın sektöründe erkek egemen bakış açısının etkilerini yaşamak ve görmek mümkün. Sinema yazarlığı diğer kurumlarla kıyaslandığında daha bireysel ve rahat bir çalışma ortamı sunduğu için cinsiyetçilikten çok belki ufak bir rekabet barındırıyor olabilir. Ama sinema yazarı olarak kadın senarist ve yönetmenlerin ellerinden çıkan kadına yönelik hikayelerde hala klasik / erkek egemen bakış açısı da diyebiliriz karakter yaratımları görmek bir sinema yazarı olarak beni üzüyor ve düşündürüyor. Yazarken değil ama izlerken yaşıyorum o cinsiyetçi bakış açısını ve özellikle kadınlardan gelince bu bakış açısı kırıcı olabiliyor.

Melis ZARARSIZ (Sinema Yazarı – Beyazperde.com Eski Genel Yayın Yönetmeni)

melis-zararsiz-filmloverss

Ben kendi sektörümde; yani web ve sinema dünyasının gazetecilik anlamında birleştiği noktada yaşadığım 7-8 yıllık deneyimde, erkeğin kadına zaman zaman “mobbing” yaptığına şahit oldum. Yönetenin erkek olmasının daha “normal” kabul edildiğine, söz hakkı tanınmadığına, kadın olduğu için verilen kararlarda duygularına yenileceğinin rahatsızlık verici derecede ima edildiğine şahit oldum. Sinema halihazırda duygularla ilgili bir sanat ve bu konuyla ilgilenen bir gazeteci de olsanız, röportaj yapan da olsanız, sinemayla ilgili bir kurumu yönetiyor da olsanız, “duygulara” sahip olmanız gerekir ve bana göre bu sektörde kadınların çalışması bu anlamda da değerlidir. Fakat bu şekilde bir “yönetim” baskısı, elbette meslektaşlarımı rahatsız edebilmektedir.

 

FilmLoverss

FilmLoverss

7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı

Yazarın diğer yazılarını gör →