· 3 dk okuma

Bu da Nereden Çıktı? – Why Him?

Bu da Nereden Çıktı? – Why Him?

Meet The Parents, Zoolander ve I Love You, Man gibi komedi filmlerinin yazarı John Hamburg’un elinden çıkan bir film Why Him? ve filmin iyisinin de kötüsünün de yegâne sebebi olarak göstereceğimiz kişi de haliyle o çünkü John Hamburg janrını iyi tanıyan ve janrı, filme biçtiği amaca uygun pazarlamayı beceren biri. Elimizde efsane bir işe imza atmaya pekâlâ yatkın bir kadro var; başrolleri James Franco ve Bryan Cranston paylaşıyor ve arkalarında Megan Mullally gibi bir komedi aktrisi var. Fakat film böylesi bir kadroyu bir araya getirerek bir komedi tufanı yaratma derdinde değil aksine oyuncuların isimlerine sığınarak filmi tanıtma ve satma amacı güdüyor. Film Hollywood romantik komedisinin dikte ettiği senaryo iskeletine oturtulmuş ve aktörlerin yeteneğinin belini kıran bir hikâyeyle kötünün iyisi bir yapımdan öteye gidemiyor.

Ned Fleming (Bryan Cranston) 55. yaşını kutlarken Stanford’dan doğum gününü kutlamak için bağlanan kızının erkek arkadaşı olduğunu bilgisayar ekranından öğrenir ve eşi Barb (Megan Mullally) ve 15 yaşındaki oğlu Scotty (Griffin Gluck) ile beraber kızı Stephanie’nin (Zoey Deutch) yanına, California’ya uçar. Tanıştıkları gizemli sevgili Laird (James Franco) ailenin beklentilerini altüst eder. Milyoner Laird zengin olduğu kadar gariptir de. Laird’in yaptıklarından dediklerine kadar her şey aile için uygunsuzdur. Geleneksel Amerikan iş adamı Ned ile Ned’in tam tersi Laird arasında Stephanie uğruna bir çekişme başlar.

Why Him?: Sonu, Sorunu, Esprisi Aynı Bir Başka Komedi Filmi

James Franco’dan başlar ve oyuncunun komedi janrında karakterize edilişinden yola çıkarsak, aslında çok da şaşıracağımız bir karakteri yok çünkü Franco, Laird olmasa da Laird-vari garip, söz üzerinden güldürmeye çalışan (ve bunun için bel altı esprilere de sığınan) deli dolu karakterleri çokça izledik. Laird farklı ve ‘ilginç’ olabilir ama ardında James Franco olunca bu olağanlaşıyor. Laird belli birkaç yerde güldürüyor fakat çoğunlukla küfür üzerinden Recep İvedik (ki şu iki kelimeyi yazarken içim acıyor) tadında güldürü ögelerini sırtlıyor. Daha ilk tanışma sahnesinde küfür üzerinden güldürülmeye çalışılmış olması üzücü ki gülmek bir kenara, “sahne bitsin artık” isteğinden başka bir his doğurmuyor. Ve bu açılış sahnesi sıkça kendini tekrarlıyor sanki motifleşerek pekişecek, bir anlatıya/güldürüye dönüşecekmiş gibi.

Bryan Cranston’ın ve Megan Mullally’nin karakterlerinin durumları Franco’nunkinden daha da kötü çünkü iki oyuncu da vasat karakterler altında eziliyorlar. Filmin ilk yarım saati Bryan Cranston’ın filmdeki varlığını sorgulamamla geçti; bir anda atlayıp Albuquerque’ye gideceğine emindim bile diyebilirim. Bunun sebebi Bryan Cranston’ı Walter White olarak benimsemiş olmam değil; nitekim Cranston komplike karakterlerin altından kalkabiliyor; oynadığı yegâne rolü üstüne yapışmış bir aktör değil. Albuquerque’ye kaçma beklentimin sebebiyse karakterinden rahatsız olduğunu, onu tam anlamıyla kabullenemediğini düşündüğüm için ki bunun suçlusu senaryodan başkası değil. Filmin başından zaten nasıl biteceğini tahmin ettiğimiz sonuna uzanırken Ned, Ned olduğu için deği; janrının zoraki senaryosu onu oraya itelediği için sürükleniyor. Ned dürtü yoksunu biri. Megan Mullally’nin canlandırdığı Barb ise Ned’e kıyasla daha da silik; sebebiyse daha başroller bile yaratılamamışken yan karakterin mahkûm edildiği boşluk. Barb’ın öne çıktığı tek bir sahne var ve üzücü kısımsa bunun cinsellik üzerinden anlatılmaya çalışılmış olması. Yine filmografiye atıfta bulunacağım fakat Megan Mullally cinselliği gerek Karen (Will & Grace) gerek Parks & Recreation’daki Tammy II olarak harika bir beden diliyle anlatmayı başarmış biri. Aktrisin geçmişinden gelen bu başarıya sığınmaya çalışan Why Him? filminde bu olmuyor çünkü üstüne yıkılmış cinsel dürtünün altı boş, sebepsiz. Bu öyle bir halde ki bahsettiğim Barb’ın Ned’i ayartmaya çabaladığı sahne kurguda kesilseydi hiçbir şey kaybetmezdi.

Why Him’i alternatif bir Noel filmi olarak nitelendirirsek yanlış olmaz ne de olsa Noel’de geçen ve Noel’de piyasaya sürülen bir film. “Güldürerek” bağladığı mutlu sonla hem janrı hem de Amerikan Noel klasiğini tatmin eder nitelikte. Bu taraflarından bakacak olursak film hoşça zaman geçirmek, pek de düşünmemek ve aynı şeylere gülmeyi seven seyirci için keyifli. Yenilik veya kahkaha attırma gibi bir çabası yok. Meet the Parents’ın tersine oyuncuları karakterlere yedirmeyi başaramamış, I Love You, Man’in aksine gerçek anlamda gülümseten bir filme imza atamamış. Bunun yerine klasik senaryo yapısına oturttuğu hikâyeyle hem yazar/yönetmenin hem de kadronun isimlerinden faydalanma yolunu seçmiş. Böylesi ünlüler geçidinin yer aldığı benzer komedi filmlerini önceden sıkça izledik ve daha bolca karşımıza çıkacak.


Oğulcan Kutluğ Kocabaş

Oğulcan Kutluğ Kocabaş

31 yazı · 92 yılının karlı bir kış gününde Ankara ayazına tepki olarak doğdu. Televizyondaki gri tavşanın ‘Naber cınım?’ diye sormasıyla başlayan tutkusunu devasa sinema perdesinde tanıdığı ormanlar kralıyla, karıncalarla pekiştirdi. Okumayı öğrenince bir gözünü kitaplara çevirdi ama diğer gözü her zaman sinemadaydı. Kitaplar ve filmlerle tanımadığı insanların yaşamına girdi, onlara güldü, onlarla üzüldü daha da önemlisi onları anlamaya çalıştı. Bir baktı ki karşılaştığı herkes ona hayatlarından birer sekans sunuyor; o ise izliyor, dinliyor, öncesini sonrasını kurguluyor. MEB eğitiminden paçayı kurtarmasıyla perdenin içine girebilmek adına Bilkent İletişim ve Tasarım bölümüne başladı, birincilikle bitirdi. Şuan hala okuyor, izliyor, kağıda döküyor; vazgeçecek gibi de gözükmüyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →