· 5 dk okuma

Çelişkiye Düşen Karakterlerin Değişimini Konu Alan 10 Film!

Çelişkiye Düşen Karakterlerin Değişimini Konu Alan 10 Film!

İnsan doğası gereği çelişkilerden, değişimlerden ve ikilemlerden beslenir… bazen modern hayatın insanı içine çektiği girdapta; hırsın ve kıskançlığın etkisi altına giren birey birçok şeyden etkilenerek hayatında sürekli olarak bir ayrımla ve tercihlerle karşılaşır. Sürekli olarak düştüğü bu dilemma çukuru; bazen pişmanlık duymasına sebep olur bazen ise kabullenişine. Alışkanlıklar, iyi – kötü arasında yaşanan karmaşalar… hepsi aslında bir karakterin bünyesinde bir araya gelir. O nedenle bireyi tanımlarken tam olarak bir kaostan bahsediyor olmak yanlış olmaz.  Sizler için çelişki ağına yakalanan karakterlerin yaşadıkları değişimleri hikayesinin merkezine alan ve bu kişilerin devirdikleri domino taşının üzerine hikaye yaratan filmleri sıraladık… Kararsızlıklar ülkesinde, tüm bu ikilemlerin başkenti olan bir yerden söze başlıyoruz; iyi seyirler!

Çelişkiye Düşen Karakterlerin Değişimini Konu Alan 10 Film

Network – 1976

network-filmloverss

Haber bültenleri sunan Howard Beale’in parlak kariyeri sona doğru yaklaşmaktadır… İzleyici kitlesini büyük oranda kaybeden Howard bu sebeple kovulacağını da öğrenince radikal bir karar alır. Bir hafta sonraki bültende kendisini öldüreceğini canlı yayındayken ilan eder! Televizyon sektörüne eleştirel bir bakış atan film aslında insanın çelişkili bir varlık olmasının sebeplerinden biri olarak televizyonu gösterir. Modern hayatın bireye yalnızlıkla birlikte takdim ettiği en önemli duygu karmaşası, dilemma insan için kaçınılmazdır.

Amadeus – 1984

amadeus-filmloverss

Zıt kutuplarda bir hayattan bahsedince akıllara ilk gelen sanatçılardan biri elbette ki Mozart’tır. Yaşamı ile müziği zıt kutuplarda ilerleyen Mozart, yeteneğini sergilemek için farklı davranışlarda bulunur… Hayattan kopuk bir şekilde yaşayan Mozart, bu sağlıksız yaşamı yüzünden Antonio Salieri’yi endişelendirmektedir. Müzik konusunda tanrısal bir yeteneğe sahip olan Amadeus Mozart ile Antonio Salieri’nin ilişkisine odaklı bir başyapıt olarak karşımıza çıkan Amadeus; sanat ile sanatçının kişiliği arasındaki ilişkiye odaklanan ve usta müzisyenin yaşamını, Salieri üzerinden anlatan bir klasik!

Happiness – 1998

happiness-filmloverss

Todd Solondz’un yönettiği ve senaryosunu kaleme aldığı Happiness; normal dışı ilişkileri ele aldığı hikayesiyle dikkat çekiyor. Birbirini bir şekilde kesen, çok farklı yollarda bile ilerleseler bir  kavşakta elbette kesişen insanları anlatan film bize hayatın kaçamadığımız gerçeğini sunuyor. Mutluluk maskesinin insanlar tarafından her ne olursa olsun takılmaya devam ettiği, hatta bunun bir zorunluluk gibi göründüğü dünyamızı; ‘mış’ gibi yapma hastalığını ve ‘American Dream’in sağladığı tüm olanaklar… İnsanın içinde bulunduğu bu ruhsal durum, Solondz’un kalemiyle başarılı bir yapım ortaya çıkıyor.

Rosetta – 1999

rosetta-filmloverss

Genç ve heyecanlı bir kız olan Rosetta büyük bir yoksulluğun içine doğmuştur. Alkolik annesiyle birlikte yaşarken hayatın sunduklarının her daim uzağında kalmıştır. Artık o, herhangi bir iş için her şeyi yapmaya razıdır… Dardenne kardeşlerin en önemli filmlerinden biri olarak anılan Rosetta, gösterildiği festivallerin çoğundan oldukça önemli ödüllerle dönmüştü. Film klasik Dardanne kardeşler filmi olarak işçi haklarına ve ekonomik gelişmelerin birey üzerindeki etkilerine dikkat çeker. Film; Belçika’da asgari ücretin altında gelir sağlayan çocuk işçilerin durumunu iyileştirici yasalara zemin hazırlamıştır.

No Country for Old Men – 2007

no-country-for-old-men-filmloverss

Teksas sınırında 2.4 milyon dolar nakit para bulunca acımasız ve ölümcül bir takibin hedefi haline gelen dürüst bir adamın öyküsünün anlatıldığı No Country for Old Men; adamın içinde bulunduğu durumu ve sürüklendiği değişimi anlatırken bir yandan da eski zamanlardaki mistik öncülerin yaşadıklarına kıyasla artık çok daha şiddet yüklü ve kanunsuz bir yer haline gelen çağdaş Batı’daki iyi ve kötü kavramları üzerine tahlil etmeyi ihmal etmiyor. Coen Kardeşler’e filmin gösterildiği sene En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödülleri de dahil olmak üzere dört Oscar kazandıran No Country for Old Men, bir yakın dönem başyapıtı olarak kabul ediliyor!

There Will Be Blood – 2007

there-will-be-blood-filmloverss

Paul Thomas Anderson’ın en iyi filmlerinden biri olan There Will Be Blood; Kaliforniya’nın bugünkü zenginlik ve gücünün oluşmaya başladığı ilk günlere yapılan yolculuğu simgeliyor olmasının yanında aslında bize değerleri, hırsları nedeniyle birbirleriyle çatışan bireylerin hikayesini anlatıyor. ‘American Dream’in kaçınılmaz cazibesine kapılan ve bu çekimle birlikte tüm inancını ve değerlerini yok sayan Daniel’ı ve giderek karalan karakterini izlediğimiz film; hayatındaki tek önemli varlık olan oğluyla yaşayan ve petrol arama çalışmalarını sürdüren bir şirketin sahibi olan Daniel Plainview’in ekseninde bize bazı duyguların kıskacına kapılan insanın değişiminin kaçınılmazlığını ve getirdiği sonuçları sunar.

The Social Network – 2010

the-social-network-filmloverss

En önemli sosyal ağlardan biri olan Facebook’un yaratılış sürecini, yaratıcısı Mark Zuckerberg’in hayatından yola çıkarak David Fincher gözünden izlediğimiz The Social Network, internetsiz bir ortamı hayal etmenin bile zor olduğu şu dönemde en ikonik ağlardan biri olan Facebook’un nasıl oluştuğunu ve bu oluşumun nelere neden olduğunu akıcı bir senaryoyla izleyene aktarıyor. Zuckenberg’in Facebook yaratılışı sürecinde birlikte çalıştığı arkadaşı Eduardo Severin’in anlattıklarından yola çıkılarak Ben Mezrich tarafından kaleme alınmış kitaptan uyarlanan; gelen şöhretle birlikte arkadaşlık ilişkilerinin nasıl etkilendiğini ve bireyin nasıl değiştiğini gözler önüne seren filmin yönetmen koltuğunda David Fincher’i senarist olarak da Aaron Sorkin’i görüyoruz.

Black Swan – 2010

black-swan-filmloverss

Zarif, saf, masumiyetin resmi olan beyaz kuğu ile onun tam zıttı bir kimliği temsil eden; kötülüğün, şehvetin ve bilinmezliği tanımlayan siyah kuğu ekseninde insanı ve içinde taşıdığı diğer karakteri, dönüşümü ve çatışmayı onu alan Black Swan; başrolünde yer alan Natalie Portman’ın etkileyici performansıyla izleyicilerin akıllarında yer etmiştir. New York’ta yaşayan Nina başarılı bir balerindir ve hayatının tamamını kapsayan bir dans tutkusu vardır. Yeni sezonda beyaz kuğu olarak seyirci karşısına çıkacak olan Nina, ne yaparsa yapsın sahnede içindeki siyah kuğuyu ortaya çıkaramıyordur. Ancak rekabet, hırs ve tutku gibi güçlü duyguların bir araya gelmesiyle, Nina kendi karanlık tarafıyla yüzleşecek ve içindeki diğer tarafı gün yüzüne çıkaracaktır…

Amour – 2012

amour-filmloverss

Listedeki diğer filmlerde olan zıt kutuplar ve köklü değişimlerin yanında Amour; bir kabul edilmişliği anlatır. Yaşlılığın getirdiği ve insanın yaşamaktan kaçamadığı değişimleri ele alan film; hırs, intikam gibi insan doğasında yatan egoist düşüncelerin sonucu meydana gelen bir durumdan bahsetmemekte; ilişkiyi ve bağımlılığı en yalın şekilde anlatmaktadır. Usta yönetmen Michael Haneke imzalı Amour; yıllarını birlikte geçirmiş yaşlı bir çiftin dokunaklı hikayesini anlatıyor. Georges ve Anne, 80’lerinde emekli ve eğitimli iki müzik öğretmenidir. Bir gün Anne bir kriz geçirir ve felç olur. Anne’in felç geçirmesinin ardından çift bu durumla başa çıkmaya çalışır. Onca yıldır devam eden evlilikleri yeniden bağlılık testinden geçmektedir…

Whiplash – 2014

whiplash-filmloverss

Vasatın kabul görmediği, gerçek başarının ise hiçbir zaman tam olarak yaşanmayacağını hissettiren; müziğin hırsla yüzleşmiş, şiddete bulanmış yüzünü bize gösteren Whiplash’ın Yönetmen koltuğunda Damien Chazelle’nin oturuyor. Kendi anılarından yola çıkarak senaryosunu kaleme aldığı film; çocukluğundan beri tek hayali, idolü olan jazz bateristi Buddy Rich gibi olmak isteyen Andrew Neiman’ın New York’ta ünlü Shaffer Konservatuar’ına gelmesiyle başlıyor. Öğrencilerine oldukça sert davranan, faşizm sınırlarında bir hoca profili çizen Fletcher’ın Andrew’i kendi grubuna almasıyla ise; film müziğin ilham verici, mutlu atmosferinden yavaş yavaş gerilimin kucağına ani atlayışını gerçekleştiriyor. Gerilimin artmasıyla tempoyu hissettiğimiz, adeta bagetlerin ritmine uygun bir şekilde oturduğumuz yerde hareketlenmeye başladığımız sırada Andrew’in yavaş yavaş karakter değişimi yaşadığına şahit oluruz; artık hırs kuyusunun dibinde olan Andrew karanlık tarafa geçmiştir!

Kaynak: Taste of Cinema


Elif Barış

Elif Barış

586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →