Bol Diyalog İçeren 15 Başarılı Film!
Sessiz filmlerle yolculuğuna başlayan sinema tarihi boyunca sayısız değişimler geçirdi. Yıllar içerisinde sesin de eklenmesiyle boyut değiştiren sinemada kuşkusuz hâlâ yapılması en zor işlerden biri başarılı bir diyalog ya da monolog yazabilmektir. Ustalıklı yazılmış ve izleyicisini yormadan ilerleyen diyaloglara sahip olan filmler, kendi içlerinde sağlam bir yerde durarak benzersiz deneyimler edinmemize olanak sağlayabiliyor. Biz de sizler için sırtını çoğunlukla diyaloglara ve monologlara yaslamış; ancak büyük bir keyifle izleyebileceğiniz ve seveceğinizi düşündüğümüz filmleri listeledik.
Bol Diyalog İçeren 15 Başarılı Film!
1- 12 Angry Men (1957)

Yedinci sanata pek çok önemli eser armağan etmiş olan Sidney Lumet’nin ilk uzun metraj yönetmenlik deneyimi 12 Angry Men, sadece yönetmenin filmografisinin değil, sinema tarihinin en önemli yapıtlarından biri. Latin kökenli bir gencin işlediği iddia edilen bir cinayet davasını karara bağlamak üzere toplanan jüri, çoğunluğu sağlayarak cinayeti bu gencin işlediği yönünde karara varır. Bu karara itiraz eden sekiz numaralı jüri üyesinin diğerlerini ikna süreci pek çok önemli detayı gün yüzüne çıkaracaktır. Yine tek mekanda geçen ve jüri üyelerinin diyaloglarından oluşan film, senaryosunun kusursuzluğa yaklaşan yetkinliği ile izleyici yakalamayı başarır. 12 jüri üyesini de oynayan oyuncuların performansları takdire şayandır, fakat sekiz numaralı jüriyi canlandıran Henry Fonda bir ayrı parlar.
2- Who’s Afraid of Virginia Woolf? (1966)

Edward Albee’nin 1962 yılında yayımlanan aynı adlı Broadway oyunundan uyarlanan Who’s Afraid of Virginia Woolf? (Kim Korkar Hain Kurttan?) ilk uzun metrajına imza atan Mike Nichols yönetmenliğinde beyazperdeye uyarlandı. Başrollerinde Elizabeth Taylor ve Richard Burton’ın yer aldığı film, orta yaşlı bir çiftin aşk ve nefret oyunlarının içerisine yeni tanıştıkları genç bir çifti de dahil etmeleri ve sonrasında gelişen olayları konu alır. Tiyatro oyunu temelli filmin iki mekânda geçmesi ve bolca çekişme dolu sahneleriyle yoğun diyalog ortamıyla dikkat çeker. Ernest Lehman’ın senaryosunu kaleme aldığı film ayrıca Taylor’a En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar ödülünü getirmiştir.
3- Annie Hall (1977)

Woody Allen’ın en ünlü ve unutulmaz yapımlarından biri denilince şüphesiz ki akla ilk gelen film Annie Hall’dur. Üretken yönetmenin ustalık döneminin başlangıcı kabul edilen Annie Hall, Diane Keaton ve Woody Allen’ın bir araya geldiğinde yakaladığı uyum ve enerjinin beyazperdeye en somut şekilde yansımasıydı. Klasik bir Allen filmi olarak uzunca monologların ve diyalogların yer aldığı film, Alvy Singer adlı bir komedyenin Annie Hall isimli bir kadına âşık olmasını ve sonrasında gelişen olayları konu alıyor. Ustalıklı bir biçimde beyazperdeye yansıttığı New York panoraması ve Alvy ile aktardığı aşk hayatındaki başarısızlıklarını, konuşmayı çok seven ve anlatacakları hiç bitmeyen Allen dört Oscar Ödüllü Annie Hall ile anlatıyor.
4- My Dinner with Andre (1981)

Au Revoir les Enfants (1987), Atlantic City (1980), Le Souffle au Coeur (1971) filmleriyle üç kez Akademi Ödüllerine aday gösterilen Fransız yönetmen Louis Malle’in 1981 yapımı filmi My Dinner with Andre, Wally Shawn ve Andre Gregory adlı iki adamın bir restoranda akşam yemekleri boyunca birbirlerinin hayatlarına dair meselelerini paylaşmaları etrafında şekilleniyor. Böylece filmin tamamı Gregory ve Shawn’ın diyalogları üzerinden ilerliyor. Filmin başrolünde yer alan Wallace Shawn ve Andre Gregory’nin senaryosunu kaleme aldığı My Dinner with Andre, birbirinden zıt iki karakteri ekrana taşıyarak başarılı yapımlardan biri olarak sinemada kendine yer ediniyor.
5- The Breakfast Club (1985)

John Hughes’ın yazıp yönettiği 1985 yapımı The Breakfast Club, aynı lisede okuyan ama birbirlerini tanımayan ve farklı arkadaş ortamları olan beş gencin cezaya kalıp bir günü birlikte geçirmelerini konu ediniyor. Başlangıçta birbirleriyle pek iyi geçinemeseler de vakit geçirdikçe aslında birbirlerinden çok da farklı olmadıklarını anlarlar. Onları ortak noktada bulaştıran sorunları ile aralarında güçlü bağ kurulan bu gençler, sağlam diyalogları ile başarılı bir profil ile seyirci karşısına çıkıyor. Yetişkinliğe adım atmaya hazırlanan gençleri karşımıza çıkaran filmin oyuncu kadrosunda Judd Nelson, Ally Sheedy, Anthony Michael Hall ve John Kapelos yer alıyor.
6- Night on Earth (1991)

Amerikan Bağımsız Sinemasının önemli isimlerinden Jim Jarmusch‘un yazıp yönettiği 1991 yapımı filmi Night on Earth, bir gece boyunca beş farklı şehirde geçen beş ayrı hikâyeyi anlatıyor. Anlatması imkânsız gibi görünse de Jarmusch’un ellerinde harika bir işe dönüşen film Winona Ryder, Gena Rowlands, Roberto Benigni gibi sağlam oyuncu kadrosuyla da dikkat çekici yapımlardan biri. Los Angeles, New York, Roma, Helsinki ve Paris’in sokaklarını taksi şoförü karakterleriyle izleyicisini seyre çıkaran Night on Earth keyifli bir seyir sunmasının yanı sıra başarılı diyaloglarla karşımıza çıkıyor ve bizleri aynı gece dünyanın başka başka yerlerinde birbirinden bağımsız karakterlerin hayatlarının küçücük bir kesitine davet ediyor.
7- Glengarry Glen Ross (1992)

Glengarry Glen Ross, David Mamet yönetmenliğinde sahnelenen ve tercih edilmeyen emlakları satmak için birçok etik veya kanuni olmayan yola başvuran, dört umutsuz emlakçının hayatlarındaki iki günden parçaları konu alan bir tiyatro oyunudur. 1982’de İngiltere’de galasını yaptıktan sonra 1984’ün Mart ayında 1985’in Şubat ayına kadar Broadway’de sahnelenen ve 1984 yılında ise Drama dalında Pulitzer Ödülüne layık görülen oyun, 1992 yılında James Foley tarafından beyazperdeye uyarlandı. Jack Lemmon, Al Pacino, Kevin Spacey ve Alec Baldwin gibi usta oyuncuların yer aldığı film, kuşkusuz uzun zamandır tanık olduğumuz en iyi senaryolardan biri. Öte yandan film, son derece ustalıklı performansların yanında heyecan verici diyaloglara da sahip.
8- Reservoir Dogs (1992)

Sinema tarihinin en şahsına münhasır yönetmenlerinden biri olan Quentin Tarantino‘nun 1992 yapımı ikinci uzun metrajı Reservoir Dogs (Rezervuar Köpekleri) yönetmenin sonraki filmlerinin de ayak sesi olmuştur. Steve Buscemi, Harvey Keitel, Michael Madsen ve Tim Roth gibi oyunculardan oluşan başarılı oyuncu kadrosuyla da ön plana çıkan film, mücevher soygunu için bir araya gelen ve farklı renklerde isimlerle anılan profesyonel takım elbiseli bir hırsız çetesinin hikâyesini konu alıyor. Film unutulmaz bir sahne ile açılarak özellikle diyaloglarıyla seyirciyi ters yüz etmeyi başarıyor. Bir restoranda oturan çetenin bahşiş verme olayından başlayıp bilhassa popüler kültürden beslenerek Madonna’nın Like a Virgin şarkısına değene kadar ilerleyen unutulmaz diyalogları ile hafızalara kazınan bir yapım olarak sinema tarihinde yerini alıyor.
9- Clerks (1994)

Richard Linklater’ın 1991 yılında yönettiği Slacker, Amerikan bağımsız sinemasının çehresini değiştiren bir yapım oldu. Linklater’ı bir ilham kaynağı olarak gören isimlerden biri de Kevin Smith. Yönetmenin 1994 yılında yazıp yönetip bir de başrollerinden birine can verdiği Clerks, tezgahtarların günlük hayatını anlatıyordu. Popüler kültüre onlarca gönderme taşıyan, karakterlerin susmak bilmediği film, Sundance Film Festivali’nden çıkıp 90’ların en kült filmlerinden birine dönüşmüştü. Clerks, Kevin Smith’in Chasing Amy, Dogma gibi filmlere imza atmasına vesile olmuş, 2006 yılında Clerks’ün ikinci filmi de çekilmişti. Clerks’ün üçüncü filminin de yolda olduğunu belirtelim.
10- Ta’m-e Gîlâs (1997)

İran Yeni Dalga sinemasının başarılı yönetmenlerinden Abbas Kiyarüstemi’nin 1997 yapımı Altın Palmiye ödüllü filmi Ta’m-e Gîlâs (Kirazın Tadı), yaşamını sonlandırmak isteyen bir adamın Tahran’ın her yerini karış karış dolaşarak cesedini gömebilecek birini aramasını konu alıyor. Mezar yerini bile hazırlamış olan Bedi, aradığı kişiden yalnızca sabah gelip üzerine toprak atmasını ister, karşılığında da yüklü miktarda para bırakacağını söyler. Kararında kesin olan Bedi için bunu istemek kolaydır ancak karşısındaki kişi için dinlemek hiç de kolay değildir. Bu sebeple de Bedi; yol boyunca karşılaştığı Kürt bir asker, Afgan bir ilahiyatçı ve Azeri bir tahnitçi ile uzun uzun konuşmalar yapmak ve onları ikna etmek durumundadır.
11- The Man from Earth (2007)

Profesör John Oldman, başka bir yere taşındığı için kendi evinde elveda etkinliği düzenlemektedir. Çalıştığı okuldan iş arkadaşları, öğrencileri ve yakın çevresinden insanlar Oldman’a veda etmek için toplanır. Oldman’ın neden farklı bir yere taşınmak istediği ise muammadır. Ev içerisinde muhabbet muhabbeti açar ve Oldman, evinde toplanmış insanlara inanılması zor bir hikâye anlatmaya başlar. Richard Schenkman’ın sadece $200 bine kotardığı The Man from Earth, tek mekanda geçmesine rağmen mitolojiyi ve dini metinleri bozup baştan yaratan senaryosu ile sürükleyici bir anlatı kurmayı başarıyor. Film, hikâyesi vesilesiyle izleyicisini ele aldığı konular üzerine kafa yormaya zorluyor.
12- Buried (2010)

Paul, Irak’ta bir kamyon şoförü olarak çalışmaktadır. Yaşanan bir saldırı sonucu Paul kendini bir gömülü tabutun içerisinde bulur. Dışarıyla tek bağlantısı ise cep telefonudur. Paul’un, tabutun içerisine neden koyulduğunu ve tabuttan nasıl çıkacağını keşfetmesi için çok fazla vakti yoktur. Chris Sparling’in senaryosunu yazdığı, Rodrigo Cortés’in yönetmenliğini üstlendiği Buried, sadece bir tabut içerisinde geçen hikâyesini 95 dakikalık süresine rağmen son derece akıcı bir şekilde aktarıyor. Ryan Reynolds’ın canlandırdığı Paul’ün tabut içerisindeki çabalarından gerilim yaratmayı da başaran senarist Sparling ve yönetmen Cortés ikilisi, tek mekanda geçen anlatıların sınırlarını zorlamayı başarıyor.
13- Before Midnight (2013)

Amerikan Bağımsız Sinemasının en geveze örneklerine imza atmış olan Kevin Smith’e ilham kaynağı olan, Slacker, Dazed and Confused ve Tape gibi karakterlerin sürekli olarak konuştuğu anlatılara imza atan Richard Linklater’ı bu listede tabii ki anmadan olmaz. Yönetmenin bahsi geçen filmleri de her halükârda bu listeye girebilecekken, seçki adına yalnız bir Linklater filmi seçebildiğimiz bir listede seçtiğimiz filmin Before Üçlemesi’nden biri olması kimseyi şaşırtmaz. Bizim tercihimiz ise serinin en güncel filmi Before Midnight oldu. Viyana’da aşkları yeşeren, Paris’te kavuşan Jesse ve Céline’in üçüncü ve belki en önemli sınavına Yunanistan’da şahit oluyoruz. Aşkların, unutulanların, ömür boyu unutulmayacakların masaya yatırıldığı yemek masasından Jesse ve Céline’in ilişkisine sakince batan güneş gibi geçtiğimiz Before Midnight, unutulmaz ikilinin hâlâ yaşayacakları olduğunu hatırlatıyor bizlere.
14- Locke (2013)

Daha çok senarist kimliği ile tanıdığımız Steven Knight’ın yazıp yönettiği Locke, bir adet araba ve Tom Hardy’nin muazzam bir film için yeterli olduğunu ispatlıyor bizlere. İyi bir aile babası ve başarılı bir inşaat müdürü olan Ivan Locke’un, aldığı bir telefon sonucu hayatının en büyük zorluğu ile karşılaşmasını konu alıyor. Ertesi gün iş yerinde gerçekleştirilecek büyük operasyonu başka birine devretmeye çalışırken ailesini de bir şekilde idare etmeye çalışan Locke, tüm bunları aldığı telefon sonucu yola koyulduğu arabasından yapmak zorundadır. Locke’un fiziksel seyahati bir süre sonra ruhani bir iç yolculuğa dönüşecektir. Tom Hardy’nin arabasının içinde kendiyle ve telefonda insanlarla konuşması üzerinden ilerleyen Locke, psikolojik altyapısı oldukça başarılı bir şekilde hazırlanmış senaryosu ve kariyerinin şu ana kadarki en iyi işini çıkartan Tom Hardy’nin muazzam performansı ile değerleniyor.
15- Steve Jobs (2015)

Söz konusu bolca diyaloğun yer aldığı filmler olunca sanıyoruz senarist Aaron Sorkin’e değinmeden olmaz. David Fincher’ın yönettiği The Social Network’ün bu derece önemli bir yapım olmasında en az yönetmen kadar payı olan Sorkin, Brad Pitt’in başrolünde yer aldığı Moneyball ile rüşdünü iyice ispat etmişti. Sorkin’in bir sonraki sinema projesi ise belki de ünlü senaristin en zorlu göreviydi: Ölümünden hemen sonra hayatının kitaplar ve filmlerle deşilmedik bölümü kalmayan Steve Jobs’ın hikâyesini anlatmak. Sorkin’in Walter Isaacson’ın kitabından sinemaya uyarladığı Steve Jobs, Jobs’ın kariyeri için büyük önem arz eden üç farklı ürünün lansmanlarını odağına alarak bahsi geçen dezavantajtan sıyrılmayı başarıyor. Geveze karakteleri sinemaya uyarlamaktaki başarısını bildiğimiz Sorkin, kalemi için en uygun karakterlerden biri olan Steve Jobs’ı bulunca geçtiğimiz yılın en başarılı senaryolarından birine imza atıyor.
FilmLoverss
7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı
Yazarın diğer yazılarını gör →