Bu Hafta Sinemada Julieta İzlemek İçin 10 Sebep!
“Keşfettiğim tek şey senin hakkında ne kadar az şey biliyor olduğumdu…”
İspanyol sinemasının en önemli yönetmenlerinden biri olarak tanıdığımız Pedro Almodóvar, son filmi Julieta ile beyazperdede izleyiciyle buluşmaya geliyor. 15. Filmekimi’nde ülkemizde ilk olarak izleyicinin karşısına çıkan film, şimdi ise 28 Ekim’den itibaren sinema salonlarında sinemaseverlerle buluşacak. Alice Munro edebiyatından esinlenilerek ortaya çıkmış olan film; Almodóvar’ın Firar’ı okuduğundan beri içinde yer alan ‘Şans, Yakında ve Sessizlik’ adlı üç öyküyü sinemaya uyarlamak istemesi ve bağımsız hikayeleri bazı noktalarda birbirlerine bağlayarak farklı bir dünya yaratımı sonucu ortaya çıkmış etkileyici bir yapım! Almodóvar sinemasından fazlasıyla alışık olduğumuz imgeler ve renk kullanımına tanık olacağımız; yönetmenin kendine özgü evrenine bir davet olan Julieta, 2016’nın merakla beklenen filmlerinden biri. Başrollerini Adriana Ugarte ve Emma Suárez‘in paylaşacağı filmde; onların yanı sıra Inma Cuesta, Rosy de Palma, Nathalia Pozo, Pilar Castro, Dario Grandinetti, Daniel Grao, Joaquin Notario ve Blanca Paresin gibi isimle de yer alıyor. Kadınların dünyasını hüzünlü bir dille sinemaya yansıtan, akıcı ve bir o kadar da şeffaf bir anlatım benimseyen Julieta tam olarak sinemanın büyüsünü hissetmeyi arzu eden sinemaseverlere göre… Bu sebeple biz de sizler için bu hafta sinemada Julieta izlemek için 10 sebep listesini hazırladık.
Bu Hafta Sinemada Julieta İzlemek İçin 10 Sebep
Pedro Almodóvar

İspanyol sinemasının en önemli yönetmenlerinden biri olan Pedro Almodóvar, yeni filmi Julieta ile kendi renkli dünyasına bizleri dahil etmeye geldi. Sanat yaşamına çizgi romanlara çizimler yaparak başlayan Almodóvar, birçok kısa filmin ardından sinema dünyasında tanınmasını sağlayan filmi Matador ile 1986 yılında karşımıza çıktı. Yavaş yavaş sadece İspanyol sinemasında değil artık uluslararası camiada da tanınır olan ve filmlerine attığı imzasıyla konuşulan Almodóvar, özellikle hikayelerinde kullandığı melodram öğeleriyle dikkat çeker. Popüler kültür, güçlü renkler ve kuvvetli bir dekor anlayışıyla göze çarpan Almodóvar filmografisi; Talk to Her, All About My Mother, Volver, The Skin I Live gibi birçok başarılı yapımla göz doldurur… Usta yönetmenin son şaheseri ise kendi çizgisinden sapmadığı ve muazzam bir seyirlik sunan Julieta!
Julieta’ya Hayat Veren: Adriana Ugarte ve Emma Suarez

Kadınları ve onların dünyasını abartısız ve etkileyici bir şekilde ele alan Almodóvar, Julieta ile yeniden kadınlar evrenine bir dönüş gerçekleştirdi. Julieta’nın 2016 yılındaki haline ve 1985’teki gençliğine bakan Almodóvar; en baştan beri aldığı büyük bir risk olduğunu söylediği, Julieta’yı iki farklı oyuncunun canlandıracak olması durumu ile aslında oldukça etkileyici bir anlatım gerçekleştiriyor. İki farklı kadın tek bir karakterin bedeninde bir araya geliyor ve özellikle Almodóvar, Julieta’nın çöküşünü, kendine gelişini ve değişimini resmederken olağan üstü bir sahne yakalamayı başarıyor. Almodóvar bu konu hakkında şunları dile getiriyor; Bir oyuncunun tüm yaşlarda bir karakteri canlandırmasını tercih etmiyorum. Makyajın etkisine inanmıyorum. Mesele kırışıkların ötesinde daha derin, zamanın geçişiyle ilgili bir şey. Tiyatroda geleneklere inanırım ama sinemada asla. Yine de, Ava karakterini tek bir oyuncu canlandırırken Julieta’yı iki farklı kadının oynaması riskliydi. Ama şimdi bu kararı aldığıma mutluyum.
Büyüleyici Sinematografi

İspanya klasik bir Akdeniz ülkesi gibi adını veya dilinin tınısını duyduğumuz anda içimize bir sıcaklık vuruverir. Belki renklerden belki insanlarından belki İspanyolcanın kendinden oluşan ritmik sesi… Almodóvar sinemasını da tanımlarken aynı İspanya’yı tanımlar gibi konuşmaya başlayıveriyoruz. Güçlü renklerin Almodóvar’ın tercihi olduğunu ve sinematografisinde bu renkleri bir ressam gibi konuşturmayı tercih ettiğini; diğer yapımlarından da biliyoruz. Özellikle kırmızı renginin gücünü fazlasıyla hissettiğimiz Almodóvar, Julieta’da da bundan vazgeçmeyerek, kırmızıyla güçlü bir giriş yapar. Aşkı, tutkuyu, hırsı, yalnızlığı, kadını… aslında ‘kırmızı’, Almodóvar sinemasında birçok şeyi temsil eder.
Vazgeçemediğimiz Almodóvar İmgeleri

Almodóvar sinemasında yönetmenin bir imzası gibi karşımıza sürekli olarak çıkan bazı imgeler ve referanslar vardır. Filmlerinde sanatın her dalından yansımalara yer vermeyi seven yönetmen, hem edebiyata hem resme hem de heykele yer verir. Tablolar, heykeller, dairesel figürler ve kitaplar… her Almodóvar filminde olduğu gibi Julieta’da da birçok sahnede göz kırpar.
Gizemli Yaklaşım

Almodóvar sinemasının bir diğer tanıdık yüzü ise yönetmenin tercih ettiği müziklerdir. Soundtrack listesiyle izleyenleri hikayedeki melodrama dahil etmeyi ustalıkla başaran yönetmen; özellikle hikayesine kattığı gerilim unsurunu da müzik yardımıyla hissettirir. Genellikle seçtiği ‘kötü’ bir karakterin kadrajda belirdiği anda çalmaya başlayan müzik ve Hitchcock filmlerinde görmeye alıştığımız gerilim unsurları ve sahne geçişleri kendisini gösterir. Julieta’da da Almodóvar’ın daha önce de birlikte çalıştığı Rossy de Palma’nın hayat verdiği Marian karakteriyle karşımıza çıkar.
Anne – Kız İlişkisi / Çatışması

Kadın dünyasını başarılı bir şekilde resmetmeden usta yönetmenlerden biri olan Almodóvar, Julieta’da kurduğu anaerkil evren özellikle anne-kız ilişkisinin doğuştan gelen yakınlığı, gel-gitleri ve çatışmasıyla beyazperdeye yansır. Almodóvar, Julieta’da daha önce birçok filminde yer verdiği kadın dünyasına olan yaklaşımını, Ava ve Julieta’nın Avan’nın atölyesinde heykellerle uğraştığı sahne üzerinden şöyle anlatıyor. “Kadının gücünü, erkeğin yaratıcısı olarak kadını gösteriyor. Heykelle simgelenen adam, avuçlarına ancak sığıyor. Kadın sadece hayat veren değil, hayatla birlikte gelen her şeyle savaşma, onları yönetme, onlardan acı ve zevk alma konusunda da çok daha güçlü. Yalnızca kader, kadından daha güçlüdür. “
Muazzam Bir Kurgu: Hikaye Anlatma Tekniği

Film, kırmızı bir kumaşın yakın planıyla açılıyor. Hemen ardından içinde atan bir kalbi, Julieta’nın kalbini fark ediyoruz. İkinci sahnede ise topraktan bir heykel görüyoruz. Çıplak oturan (zinde, bacakları ve gövdesi birbirine kompakt) bir adamı temsil ediyor. Julieta, heykeli özenle sararak karton bir kutuya yerleştiriyor. Annesinin giydirdiği bir çocuk gibi görünüyor heykel, 2016 yılındayız. Heykeli bir daha gördüğümüzde ise yıl 1985, yer de onu yapan heykeltıraşın stüdyosu. Film boyunca günümüz ile 1980’li yılların İspanya’sı arasında gider geliriz… Julieta’nın pek eşya olmayan evinde oturup anılarını yazmasıyla, hikaye geçmişe gider ve yavaş yavaş kafamızda olayın akışı şekillenmeye başlar. Kurguyu o kadar başarılı bir şekilde bir düzlemde tutar ki; adeta uyumadan önce dinlediğimiz bir masal gibi karşılar bizi…
Ölümün Huzursuzluğu, Acı!

Metaforlarla dolu, büyük bir öneme sahip bir yerde Julieta, insanın varoluşunun iki kutbuyla yüzleşiyor: Ölüm ve yaşam! Julieta hikayesini ölüm ve yaşam arasında duran o ince çizgi üzerinde kurar. Merhaba demek ve veda etmek arasında kalan bir Julieta ile tanışırız; Almodóvar’ın trenle ve denizle simgelediği ‘ölüm’ teması hikayenin odak noktasıdır aslında. Julieta’nın iki vedası, tanık olduğu iki ölüm aslında yol açtığı sebeplerle ve sonuçlarla hikayeyi örmektedir. Ölümle birlikte gelen suçluluk duygusu aslında Julieta’yı büyütür ve değiştirir. Yıllar sonra kızı Antia tarafından terk edilen Julieta’nın aklında o iki veda, iki ölüm kalır… Almodóvar, Julieta’nın merkezde olduğu hikayeleri birbirine ustalıkla bağlar ve izleyiciye muazzam bir hikaye sunar. “Julieta, Alice Munro edebiyatından esinlenilmiş bir iş” der Almodóvar, Firar’ı okuduğundan beri içinde yer alan üç öyküyü (Şans, Yakında ve Sessizlik) sinemaya uyarlamak isteyen Almodóvar, üç bağımsız hikayeyi bir araya getirmeye çalışarak bambaşka bir hikaye sunar.
Müziğin Esrarengiz Gücü

“Yirmi yıllık müzisyenim Alberto Iglesias’ın kurgusu bitmiş işi gördüğünde ilk tepkisi, filmin müziğe ihtiyacı olmadığı yönündeydi. Kurgu odasından çıktığı haliyle, adeta çıplak bir şekilde beğenmişti filmi. Ona müziğe ihtiyacım olduğunu söyledim. Bir yandan da, o sıralar hissettiğim kendimi herkesten izole etme isteğim yüzünden müziksiz bir Julieta fikri de aklımı çelmedi değil. Müzik benim için her zaman hikayenin önemli bir parçası olmuştur. Senaryo ile birlikte anlatımın iskeletini oluşturuyorlar.” diyen Almodóvar’ın tabii ki müziksiz bir filmle bizleri buluşturmaya gönlü elvermedi. Diğer filmlerinde de yaptığı gibi gelişi güzel bir şekilde birçok filmin müziklerini ve şarkılarını dinlemeye başlayan Almodóvar, Alberto Iglesias ile birlikte uzun uğraşlar sonunda Julieta’nın akışkan ve transparan yapısına uygun müzikleri bularak bizlere muazzam bir seyirlik sundular.
Meraklandıran Fragman!

Kocası Xoan’ın trajik ölümünün ardından Julieta, kızı Antia ile Madrid’te yeniden bir hayat kurmaya çalışmaktadır. Ancak yaşadıkları acı, onları birbilerine yakınlaştırmak yerine uzaklaştırır. On sekiz yaşına kadar annesi ile yaşayan Antia, bir gün hiçbir açıklama yapmaksızın evi terk eder. Julieta kızını ararken, onun hakkında ne kadar az şey bildiğini keşfeder. Bir gün Antia’nın en yakın arkadaşlarından Bea’ye yolda karşılaşıp kızının yerini öğrendiğinde Julieta’nın geçmişine olan yolculuğu ve hesaplaşması da başlar…
Julieta, bir kadının belirsizlikler karşısında hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Kader, suçluluk duygusu ve sevdiğimiz insanları sanki bizim için hiçbir anlamları yokmuşçasına hayatımızdan silmeye kadar götüren dipsiz bir gizem üzerine bir film.
Elif Barış
586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →