· 10 dk okuma

Büyülü Gerçekçilikten Beslenen 15 Film!

Büyülü Gerçekçilikten Beslenen 15 Film!

Latin Amerika coğrafyasında altyapısını oluşturan, Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez’in  kaleminde olağanüstlü bir kıvama gelen “büyülü gerçekçilik” akımı; gerçeklik ve fantezinin karışımından beslenen mucizelerin ve olağanüstü olayların alışılagelmiş bir biçimde gibi önümüze getirilmesi ve bu bağlamda sanki günlük hayatımızın değişmez bir parçasıymış gibi hayatımızı kontrol etmesi olarak resmedilir. İnsanların hayalleri ve düşlerinin gerçek hayata izdüşümü olarak nitelendirebileceğimiz bu akımda, gerçeklik baskın karakterdedir ve hayaller ile düşler bu gerçeklikle iç dünyadan dış dünyaya yansır. Büyülü gerçekçilik, her ne kadar edebiyat alanında daha aktif bir biçimde rol alsa da hayat döngüsünü edebiyatın büyük desteği ile  devam ettiren sinema için büyük bir esin kaynağı oluştur. Büyülü gerçekçilik akımının etkisiyle çekirdek yapısını oluşturan filmlerde, yönetmen aktarmış olduğu dünyayı kendisinden uzak tutarak vermek istediği mesajı izleyiciye bu şekilde aktarır. Bunu yaparken  de olaylardaki mantıksızlığı izleyiciye fark ettirmemeye çalışır. O yüzden bu tarz filmleri izlediğimizde olaylarda herhangi bir mantık hatası aramayız çünkü bunlar daha önce hayatımızın bir bölümünde karşılaştığımız aslında bize çok tanıdık gelen ve asla yadırgamadığımız kavramlardır. Enteresan gelebilir ama hiçbir zaman da bu durumun absürtlüğü sorgulanamaz. Ve bu olaylar herhangi bir  ütopyada distopyada  değil yaşadığımız dünyanın içerisinde gerçekleşir. Sinema gibi skalası çok geniş bir alanda başta Latin Amerika Sineması olmak üzere birçok ülkenin sinemasında kendine yer bulan büyülü gerçekçilik izleyiciyi gerçekçi ama bir o kadar da büyülü bir dünyanın içine sürükler. Bu durum filmi izleyen seyirci bazen gerdiği gibi bazen de  küçük bir tebessümle filmi karşılamasına neden olur. Sadece tek bir film türüne bağlı kalmayı tercih etmeyen bu akımın hangi şekilde önümüze getirilirse getirilsin izleyicinin etkisinden uzunca bir süre çıkamayacağı bir filmi izlediği gerçeğini unutmamak gerek. Hatta onların rüyalarına girerek kolay kolay unutamayacağı bir dünyanın kapısının sonuna kadar aralandığını söylersek sanırım abartmış olmayız. Bu yazımda da büyülü gerçekçilik akımından ilham alarak hikayenin hatlarını oluşturan 15 filmi siz değerli okuyucularımız için derledim.

Büyülü Gerçekçilikten Beslenen 15 Film!

Don’t Look Now (1973)

dont - look - now - filmloverss

Kısa sürede belirli bir hayran kitlesi oluşturarak kült film mertebesine ulaşan 1973 yapımı Don’t Look Now; izleyiciyi yoran, zorlayan şaşırtan bir o kadar da izleyicinin kafasını karıştıran bir korku filmi olarak tanıtımını yapıyor. Korku sinemasının 70’li yıllarda biçim değiştirdiği zamanlara denk film, türün diğer filmlerinin aksine yarattığı imgesel anlatımlarla izleyiciyi germek derdinde olan bir anlatım şeklini güdüyor. Çocuklarını yeni kaybeden bir çiftin iş için Venedik şehrine gitmesi ile başlayan olaylar kimsenin tahmin edemeyeceği bir şekilde farklı bir noktaya gider. Kartpostallarda ve internetten resimlerini gördüğümüz Venedik şehrinde farklı olarak izleyiciyi geren bir Venedik şehrine şahit olduğumuz film, içerisinde barındırdığı karakterlerin bir süre gördüklerin leyin hayal mi yoksa gerçek mi olduğunu fark edemediği anların içine sürükler bizi. Bunu da son derecek korkutarak yapan film sinematografik açıdan çıktığı yıla göre diğer korku – gerilim filmlerinden farklı olarak özgün ve kendine has üslubu ile adını bugünlere kadar getirmiş bir film olarak etkisini sürdürür.

Time of the Gypsies (1988) 

time - of - the - gypsies

Emir Kustarica’ya dünya çapında ün kazandıran Time of the Gypsies, alegorik bir havanın gerçeklik ile brileşimini sonuna kadar hissettiren sinema tarihinin müzikleri ile birlikte en iyi dramatik sahnelerine sahip olan çok ama çok özel bir film. Doğallığı mükemmel ötesi bir biçimde ekranlara getiren filmin yarattığı atmosfer o kadar başarılı ki filmi bitirdiğinizde boğanızda düğüm bırakan, sorgulamanızı sağlayan belki de sizi depresyona sokan bir durumla karşı karşıya kalıyorsunuz. Özellikle meyhane sahnesi ile akıllarda kalan film; benzer hikayeleri görmekten sıkılan, sinemada farklılık aramak isteyen  izleyiciler için biçilmiş bir kaftan.

Como Agua para Chocolate (1992)

como - aqua - filmloverss

Like Water for Chocolate ismiyle bilinen film, bir aşk hikayesini olağanüstü bir öykü etrafında anlatarak ana hatlarını oluşturuyor. Tita ve Pedro birbirlerine aşkı, Tita’nın ailesi ve geleneklerinden dolayı mutlu sona ulaşamadığı gibi Tita’nın ablasının Pero ile evlenmesini isteyen anne ile daha karmaşık bir hal alır. Tita’ya yakın olmak için bu teklifi Pedro kabul eder ve Tita için zorlu bir süreç başlar. İşte büyülü gerçekçilik kavramı tam da bu noktada devreye girer. Yemek yapmayı çok seven Tita’nın  ruh haline göre yaptığı yemeklerin tarifleri ona göre şekillenir. Ablasının düğünü için büyük bir moral bozukluğu ile yaptığı pastadan tadan herkesin rahatsızlanması ya da fasulye pişirdiği sırada ablası ile kavga ettiği sırada  bu durumdan rahatsız olan  fasulyelerin saatlerce pişmek bilmediği sahneler filmde normal bir şekilde ele alınıyor. Ve ortaya güzel bir film çıkmasına neden oluyor.

The House of The Spirits (1993)

the - house - of - spirits - filmloverss

Kadrosunda Jeremy Irons, Meryl Streep gibi oyuncuların bulunduğu The House of The Spirits, Şili’de yaşanan Pinochet devriminin öncesini ve sonrasını tüm gerçekliğiyle anlatan ama bazı olayları sembolleştirerek anlatmayı tercih eden bir film olarak karşımıza çıkar. Gerçek ve hayal  yeniden bir arada ama bu sefer hayal bir sembol yani Clara karakterinin insanlar hakkında ileri öngörülerin ve doğaüstü yetenekleri üzerinden  gerçek hayatta kendine yer bulur.

Trainspotting (1996)

trainspotting - filmloverss

İşte geldik listemizin en can alıcı filmlerinden birine. 1996 yılında ünlü yazar Irvine Welsh’in aynı adlı romanından Danny Boyle tarafından sinemaya uyarlanan  Trainspotting, uyuşturucu bağımlılığı temasını alışılmışın dışında bir yol izleyerek eğlenceli bir anlatım biçimini benimsemesiyor. İki bölüme ayırabileceğimiz filmin ilk bölümünde, uyuşturucu kullanan gençlerin İngiltere’nin  İskoçya  üzerindeki sömürge faaliyetlerine bir tepki olarak kendilerine dayatılan hayatı seçmemesi üzerine hayatı eğlence tadında yaşamaları anlatılırken; buna bağlı olarak filmin ikinci bölümünde yaptıkları hataların sonuçlarına katlanmak zorunda kalan gençlerin hayatları gerçeklerin yüzlerine tokat gibi çarpılması ile farklı bir hal alıyor. Hayal dünyasından gerçek dünyaya adapte olmaya çalışan ama uyuşturucunun etkisi ile bu düşsellikte kurtulamayan karakterler filmin odak noktasını oluşturuyor. Hayal ile gerçeğin birbirinden beslendiği bu film özellikle meşhur  tuvalet sahnesi ile tam da anlattığımız bu durum bir alegorisi olarak gözümüze çarpıyor. Renton karakterinin acil durum nedeniyle girdiği bir tuvalette elindeki hapları klozete düşürmesi ile başlayan bu sahne, uyuşturucunun yarattığı sonuçların anlatması ve uyuşturucu için  nelerin göze alınabileceğinin tasvirini çok iyi bir şekilde anlatıyor. İzleyen çoğu kişiyi tiksintiye boğan bu sahne hayal ve gerçeğin arasında kalmışlığı büyülü gerçekçilik ile çok iyi betimleyerek filmin en etkileyici sahnelerinden birini oluşturyor. Aileleri uyarmak için ‘gençlerden uzak tutulacak filmler’ listesinin vazgeçilmezlerinden biri olan Trainspotting’i  anlattığımız bu sahneden yola çıkarak büyülü gerçekçilik akımının bakış açısı ile izlemenizi tavsiye ediyoruz.

Run Lola Run (1998)

run - lola -run - filmloverss

Alman yönetmen Tom Twyker’ın uluslararası alanda tanınmasını sağlayan Run Lola Run, erkek arkadaşını kurtarmak için 20 dakikada 100 bin mark bulması gereken ve bu sebeple Berlin sokaklarında koşmaya başlayanLola karakteri üzerinden hikayesini şekillendiriyor. Yönetmen Tom Twyker, elindeki fikri daha da geliştirerek her seferinde olasılıkları filmin akışı içerisinde değiştirip bir evren yaratıyor. Bunu yaparken de Almanya’da yaşayan belli bir kuşağa ait olan insanın betimlemesini yapıyor. Yani hem gerçeklikten hem de kader teması üzerinden yeni olasılıklar yaratarak gerçek dünya ile eşgüdümlü bir hayal evreni yaratıyor. Bu bakımdan filmin büyülü gerçekçilikten beslendiğini söyleyebiliriz.

Donnie Darko (2001)

donnie - darko - filmloverss

Richard Kelly’nin filmografisinde kayda değebilecek tek film olan Donnie Darko; karışık olay örgüsü, uzay-zaman kavramları üzerinden bir şeyler anlatması bakımından herkesin ilk izleyişinde anlamadığı ikinci izleyişinde olayları idrak edebildiği bir film olarak kendini gösteriyor. Bilim kurgu ve gerilim türünün örneklerinden esintiler görebileceğimiz filmde olaylar  Donnie Darko isimli bir gence musallat olan insan-tavşan karışımı olan bir yaratığın kendine 28 gün sonra dünyanın sonunun geleceğini söylemesi üzerine başlıyor. Bu süreçten sonra film, Donnie’nin insan-tavşan karışımı yaratıkla yaşadığı durumlara kamerasını çeviriyor. Hem hayali olgunun hem de gerçekliğin eş zamanlı hareketinin izlerine şahit oluyoruz.

Big Fish (2003)

big - fish - filmloverss

Listemizin olmazsa olmaz yapımlarından biri olan Big Fish, insanın kalbine dokunan hem ağlatan hem güldüren aynı zamanda düşündüren bir yapıya sahip film. Muhteşem sinematografisi ile Tim Burton’ın filmografisinin en akılda kalıcı yapımlarından biri olan Big Fish, hayal gücünün derinliklerini sonuna kadar hissettiğimiz aynı zamanda içerisinde barındırdığı hikayelerdeki gerçekleri anlatarak anlam kazanmaya başlayan bir film. Hayal gücünden beslenerek yerini gerçekler şeylere bırakan film,  yaratmış olduğu dünyayı büyülü gerçekçilikten beslenerek anlatması bakımından  belki de sinema tarihin en ilginç yapımlarından biri olarak adından söz ettiriyor.

Cashback (2006)

cashback - filmloverss

Kısa metraj filminden uzun metraja uyarlanan Cashback, 2006 yılında bağımsız sinemada öne çıkan bir yapım olarak akıllarda yer etmişti. Üniversite harcını çıkarabilmek için bir süpermarketin gece vardiyasında çalışan Ben ve çalışma arkadaşlarının zaman kavramını unutarak adeta zaman ile alay ettiği film, Ben’in zamanı durdurabilme yeteneği ile ön plana çıkıyor. Filmin ilerledikçe zamanın yavaşlatılabileceğini, dondurulabileceğini ancak başa sarılamayacağını, yapılan tüm şeylerin ise geri alınamayacağını anlıyoruz. İşte tam bu noktada Ben’in zamanı durdurabilme yeteneğinin yani onun hayallerinin gerçeklikle iç içe olduğu ve asla kopamayacağını farkına vararak bütün bu olanların bir süpermarketin gece vardiyasında yaşandığı gerçeğini idrak ediyoruz.

El laberinto del fauno (2006)

laberinto - fauno - critica - filmloverss

Meksikalı yönetmen Guillermo del Toro’nun yarattığı dünya bakımından pek çok sinemaseverin başyapıt olarak kabul edildiği El laberinto del fauno, sinema tarihinde unutulmaz filmler arasında yer alır. Bazı sahnelerinden hem izleyiciyi geren hem de ağlatan bir gelgite sahip olan film, faşizmin kol gezdiği İspanya’da Ofelia  isimli küçük bir kız çocuğunun savaşın yarattığı kaostan kaçıp hayallerine sığındığı bir dünyayı anlatıyor. Film ilerledikçe o hayallerin gerçek dünyada kendine yer bulduğuna şahit oluyoruz. Ofelia’nın iki dünya arasındaki geçişlerini, hiçbir açıklama yapmadan ya da bir şey ile desteklemeden anlatan film gerçekliğin büyüsünü filme yansıtarak hayal ve gerçeğin birbirini beslemesine yol açıyor. Özellikle Ofelia’nın kapısını açtığı bir odada onu bekleyen tehlikeyi hafife alıp üzümlerin çekiciliğine kapıldığı sahne bu durumu özetlemeye yetiyor. Bunların etkisi ile sonuna kadar büyük merakla izlediğimiz bir yapımın sinemada yaşadığı eşsiz anlara şahit oluyoruz.

Papurika (2006)

papurika - filmloverss

Venedik Film Festivali’nde gösterildiği günden bu yana oldukça beğenilen anime Papurika, rüyalar ve bilimin iç içe geçişini muazzam bir bakış açısıyla seyircisine aktarıyor. hastalarının düşlerine girmelerini sağlayan özel bir makinenin bir gün gizemli bir şekilde çalınması sonucu ciddi bir kargaşa yaşanır. Yanlış ellere geçtiği zaman dünyanın sonunu getirecek bu makinenin geri getirilmesi genç terapist Papurika’nın elindedir.İnsanların bütün rüyalarının, gizli sırlarının ortaya dökülmesi sonucunda  düş ile gerçek arasındaki sınırın ortadan kalkabilmesi ihtimali üzerine kurulu olan anime müthiş anlatımı sayesinde türün meraklılarına eğlenceli anlar yaşatıyor.  Gerçekliği bilim olgusu üzerinden resmeden film, hayal gücünün uçsuz bucaksız dünyasına yolculuk etmemizi sağlıyor. Büyülü gerçekçiliğin bir animede hayat bulduğu bu yapım anlattığı konunun biçimselliği bakımından diğer animelere göre bir farklılık yaratıyor.

Love in the Time of Cholera (2007)

love - in - the - time - of - cholera - filmloverss

Büyülü gerçekçilik akımının temsilcisi Gabriel Garcia Marquez’in romanından sinema uyarlanan Love in the Time of Cholera filmi, kolera salgınının her yanı sardığı bir dönemde yaşanan bir aşk hikayesini bizlere anlatıyor. İki kişi arasındaki aşk hikayesini şiirsel olarak anlatan ama aşkın acı dolu dünyasını tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor Love in the Time of Cholera. Şiirsel anlatımın getirmiş olduğu düşsel dünya ve aşkın ıstırabını izleyiciye aktaran olaylar silsilesini tek bir çatı altında toplamaya çalışan film, kadrosunda Giovanna Mezzogiorno, Javier Bardem, Benjamin Bratt gibİ başarılı oyuncuları barındırırak izlemeye değer bir seyirliğe dönüştürüyor kendini.

Synecdoche, New York (2008)

synecdoche - new - york - filmloverss

Karşımızda New York şehrinin minyatür bir kopyasını yapmaya çalışan  Caden Cotard’ın sıra dışı hikayesi. Adı Yunanca  eşzamanlı anlayış, kavrayış anlamına gelen Synecdoche bir sözcüğü geniş anlamda kullanma anlamına gelir. Filmde bu tanımlamadan yola çıkarak hikayesini oyun içinde oyun tekniğini kullanarak oluşturur. Filmde kullanılan bu method yavaş yavaş oyuncuların gerçek yaşantılarıyla iç içe geçer ve sonunda onların yerini alır. Gerçek ve hayal algısı birbirini sarmalayan bir yapıya dönüştürür. Ve bunları karakterimiz Caden’ın yaratmaya çalıştığı New York minyatürünü yaptığı sırada görürüz.

Beasts of the Southern Wild (2012)

beats - of - the -southern - wild - filmloverss

Büyülü gerçekçilik akımının sinemada birebir yansıması.  Sosyal gerçeklikten beslenen ama fantastik öğelerle bunu pekiştiren bir film Beasts of the Southern Wild. Gerçeğin içindeki masal ana karakterimiz Hushpuppy’nin gözünden anlatılır. Aynı zamanda politik söylemlerini de dile getirmekten çekinmeyen bir filmdir. Bu söylemleri Hushpuppy’nin bakış açısından gördüğümüz için daha yumuşak bir söylemle anlatılıp karakterin iç dünyasına daha kolay girilebilme imkanı sağlıyor film.  Hushpuppy’nin hem doğanın acımasız koşullarına karşı hayatta kalma mücadelesini  hem de kendi başının çaresine bakma  sürecini gözler önüne seren film; samimi, ironik bir o kadar da düşündürücü.

Ruby Sparks (2012)

ruby - sparks - filmloverss

“Aşık olduğumuz kişinin tüm kontrolü bizde olduğu zaman ilişkimiz nasıl olurdu?”  sorusuna bir nevi cevap arayan film, ana karakter Calvin’in yeni romanı için yazdığı Ruby isimli bir roman kahramanın gerçek dünyada var olmaya sanki her zaman bizim dünyamızda yaşıyormuş davranmaya başlamasıyla anlatır. Bu sefer hayal,  bir sembol ya da bir metafor olarak değil de dünyaya uyum sağlayan kanlı canlı bir insan görümündedir. Hayalin gerçeklikle birleştiği bir karakter filmin büyülü gerçekçilik hayat bulmuş hali olarak dikkat çekiyor.


Sıla Şahinöz

Sıla Şahinöz

3338 yazı

Yazarın diğer yazılarını gör →